<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660</id><updated>2012-01-08T09:43:03.976-06:00</updated><category term='matematiksel iktisat'/><category term='olasılık/istatistik/ekonometri'/><category term='piyasa başarısızlığı'/><category term='hayatın içindeki iktisat'/><category term='Türkiye ekonomisi'/><category term='kitap'/><category term='kalkınma iktisadı'/><category term='iktisadi düşünce'/><category term='yenilik ve fikri mülkiyet'/><category term='uluslararası iktisat'/><category term='parasal iktisat'/><category term='makroiktisat'/><category term='iktisatçılar'/><category term='endüstriyel organizasyon'/><category term='kamu iktisadi'/><category term='davranışsal iktisat'/><category term='nüfus ve aile iktisadı'/><category term='oyun teorisi'/><category term='duyuru'/><category term='politik ekonomi'/><category term='eğitim'/><category term='tarih/iktisat tarihi'/><category term='televizyon'/><title type='text'>Ekşi İktisat</title><subtitle type='html'>Vakti zamanında Ekşi Sözlük'te yazdığım iktisatla ilgili yazıları toplayarak başlattığım bu blogun yayınına yeni yazılarla devam ediyorum. Ekşi Sözlük formatındaki bu yazıların büyük harf ve Türkçe karakter yönünden özürlü; biçimsel olarak resmiyetten, üslup olarak ciddiyetten uzak; zaman zaman fazlasıyla sübjektif olabileceklerini hatırlatırım. Formata alışkın olanlar yadırgamayacaklardır.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>156</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-9152655025115243561</id><published>2011-12-15T09:12:00.001-06:00</published><updated>2011-12-15T09:15:54.653-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><title type='text'>İnandırıcı Olmayan Tehditler ve Şike Meselesi</title><content type='html'>&lt;p&gt;son aylarda gündemde olan şike meselesinde, yürürlükteki kanunların gerektirdiği cezaların, her durumda uygulanabilir olmadığını gördük. şikeyle suçlananlara verilmesi söz konusu olan hapis cezaları, katillerin, tecavüzcülerin aldığı cezaları geçti. böyle olunca, meclis bunun düzeltilmesi için yasada değişiklik yapmak durumunda kaldı. belli ki, caydırıcı olsun diye ağır yapılan cezaların uygulamada nerelere varacağı, kanun çıkartılırken hesap edilememişti. &lt;/p&gt;  &lt;p&gt;şikeyle suçlanan kulüplerinin cezalandırılması söz konusu olduğunda da, yine önceden hesap edilemeyen bir durum ortaya çıktı. süper ligin çok sayıda önemli kulübü şikeyle suçlanmaktaydı. suçlananların başında da fenerbahçe geliyordu. federasyonun kara kaplı kitabının şike suçuna öngördüğü ceza küme düşürmeydi. lakin bunun uygulanması, süper lig denen organizasyonu çok büyük bir krize sokacak; bundan futbolun içindeki herkes etkilenecekti. bunun üzerine, federasyon ve kulüpler hep beraber bir çıkış yolu aramaya koyuldular.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;resim bu. peki biz bundan ne çıkarabiliriz? bir defa, caydırıcı olsun diye cezaları abartmanın bir işe yaramadığını görüyoruz. aşırıya kaçan cezaların uygulanması, insanların adalet duygusunu zedeleyebiliyor; hatta topluma maddi zarar verebiliyor. bu da kanunların yeniden tartışılması, elden geçirilmesi ihtiyacını doğuruyor ki, bunu yapmanın zorlukları da ortada. ikincisi, uygulanabilir olmayan cezaların caydırıcılığı da yok. eğer suç işleyecek kişi, yasaların öngördüğü cezanın ileride azaltılacağını beklerse, o ceza inandırıcı bir tehdit olmaktan çıkar. yasa, ancak kişinin beklediği ceza oranında caydırıcıdır. dolayısıyla, en baştan makul, uygulanabilir cezalar koymakta fayda var.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;kanunları sertleştirip cezaları arttırmak, adil ve verimli bir toplum düzeni kurmada bir yere kadar etkili olabiliyor. bu yüzden, başka seçenekler de ihmal edilmemeli. cezaya yüklenmek yerine, kanunların çiğnenmesini baştan güçleştirecek tedbirler öne çıkarılmalı diye düşünüyorum. mesela futbolda, kulüplerin faalliyetlerinin şeffaflaştırılması, menajerlerin kayıt altına alınması, federasyondan bağımsız bir denetleyici ve düzenleyici kurum kurulması gibi tedbirler düşünülebilir. &lt;/p&gt;  &lt;p&gt;konuya şikeden girdik ama, rüşvet, yolsuzluk, vergi kaçakçılığı, kaçak yapılaşma gibi, toplum içinde yaygın olan pek çok sorun şikeye benziyor. inşallah, burada yaşananlar gelecekte başka meselelerde de bize ders olur.&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-9152655025115243561?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/9152655025115243561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=9152655025115243561' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/9152655025115243561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/9152655025115243561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2011/12/inandrc-olmayan-tehditler-ve-sike.html' title='İnandırıcı Olmayan Tehditler ve Şike Meselesi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-6254480525096527960</id><published>2011-11-28T03:23:00.001-06:00</published><updated>2011-11-28T03:23:52.067-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye ekonomisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><title type='text'>Gelir, Tüketim, Tasarruf ve Vergilendirme</title><content type='html'>&lt;p&gt;bugün internet sitelerinde yer alan, türkiye'de gelir vergisinin artık harcamalara göre belirleneceğini söyleyen bir haber kafamı karıştırdı. (örneğin: &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25300790"&gt;ntvmsnbc'teki haber&lt;/a&gt;.) haberde gelir vergisinin yerini harcamalara göre belirlenen bir vergi alacakmış gibi bir hava var. bu olsa çok köklü bir vergi reformu olur; ama öyle damdan düşer gibi olmaz, olmamalı. öte yandan haber yeni &amp;quot;gelir vergisi&amp;quot; yasa tasarısıyla ilgili. demek ki, değişiklik gelir vergisinin yerine alacak bir şey değil. ortada bir çelişki var.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;haberdeki detaylar ışığında, ancak şöyle bir mantıklı açıklama geliştirebildim. yapılacak şey, az gelir beyan edenlerin banka hesap hareketlerinin, kredi kartı harcamalarının ve sairenin incelenmesi. maliye bunlara bakarak, insanların bir sene içinde ne kadar &amp;quot;kayıtlı&amp;quot; tüketim harcaması ve tasarruf yaptığını ortaya koyacak. bir insanın tükettiği ve tasarruf ettiği miktarların toplamı onun gelirini vereceğinden, maliyeye beyan ettiği gelir de en az bu toplam kadar olmalı. eğer böyle değilse, bu insan gelirini eksik beyan etmiş demektir. artık maliye bu &amp;quot;sağlama&amp;quot;yı yapıp vergi kaçaklarını tespit edecek, anladığım kadarıyla. tabii, tüketim ve tasarrufların bir kısmı kayıtdışı olduğundan, gelir denetiminin tam olarak etkin bir şekilde yapılamayacağını öngörebiliriz.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;peki böyle bir değişiklik tüketimi azaltır, insanları tasarrufa yönlendirir mi? haberde yönlendireceği iddia edilmiş ki, kafa karıştıran yer burası. sanki sadece tüketim harcamalarına vergi geliyor gibi bir değerlendirme yapılmış. oysa, haberde belirtildiği üzere, kişilerin aldıkları evlerin, banka hesaplarının, kredi kartlarının incelenmesi tüketimle beraber tasarrufu da denetim altına alır. zaten mesele gelir denetimiyse, maliye tüketim ve tasarrufu birlikte incelemek zorunda. dolayısıyla, tüketimden kaçınıp tasarruf yaparak vergiden kaçınmak mümkün değil. bu yüzden, tasarrufu teşvik gibi bir şey söz konusu olmaz. &lt;/p&gt;  &lt;p&gt;ayrıca, vergi sadece tüketim harcamalarına gelseydi bile, bunun tasarrufu teşvik edeceğinden şüphe edebilirdik. zira tasarruf denen şey, kişinin bugünkü gelirinin bir kısmını yarın tüketmek üzere harcamaması. vergi kalıcı olduğu müddetçe, bugün tüketmeyip tasarruf eden insan, yarın tasarrufunu harcarken yine vergi ödemek durumunda kalacaktır. dolayısıyla, tasarrufunu arttırmak ya da azaltmak suretiyle vergiden kaçınamaz. bu durumda, oranı zaman içinde sabit ve kalıcı bir tüketim vergisinin de tasarruflar üzerinde ciddi bir etkisinin olmamasını bekleriz.&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-6254480525096527960?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/6254480525096527960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=6254480525096527960' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6254480525096527960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6254480525096527960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2011/11/gelir-tuketim-tasarruf-ve-vergilendirme.html' title='Gelir, Tüketim, Tasarruf ve Vergilendirme'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1477605980568238668</id><published>2011-11-25T02:27:00.001-06:00</published><updated>2011-11-25T02:44:14.805-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='politik ekonomi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><title type='text'>Askere Alınamayacak Kadar Çoklar Mı?</title><content type='html'>&lt;p&gt;insanların bir bölümü, bir sebeple askere gitmeyi erteler. yaşları otuzu geçtiğinde; işleri gelişmiş, kariyerleri ilerlemiş, çocukları büyümüştür. artık askere gitmeleri daha zordur, ama devlet normalde bununla ilgilenmez. yasal ertelemenin sonuna gelindiğinde, adamı hemen askere alır. bu durumdaki insanların sayısı zaman içinde birikip büyük sayılara ulaştığında ise işler değişir. o zaman bu insanlar örgütlenip kamuoyunda seslerini duyururlar. meclis içinde ve dışında lobi yapmaya başlarlar. sonra hükümet, belki onca insanı hayatlarından koparıp aylarca asker yapmanın zorluğunu görür. belki oy verenlerin taleplerini dikkate alır. belki de yaşı ilerlemiş onbinlerce insanı askere almanın ülkeye yarar getirmeyeceğine ikna olur. neticede, büyük bir kitlenin isteğine kayıtsız kalamaz ve bedelli askerlik çıkarır. türkiye'de çeşitli vesilelerle birkaç defa oldu bu.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;burada anahtar nokta, büyük olmak. bedelli isteyen büyük bir kitle olduğu sürece gelecekte de bu uygulamayı görebiliriz. ayrıca, bugün bedelliden faydalanamayan bazı insanların, bunu tahmin ederek askerliklerini ertelemelerini de bekleyebiliriz ki, bu da büyük kitle oluşmasına yardım eder. peki büyük bir kitlenin yeniden birikmesi ne kadar zaman alır? bu bir defa, bugünkü uygulamadan kaç kişinin faydalanacağına bağlı. bedelliden çok kişi faydalanırsa, kitlenin yeniden birikmesi çok zaman alacağından, bir sonraki bedelli daha geç gelir. lakin, hükümetin bedelli için yaş sınırını 30, ödenecek miktarı da 30 bin lira olarak belirlemesini dikkate alınca, bedelli taleplerinin yeniden dillendirileceği günler yakındır gibi geliyor bana. elbette önümüzdeki dönemde hükümetin askerlikte başka bazı değişiklikler yapıp yapmayacağı da önemli. örneğin, ordunun profesyonelleşmesiyle beraber askerlik süreleri kısalır, şartlar iyileşirse, belki de askerliğini erteleyenlerin sayısı seneden seneye azalır. öyle olur da, yeterince büyük bir kitle birikmezse, belki bir daha hiç bedelli görmeyiz.    &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;bu konuda devletin en büyük avantajı, insanların yeterince iyi organize olup kararlarında eşgüdüm sağlayamaması. devlet buna kanunlar yoluyla engel olabiliyor. dolayısıyla, insanların askerliklerini işbirliği içinde erteleterek, askerlik yapmayan kitleyi bilinçli bir şekilde büyütme gibi bir imkanları yok. öyle olsa devlet bedelliyle falan başa çıkamaz, profesyonel orduya geçmek zorunda kalırdı herhalde.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1477605980568238668?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1477605980568238668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1477605980568238668' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1477605980568238668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1477605980568238668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2011/11/askere-alnamayacak-kadar-coklar-m.html' title='Askere Alınamayacak Kadar Çoklar Mı?'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-5685963496865681521</id><published>2011-10-29T15:23:00.001-05:00</published><updated>2011-10-29T15:23:25.614-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='duyuru'/><title type='text'>Türkçe Karakter</title><content type='html'>&lt;p&gt;ingilizce klavye kullandığım için bugüne kadarki blog postalarım türkçe karakter yönünden özürlüydüler. son senelerde yazılı bir metindeki karakterleri türkçe’ye çeviren yazılımlar çıkmaya başlamıştı. geçenlerde kullandığım bir yazılımdan gayet memnu kaldım. hem kullanımı kolay, hem de çeviriyi iyi yapıyor. son postada onu kullandım. bundan sonra da kullanma niyetindeyim. ihtiyacı olanlar için, web sitesine ve google chrome eklentisine linkler şurada: &lt;a href="http://www.deasciifier.com/"&gt;web&lt;/a&gt;, &lt;a href="https://chrome.google.com/webstore/detail/nhfdmlgglfmcdheoabgklabmgjklgofk"&gt;chrome&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-5685963496865681521?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/5685963496865681521/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=5685963496865681521' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5685963496865681521'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5685963496865681521'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2011/10/turkce-karakter.html' title='Türkçe Karakter'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-2594009892925550100</id><published>2011-10-29T14:55:00.001-05:00</published><updated>2011-10-29T15:27:03.228-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih/iktisat tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Yahudi İktisat Tarihi ve Meslek Seçimi</title><content type='html'>&lt;p&gt;yahudiler tarihsel olarak daha çok, ticaret, finans, zanaat, bilim gibi alanlarda faaliyet gösteren bir millet. yahudi denince aklımıza sarraf, tüccar, banker geliyor; ama çiftçi, işçi, asker falan gelmiyor. peki yahudilerin belli mesleklerde yoğunlaşmalarının, onlarla özdeşleşmelerinin sebebi ne? bu postada, bu soruya bir cevap ortaya koymaya çalışan bir makaleden bahsedeceğim. maristella botticini ve zvi eckstein tarafından yazılan makalenin başlığı &amp;quot;jewish occupational selection: education, restrictions, or minorities?&amp;quot;. 2005'te journal of economic history'de yayınlanmış. (&lt;a href="http://www.tau.ac.il/~eckstein/pdf/JEHdecember2005.pdf"&gt;bu da linki.&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;makale öncelikle, bugüne kadar bu soruya cevap olarak ortaya konmuş tezlerin yetersiz olduğunu söylüyor. zira bu tezler, yahudilerin köy yaşamından kent yaşamına geçip topraktan kopmaya başladıkları dönemlerdeki gerçeklerle tutarlı değil. bunlardan en çok kabul göreni, yahudilerin azınlık durumunda oldukları toplumlarda çeşitli kısıtlama ve yasaklara maruz kaldıkları; bu yüzden, toprak satın alıp tarım yapamadıkları tezi. ortaya atılan bir diğer tez ise, azınlık olarak kültürel benliklerini korumaya çalışan yahudilerin; daha yakın olup aralarındaki bağları güçlü tutmak için, şehirlerde bir arada yaşayıp birkaç meslekte toplandıkları yönünde. oysa, yahudiler de sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllara kadar, diğer toplumlar gibi büyük ölçüde tarımla uğraşan bir toplum. değişim bu dönemde, bugünkü ortadoğu'da başlıyor. bu aynı zamanda, islam devletinin fetihlerle genişlediği, yahudilerin yaşadığı bölgeleri topraklarına kattığı dönem. abbasi hanedanının hüküm sürdüğü bu dönemde yahudiler, herhangi bir mesleki zorlama, yasak ya da kısıtlamayla karşılaşmıyorlar. dolayısıyla, meslek değişiminin sebebi, birinci tezdeki gibi, devletin zorlaması olamaz. ikinci tez ise, o tarihe kadar tarımsal bir yapı etrafında birleşmiş yahudilerin yavaş yavaş bundan kopup şehirlerde ayrı bir toplumsal yapı kurmalarını açıklamakta yetersiz. (elbette, makale bu tezlerin tamamen yanlış olduğunu söylemiyor. daha sonraki yüzyıllarda, avrupa'da gerçekten yahudilere yönelik baskı ve kısıtlamalar var. bunların da o dönemlerde önemli etkisi olmuş olmalı.)&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;peki botticini ve eckstein'ın tezi ne? bu iki yazara göre, değişimi başlatan gelişme, abbasi devletinin altın çağlarını yaşadığı söz konusu dönemde büyüyüp gelişen şehirlerde, ticaret ve zanaatle ilgili mesleklere talebin artması. bunlar, okuma-yazma, sayı sayma, hesap yapma gibi temel bilgi ve becerileri gerektiren meslekler. o dönemde, yahudilerin temel egitim düzeyleri de, diğer tarım toplumlarının üzerinde. bu da yahudilere bu yeni iş fırsatlarından yararlanmada, diğer toplumlara göre avantaj sağlıyor. getirisi artmış olan bu mesleklere yönelen yahudiler, sonuçta tarımı bırakıp şehirlere göç ediyorlar. böylece, tam da klasik iktisat teorisinin tahmin edeceği gibi, mukayeseli üstünlüklerinin olduğu mesleklerde uzmanlaşmaya başlıyorlar. (daha sonraları, ticari faaliyetleri ve ilişkileri dünyaya yayılmalarını da kolaylaştırıyor.)&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;peki o ana kadar tarımla uğraşan yahudilerin eğitim düzeylerinin diğer tarım toplumlarından daha yüksek olması nasıl açıklanıyor? mesela yahudi gençler, kendilerine bir şey öğretmeye çalışanlara, bunlar gerçek hayatta tarlada çapa yaparken bizim ne işimize yarayacak diye sormamışlar mı? herhalde soramamışlar. çünkü bu onlara dini bir zorunluluk olarak dayatılmış. makalede m.ö. 2. yüzyıldan itibaren yahudi toplumunda yaşanan dini ve toplumsal gelişmeler ve akabinde eğitim seviyesinin yükselmesi, deliller sunularak ayrıntılı biçimde anlatılmış. bunları merak edenleri makaleye yönlendireceğim.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;peki tüm bunlardan biz ne sonuç çıkartabiliriz? birincisi, mukayeseli üstünlükler doğrultusunda uzmanlaşmanın bir topluma önemli katkı sağladığını söyleyebiliriz. ikincisi, genel eğitim düzeyinin mukayeseli üstünlükleri belirleyen etmenlerden biri olduğunu görebiliriz. ayrıca, daha yüksek eğitim düzeyi gerektiren ve daha güçlü ekonomik bağlar oluşturan alanlarda uzmanlaşmanın, uzun dönemli ve kalıcı faydalarının olduğuna da dikkat etmek lazım.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;yalnız gözden kaçırmamamız gereken bir gerçek daha var. o da yirminci yüzyılda israil devleti kurulana kadar, yahudilerin yüzyıllar boyunca başka milletlerin egemen olduğu ülkelerde azınlık konumunda yaşamaları. bu her ne kadar onlar için siyasi açıdan kötü bir durum da olsa, ekonomik açıdan uzmanlaşmalarına yardımcı olduğu için avantajlı şey. bu açıdan bakınca, yahudileri bir ülkede toplamak için israil gibi bir devlet kurmaları, siyasi bir amaç uğruna ekonomik çıkarlardan feragat etmeleri anlamına geliyor. bir ülke uluslararası ticaret yoluyla da uzmanlaşmadan faydalanabilir; lakin ülkelerarası ticareti mümkün olmayan mal ve hizmetler var olduğundan, bütünüyle uzmanlaşamaz. en basitinden, günümüzde kadın-erkek bütün israilli gençler, uzunca bir süre askerlik yapmak zorundalar. bunun daha çiftçisi var, vasıfsız işçisi var, çöpçüsü var, garsonu var. bir ülkenin bunların hepsine ihtiyacı var. bu da uzmanlaşmayı sınırlayacak bir faktör.    &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-2594009892925550100?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/2594009892925550100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=2594009892925550100' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2594009892925550100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2594009892925550100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2011/10/yahudi-iktisat-tarihi-ve-meslek-secimi.html' title='Yahudi İktisat Tarihi ve Meslek Seçimi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-7807214458985477031</id><published>2011-10-26T21:48:00.001-05:00</published><updated>2011-10-26T21:48:56.331-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='politik ekonomi'/><title type='text'>ABD’de Gelir Eşitsizliği</title><content type='html'>&lt;p&gt;once abd hukumetinin bir raporu uzun donemde abd’de gelir esitliginin arttigini ortaya koymus. ozellikle en zengin %1’in geliri son 30 yilda almis basini gitmis. &lt;a href="http://www.economist.com/blogs/dailychart/2011/10/income-inequality-america"&gt;the economist’in hazirladigi&lt;/a&gt; grafik asagida. &lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;img src="http://media.economist.com/sites/default/files/imagecache/original-size/20111029_WOC689.gif" width="485" height="333" /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;sonra &lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/2011/10/rich-getting-poorer.html"&gt;greg mankiw blogunda&lt;/a&gt;, “ama 2007’den sonra en zengin %1 ve %0.1’in gelirleri ortancanin gelirine gore cok daha buyuk oranda azaldi” demis. alintilayalim:&lt;/p&gt;  &lt;blockquote&gt;   &lt;p&gt;According to the most recent &lt;a href="http://www.taxfoundation.org/news/show/250.html#table7"&gt;IRS data&lt;/a&gt;, between 2007 and 2009, the 99th percentile income (AGI, not inflation-adjusted) fell from $410,096 to $343,927.&amp;#160; The 99.9th percentile income fell from $2,155,365&amp;#160; to $1,432,890.&amp;#160; During the same period, median income fell from $32,879 to $32,396.&lt;/p&gt; &lt;/blockquote&gt;  &lt;p&gt;mankiw’e gore bunun sebebi, zenginlerin gelirlerinin ortalama insana gore daha riskli olmasi. zaten yukaridaki grafikteki mavi cizgideki sert ve buyuk inis cikislar da bu aciklamayla tutarli. grafik 2007’den sonra devam etse, mavi cizgide takriben 300 seviyelerine kadar buyuk bir dusus gorunecek. tabii uzun vadeli trend, hala gelir esitsizliginin uzun yillar boyunca arttigini gosteriyor.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;ortaya konulan veriler, birbirini tamamliyor; uzun ve kisa vadeli iki farkli sablon ortaya koyuyor. bu da pek cok iktisadi meselede oldugu gibi, gelir dagiliminda da, uzun ve kisa vadeli degisimleri anlamak icin farkli bakis acilari gerektigini gosteriyor. demek ki neymis? gordugumuzu yorumlarken, secilen zaman periyoduna dikkat etmemiz lazimmis.&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-7807214458985477031?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/7807214458985477031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=7807214458985477031' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7807214458985477031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7807214458985477031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2011/10/abdde-gelir-esitsizligi.html' title='ABD’de Gelir Eşitsizliği'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-5124051876678168829</id><published>2011-07-19T22:11:00.001-05:00</published><updated>2011-07-28T17:47:55.785-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisatçılar'/><title type='text'>Üç Milton Friedman</title><content type='html'>&lt;p align="left"&gt;biraz eski bir yazi ama, bu blogda guncelle ugrasmak gibi bir derdimiz olmadigi icin problem yok. paul krugman’in friedman oldukten birkac ay sonra onun hakkinda yazdigi bir yazi, bu gece internette yeniden karsima cikti. linkini ilgilenecek olanlarla paylasmak istedim. krugman, &lt;a href="http://www.nybooks.com/articles/archives/2007/feb/15/who-was-milton-friedman/"&gt;“who was milton friedman?”&lt;/a&gt; (milton friedman kimdi?) sorusunu, friedman’in uc farkli yonunu ele alarak kendince cevapliyor. once ustun akademik eserler ureten iktisat teorisyeni friedman’i, sonra parasalciligin bayraktari olan daha uygulamaci ve politik friedman’i, ve en son da kitleleri serbest piyasa iktisadinin faziletlerine inandirma misyonu ustlenmis populer friedman’i anlatiyor. krugman, kah ovgu, kah yergi iceren; elestirel ama genel olarak olumlu bir degerlendirme yapmis. yazinin sonunda, anna schwartz’in bu yaziya cevap niteliginde yolladigi kisa bir mektuba link de bulunuyor.&lt;/p&gt;  &lt;p align="left"&gt;suraya adresi acikca yazayim:&lt;/p&gt;  &lt;p align="left"&gt;&lt;a href="http://www.nybooks.com/articles/archives/2007/feb/15/who-was-milton-friedman/"&gt;http://www.nybooks.com/articles/archives/2007/feb/15/who-was-milton-friedman/&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;ek: populer friedman demisken, youtube’da, 1970’lerde yayinlanan “free to choose” adli programin videolarini gordum. on bolumluk bu programin ilk bolumunu numune niyetine ekliyorum:&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;iframe height="349" src="http://www.youtube.com/embed/D3N2sNnGwa4" frameborder="0" width="425" allowfullscreen="allowfullscreen"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-5124051876678168829?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/5124051876678168829/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=5124051876678168829' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5124051876678168829'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5124051876678168829'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2011/07/uc-milton-friedman.html' title='Üç Milton Friedman'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/D3N2sNnGwa4/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1796063212044457676</id><published>2011-04-03T00:30:00.001-05:00</published><updated>2011-04-03T00:30:10.775-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye ekonomisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Kadın-İnek Paradoksu</title><content type='html'>&lt;p&gt;buna cocuk-buzagi paradoksu da diyebiliriz. iktisadi dusunce tarihinde nasil elmas-su paradoksu varsa, bizim medyamizda da bu var. temcit pilavi gibi isitip isitip veriyorlar haber diye. ben bile, turkiye gundemini internetten takip eden biri olarak, defalarca rast geldim. en son da bu gece twitter’da hurriyet ekonet twit’lemis: “kadina 85, inege 375 lira dogum parasi”. &lt;/p&gt;  &lt;p&gt;efendim, mesele su. devlet, cocuk doguran sigortali kadinlara bir miktar para yardimi yapiyor. ayni devlet, yavrulayan inekleri icin ureticilere de yardim yapiyor. buzagi icin verilen para, cocuk icin verilenden fazla. medyamiz, duz mantikla, bunu espri malzemesi yaparak okuru/izleyiciyi gidikliyor. sanki devlet inekleri insanlardan cok seviyormus gibi. &lt;strike&gt; geyik&lt;/strike&gt; inek muhabbeti buradan cikiyor.&amp;#160; &lt;/p&gt;  &lt;p&gt;peki bu bilmecenin cozumu ne? bir inek dusunelim. her gun bir sise sut versin. bunu da bir cocuk icsin. buraya ikinci bir cocuk gelse ve cocuklar sutu paylassalar, bu sefer her cocuga yarim sise sut duser. yeni gelen cocuk, diger cocugun basta ictiginden az sut icmekle kalmaz, diger cocuga dusen sut miktarini da azaltir. oysa ikinci cocuktan once ikinci bir inek gelse, iki cocuk da bir sise sut icer. yani once sutun artmasi gerek ki, cocuklarin besini azalmasin.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;insan inegin sadece sutunden degil; etinden, derisinden, her seyinden faydalanir. dolayisiyla her inek, kucuk bir fabrika, bir uretici. her buzagi, uretime yapilan yatirim. her insan da tuketici. devletin yatirimi tuketimden cok tesvik etmesi cok mu garip? &lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1796063212044457676?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1796063212044457676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1796063212044457676' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1796063212044457676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1796063212044457676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2011/04/kadn-inek-paradoksu.html' title='Kadın-İnek Paradoksu'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-7875062903565049723</id><published>2011-04-02T09:37:00.003-05:00</published><updated>2011-04-02T09:54:43.260-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>Merkezi Sınavlar Nereye?</title><content type='html'>&lt;p&gt;osym bir zamanlar ulkenin guvenilir kurumlarindan biriydi. bu kurumun duzenledigi bir sinava son katildigimdan beri cok zaman gecti. yoksa hafizam beni yaniltiyor mu? 99 yilinda oss'den once sinav sorulari calininca sinav ertelenmek zorunda kalinmisti; ama o adi bir hirsizlik girisimiydi. ara sira universite sinavina, kendi yerine baskasini sokmaya calisanlar olurdu. bu tek tuk hadiseler de, cok buyuk olcekteki bir sinavda olabilecek seylerdi. simdilerde ise durum degismis gorunuyor. gecen sene kpss'de gayet organize bir kopya sebekesinin cikmasi cok buyuk hadiseydi. bugunlerde ise cok daha sofistike ve organize bir kopya iddiasi ortaliga atildi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17439524.asp?gid=381"&gt;son ortaya atilan kopya iddiasi&lt;/a&gt; simdilik bir komplo teorisi gorunumunde. osym'nin basina dagittigi sinav kitapciginda, dogru cevaplarin seceneklere sistematik bir bicimde yerlestirildigi fark edilmis. osym de bunu dogrulamis; lakin sinavda her adayin kendine ozel bir soru kitapcigi oldugu icin, ana kitapciga ozgu bu sistematigin adaylarin kitapciklarinda bulunmadigini aciklamis. (bunu okuyunca bir &amp;quot;wow!&amp;quot; dedim, teknoloji ne gelismis.) bahsi gecen komplo cok buyuk ve sofistike bir organizasyonla aciklanabilecekken, osym cok daha basit bir aciklama sunmus. aksini gosteren somut bir kanit, bilgi, belge, sahit vs. ortaya cikmazsa, bu aciklama beni tatmin eder. beni eder de cok kisiyi etmez; hele ki toplumun fazlasiyla politize oldugu ve kutuplastigi, devlet icine sizmis cemaat orgutlenmelerinin gundemin bas kosesinde oldugu su gunlerde. (misal, &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17442329.asp"&gt;kilicdaroglu'nu da tatmin etmemis&lt;/a&gt;.) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;ortada bir guven problemi oldugu bir gercek. merkezi sinav ve yerlestirme sistemlerinin sonu yavas yavas geliyor sanki. alternatifler dusunmek zamanidir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-7875062903565049723?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/7875062903565049723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=7875062903565049723' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7875062903565049723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7875062903565049723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2011/04/merkezi-snavlar-nereye.html' title='Merkezi Sınavlar Nereye?'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-9063695907343932046</id><published>2011-01-22T04:28:00.004-06:00</published><updated>2011-01-22T06:49:23.711-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='televizyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>Evrimsel Biyolojide Oyun Teorisi</title><content type='html'>&lt;p&gt;oyun teorisinin sosyal bilimler disindaki onemli kullanim alanlarindan biri evrimsel biyoloji. asagida bununla ilgili, gecenlerde youtube’da rastladigim bir videoyu paylasiyorum. bu video, &lt;em&gt;nice guys finish first&lt;/em&gt; adli belgeselden bir kesit. bu, ayni zamanda, ingiliz biyolog richard dawkins’in kitabi &lt;em&gt;the selfish gene&lt;/em&gt;’nin (turkce’de, &lt;em&gt;gen bencildir&lt;/em&gt;) bir bolumunun adi. zaten, belgeseli de dawkins sunuyor ve kitapta anlatilan seyleri ekrana yansitiyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;belgeselde, karsilikli fedakarligin (ingilizce, reciprocal altruizm) bencillik temelli bir davranis olarak evrim yoluyla ortaya cikisi anlatiliyor. bunun icin, oyun teorisindeki mahkumlar ikilemi (prisoners’ dilemma) oyunu ve bu oyunun belirsiz sayida tekrarlanmasindan faydalaniliyor. yalniz, uyarayim; videoyu anlamak icin, bunlara asina olmak gerekebilir. asina olmayan okurlarimiza, sayet konuyla ilgililerse, belgeselin tamamini izlemelerini ya da, daha iyisi, kitabin ilgili bolumunu okumalarini tavsiye ederim.&lt;/p&gt;&lt;div style="padding-bottom: 0px; margin: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: inline; float: none; padding-top: 0px" id="scid:5737277B-5D6D-4f48-ABFC-DD9C333F4C5D:4fdc4a54-956d-43b7-88f4-05700c242a44" class="wlWriterSmartContent"&gt;&lt;embed height="252" type="application/x-shockwave-flash" width="448" src="http://www.youtube.com/v/QYg8khfc9Fs?hd=1" wmode="transparent" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;belgeselin tamamina google video’dan erismek mumkun. linki surada: &lt;a href="http://video.google.com/videoplay?docid=-3494530275568693212#"&gt;http://video.google.com/videoplay?docid=-3494530275568693212#&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kitabi merak edenlerse, the selfish gene’nin ingilizce e-book versiyonuna su siteden ulasabilirler: &lt;a href="http://elektronik-kitap.blogspot.com/2008/05/selfish-gene-30th-anniversary-ed.html"&gt;http://elektronik-kitap.blogspot.com/2008/05/selfish-gene-30th-anniversary-ed.html&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-9063695907343932046?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/9063695907343932046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=9063695907343932046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/9063695907343932046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/9063695907343932046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2011/01/evrimsel-biyoloji-oyun-teorisi.html' title='Evrimsel Biyolojide Oyun Teorisi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1478692622349483959</id><published>2010-12-18T11:54:00.001-06:00</published><updated>2010-12-18T11:54:58.215-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='parasal iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>İktisat Oyunları</title><content type='html'>&lt;p&gt;ugur gurses twitter’dan, avrupa merkez bankasinin websitesindeki para politikasi oyununun linkini paylasmis. eglenerek ogrenmeye meraklilar icin birkac link de ben vereyim. ne yazik ki oyunlarda turkce dil secenegi yok.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;a href="http://www.ecb.int/ecb/educational/html/index.en.html"&gt;economia:&lt;/a&gt; soz konusu para politikasi oyunu. ekonomideki gelismelere gore para politikasi faiz oranini belirleyip enflasyon, buyume ve saireyi kontrol ediyorsunuz. politikayi keyfinize gore belirleyebilirsiniz, ama puan toplamak ve aferin almak icin enflasyonu %2 seviyesinde sabit tutmaya calismaniz gerekiyor. (ayni sitede enflasyon adasi diye bir oyun daha var, ama ben bir turlu acamadim.)&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;a href="http://bcs.worthpublishers.com/mankiw6/pages/bcs-main.asp?v=category&amp;amp;s=00070&amp;amp;n=99000&amp;amp;i=99070.01&amp;amp;o=|00510|00520|00530|00540|00560|00010|00020|00030|00040|00050|00060|00070|00080|00090|00110|01000|02000|03000|04000|05000|06000|07000|08000|09000|10000|11000|12000|13000|14000|15000|16000|17000|18000|19000|20000|99000|"&gt;presidential game:&lt;/a&gt; mankiw’in orta duzey makroekonomi kitabini kullanmis olanlar bunu bilecekler. lisans ogrencisiyken bunu oynamisligimiz vardi. baskan (aslinda daha cok diktatore benzer bir sey) oluyorsunuz; para ve maliye politikalarini ayarlayarak ekonomiyi yonetiyorsunuz. ekonomiyi batirirsaniz sizi alasagi ediyorlar.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;a href="http://www.theeconomystupid.eu/introduction.html"&gt;the economy, stupid:&lt;/a&gt; ingiltere kaynakli bir oyun. icinde kdv (vat, value added tax) falan var. basbakan olarak, vergiler, kamu harcamalari ve transferleri kontrol ediyorsunuz. para politikasi sizin isiniz degil. hayret, ingiltere merkez bankasini cok bagimsiz degil diye bilirdik.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;a href="http://nobelprize.org/educational/economics/trade/"&gt;heckscher-ohlin game:&lt;/a&gt; nobel odullerinin websitesindeki bu oyun, oncekilerden farkli olarak, makroekonomi degil, uluslararasi ticaret uzerine. oyunda bir adanin hukumdari, ayni zamanda merkezi planlamacisi oluyorsunuz. adanizdaki emek ve sermaye varligini emek-yogun ve sermaye-yogun sektorler arasinda pay edip uretim yapiyor; sonra da baska adalarla ticaret anlasmalari yapiyorsunuz. ekonomi, heckscher-ohlin teorisinin standart varsayimlarina gore duzenlenmis.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;bunlar bildigim iktisat oyunlari. isletme, finans, borsa vs. oyunlari ise cok sayida. bunlara merakliysaniz, google’da aratarak birkac tane bulabilirsiniz.&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1478692622349483959?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1478692622349483959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1478692622349483959' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1478692622349483959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1478692622349483959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/12/iktisat-oyunlar.html' title='İktisat Oyunları'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-2684590798344101630</id><published>2010-12-15T06:25:00.002-06:00</published><updated>2010-12-15T06:30:03.083-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><title type='text'>Vatandaşlık Bilgisi Niyetine</title><content type='html'>&lt;p&gt;devlet tesvikleriyle ilgili bir haber okurken, aklima her vatandasin uzerinde dusunmesinin faydali olacagi cok temel bir iktisat problemi geldi. iktisat egitimi almis olan okurlarimiza tanidik gelecektir. ozellikle fazla detay vermiyorum ki, herkes kendi varsayimlariyla senaryolar dusunup problemi farkli acilardan ele alabilsin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;problem soyle: is kurup isci istihdam edenlere verilen, geri odemesiz bir devlet destegi dusunelim. biri bu destekten faydalandi ve devletten 100 lira aldi. sonra bir kahvehaneden 20 adam buldu. onlari bos bir araziye goturdu. once bir cukur kazdirdi. sonra o cukuru doldurttu. bu is icin herbirine 5 lira odeyip devletten aldigi tum parayi dagitti. ona da araci olmanin sevabi kaldi. isciler, yevmiyelerini aldilar; esnaftan alisveris yaptilar; evlerine erzak goturduler; ailelerini mutlu ettiler. alisveris yaptiklari esnaf da para kazandi. parayi ihtiyaci icin harcadi. bu boyle devam edip gitti. (devlet adami aradan cikartip cukur kazdirip doldurtma isini kendi de yaptirabilirdi. fark etmez.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sorumuz da su: istihdam yaratan ve icine yolsuzluk karismamis boyle bir tesvik politikasi “iyi” bir politika midir? (soruyu vatandaslik bilgisi niyetine sordugumuza gore, “iyi”nin ne oldugunu ben dayatmayayim. siz karar verin.)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-2684590798344101630?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/2684590798344101630/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=2684590798344101630' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2684590798344101630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2684590798344101630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/12/vatandaslk-bilgisi-niyetine.html' title='Vatandaşlık Bilgisi Niyetine'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-7519283377621219447</id><published>2010-12-09T05:16:00.001-06:00</published><updated>2010-12-09T05:18:02.727-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Dünya Nereden Gelip Nereye Gidiyor?</title><content type='html'>&lt;p&gt;oncelikle hans rosling’in su videosuyla baslayalim. (hans rosling kim mi? &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hans_Rosling"&gt;wikipedia’dan ogrenelim&lt;/a&gt;.)&lt;/p&gt;&lt;div style="padding-bottom: 0px; margin: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: inline; float: none; padding-top: 0px" id="scid:5737277B-5D6D-4f48-ABFC-DD9C333F4C5D:7862ec9e-a1f8-401b-be7f-903663120bdc" class="wlWriterEditableSmartContent"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/jbkSRLYSojo?hd=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="480" height="295"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;evvelsi gun, mankiw’in blogunda videoyu gorup twitter’dan linkini vermistim. simdi sunun uzerine, iki satir yorum yapasim da geldi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;ne yapiyor rosling videoda? dunyada son 200 yilda hem gelir, hem de yasam beklentisi acisindan onemli iyilesmelerin oldugunu; bazi yerler digerlerine gore geride kalsa ve buyuk esitsizlikler olsa da, iyilesmenin dunya geneline yayildigini gosteriyor. hakikaten, acligin, kitligin, salgin hastaliklarin, cocuk ve bebek olumlerinin, sirandan olmaktan cikip insanlik ayibi kabul edildigi bir caga geldik. cicek hastaligi gibi, tarihte insanlari kirip gecirmis hastaliklar, asilar sayesinde ortadan kalkti. artik vebadan, kuduzdan, apendisitten falan da pek olmuyoruz. temel saglik ve temizlik hizmetleri, temiz icme suyuna erisim, yeterli beslenme ve daha pek cok sey en yoksullar icin bile olmazsa olmaz haline geldi. bunlar sayesinde, yasam beklentisinin kirk sene bile olmadigi gunler cok gerilerde kaldi. artik kanser, parkinson, alzheimer gibi hastaliklara yakalanabilecek kadar uzun yasiyoruz. acliktan degil obeziteden, damarlarimizi tikayan kollestrolden muzdarip oluyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ote yandan, kafaya takacak ciddi seyler azaldikca, omrumuz uzayip bos zamanimiz cogaldikca, kendimize yeni dertler yaratma ihtiyaci duyuyoruz. bir domuz gribi cikiyor mesela. gecen yuzyilin basindaki ispanyol gribiyle karsilastirinca, neredeyse zarar gormeden atlatiyoruz bunu. ama heralde zenginlestikce canimiz da tatlandigindan, panik olmaktan kendimizi alamiyoruz. dahasi, komplo teorilerine meylediyor, asilanmaktan imtina ediyoruz. sanki asilardan bugune kadar zarar gormusuz gibi. sanki saglik alaninda tum o olumlu gelismeler yasanirken, komplo&amp;#160; teorilerinin bas aktorleri, batili devletler ve ilac sirketleri, piyasada yoklarmis gibi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra bir genetigi degistirilmis organizmalar meselesi cikiyor mesela. yine ayni guvensizlik... bilip de soyleyecek sozu olanlar baska. lakin o konuda da ekseriyetle bilmeyenlerin birbirlerine korku pompaladigini goruyoruz. oysa, yakin gecmise kadar, yiyeceklerinin genetigiyle oynanmadigi ya da iclerine katki maddesi katilmadigi icin, insanlar saglikli mi besleniyorlardi? ya da besinleri ihtiyaclarini rahatlikla karsiliyor muydu ki, bugun uretkenlik arttirici teknolojik gelismelere onyargiyla yaklasiyoruz? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;velhasil, ortalama bir dunyali bugun gecmise gore cok daha zengin ve cok daha uzun yasiyor; bir de kafamiz rahat olsa tam olacak.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-7519283377621219447?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/7519283377621219447/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=7519283377621219447' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7519283377621219447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7519283377621219447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/12/dunya-nereden-gelip-nereye-gidiyor.html' title='Dünya Nereden Gelip Nereye Gidiyor?'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1561911803293433080</id><published>2010-11-27T20:19:00.001-06:00</published><updated>2010-11-27T20:19:12.989-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih/iktisat tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='politik ekonomi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='olasılık/istatistik/ekonometri'/><title type='text'>Luther ve Süleyman</title><content type='html'>&lt;p&gt;martin luther’i hiristiyanligin protestan mezhebinin kurucusu ve reform hareketinin baslaticisi; kanuni sultan suleyman’i ise, osmanli imparatorluguna buyuk askeri zaferler ve topraklar kazandirmis onemli bir padisah olarak biliyoruz. peki bu iki tarihi sahsiyet, ve de genel olarak, protestanligin yukselisi ve osmanli’nin avrupa’da yayilisi arasinda bir iliski var mi? bu yazida, bu konuda yazilmis iktisadi bir calismayi, merakli okurlarimizin dikkatine sunacagim. &lt;/p&gt;  &lt;p&gt;2008 yilinda, iktisat dunyasinin baba dergilerinden quarterly journal of economics’de yayinlanan makale, kalkinma iktisatcisi murat iyigun tarafindan yazilmis. kendisi, university of colorado’da iktisat profesoru olarak gorev yapiyor. iyigun’un calismasi, lutherciligin ve onun devami olan mezheplerin gelisimini osmanli’nin avrupa’da yayilmasina baglayan gorusleri, ampirik delillerle destekliyor. bu goruslere gore, kendilerinden daha buyuk bir guc olan osmanli’nin tehdidi altinda kalan avrupali gucler, kendi aralarindaki mucadelelerden sakinmak zorunda kalmislar. bu dini catismalara da etki etmis. 14. ve 15. yuzyillarda, kendisine rakip olarak cikan mezhepleri yasatmamayi basaran katolik kilisesi, buyuyen turk tehdidi yuzunden, luthercilik ve onun devami olan akimlar karsisinda ayni etkinlikte direnc gosterememis. iyigun calismasinda, 1400-1700 seneleri arasindaki doneme iliskin veriler kullanarak, bu goruslerin gecerliligini ekonometrik metotlarla test ediyor. calisma, anektotlara dayanan delillerin otesinde, sistemli istatistiki analize dayanan deliller sunmasiyla one cikiyor.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;ekonometrik analizden belli basli ne sonuclar cikmis? protestan reformcu ve karsi-reformcu hareketler arasindaki savaslar, osmanli’nin avrupa’ya sefer duzenledigi senelerde azalis gostermis. dahasi, bu azalis dini olmayan sebeplerle cikan catismalara da yansimis.16. yuzyilin baslarinda, osmanli’nin seferleri sebebiyle, avrupali gucler arasinda cikan yeni catisma sayisi %25, eskiden beri devam eden catisma sayisi %15, catismalarin suresi de %50 oraninda azalmis. &lt;/p&gt;  &lt;p&gt;sonuclarin gerisini, tarihsel arka planini veya ekonometrik analizin detaylarini merak edenler icin makalenin kunyesi asagida:&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;“luther and suleyman,” quarterly journal of economics, 2008, 123 (4), november, 1465-94.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;bu da ucretsiz ulasabileceginiz, makalenin onceki versiyonlarindan birinin baglanti adresi:&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;a title="http://www.colorado.edu/Economics/courses/iyigun/ottoman081506.pdf" href="http://www.colorado.edu/Economics/courses/iyigun/ottoman081506.pdf"&gt;http://www.colorado.edu/Economics/courses/iyigun/ottoman081506.pdf&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1561911803293433080?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1561911803293433080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1561911803293433080' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1561911803293433080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1561911803293433080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/11/luther-ve-suleyman.html' title='Luther ve Süleyman'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-2416614096075040950</id><published>2010-10-05T16:42:00.001-05:00</published><updated>2010-10-05T16:44:12.548-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='davranışsal iktisat'/><title type='text'>Maddi, Manevi Lay Lay Lay…</title><content type='html'>&lt;p&gt;basbakanin dunya ikincisi olan basketbol milli takimina&amp;#160; verdigi para odulu, tartisma konusu olmustu. bugun de sabah gazetesinin internet sitesinde, aykut kocaman’in futbol milli takimina dagitilan galibiyet primlerinin yuksekliginden sikayet etmesinin tartisildigi bir haber-yorum gozume carpti. etik rehberi adli kosede, milli takim oyuncularina yuksek prim dagitmanin dogru olmadigi savunuluyordu. (&lt;a href="http://www.sabah.com.tr/Yasam/2010/10/05/akla_takilan_sorular"&gt;yazi icin tiklayin&lt;/a&gt;.) bu yazida dikkatimi ceken tez, oyunculari milli maclarda motive etmesi gereken seyin para degil, ulkelerine karsi ahlaki sorumluluklarini yerine getirme gudusu olmasi gerektigiydi. dahasi yazida, isin icine para girince, manevi motivasyonun ortadan kalkabilecegi; bu yuzden, parasal tesvikin fayda yerine zarar verebilecegi savunulmus. cesitli bilimsel arastirmalardan cikan sonuclar, bu teze dayanak olarak sunulmus. yazidan alintilayalim:&lt;/p&gt;  &lt;blockquote&gt;   &lt;p&gt;Birkaç örnek.. İsviçre'de yapılan bir araştırmada, vatandaşlara yaşadıkları yere zehirli atık dökmek için ricada bulunulmuş. Sonra aynı kişilere, zehirli atığı dökmek için bu kez para önerilmiş. Sonuç: Para söz konusu değilken zehirli atığı kabul edenlerin yarısı, &lt;strong&gt;para teklif edilince bundan vazgeçmiş.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;   &lt;strong&gt;     &lt;p&gt;       &lt;br /&gt;&lt;/p&gt; Bir araştırma da ABD'den: Deneyi yapanlar, minibüsten ağır bir eşyayı indirmek için sokaktan geçenlerden yardım istemiş.. Sonra sokaktakilere aynı iş için para önerilmiş. Sonuç şaşırtıcı:&lt;strong&gt; İnsanlar iyilik olsun diye yardım etmeyi kabul ederken, işin içine para girince çoğu yardım etmek istememiş.&lt;/strong&gt;&lt;/strong&gt;    &lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;      &lt;br /&gt;Son örnek İsrail'den: Çocuklarını akşam kreşten almakta geciken anne babaların &lt;strong&gt;erken gelmesini teşvik için, geç gelenlere para cezası verilmiş. &lt;/strong&gt;Sonuç: İşin içine para cezası girince gecikenlerin sayısı artmış.&lt;/p&gt; &lt;/blockquote&gt;  &lt;p&gt;bu blogu uzun zamandir takip eden okurlarimiz, son ornek hakkinda benim de gecmiste bir yazi yazdigimi hatirlayacaklar. (&lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/09/ceza-cret-midir.html"&gt;iste burada&lt;/a&gt;.) hakikaten, yapilan deneysel arastirmalar, isin icine maddi bir tesvik unsuru girmesinin ters tepebilecegini gosteriyor. ancak burada sonuclari dogru yorumlamak lazim. bu sonuclar, maddi tesvigin hic onemli olmadigini ya da her zaman ters tepecegini soylemiyor. mesela, ornek verilen son arastirmada, yuksek bir para cezasinin gecikmeleri arttiracagina dair bir kanit sunulmuyor. elde edilen bulgular,&lt;u&gt; baslangicta olmayan&lt;/u&gt; ve &lt;u&gt;sonradan konulan&lt;/u&gt; &lt;u&gt;kucuk&lt;/u&gt; bir para cezasinin, normalde beklenildiginin aksine gecikmeleri arttirdigini gosteriyor. ayrica sonradan ceza kalksa da, gecikmeler eski haline donmuyor. bu sonuclar, maddi tesvigin, manevi tesvigi bozmasi seklinde yorumlanabilir. ancak, buyuk bir maddi tesvigin, manevi tesvikten daha az etkili olacagi ya da var olan maddi tesvigin ortadan kalkmasinin manevi tesvigi guclendirecegi seklinde yorumlanamaz. &lt;/p&gt;  &lt;p&gt;basarili sporculara cok yuksek prim vermek, esitlik ve saire gibi sebepler one surulerek elestirilebilir elbette.&amp;#160; ben oralara girmiyorum. ama mesele sporculari tesvik etmekse, bu ise yaramaz diye bir sey yok, bu bir. var olan prim citasini asagi cekmenin manevi duygulari kabartmasi da akla yakin degil, bu iki. cin siseden ciktiktan sonra, onu geri sokmak zor.&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-2416614096075040950?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/2416614096075040950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=2416614096075040950' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2416614096075040950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2416614096075040950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/10/maddi-manevi-lay-lay-lay.html' title='Maddi, Manevi Lay Lay Lay…'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-6260951239867046575</id><published>2010-09-28T21:46:00.001-05:00</published><updated>2010-10-05T16:43:55.379-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><title type='text'>Ülkelere Göre Kamu Maliyesine Bakış</title><content type='html'>&lt;p&gt;bir arastirma sirketi, bbc icin 22 ulkede arastirma yapmis. the economist dergisi de &lt;a href="http://www.economist.com/node/17140165"&gt;bunu haber yapmis&lt;/a&gt;. arastirmada insanlara devletin kamunun butce aciklarini kapatmak ve borcunu azaltmak icin hangi yola basvurmasini tercih ettikleri sorulmus. cevaplar asagidaki tabloda ozetlenmis. vergileri yukseltmek ve kamu harcamalarini kismak baslica iki secenek. kimi ulkelerde birincisi, kimisinde ikisi ikincisi agir basmis. turkiye ve rusya’da ise hicbir sey yapmamak cok populer. kamu borclariyla mutluyuz vesselam.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.economist.com/sites/default/files/images/images-magazine/2010/10/02/WO/20101002_WOC377.gif" width="418" height="307" /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-6260951239867046575?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/6260951239867046575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=6260951239867046575' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6260951239867046575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6260951239867046575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/09/ulkelere-gore-kamu-maliyesine-baks.html' title='Ülkelere Göre Kamu Maliyesine Bakış'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8152722554794603156</id><published>2010-09-16T06:55:00.009-05:00</published><updated>2010-09-21T12:43:56.028-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>GSYİH ve Alternatif Bir Refah Ölçüsü</title><content type='html'>gayrisafi yurtici hasila (gsyih), bir ekonomide bir zaman dilimi icerisinde uretilen mal ve hizmetlerin parasal degerini ifade eder. makroekonominin onemli gostergelerinden biridir. iki zaman dilimi arasinda karsilastirma yaparken, enflasyonun etkisini ayirmak icin, genellikle bir senenin fiyat seviyesi sabit tutularak hesaplanan reel degeri dikkate alinir. (mesela, gecenlerde tuik’in acikladigi %10.3’luk buyume orani, 2010’un ikinci ceyregindeki reel gsyih’nin bir onceki seneye gore degisimini ifade ediyordu.) gsyih’nin buyuklugu, ekonomide yasayan ve calisan insan sayilarina da bagli oldugundan, uzun bir zaman dilimi boyunca ya da ulkeler arasinda karsilastirma yapmak icin nufus artisinin etkisini de ayirmak gerekir. o zaman kisi basina (ya da bazen calisan basina) dusen gsyih olcu olarak kullanilir.   &lt;p&gt;kisi basina dusen gsyih, baslica zenginlik olculerinden biridir. ancak bir toplumun refahindan anladigimiz, o ulkede bir zaman diliminde uretilen mal ve hizmetlerin degerinden ibaret olmadigi icin, tek basina yeterli bir refah olcusu olarak kabul edilmez. cogu iktisatci, iktisadi gelismeyi degerlendirirken baska bazi faktorlerin de goz onune alinmasindan yanadir.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;son zamanlarda, makroiktisadin iki yetkin ismi, charles jones ve peter klenow, tuketim, calisma suresi, esit(siz)lik, ve yasam beklentisine dayanan bir refah olcutu onerisi ortaya attilar. yazdiklari makale bu ay icerisinde, nber’in websitesinde yayinlandi. yakinda muhtemelen aer gibi bir dergide yayinlandigini goruruz. sunulan refah olcutunun teorik temellerini, buna gore yapilan olcumleri ve sonuclarin tamamini merak edenler, &lt;a href="http://www.nber.org/papers/w16352"&gt;makaleye nber’dan ulasabilirler&lt;/a&gt;. numarasi 16352. turkiye’den erisim ucretsiz olmali. &lt;/p&gt;  &lt;p&gt;burada bazi belli basli bulgulari ozetleyeyim. calisma, oncelikle kisi basina dusen gsyih’nin de onemli bir olcut oldugunu destekliyor. jones ve klenow, cok sayida ulke icin, kendi olcutlerine gore sosyal refahi hesaplamislar; ve bu refah seviyelerinin ulkelerin kisi basina dusen gsyih’leriyle olan korelasyonu 0.95 cikmis. bu demek ki, refahi yuksek ulkeler ayni zamanda kisi basina gsyih’si de yuksek ulkeler; refahi dusuk ulkeler ise tersi. ancak bu demek degil ki, iki ulke arasindaki refah duzeyi farki, kisi basina gsyih’lerinin farkiyla bire bir ayni. calismada bu ikisi arasinda ciddi farklar bulunmus. mesela, amerika ile bati avrupa ulkelerinin ortalamasi karsilastirildiginda, ikisi arasinda amerika’nin milli gelirinin yaklasik %30’u kadar bir gelir farki bulunuyor. ancak bati avrupa’da yasam beklentisi daha yuksek, esitsizlik daha dusuk, ve calisma saatleri daha kisa oldugundan, bunlari da dikkate alan refah kriterine gore, aradaki fark %10’lara kadar iniyor. benzer sekilde, basta sahra-alti afrikasi olmak uzere, pek cok gelismekte olan ulkede ise, yasam beklentisinin dusuklugu ve buyuk esitsizlikler dolayisiyla, refah duzeyi ve bunun zaman icindeki artisi, milli gelir istatistiklerinin gosterdiginin altinda cikmis.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;bazi grafik ve tablolarda, turkiye’ye ait veriler de secilip sunulmus. mesela, 24. sayfadaki figur 4 ile 26. sayfadaki tablo 4’e bakarsak, 1980-2000 arasinda turkiye’nin kisi basina dusen gsyih’sinin senelik ortalama %1.73 gibi, dunya geneline gore dusuk bir hizla buyudugunu goruyoruz. ama bu donemdeki refah artisi senelik %4.50 ile bunun epey uzerinde ve dunya geneline gore de gayet iyi. bunun en onemli sebebi, bu donemde turkiye’de yasam bekletisinin onemli olcude iyilesmesi olmali. bu iyilesme, daha once yayinladigim bir videoda acikca goruluyordu. (&lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2009/10/turkiye-yakalad-yakalayacak.html"&gt;iste o video&lt;/a&gt;.)&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;sonucta, elbette bu cok nesnel bir olcu degil. dikkate alinan veya alinmayan faktorler sebebiyle, cogu insanin hosuna gitmeyebilir; ya da baska elestiriler getirilebilir. yine de milli gelir istatistiklerinin refah duzeyini ve gelismeyi olcemedigini dusunenler icin, alternatif bir olcu. ozellikle fransizlarin sevecegini tahmin ediyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;guncelleme: the economist, jones ve klenow'un olctugu yasam standartlarini endeks yapip&lt;a href="http://www.economist.com/node/17079148"&gt; tabloya dokmus&lt;/a&gt;. cubuklar yasam standardini, en sagdaki kutucuk icindeki sayilar ise satinalma paritesine gore hesaplanmis kisi basina gsyih'nin endeks degerini gosteriyor. iki endekste de abd 100 degerini almis.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.economist.com/sites/default/files/images/images-magazine/2010/09/25/NA/20100925_NAC312.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 395px; height: 365px;" src="http://www.economist.com/sites/default/files/images/images-magazine/2010/09/25/NA/20100925_NAC312.gif" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8152722554794603156?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8152722554794603156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8152722554794603156' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8152722554794603156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8152722554794603156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/09/gsyih-ve-alternatif-bir-refah-olcusu.html' title='GSYİH ve Alternatif Bir Refah Ölçüsü'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-5053215832064872732</id><published>2010-07-29T14:18:00.003-05:00</published><updated>2010-07-29T14:26:41.476-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisadi düşünce'/><title type='text'>Makroiktisat Teorisinin Vaziyeti</title><content type='html'>abd'de temsilciler meclisinin bilim ve teknoloji komitesi, gectigimiz gunlerde gunumuz makroiktisat teorisinin politika uretiminindeki rolu hakkinda bilgi almak icin uzmanlardan gorus aldi. bu son krizden sonra alevlenen bir tartismaydi. politikacilar da buna kayitsiz kalmamislar. su siralar zamanim olmadigindan turkce ozet gecme ve yorum yapma imkanim yok. bunu ilerideki bir zamana birakiyor; baglanti vermekle yetiniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;basin bulteni icin &lt;a href="http://science.house.gov/press/PRArticle.aspx?NewsID=2887"&gt;buraya tiklayin&lt;/a&gt;. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oturum bildirgesi, acilis konusmasi ve uzman goruslerinin bulundugu sayfaya ulasmak icin &lt;a href="http://science.house.gov/publications/hearings_markups_details.aspx?newsid=2876"&gt;buraya tiklatin&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada, gecen sene yine is guc sebebiyle zaman bulamayip atlamak zorunda kalmistim. iktisat dunyasinin baba isimleri bu konu uzerinde hararetli bir tartisma yapmisti. haberdar olmayan ilgili okuyucularimiz, o yazilara emrah aydinonat'in blogundaki &lt;a href="http://www.neaydinonat.com/gunluk/?p=1609"&gt;su yazidaki&lt;/a&gt; baglantilardan ulasabilirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-5053215832064872732?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/5053215832064872732/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=5053215832064872732' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5053215832064872732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5053215832064872732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/07/makroiktisat-teorisinin-vaziyeti.html' title='Makroiktisat Teorisinin Vaziyeti'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-3155830266019971548</id><published>2010-05-18T08:26:00.002-05:00</published><updated>2010-05-18T08:30:56.772-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel organizasyon'/><title type='text'>Sabit Maliyetler ve Akkuyu Santrali</title><content type='html'>ekonomiturk'te emin tolga akgoz'un, &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2010/05/akkuyu-nukleer-santrali.html"&gt;akkuyu santral'i uzerine yazdigi yazi&lt;/a&gt;, iktisada giris dersi ogrencilerinin sabit maliyetlerin etkilerini anlamalarina yardimci olacak guzel bir ornek iceriyor. bu yuzden orada yaptigim yorumun ilgili kisimlarini bir kez de burada yayinliyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;yapilan anlasmayi degerlendirirken, bazi detaylari gozden kacirmamak lazim. yazida da belirtildigi uzere burada en buyuk maliyet unsuru, santralin insa masrafi. yani sabit maliyetler. aslinda diger enerji santrallarinda da bu onemli olmali. ama  nukleer santralin daha yuksek teknoloji ve guvenlik altyapisi gerektirmesi ve yakitin daha ucuz olmasi sebebiyle, burada sabit maliyetlerin toplam maliyet icindeki oraninin daha yuksek olmasi akla yatkin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabit maliyetin var olmasi, anlasmadaki almayi taahhut ettigimiz elektrigin fiyatinin neden yuksek oldugunu da, en azindan bir yere kadar, acikliyor. soyle ki, santral insa edildikten sonra, isleten sirket elektrigi piyasa fiyatindan satacak. bu, insa maliyeti dikkate alindiginda, sirketin zarar etmesi demek. ama santralin insa maliyeti batik maliyet oldugu, yani santral calissa da calismasa da yuklenilmek zorunda olundugu icin, santral calismaya devam edecek. dolayisiyla, bugun soz konusu sabit maliyeti cikaracagindan emin olmayan hicbir firma gelip boyle bir yatirim yapmaz. burada bizim devletimiz santralde uretilen elektrige subvansiyon uygulayarak, firma icin yatirimi akilci hale getiriyor. yani, uretilen elektrigin yarisini yuksek fiyattan alacak olmamiz kazik yedigimiz anlamina gelmez. kazik yedigimizi soyleyebilmek icin su soruyu cevaplamak lazim. biz bu santralin sahibi olsaydik ve insa masraflarini biz kendimiz ustlenseydik, bizim cebimizden cikacak para verdigimiz subvansiyondan daha fazla mi, daha az mi olacakti? ben bir enerji uzmani olmadigim icin, bu soruyu yanitlayamam. uzman okuyucularimiz varsa ve bizi bilgilendirirlerse, memnun olurum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii, burada illa nukleer santral yapmamiz gerekli miydi diye de sorulabilir. yine okuyucularimizdan daha cazip enerji yatirimi alternatifleri oldugunu dusunenler varsa, goruslerini paylasabilirler.&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-3155830266019971548?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/3155830266019971548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=3155830266019971548' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3155830266019971548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3155830266019971548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/05/sabit-maliyetler-ve-akkuyu-santrali.html' title='Sabit Maliyetler ve Akkuyu Santrali'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8779535825435527268</id><published>2010-05-01T23:56:00.007-05:00</published><updated>2010-05-02T01:56:29.468-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye ekonomisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='parasal iktisat'/><title type='text'>Avrupa Para Birliği, Euroizasyon ve Makroekonomik İstikrar</title><content type='html'>ekonomiturk blogu yazarlarindan c.onat, paul krugman'in nyt'daki &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2010/05/euro-tuzag.html"&gt;bir yazisindan bahsedip&lt;/a&gt; asagidaki soruyu sormus. ben de sorusunu kisaca yanitlamaya calisacagim. soru su:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;Bir ara TL'den sıfır atacağımıza Euro'ya geçelim diyenler vardı. Öyle bir şey yapma imkanı var mıydı, olsaydı ve tercih etseydik bizim durumumuz ne olurdu merak ediyorum. Ekonomist arkadaşlar fikirlerini paylaşırlarsa sevinirim.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir defa, sunu hatirlatalim. para birimi olarak euro kullanmakla, avrupa para birligine girmek farkli seyler. ekvador, panama gibi ulkelerin para birimi olarak amerikan dolarini benimsemeleri gibi, bir ulke tek tarafli olarak euro'yu benimseyebilir. (birincisine dolarizasyon, ikincisine bu terimden hareketle euroizasyon deniyor.) bunun para birligine uye olmaktan farki, birligin ortak merkez bankasinin uyguladigi para politikasinda soz sahibi olunmamasidir. yani, tek tarafli olarak euro'ya gecmek, para politikasindaki soz hakkindan tamamen vazgecmek demektir. bu rejimler icin, sabit (cipali) doviz kuru rejimlerinin ileri boyutu diyebiliriz. doviz kurunu bir cipaya baglamak da, sermaye hareketlerinin serbest oldugu durumda, para politikasini serbest bicimde uygulamaktan vazgecmeyi taahhut etmek demektir. ulusal para birimini birakip bir para birligine girmek ya da baska bir parayi tek tarafli kabul etmek, bundan geri donus cok zor ve maliyetli olacagindan, bu taahhudun cok daha baglayici ve inandirici olmasini saglar.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki, oncelikle avrupali ulkeler icin, ortak para biriminin getirdigi artilar ve eksiler neler? bunun bir faydasi, para birimi ortak olunca doviz kuru dalgalanmalari da olmayacagindan, bunlarin yaratabilecegi belirsizliklerin ortadan kalkmasidir. bu da mal ve hizmet ticareti ile emek ve sermayenin serbest dolasimini olumlu etkileyip verimlilik artisi saglar. eger avrupa ulkeleri arasinda tam bir ekonomik entegrasyon saglanacaksa, bu onemli bir meseledir. bir baska faydasi ise, ulkelerin gevsek para politikasi kullanma egilimlerinin baglayici ve inandiri bir sekilde ortadan kalkmasidir. misal, ortada drahmi diye bir para kalmadigi icin, yunan hukumetinin butce aciklarini para basarak kapatma gibi bir imkani da kalmamistir. bu, parasal istikrara katki saglar; lakin ote yandan, ulkenin kendi ekonomik sartlari birligin para politikasiyla uyusmadiginda, ekonomik dalgalanmalari belirginlestirebilir. ornek verecek olursak, yunanistan avrupa para birliginde olmasaydi sunlar olacakti. bir, diger avrupa ulkeleriyle ekonomik iliskilerinde drahmi-euro kurunun seyri belirleyici olacakti. iki, yunanistan butce aciklarini senyoraj geliriyle kapatmak icin para basabilecekti. uc, kisa vadede fiyatlar ve ucretlerin yeterince esnek olmamasi durumunda ortaya cikacak asiri ekonomik daralmaya karsi, istikrar amacli genislemeci para politikasi uygulayabilecekti. ekonomiye keynesci bir perspektiften bakan krugman, kose yazisinda bu ucuncuyu one cikartip vurguluyor. ayrica, ikinci ihtimalin ortadan kalkmasinin da, mali disiplini garanti etmedigini goruyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunlardan yola cikarak, bizi para birligine almayacaklarini da hesaba katarak, tek tarafli olarak euro'ya gecseydik ne olurdu, degerlendirelim. oncelikle, ab ile ticaret hacmimiz turkiye'nin milli gelirine oranla kucuk sayilir. dolayisiyla, ticaretteki verimlilik artisinin cok ciddi bir etkisi olacagini sanmiyorum. ikincisi, gecmisteki deneyimlerimizden, turkiye'nin mali istikrarinin doviz kuru rejimine bagli olmadigini rahatlikla soyleyebiliriz. ucuncusu, zamaninda euro'ya gecseydik, bugun enflasyon problemimiz kalmazdi; ama mali istikrarin bununla dogrudan baglantili olmadigini da hesaba katinca, bunun koca ulkenin para politikasinin kontrolunu tek tarafli olarak avrupa merkez bankasina birakmak icin yeterli bir sebep oldugunu dusunmuyorum. her seyi de ab'ye havale etmeyelim, degil mi? turkiye ekonomisinin makroekonomik istikrarini kendi basimiza saglayabilmeliyiz. hukumetimizden ve burokratlarimizdan bunu beklemeyeceksek, ne bekleyecegiz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8779535825435527268?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8779535825435527268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8779535825435527268' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8779535825435527268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8779535825435527268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/05/avrupa-para-birligi-euroizasyon-ve.html' title='Avrupa Para Birliği, Euroizasyon ve Makroekonomik İstikrar'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-4210638904167668906</id><published>2010-03-16T12:31:00.005-05:00</published><updated>2010-03-16T13:11:44.157-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>İktisat Doktora Programı Seçerken</title><content type='html'>greg mankiw blogunda doktora basvurusu yapacak &lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/2010/03/choosing-graduate-program.html"&gt; ogrencilere tavsiyeler&lt;/a&gt;de bulunmus. mankiw'in ogutlerinden birkac tanesini turkce'ye cevirip asagida yayinliyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;1. siralamalarla baslayin. en son yapilmis iktisat bolumu siralamalarindan bazilarilari icin, &lt;a href="http://ideas.repec.org/top/top.econdept.html"&gt;buraya&lt;/a&gt;,&lt;a href="http://grad-schools.usnews.rankingsandreviews.com/best-graduate-schools/top-economics-schools/rankings"&gt; buraya&lt;/a&gt; ve &lt;a href="https://econtop.uvt.nl/rankinglist.php"&gt;buraya&lt;/a&gt; tiklayin. butun siralamalar kusurludur, ama diger hersey sabit kalmak sartiyla, daha yuksek sira muhtemelen daha iyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. su an basvurmayi dusundugunuz programda olan yuksek lisans ogrencileri ile konusun. mutlular mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. son zamanlardaki doktora ogrencileriyle ilgili bilgilere bakin. baslayanlar ne oranda programi bitiriyorlar? bitirdikten sonra ne tip islere giriyorlar? bunlar sizin arzuladiginiz isler mi? yerlestirme bilgileri programa giren ogrencilerin capiyla, programin kendisinin katma-degeriyle, ve bolumun ogrencilerini isgucu piyasasinda ne kadar iyi sattigiyla ilgili bilgi verir.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;devamini&lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/2010/03/choosing-graduate-program.html"&gt; mankiw'in blogundan&lt;/a&gt; okuyabilirsiniz. yazi ingilizce, ama zaten tavsiyeler de daha cok amerika'daki doktora programlari ile ilgili. bunlara basvuracak olanlar herhalde ingilizce biliyorlardir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mankiw'in blogunda bu konularda cok sayida yazi var. amerika'da iktisat doktorasi yapma niyeti olanlar bunlardan faydalanabilirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-4210638904167668906?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/4210638904167668906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=4210638904167668906' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/4210638904167668906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/4210638904167668906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/03/iktisat-doktora-program-secerken.html' title='İktisat Doktora Programı Seçerken'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1996841169684602422</id><published>2010-03-12T17:03:00.005-06:00</published><updated>2010-03-12T17:35:43.492-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><title type='text'>Vergiler ve Sigara Tüketimi</title><content type='html'>sigara, alkol gibi sagliga zararlari olan ve bagimlilik yapici tuketim maddelerinin vergilendirilmesinde iki husus uzerinde durulur. birincisi, yetiskin tiryakiler tuketim aliskanliklarini kolay degistiremeyeceklerinden, bu gruptakilerin taleplerinin fiyat esnekligi dusuktur. bu da devlete bu urunlerin uzerine yuksek oranda vergi koyup yetiskinlerden &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/02/verginin-toplumsal-maliyeti-fahis.html"&gt;rahat ve verimli vergi toplama&lt;/a&gt; imkani verir. ikincisi, sigaraya ve alkole baslama yaslarindaki genclerin taleplerinin fiyat esnekligi daha yuksektir. yani ayni orandaki fiyat artisi, genclerin talebini yetiskinlere oranla daha buyuk oranda dusurur. bu durum, devletin vergi toplamasini guclestirir; lakin eger genclerin talebi yeterince esnekse,  vergiler yoluyla genclerin tuketim aliskanliklarini etkileyerek, gelecekte bu maddelerin toplumdaki tuketimini azaltmayi mumkun kilar. sigara ve alkol kullaniminin yayginlasmasi, kamu sagligi acisindan zararli kabul edildiginden, bu urunlerin yuksek oranda vergilendirilmesi bu acidan da savunulmaktadir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu bilgileri en temel duzeyde iktisat kitaplarinda bile bulabilirsiniz. lakin burada soyle bir sorun var. ders kitaplarina iktisadi gercekler olarak giren bulgularin cogu gibi, bunlar da basta abd olmak uzere gelismis ulkeler uzerine yapilan calismalardan kaynaklaniyor. dunya nufusunun cogunu olusturan daha fakir ulkelerdeki durum hakkinda ise yeterince dogrudan delil yok. bugun &lt;a href="http://www.voxeu.org/"&gt;vox&lt;/a&gt;'da gordugum &lt;a href="http://www.voxeu.org/index.php?q=node/4742"&gt;bir makale&lt;/a&gt; bu acigi kapatmak icin bir adim atmis. dort arastirmaci, gelismekte olan 20 ulkeden topladiklari verilerle, vergi konularak sigara fiyatlarinin arttirilmasinin genclerin sigara taleplerini nasil etkileyecegini arastirmislar. arastirmanin bulgulari, amerika uzerine yapilan calismalarin bulgulariyla ortusuyor. calisma, gelismekte olan ulkelerde, genclerin sigara talebinin esnek oldugunu, dolayisiyla vergilerin genclerin sigara tuketimini belirgin bir bicimde etkiledigini ortaya koymus. sigara uzerindeki vergilerin %10 oraninda arttirilmasinin, ele alinan 20 ulkede genclerin sigara talebini ortalama %18 azaltacagi tahmin edilmis. bunun %6'si sigaraya baslayan genclerin sayisindaki azalmadan, %12'si ise sigara icen genclerin ictikleri miktari azaltmasindan kaynaklanacakmis. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arastirmanin detaylarini ogrenmek isteyen okuyucularimiz, &lt;a href="http://www.voxeu.org/index.php?q=node/4742"&gt;vox'da ozeti yer alan&lt;/a&gt; makalenin aslina nber'dan ulasabilirler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kostova, deliana, hana ross, evan blecher, and sara markowitz (2010), “prices and cigarette demand: evidence from youth tobacco use in developing countries”, &lt;a href="http://www.nber.org/papers/w15781"&gt;nber working papers 15781&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1996841169684602422?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1996841169684602422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1996841169684602422' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1996841169684602422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1996841169684602422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/03/vergiler-ve-sigara-tuketimi.html' title='Vergiler ve Sigara Tüketimi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-7479160080756443301</id><published>2010-02-13T16:14:00.002-06:00</published><updated>2010-02-13T16:30:19.434-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='olasılık/istatistik/ekonometri'/><title type='text'>Tanrı'nın İnsanlığa Karşı Tutumunda Duanın Etkisi</title><content type='html'>bir iktisatci arkadasim facebook'ta, "&lt;a href="http://ideas.repec.org/p/iza/izadps/dp3636.html "&gt;the effect of prayer on god's attitude toward mankind&lt;/a&gt;" diye bir makalenin linkini paylasmis. (goruyorsunuz, nelerle egleniyoruz.) nobel ekonomi odullu baba ekonometrici james heckman'in otuz sene kadar once yazip muhtemelen sonra unuttugu ve yillar sonra bir sekilde hatirlayip gecenlerde economic inquiry adli dergide yayinladigi bir makale bu. ciddi bir sey mi diye baktim. (siz de bakin, &lt;a href=" http://ftp.iza.org/dp3636.pdf"&gt;linki burada&lt;/a&gt;.) gordum ki hem ciddi, hem degil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;heckman, bu makalesinde, bir istatistik dergisinde yayinlanan bilimsel bir makalede anlatilan istatistiksel bir yontemi hicvediyor. diyor ki, bu "guclu yontem", insanlarin ne kadar dua ettikleri gibi gozlemlenebilen ve bir sekilde olculebilen bir seyin, gozlemleneyemen bir sey uzerindeki etkisini "bile" tahmin edebiliyor. nasil? ikisi arasindaki iliskiyi varsayarak. heckman da suna iman edin diye bir varsayimla analize baslayip sonunda az dua etmenin insanliga faydasi olmadigini, cok dua edince dualarin daha cok karsilik buldugunu "ortaya koymus".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demek ki neymis? ampirik metotlari kullanirken (aslinda ayni sey teoride de gecerli) onlarin matematiksel temelini, dayandiklari varsayimlari ve saireyi ogrenmeyi ihmal etmemeliymisiz. zira cok sofistike gorunen bir yontemin verdigi sonuclar, dogrudan derinlerde gizli bazi varsayimlardan kaynaklaniyor olabilirmis.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-7479160080756443301?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/7479160080756443301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=7479160080756443301' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7479160080756443301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7479160080756443301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/02/tanrnn-insanlga-kars-tutumunda-duann.html' title='Tanrı&apos;nın İnsanlığa Karşı Tutumunda Duanın Etkisi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-7636146194303442110</id><published>2010-02-06T22:03:00.000-06:00</published><updated>2010-02-06T22:19:17.839-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nüfus ve aile iktisadı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Çinliler neden çok tasarruf yapıyor?</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.voxeu.org/"&gt;vox&lt;/a&gt;'da gozume carpti; yakin zamanda yapilan bir arastirma,&lt;a href="http://www.voxeu.org/index.php?q=node/4568"&gt; cin'de tasarruf oranlarinin cok yuksek olmasi&lt;/a&gt;nin bir sebebinin de, ulkedeki erkek/kadin nufus oraninin dengesizligi olduguna iliskin deliller ortaya koymus. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;devletin ailelerin sahip olabilecegi cocuk sayisina sinirlama getirmesi ve erkek cocuk isteyen ailelerin kiz cocuklarini kurtajla aldirmalari yuzunden cin'de anormal bir kadin-erkek dengesizligi olusmakta. bugun ulkede her dogan 100 kiz cocuguna karsi, 122 erkek cocuk doguyor; ve bunun bazi sosyal sonuclari da muhakkak olacak. iste, bu calismayi yapan arastirmacilar da bu dengesizligin tasarruf oranlarini arttirdigini savunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu iliskinin aciklamasi ise soyle: cin'de kadin/erkek dengesizligi bozuldukca, evlilik cagina gelen erkeklerin es bulmasi zorlasiyor. erkekler arasi rekabetin bir boyutu da maddi. dolayisiyla ogullarini evlendirmek isteyen aileler, onlar icin daha cok para biriktiriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yapilan ekonometrik analizler, hanehalki duzeyinde erkek cocuk sahibi ailelerin diger ailelere gore, belirgin olarak daha cok tasarruf yaptigini ortaya koymus. dahasi ailenin yasadigi bolgede kadin/erkek dengesizligi arttikca, erkek cocuk sahiplerinin tasarruflarini arttirdiklari bulunmus. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.voxeu.org/index.php?q=node/4568"&gt;vox'da ozeti verilen calismanin&lt;/a&gt; yer aldigi makalenin tamamina nber'dan ulasilabilir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;wei, shang-jin, and xiaobo zhang, 2009, &lt;a href="http://www.nber.org/papers/w15093"&gt;the competitive saving motive:&lt;/a&gt; evidence from rising sex ratios and savings rates in china, nber working paper no. 15093.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-7636146194303442110?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/7636146194303442110/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=7636146194303442110' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7636146194303442110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7636146194303442110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/02/cinliler-neden-cok-tasarruf-yapyor.html' title='Çinliler neden çok tasarruf yapıyor?'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-5143900478120138090</id><published>2010-02-03T12:02:00.003-06:00</published><updated>2010-02-03T12:05:13.387-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><title type='text'>Verginin Toplumsal Maliyeti: Fahiş Maliyet ya da Dara Kaybı</title><content type='html'>en azindan temel duzeyde iktisat bilgisine sahip okurlarimiz, verginin toplumsal maliyetini bilirler. buna fahis maliyet (excess burden) ya da dara kaybi (deadweight loss) deniyor. ekonomiturk blogunda yeni yazarlardan caylak ekonomist, bunu anlatan guzel bir yazi yazmis. iktisadin en temel konularindan biri olmasina ragmen, bunu bilmeyen veya bilip de anlamayan cok var. ben bilgi sahibi insanlarin saglikli yorum yapabilecegine inandigimdan, boyle bilgilendirici yazilari cok onemsiyorum. o yuzden yaziya buradan link vermeyi uygun gordum:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2010/02/vergilerin-gercek-maliyeti.html"&gt;http://ekonomiturk.blogspot.com/2010/02/vergilerin-gercek-maliyeti.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yaziya tek bir sey ekleyecegim. ornekte sosyal fayda nedir, niye azalir gayet guzel aciklanmis. yalniz fahis maliyetin somut olarak neye karsilik geldigi vurgulanirsa, ilk kez ogrenen okurlarin aklina kevram daha iyi yatar diye dusunuyorum. ben onu soyle anlatacagim: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(yazidaki ornekten hareketle) 2 liralik vergi konmadan once, (en fazla) 40.50 liraya kadar otobus bileti almaya hazir bir alici ve (en dusuk) 39.50 liraya kadar bilet satmaya hazir bir satici dusunelim. vergiden sonra alicilarin odeyecegi fiyat 41 liraya ciktiginda, bu musteri mali satin almaktan vazgecer. eline vergiden sonra 39 lira gececeginden, bu satici da mali satmaktan vazgecer. dahasi alim-satim gerceklesmediginden, devlet bu insanlardan vergi de toplayamaz. herkes kaybeder. kayip, konan verginin gerceklesmesini engelledigi ticaretin yaratamadigi degerdir. burada kayip deger, 40.50-39.50=1 lira. bu sadece bir alim-satim. vergi yuzunden gerceklesmeyen tum alim-satimlarin degeri de ikinci grafikteki kucuk gri ucgene tekabul ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-5143900478120138090?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/5143900478120138090/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=5143900478120138090' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5143900478120138090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5143900478120138090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/02/verginin-toplumsal-maliyeti-fahis.html' title='Verginin Toplumsal Maliyeti: Fahiş Maliyet ya da Dara Kaybı'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-6022117920556129576</id><published>2010-01-30T13:08:00.002-06:00</published><updated>2010-01-30T13:24:09.075-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel organizasyon'/><title type='text'>Taşımacılık Sektörü ve Promosyonlar</title><content type='html'>ekonomiturk'te editor, havayollarinin bilet fiyatlarini degerledirdigi &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2010/01/thy-ve-pegasustan-promosyon-kazg.html"&gt;yazisinda&lt;/a&gt;, sektordeki promosyonlara psikoloji temelli bir aciklama getirmis. sirketlerin musteri davranislarini ciddiye alarak fiyatlandirma yapmalarinda dogruluk payi vardir. ama bence, gerek havayollu gerekse karayolu tasimaciligindaki promosyonlar, klasik iktisadi yaklasimla da aciklanabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kis turkiye'ye gittigimde, ben de pegasus'la 10 liraya aslanlar gibi uctum. seyahat planim belli oldugu icin bileti yaklasik bir ay onceden internetten satin almistim. nasil oluyor da iki hamburger parasina ucabiliyoruz, ben de merak etmistim. ucakta biraz dusundum ve buna bir aciklama getirdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bindigim ucaktaki koltuklarin %30 kadari bostu. demek ki bu havayolu sirketi bazi seferlerinde %100'un altinda doluluk oraniyla yolcu tasiyor. oncelikle, sirket bir ucakta 10 bos koltuk kalacagini biliyor diyelim. bu koltuklari 1 liraya bile satsa, 1 lira 1 liradir. tabii sirket bu koltuklari son dakikada satmaz. oyle olsa yuksek fiyat odemeye razi yolcular da bilet almak icin, fiyatin ucuzlamasini beklemeye baslarlar. ama sirket doluluk oranini onceden tahmin edip belli sayidaki koltugu onceden satabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sirketin dikkat edecegi bir sey de, ucmak icin 150 lira vermeye hazir yolcularin da boyle promosyonlardan yararlanip ucuza ucabilecegi. bu tip yolcularin fiyat ucuzladiginda olusacak talep icindeki payi yuksekse, cok ucuza cok sayida bilet satmak sirketi zarara ugratabilir. ornegin, sirketin 10 liradan bilet sattigi 10 kisiden biri 150 lira vermeye hazir bir tipse, sirket 9x10-140=-50 lirayla zarar etmis olur. (dikkat edin, burada firsat maliyetlerini hesaba katiyor ve iktisadi kar/zarardan bahsediyoruz. yoksa muhasebe kari 10x10=100 lira.) ote yandan, mesela 70 liradan 10 bilet satsa ve bunlari alanlarin 4'u 150 lira vermeye hazir tipler olsa, 6X70-4X80=100 lira kar eder. goruldugu gibi, ucakta cok sayida bos koltuk varsa, sirket biletlerin bir bolumunu ucuza satmaktan kar edebiliyor. sirket elindeki verileri degerlendirip belki bir pazar arastirmasi da yaparak, kendisi icin en karli fiyatlandirma stratejisini bulabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burada onemli nokta, tasimacilik yapan sirketlerin kapasitelerinin kisa vadede sabit olmasi. o yuzden ozellikle talebin dustugu donemlerde boyle promosyonlara rastlamamiz dogal. peki sonuc verimli mi? evet, hem de super verimli. insanlar daha ucuza, cok ve rahat seyahat ediyorlar; ustelik firmalar da bundan karli cikiyor. verimsiz olan, seyahat etmek isteyen onca insan varken o ucaklarin ve otobuslerin bos koltuklarla sefer yapmalari.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-6022117920556129576?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/6022117920556129576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=6022117920556129576' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6022117920556129576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6022117920556129576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/01/tasmaclk-sektoru-ve-promosyonlar.html' title='Taşımacılık Sektörü ve Promosyonlar'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1967746370197508577</id><published>2010-01-25T23:43:00.006-06:00</published><updated>2010-01-26T00:11:14.084-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisadi düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisatçılar'/><title type='text'>Hayek Keynes'e Karşı</title><content type='html'>videoyu mankiw'in sitesinde gorunce kayitsiz kalamadim. keynes ve hayek rap muzik formatinda atisiyorlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="560" height="340"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/d0nERTFo-Sk&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;color1=0x2b405b&amp;amp;color2=0x6b8ab6"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/d0nERTFo-Sk&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;color1=0x2b405b&amp;amp;color2=0x6b8ab6" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="420" height="255"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;internette arastirinca, videonun kaynagi olarak &lt;a href="http://econstories.tv/home.html"&gt;econstories.tv&lt;/a&gt; diye bir internet sitesi karsima cikti. siteyi ve sitedeki bu videoyu, ekonomiye merakli bir yonetmen, george mason universitesinden bir iktisat profesoruyle birlikte hazirlamis. (bilen bilir, bu universite avusturya iktisadinin guclu oldugu okullardandir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;simdilik sitede videoyla birlikte, bu parcanin sozleri, kaynakca vb. seyler var. siteyi hazirlayanlar, eglendirerek ogretmeye ileride baska videolarla devam edeceklerini belirtmisler. arada bir yoklayip yeni bir sey var mi diye bakmaya deger.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1967746370197508577?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1967746370197508577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1967746370197508577' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1967746370197508577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1967746370197508577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/01/hayek-keynes.html' title='Hayek Keynes&apos;e Karşı'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1032556661896322129</id><published>2010-01-03T16:48:00.002-06:00</published><updated>2010-01-03T17:04:45.001-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='duyuru'/><title type='text'>Twitter Hesabı</title><content type='html'>bir okuyucumuzdan kisa bir sure once gelen talep uzerine, twitter'da blogla baglantili  &lt;a href="http://twitter.com/eksi_iktisat"&gt;eksi_iktisat&lt;/a&gt; adli bir hesap olusturdum. burada simdilik yeni blog yazilarinin basliklari ve bunlara baglantilar olacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1032556661896322129?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1032556661896322129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1032556661896322129' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1032556661896322129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1032556661896322129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2010/01/twitter-hesab.html' title='Twitter Hesabı'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1283527937674080100</id><published>2009-12-13T16:23:00.004-06:00</published><updated>2009-12-13T16:55:52.169-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisatçılar'/><title type='text'>Paul Samuelson'un Ölümü</title><content type='html'>gectigimiz yuzyilin en buyuk iktisatcilarindan paul samuelson 94 yasinda hayata veda etti. topragi bol olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ny times, samuelson'un anisina, onun yasamini ve bu dunyaya kattiklarini anlatan, amerikalilarin obituary adini verdigi turden bir yazi yayinladi. linki surada:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.nytimes.com/2009/12/14/business/economy/14samuelson.html"&gt;http://www.nytimes.com/2009/12/14/business/economy/14samuelson.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu da ekonomi bolumune cok buyuk katki yaptigi mit'nin websitesinde yayinlanan hatira yazisi:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://web.mit.edu/newsoffice/2009/obit-samuelson.html"&gt;http://web.mit.edu/newsoffice/2009/obit-samuelson.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son olarak, asagidaki linklerde de, 1970 yilinda layik goruldugu nobel odulu sebebiyle nobel vakfinin yayinladigi biyografisi ve samuelson'un verdigi nobel dersi var:&lt;br /&gt;bio: &lt;a href="http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/1970/samuelson-bio.html"&gt;http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/1970/samuelson-bio.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ders: &lt;a href="http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/1970/samuelson-lecture.pdf"&gt;http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/1970/samuelson-lecture.pdf&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1283527937674080100?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1283527937674080100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1283527937674080100' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1283527937674080100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1283527937674080100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2009/12/paul-samuelsonun-olumu.html' title='Paul Samuelson&apos;un Ölümü'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1710473885856466954</id><published>2009-11-03T01:03:00.001-06:00</published><updated>2009-11-03T01:05:16.567-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='politik ekonomi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uluslararası iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Cari Açık İyi mi, Kötü mü?</title><content type='html'>ekonomiturk'teki bir okurumuz, &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2009/11/bu-sene-okudugum-en-iyi-ekonomi-yazisi.html"&gt;ekonomix'in cari acikla ilgili inan dogan'dan alinti yaptigi yaziya&lt;/a&gt;, "cari acik o kadar da hafife alinmamali" diye itirazda bulunmus. hakli oldugu bir nokta var. cari acik bazen ekonomideki bir problemin semptomu olabilir. ancak genel olarak cari acik kotudur diye bir sey yok. okurumuz ulke ekonomisiyle aile ekonomisi arasinda bag kurarak itirazini yaptigi icin, ben de cari acigin iyi ve kotu oldugu durumlara aile butcesinden birkac ornek vererek aciklama yapacagim. iyi oldugu durumlardan baslayalim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. ailenin calisan bireylerinden birisi isini kaybetmis olsun. bir sure sonra yeni bir is bulacagi biliniyor, ama o surede ailenin geliri dusecek. onlerinde iki secenek var. birinci secenek, harcamalari (sofra giderlerinin, cocugun harcliginin, okul masrafinin, saglik harcamalarinin, taksitlerin ve sairenin toplamini) gelire denk getirecek sekilde kismak. ikinci secenek, bu sure icerisinde borc bulmak ya da disaridaki tasarruflari kullanip (mesela bir bankadaki mevduat hesabindaki anaparanin bir kismini cekip) harcamalari kismadan bu durumu atlatmak. ikinci secenek, ulke ekonomisinin cari acik vermesine denk dusuyor. hangisi daha iyi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. ailenin oglu universiteyi kazandi. cocugun okul masrafi ailenin diger masraflarinin uzerine binince, aylik masraflar geliri asti. aile bireylerinin daha cok calisip gelirlerini arttirmalarina ya da harcamalarini yeterince kismalarina da imkan yok. bu durumda yine iki secenek var. birinci secenek, cocuk universite sevdasindan vazgecer. ikinci secenek, cocuk mezun olduktan sonra odemek uzere kredi alir ya da aile cocuklarinin egitimi icin yine bankadaki paralarinin bir kismini kullanir. ikinci secenek yine (ve bu sefer daha uzunca bir sure) cari acik vermeye denk dusuyor. hangisi daha iyi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. aile gelecek ay bir bilgisayar almayi planliyor. ama baba gazetesini okurken, bilgisayar fiyatlarinda ay sonuna kadar gecerli olacak ciddi bir indirim yapildigini duyuran bir ilan goruyor. indirime ragmen, bilgisayari bu ay almalari durumunda aile butcesi acik verecek. aile indirimden yararlanmak icin kredi kullanip bilgisayari simdi aliyor. kotu mu yapiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ornekleri ekonomik durumlarla bagdastirirsak; birincisini, ekonomik daralma donemindeki bir ulkenin bunu harcamalari fazla kismadan atlatmasina; ikincisini, gelismekte olan bir ulkenin, uretken sermaye yatirimi yapmak uzere disardan borclanarak yatirim mali ithal etmesine; ucuncusunu de ulkedeki iktisadi aktorlerin tuketim kararlarinin zamanlamasini uluslararasi piyasalarda olusan firsatlara gore ayarlamasina benzetebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;simdi de cari acigin kotu oldugu durumlari ornekleyelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. ayyas, kumarbaz bir baba var. ailenin ne tasarrufu varsa sonuna kadar harciyor; bittiginde borca girip harcamaya devam ediyor. boyle giderse, ailenin ihtiyac durumunda kullabilecegi tasarrufu kalmayacak; belki borclarin buyumesi yuzunden artik borc da kullanamaz hale gelecekler. bu durumu kamu kaynaklarinin iktidar tarafindan yagma edilmesine benzetebiliriz. (butce aciklarinin cari aciklara sebep olmasi, "ikiz aciklar" olarak biliniyor.)  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. anne ve baba sorumsuz. anne ustbas derdinde, baba yeni araba. bir de cocuklarin ihtiyaclari var ama onlar ebeveynlerin harcamalarina karisamiyorlar. aslinda ailenin geliri yer ay anne ya da babadan birinin istegini yerine getirecek duzeyde, ama ikisininki birden olunca gider geliri asiyor. ailenin tasarrufu azalip borcu arttikca cocuklarin gelecegi tehlikeye giriyor. burada sorun, anne ve babanin aralarinda kisisel harcamalari duzenleyecek iyi bir anlasmaya varamamasi durumunda ortaya cikar. burada anne ve babayi devlet politikalarini etkileyebilecek gucteki iki cikar grubu ya da koalisyon ortagi iki siyasi parti gibi dusunebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ornekler cogaltilabilir. bunlardan cikartabilecegimiz sonuc su. odemeler dengesi hesaplarina bakarak, cari acik ya da fazla gorup ekonominin iyiye mi kotuye mi gittigine karar vermek mumkun degil. cari acigin neden verildigini iyi anlamak lazim. o yuzden, cari acik buyuyor diye hemen kaygilanmamali. etraftaki "ekonomi uzmanlari" arasindan acigin sebeplerinin analizini yapabilenlere itibar etmeli. ortada bir sorun varsa, bu muhakkak ya siyasi kurumsal yapinin zayifliklarindan ya da piyasa basarisizligi yaratan malum etmenlerden kaynaklanir. o zaman onu bulup tedavi etmek lazim. yoksa mesela yukaridaki kotu durumlarda, ihracat tesvigi gibi bir politika ne ise yarar ki?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1710473885856466954?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1710473885856466954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1710473885856466954' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1710473885856466954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1710473885856466954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2009/11/cari-ack-iyi-mi-kotu-mu.html' title='Cari Açık İyi mi, Kötü mü?'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-6387319540629856170</id><published>2009-10-29T23:05:00.009-05:00</published><updated>2009-10-29T23:27:46.776-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='televizyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><title type='text'>Bölüşmek ya da Bölüşmemek...</title><content type='html'>bugun, greg mankiw'in blogunda buldugum, oyun teorisi konusunda temel duzeyde bilgi sahibi okurlarmizin ilgisini  cekecek bir videoyu paylasacagim. bu video, yabanci bir yarisma programinin uc dakikalik final bolumunden alinmis. iki yarismaci, gecenin buyuk odulunu paylasmak uzere, tutuklular ikilemi (prisoners' dilemma) oyununa benzeyen bir oyun oynuyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durum kisaca soyle: ortada 100.000 pound para, oyuncularin onunde de iki top var. bu toplarin birinin icinde "bolusmek", digerinde ise "calmak" secenegi var. oyuncular kisa bir sure konustuktan sonra, diger oyuncuya gostermeden toplardan birini seciyorlar; sonra da sectikleri topun icindeki yaziyi ayni anda birbirlerine gosteriyorlar. para, iki oyuncunun secimlerine gore bolusuluyor. ikisi de bolusmeyi secmisse parayi 50-50 paylasiyorlar. eger bir oyuncu, digeri bolusmeyi secerken, calmayi secerse, o tum parayi kapiyor, digeri ise avcunu yaliyor. ama eger ikisi de calmayi secerse, bu sefer ikisi de kaybediyor ve eve bos donuyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurallar boyle. simdi oyunu izleyip yarismacilarin bu durumda ne yaptiklarini gorelim. youtube'a erisim sorununu proxy kullanarak asanlar icin adres su: http://www.youtube.com/watch?v=p3Uos2fzIJ0&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/p3Uos2fzIJ0&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;color1=0x2b405b&amp;color2=0x6b8ab6"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/p3Uos2fzIJ0&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;color1=0x2b405b&amp;color2=0x6b8ab6" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sahsen ben adamdan bir pislik bekliyordum, ama goruldugu gibi kadin sag gosterip sol vurdu. adama gecmis olsun deyip sonucu inceleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oncelikle, tutuklular ikilemine benzer dedik ama bilen okuyucularimiz bunun ondan daha degisik oldugunu fark etmislerdir. burada diger oyuncu calmayi secerse siz ne yaparsaniz yapin sifir aliyorsunuz. ama diger oyuncu paylasmayi secerse, siz calmayi secerek paranin hepsini alabilirsiniz. yani, sirf parasal getirileri dikkate alirsak, calmayi secmek, sadece karsi tarafin paylasmayi sectigi durumda cazip. oyun teorisi terminolojisiyle, "calmak" guclu degil, zayif baskin bir strateji. boyle olmasi oyunu daha da pis hale getirmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine sirf parasal getirileri hesaba katarsak, cikan sonuc bir nash dengesi. hicbir oyuncunun, digerinin stratejisi karsisinda tercihini degistirip kar etmesi soz konusu degil. kadin zaten tum parayi kapmis, adamsa calmayi secseydi bile yine sifir alacakti. benzer sekilde adamin calmayi, kadinin paylasmayi sectigi secenekle; ikisinin de calmayi sectikleri secenekler de nash dengeleri. bir tek, en adil ve iyi sonuc olarak gorunen 50-50 paylasma durumu nash dengesi degil.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ote yandan, bu oyunda insanlarin tek umursadiklarinin parasal sonuc oldugunu dusunmek gercekci degil. oyle olsaydi, adam kadina kanip paylasmayi sectikten sonra kafasini taslara vurmazdi. yani kazik yemenin psikolojik maliyetini de adamin hanesine eksi olarak yazmak lazim. ote taraftan, kadinin yaptigi gibi kazik atip milyonlarca insanin nefretini almanin da bir maliyeti var. bir de herkesin umit ettigi 50-50 sonucunun cikmasi durumunda alinacak alkisin pozitif bir etkisi olabilirdi. ancak sekil 1-a'da goruldugu uzere, bu tip parasal olmayan faktorlerin insanlari nasil etkileyecegini kestirmek guc. tanimadigimiz bir insanin kazik yiyen olup keriz durumuna dusmekten mi, yoksa kazik atan olup nefret edilmekten mi daha cok cekinecegi konusunda en fazla olasiliklari dikkate alan bir tahmin yapabiliriz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son haliyle, oyunun aslinda eksik bilgiye dayanan bir oyun oldugunu ortaya cikti. bu da bize durumun gorundugunden daha karmasik oldugunu gosteriyor. oyunu ilginc yapan unsur da bu herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(son olarak bir not: nash dengesi kavraminin yetersiz kaldigi boyle oyunlarda, cozum konsepti john harsanyi'nin buldugu bayesyen (nash) dengesidir.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-6387319540629856170?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/6387319540629856170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=6387319540629856170' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6387319540629856170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6387319540629856170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2009/10/bolusmek-ya-da-bolusmemek.html' title='Bölüşmek ya da Bölüşmemek...'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-6180429592180429376</id><published>2009-10-08T18:52:00.005-05:00</published><updated>2010-02-06T22:19:17.840-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye ekonomisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nüfus ve aile iktisadı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Türkiye yakaladı, yakalayacak.</title><content type='html'>asagida 1960'dan gunumuze, turkiye'nin ve fransa'nin nufus, dogurganlik ve beklenen yasam surelerini karsilastiran enteresan bir video sunuyorum. video ingilizce. ama gorsel sunum yeterince aciklayici oldugundan bu pek sorun olmamali. youtube'a erisimi de bir sekilde halledersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/j4GztlkyedQ&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;color1=0x2b405b&amp;color2=0x6b8ab6"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/j4GztlkyedQ&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;color1=0x2b405b&amp;color2=0x6b8ab6" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;url: &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=j4GztlkyedQ"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=j4GztlkyedQ&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-turkey is moving faster.&lt;br /&gt;-turkey is catching up..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vay be. nereden nereye gelmisiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-6180429592180429376?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/6180429592180429376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=6180429592180429376' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6180429592180429376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6180429592180429376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2009/10/turkiye-yakalad-yakalayacak.html' title='Türkiye yakaladı, yakalayacak.'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-4283996220372357438</id><published>2009-09-30T01:02:00.004-05:00</published><updated>2009-09-30T01:15:01.825-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenilik ve fikri mülkiyet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><title type='text'>Kişiye Özgü (Idiosyncratic) Risk ve Girişimcilik</title><content type='html'>kendimi bildim bileli genclere, girisimci olmanin, yenilik yaratmanin, basari icin risk almanin onemi vaaz edilir. sonra o gencler giderler, acilan ilk memuriyet kadrosuna baliklama atlarlar. milyonlarcasi da sirada bekler. kimisi de ozel sektorde babasinin isinin basina gecip sektorde kim neyde basarili olmussa onu taklit etmeyi secer. bu yazida, buna kafa yorup insanlarin risk almaktan kacinmalarinin sebeplerini anlamaya ve girisimci guduleri harekete gecirip refahi arttirabilecek yollar ortaya koymaya calisacagim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;basit bir soyut ornek uzerinden gidelim. cok sayida uretken insandan olusan bir ekonomide meslekler iki gruba ayrilsin: memurluk ve girisimcilik. her insan bu iki gruptan birini secsin. memuriyeti secenler, risksiz bir uretim teknolojisi kullasinlar, ve 3 birim urun uretsinler. girisimciligi secenler ise, basari oraninin %50 oldugu riskli bir uretim teknolojisi kullasinlar. uretim basarili olursa 10 birim, basarisiz olursa 0 (sifir) birim uretsinler. bir insanin sectigi meslek sadece kendi uretimini etkilesin; bunun baskasi uzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkisi (dissalligi) olmasin. en sonunda, herkes urettigini yesin. (ekonomimizde risksiz uretim yapan herkese memur diyoruz. yani, mesela yenilik uretmekten kacan, atadan dededen gordugu sekilde calisan bir isadami da burada memur sinifinda temsil ediliyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;goruldugu gibi bu ekonomide girisimciligi secenlerin ortalama kazanci 5 ve bu memuriyetten kazanilacak garanti paradan buyuk. ama girisimcilerin hicbiri aslinda 5 kazanmiyor. yarisi 10 alip zengin olurken, digerleri ac kaliyor. boyle bir durumda, akilci davranan bir insanin hangi meslegi sececegi, kisisel tercihlerine, yani, riske ne kadar toleransi olduguna bagli. sonucta, riskten daha cok hazzetmeyen insanlar memuriyeti, digerleri ise girisimciligi secer. boylece, bu ekonomideki ortalama gelir de 3 ile 5 arasinda olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki daha iyi bir sonuc nasil elde edilebilir? nasil elde edilemez? ikincisinden baslayalim. diyelim ki, risksiz uretim teknolojisini tumden yasaklamak ve insanlari zorla girisimci yapmak mumkun. herkes mecburen girisimci olursa, insanlarin ortalama geliri de 5'e yukselir. gordugumuz gibi bu durumda ortalama gelir artiyor. lakin onceki durumda memuriyet sececek insanlarin uzerine, fazladan istemedikleri bir risk bindirmis oluruz. bu da yangin sigortasi yaptirmak isteyen insani, paran cebinde kalsin deyip geri gondermek gibi bir sey. bu zoraki risk yuzundendir ki, ortalama gelir artsa bile, toplumsal refahin azaldigini soyleyebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ote yandan, insanlarin riskleri paylasmalarinin bir yolu varsa, hem uzerlerindeki riskleri alip hem de ortalama geliri 5 seviyesine cikarmak mumkun. ornekle gosterelim. diyelim ki, ornek ekonomimizde insanlar once mesleklerini secsinler. sonra girisimciligi secmis olanlar, uretim yapilmadan, yani kimin basarili, kimin basarisiz oldugu ortaya cikmadan, bir araya gelsinler. bir havuz kurup herkesin kazancini havuza koymasini ve havuzdaki kazancin daha sonra tum girisimciler arasinda esit olarak bolunmesini kararlastirsinlar; ve bunu kontrata baglasinlar. (pratikte, sozunu ettigimiz havuz, yatirimcilardan hisse satin alan bir banka, risk sermayesi fonu ya da benzeri bir finans kurumu olabilir.) sonucta, girisimci sayisi yeterince buyukse, girisimcilerin yarisi basarili ve yarisi basarisiz olacagindan, girisimci olan herkes sonuclar belli olup kontratin sartlari yerine getirildikten sonra garanti 5 alacaktir. eger girisimciligin getirisi garanti 5 olacaksa, kimsenin getirisi garanti 3 olan memuriyeti secmesi icin bir sebep kalmaz. boylece herkesin girisimciligi sectigi bir dengeye ulasiriz. (iktisat teorisine vakif okuyucalarimiz, burada baska dengeler de olacabilecegini ve bir koordinasyon sorunu olusabilecegini gormuslerdir. lakin bir blog yazisinda detaya girmeyi gereksiz buluyorum.  ayrica, ornegi acik ve basit tutmak icin, kontratin baglayici oldugunu, insanlarin hareketlerinin kontratin denetiminde oldugunu, dolayisiyla aylaklik etme, havuzdan mal kacirma gibi sorunlarin olmadigini varsaydim. istenirse problem elbette daha da dallandirilabilir.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ornek ekonomimizde ele aldigimiz riskler, sistematik olmayan, ekonominin geneline gore kucuk boyuttaki aktorler uzerindeki kisiye ozgu (idiosyncratic) riskler. yani, bir girisimci, yapacagi yatirimin sonucunda basarisiz olabilir; ama bu ekonominin baska yerlerinde, bagimsiz olarak riskli kararlar alan cok sayida yatirimciyi etkilemez. toplamda bu girisimcilerin belli bir orani basarili, belli bir orani basarisiz olacaklardir. aktorlerden kimin basarili ya da basarisiz olacagini bilemesek de, genel basari oranini bilebiliriz. o yuzden, boyle kisiye ozgu riskler, ekonominin geneli icin bir belirsizlik yaratmaz. dolayisiyla, mesela eger ekonomide yeterince zengin finansal araclarin bulundugu gelismis finans piyasalari varsa, bu riskler tamamen ortadan kaldirilabilir. boylelikle, insanlarin ortalama getirisi yuksek, ama sonucu belirsiz yatirimlardan kacmalari icin bir sebep kalmaz. (elbette, ekonominin geneline gore buyuk olcekteki iktisadi aktorlerin aldiklari kararlar, sistemik risk yaratabilir. o baska bir mevzu.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ozetle, diyorum ki, mesele insanlari gonul rizasiyla girisimcilige yoneltmekse, onlara sadece nasihat etmenin, gaz vermenin ise yaramadigi ortada. ekonomik sistemin kurumlarinin ve kurallarinin da, riskleri uygun bicimde dagitilacak, girisimci guduleri harekete gecirecek sekilde duzenlenmesi gerek. somut bir ornek vermek gerekirse, aklima ilk olarak, arge faaliyetleri ve teknoloji yatirimlarinin finansmanini saglayacak bir risk sermayesi piyasasi kurulmasi geliyor. seneleeer once, bir vesileyle, israil'de uygulanan yozma adli devlet destekli bir programdan haberdar olmustum. bildigime gore, bu programla devletin ortakligiyla bir risk sermayesi fonu kuruluyor, birkac sene sonra da devletin elindeki fonlar ozellestirilince bir piyasa ortaya cikiyordu. (google'da aratinca businessweek turkiye'de gecen sene cikmis, israil orneginden dersler cikaran su yaziyla karsilastim: &lt;a href="http://www.ivci.com.tr/Uploads/Biz_Week_Turkey_20_Jan_2008.pdf"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.) muhataplari bizi okumazlar ama, sizin de akliniza bununla ilgili bir politika onerisi geliyorsa, yorum bolumunde paylasabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-4283996220372357438?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/4283996220372357438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=4283996220372357438' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/4283996220372357438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/4283996220372357438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2009/09/kisiye-ozgu-idiosyncratic-risk-ve.html' title='Kişiye Özgü (Idiosyncratic) Risk ve Girişimcilik'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1031565304025539590</id><published>2009-06-06T14:50:00.003-05:00</published><updated>2009-06-06T15:11:13.712-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>Gençler Neden Mühendislik Seçiyor?</title><content type='html'>ben ezelden beridir iktisatciyim. muhendislik gecmisim yok. ama &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2009/06/elektronik-muhendisi-cilt-bakim-uzmani.html"&gt;ekonomiturk'te ekonomix'in issiz kalan elektronik muhendisi uzerine yazdiklari&lt;/a&gt;, benim kafami da zamaninda kurcalamisti. ekonomix, turkiye'de genclerin muhendisliklere cok ragbet etmelerini irrasyonel sebeplere, suru psikolojisine falan baglamis. ben bunun rasyonel gerekceleri oldugunu dusunuyorum. kisa kisa yazayim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tanidigim, meslegini yapan muhendislerin bir cogu turkiye disinda calisiyor. tabii bir yerlede master falan yaptiktan sonra. genclerin universite ve bolum tercihi yaparken, yurtdisinda calisma ihtimalini de goz onunde bulundurduklarini dikkate almak lazim. (mesela tip okuyanlar, mevcut yasal duzenlemelerin de etkisiyle, turkiye'de calismak zorunda gibi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;meslegini yapmayan muhendisler ise baska bir alanda calisabiliyor. 2001 krizinden once boyle epey bankaci vardi. (simdi neci var bilmiyorum.) turkiye dereceleri ve zor bir bolumu bitirmis olmalari, spence'in meshur modelindeki gibi, isgucu piyasasinda sinyal gorevi goruyor zannedersem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;muhendislik okumak, gelecekteki kariyer planlarinda daha cok esneklik imkani veriyor. bir isletme mezununun sonradan muhendis olmasi imkansiz, ama muhendislik mezunu bir mba yapip isletmecinin yapacagi her isi yapabilir. sadece mba degil, muhendislik mezunlari master ve doktora yapip cok farkli alanlarda calisiyorlar. boyle cok sayida iktisatci da var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sebeplerden, 18 yasinda kaderini baglamak istemeyen gencler icin, muhendislik fena bir tercih degil. yalniz, tanidigim muhendislerden bildigim kadariyla, iyi bilmeden bir muhendislige girenler icin, elektronik kotu bir tercih. bir muhendis bu konuda daha iyi tavsiye verecektir tabii. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada, esneklik demisken, yok'un sabanci universitesindeki, ogrencilerin universiteye girdikten sonra alanlara ayrildiklari sistemi ortadan kaldirmaya calistigini okudum. demek ki bazi sorunlar, yuksek ogrenim sistemindeki fazla regulasyondan da kaynaklaniyor olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1031565304025539590?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1031565304025539590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1031565304025539590' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1031565304025539590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1031565304025539590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2009/06/gencler-neden-muhendislik-seciyor.html' title='Gençler Neden Mühendislik Seçiyor?'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-7264180126053108299</id><published>2009-06-03T18:16:00.014-05:00</published><updated>2009-06-03T21:50:26.185-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><title type='text'>Kriz ve Maliye Politikaları</title><content type='html'>son kriz gelene kadar, iktisat dunyasinda, maliye politikalarinin ekonominin uzun vadeli hedefleri dogrultusunda belirlenmesi ve kisa vadede ekonomiyi canlandirma amaciyla kullanilmamasi konusunda genel bir uzlasi oldugunu dusunuyordum. ama sonra kriz cikti, ne olduysa, ulkeler birer birer istikrar paketleri acikladilar. buna karsi siddetli bir tepki gormedikleri gibi, epey destek de buldular. bizde de disaridaki gelismeleri gorup bir paket de neden bizim hukumetimiz aciklamiyor diye basbakana yuklenenler oldu; halen de yukleniyorlar. basbakanimiz da, "ne paketi, paket maket yok" demeyip "kriz yok" demeyi sectigine gore, demek ki o da kesenin agzini gonlunce acamadigindan direniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soz konusu canlandirici maliye politikalarinin keynesci ekonomi anlayisi icerisinde bir mantigi var. ama 1970'lerden sonra bunlar buyuk olcude gozden dusmuslerdi. onun yerine, para politikasi revactaydi. ama simdi amerika'da faizler sifira yaklasip para politikasinin etkinligi azalinca, eski fikirlere ragbet artti. gunumuzde, yeni keynesci olarak adlandirilan akim, modern iktisadi yontemlerle eski fikirleri bir olcude bagdastiriyor. yani aktivist bir maliye politikasini mesru kilacak ekonomik modeller var. bunlar kabaca soyle bir mekanizmaya dayaniyor: ucretler ve diger fiyatlar (bazi yapisal faktorler sebebiyle) ekonominin degisen kosullarina cabuk uyum saglayamiyor. bu yuzden kendi haline birakilan ekonomi dengesini bulamiyor. bu da devletin istikrar politikasi uygulamasinin yolunu aciyor. devlet, daralma doneminde harcamalari arttirip ya da vergileri azaltip, toplam talebi arttirmaya calisiyor. carpanin (multiplier) buyuklugune de bagli olarak, tuketimin yeterince artmasi ekonomik daralmayi tersine cevrilip tam istihdama yaklasilmasini sagliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teori guzel. peki isliyor mu? ya da soyle sormak lazim, teoriyi destekleyen ampirik delil var mi? devlet vatandasin hesabina politika belirleyecekse, insan mantikli bir iktisadi tez ve bunu destekleyecek saglam deliller gormek istiyor. diyelim ki bu yapildi. ondan sonra o paketler neye gore hazirlanir; hangi vergiyi ne kadar azaltacaklarina, hangi harcamayi ne kadar arttiracaklarina, neyi tesvik edeceklerine neye gore karar verirler, onlar ayri mesele.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;the american economic review'un son sayisinda ekonomik kriz ve uygulanabilecek politikalar konusunda cok sayida makale oldugu dikkatimi cekti. derginin bu sayisi, american economic association'in ocak'taki toplantisinda sunulan makaleleri topladigi ve kriz konusu da son derece guncel oldugu icin, bu cok anlasilir bir sey. tabii makalelerin cogu amerikan ekonomisi uzerine. bu makalelerin maliye politikalariyla ilgili olanlarindan, onumuzdeki donemde bunlarin revacta olup olmayacagi (en azindan, akademik dunyadan destek bulup bulmayacagi) hakkinda fikir vermesi acisindan, bazi sonuclari burada paylasmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en cok ilgimi ceken stanford'dan john taylor'un makalesi oldu. (taylor kurali dersem, isim cok kisiye bir sey ifade edecektir.) taylor, son on senede amerika'da uygulanan istikrar politikalarinin etkilerini inceleyip maliye politikasinin ekonomiyi canlandiracagina dair bir delil bulunup bulunmadigini arastirmis; ve delil bulamamis. bu donemdeki en belirgin aktivist maliye politikalari, bush doneminde, 2001 ve 2008'de verilen vergi indirimleri/iadeleri. yukarida ozetledigimiz teorinin islemesi, vergi indirimi sonucu harcanabilir gelirin artmasinin tuketimi canlandirmasina bagli. oysa taylor'un ekonometrik analizi, toplam tuketimle vergi iadeleri arasinda istatistiksel olarak anlamli bir iliski olmadigini ortaya koyuyor. aslinda, 2001'de bir canlanma var. ama analiz, bunun gecici vergi indirimlerinden degil, ayni donemde yapilan vergi oranlarindaki uzun donemli kesintilerden kaynaklandigi sonucunu veriyor. bu da gecici vergi indirimleriyle kisa vadeli istikrar hedefinin kovalanmasini degil, maliye politikasinin uzun vadeli hedefler dogrultusunda belirlenmesini destekler nitelikte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gecici ve uzun sureli vergi indirimlerinin farkli sonuclar dogurmasinin sebebi ne? bunun en cok kabul goren aciklamasi, surekli gelir hipotezidir (permanent income hypothesis). buna gore, insanlar tuketim kararlarini, sadece bugunku gelirlerine bakarak degil, gelecekte sahip olmayi bekledikleri gelirlerine de bakarak verirler. gelirlerinde sadece bugun icin bir artis oldugunda, insanlar bu artisin sadece bir bolumunu harcayip geri kalanini biriktirmeyi secerler. buna bir de rikardiyen denklik (ricardian equivalence) gorusunu katarsaniz daha guclu bir sonuc cikar. yani, insanlar bugunku vergi indirimlerinin sebep oldugu butce aciklarinin, yarin ceplerinden daha cok vergi cikmasina yol acacagini goruyorlarsa, bugun artan parayi harcamayip yarin icin biriktireceklerdir. kalici vergi indirimleri ise, insanlarin surekli gelirlerini arttiracagindan, hem bugunku hem de gelecekteki tuketimlerini arttiracaktir. ama vergiler kamu harcamalarini finanse etmek icin gerekli olduklarindan, kalici indirim ancak uzun vadede kamu harcamalarinda kesintiye gitmekle mumkun. dolayisiyla bu, kisa vadeli hedefler dogrultusunda yapilacak bir sey degil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii mikro duzeyde incelenirse, vergi iadelerini harcama egiliminin toplumun farkli kesimlerinde farkli olmasi beklenir. bu da kredi piyasalarindaki puruzler gibi sebeplerle aciklanir. dergide university of michigan'dan iki iktisatcinin yaptigi boyle mikro bazli bir arastirma da var. burada 2008'deki vergi iadesinden hemen once yapilan bir anketin sonuclari kullanilmis; toplumun hangi kesimlerinin, vergi iadesini nasil degerlendirecegi incelenmis; mikro bulgular makro verilerle bagdastirilmaya calisilmis. buradaki bulgulara gore de, halkin genelinin sadece yuzde 20'si vergi iadesinin cogunu harcayacagini soylemis. geri kalanlar parayi biriktireceklerini ya da borclarini odeyeceklerini soylemisler. gelirlere gore bakildiginda, ozellikle fakirlerin parayi harcamaktan cok borc odemekte kullanacaklari bulunmus.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vergi kesintilerinde durum boyle. peki kamu harcamalarinin canlandirma amacli kullanilmasi nasil bir secenek? taylor, bu konuda da, "durun bir saniye" demis.  kamu harcamalarinin ve vergi indirimlerinin ekonomiyi canlandirma amaciyla kullanilmasi ayni modellerle mesrulastiriliyor. dolayisiyla bunlarin vergi indirimleri konusunda neden cuvalladiklarini anlamadan, kamu harcamalari konusundaki tahminlerine guvenemeyiz. peki o zaman ne yapmak lazim? taylor'a gore, para politikasinin araclari tukenmedi, onlara yuklenmek lazim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki dergide aktivist maliye politikasini savunan makale yok mu? berkeley'den alan auerbach'in ve harvard'dan martin feldstein'in maliye politikasinin iyi dizayn edilmesi durumunda ise yarayabilecegini savunan makaleleri var. feldstein'inki, herhalde ismi yeterince agir cektiginden kabul edilmis olacak, akademik dille yazilmis bir kose yazisi gibi. auerbach'in calismasi ise ilginc bulgular ortaya koyan guzel bir analiz. iki makalede de dikkatimi ceken bir tez, uygun sekilde dizayn edilecek bir tesvik mekanizmasinin, yatirimlardaki dalgalanmalara istikrar getirip ekonomik istikrara katki saglayabilecegi. tabii, is geliyor, ekonomi politikalarinin tasarimina dayaniyor. bu da, ucu acik teorik bir arastirma konusu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaziyi cok uzatmamak icin, daha fazla detaya girmeyecegim. bir universite kutuphanesine erisimi olan, merakli okurlarimiz, sozunu ettigim tum bu makaleleri ve daha fazlasini the american economic review'un mayis 2009 sayisinda bulabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bitirmeden once, sunu da bir not olarak belirtmeliyim. taylor'unki dahil, bu yazida bahsini ettigim tum calismalar, yeni keynesci cercevedeler. maliye politikalarinin, gelen soklarin ertesinde ekonominin kendi kendine dengeye gelememesi sorununa care olup olamayacagina yanit ariyorlar. iktisat dunyasinda, bir de, fiyatlarin yeterince esnek oldugunu kabul edip ekonominin kolayca dengeye ulastigini savunan guclu bir akim da var, ki onlar kisa vadeli istikrar politikalarina bastan karsilar. ondan da belki bir baska zaman bahsederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;su yayinlari gorunce, gonul istiyor ki turkiye'de de american economic association benzeri, turk iktisatcilari biraraya getiren bir kurum olsun. bu kurum konferanslar duzenlesin, akademik ekonomi dergileri cikartsin. buralarda ulkenin onde gelen iktisatcilari, turkiye'nin iktisadi meseleleriyle ilgili calismalarini ortaya koysunlar. orijinal fikirler uretilsin. toplumun tum kesimlerinin ve politika uygulayicilarinin da beslenebilecekleri bilimsel bir tartisma ve paylasim ortami olussun. guzel olmaz miydi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-7264180126053108299?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/7264180126053108299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=7264180126053108299' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7264180126053108299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7264180126053108299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2009/06/mali-istikrar-politikalar-uzerine.html' title='Kriz ve Maliye Politikaları'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8076660193736042049</id><published>2009-03-28T17:08:00.016-05:00</published><updated>2009-10-29T23:24:56.943-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='televizyon'/><title type='text'>Var Mısın Yok Musun ve Sigorta</title><content type='html'>amerika’ya geldikten sonra turkiye televizyonlarinda yayinlanan programlara epey bir uzak kaldim. bu arada, hala devam edip etmedigini bilmiyorum ama, &lt;em&gt;var misin yok musun&lt;/em&gt; diye bir yarisma programinin ortaya ciktigini haberlerden okumustum. gecenlerde youtube’da bu programin gecen sene yayinlanmis bir bolumunden bir kesite rast geldim. kesit, programin final bolumunden. bir yarismacinin onunde bir kutu, kutunun icinde de bir para odulu var. bu odul ya bes bin ya da 500 bin lira. yarismaciya kutudaki odulu acmamasi icin 141 bin lira teklif etmisler. durum bundan ibaret. bundan sonrasi, risk alip almamak konusunda karar vermekte zorlanan kadinin hallerinden turetilen dram uzerine kurulmus bir reality show. sonunda da yarismaci riske girmeyip garanti parayi almayi kabul ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/2oAo2myWlDo&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;color1=0x2b405b&amp;color2=0x6b8ab6"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/2oAo2myWlDo&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;color1=0x2b405b&amp;color2=0x6b8ab6" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sadece bir bolumun bir parcasi. benzer durumlarda, baska yarismacilar ne kararlar verdiler bilmiyorum; ama tahminim bu durumda cogu insanin ayni karari verecegi. insanin hayatini ciddi sekilde etkileyecek ve kutuda olmasi muhtemel iki odulun ortalamasina yakin sayilabilecek garanti bir miktari reddedip kumar oynamak, cogu insanin yapacagi bir sey degil. bunu nereden cikartiyorum?  en basta, dunyada sigortacilik diye bir sektor olmasindan. genel olarak, iktisadi aktorlerin belirsizlik iceren turlu durumlardaki davranislarindan da diyebilirim. yarismanin bir iktisatci olarak dikkatimi cekmesi de bundan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanlarin buyuk bir heyecan icerisinde izledikleri sey ozunde bir insanin sigorta hizmeti satin almasindan farkli degil. yarismaci kadinin 500 bin lirasi var gibi dusunun. bunun 5 binlik kismi guvende diyelim. geri kalanin da calinma ihtimali yuzde 50 olsun. bu durumun yarismadaki durumla seklen ayni oldugu acik. bu durumda ele aldigimiz ornekte yarismacinin 349 bin lira sigorta primi odedigini soyleyebiliriz. olaya boyle bakinca, yarismacinin sonradan kutuda 5 bin lira oldugunu ogrendikten sonraki sevincini de parasi calinan insanin sigorta yaptirmasina sukretmesine benzetebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki bu sigorta primi neden bu kadar fahis? ihtimaller yuzde 50-50 ise, yarismadaki durumda kutudan cikacak paranin beklenen degeri odullerin ortalamasi olan 252.500 lira. oysa yarismacinin odedigi prim 349 bin, eline gecen para 141 bin. bunda onemli sebep, teklifi yapan zatin (adi hamdi bey olsa gerek) tekel durumunda olmasi. hamdi bey, tekel durumundaki bir sigorta sirketinin yapacagi gibi, yarismacinin kabul edecegegi en buyuk sigorta primini (yani en dusuk garanti parayi) ona onermeye calisiyor. bu hem kar, hem de yarismaciyi kararsiz birakarak heyecan maksimizasyonunu sagliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hamdi bey'in tekel olmasinin yaninda, yarismacinin orta halli bir vatandas olmasi da onemli bir faktor. karsida mesela rahmi koc olsa muhtemelen sigorta primi cok daha dusuk (garanti para cok daha yuksek) olurdu. peki karsida rahmi koc da olsa, prim 252.500'un altina iner miydi? (yani garanti para bu degerin ustune cikar miydi?) kar maksimizasyonu yapan bir tekel asla bunu yapmazdi. ama bu bir sov programi olduguna ve dagitilan odulun maliyetinden cok izlenme oranlari onemli olduguna gore, eger heyecani arttiracaksa, rahmi koc gibi bir yarismaci karsisinda bu mumkun olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya yarismaci siradan bir vatandas olsa, ama hamdi bey'in karsisinda bir de rakip olsa? yarismanin formatinin daha farkli oldugunu dusunelim. diyelim ki iki sigortaci yarismaciya kapali zarf usulu teklifte bulunsun. yarismaci bunlardan sadece birini kabul etsin. teklifi kabul edilen sigortaci yarismaciya garanti parasini verip kutunun icindeki ikramiyeyi satin alsin. yani, sigortacinin kazanci, kutunun icindeki para eksi yarismaciya verdigi garanti para olsun. bu durumda, sigortacilar arasindaki rekabetin sigorta primini dusurup garanti parayi odulun beklenen degerine yaklastirmasini bekleyebiliriz. tabii, bu durum sigortaliya (yani yarismaciya) fayda saglasa da, onun daha rahat karar vermesini saglayacagi icin yarismanin heyecanini, dolayisiyla reytingleri dusurecektir. o yuzden hamdi bey'e bir rakip cikartmak yapimcilarin isine gelmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama ya yarismaya katilacak biri, disaridan bir sigortaciyla buna benzer bir anlasma yaparsa? bu sigortacinin, illa bir sigorta sirketi gibi yasal, kurumsal bir yapi olmasi gerekmez. risk toleransi daha yuksek bir kisi, yarismacilarla anlasma yapip riski onlardan satin alabilir. ornegin, yarismaciya guvenecek ve yarismacinin da sozune guvenebilecegi biri, diyelim ki zengin amcasi, reklam arasinda yarismaciyi arayip "kutuyu actirirsan sana 250 bin verecegim ama icindeki odul benim olacak" desin. o durumda, yarismaci 250 binden daha dusuk bir teklifi asla kabul etmez. tabii, bu kadar buyuk para soz konusu oldugunda, boyle baglayiciligi olmayan sozlu anlasmalarin gerceklesmesi zor. yarismacilarin herhangi bir kisi ya da kurumla baglayiciligi olan yasal kontratlar yapmalarinin onune gececek onlemleri de yapimcilar ya da avukatlari dusunmuslerdir herhalde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8076660193736042049?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8076660193736042049/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8076660193736042049' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8076660193736042049'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8076660193736042049'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2009/03/var-msn-yok-musun.html' title='Var Mısın Yok Musun ve Sigorta'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-4732386683933165208</id><published>2009-03-12T19:30:00.013-05:00</published><updated>2009-03-13T00:26:39.553-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><title type='text'>Futbolcunun Penaltı Anındaki Stratejisi</title><content type='html'>bir futbol maci dusunelim. bir takim penalti kazanmis. topun basindaki futbolcu topu uc yere vurabilir: sola, saga ve ortaya. diyelim ki, karsi takimin kalecisi topun gelecegi noktayi dogru tahmin ederse, penaltiyi kesin kurtarir. ama yanlis koseye atlarsa golu yer. bu durumda penaltici topu vuracagi ve kaleci atlayacagi koseleri nasil secerler? (ele alacagimiz konunun daha anlasilabilir olmasi acisindan, gercek bir penalti atisindaki durumu biraz basitlestiriyoruz. sonucta, ana hatlariyla penaltilarda durum buna benzer.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en temel duzeyde oyun teorisi bilgisine sahip okuyucularimiz, bunun oyun teorisinde sifir toplamli oyun olarak adlandirilan bir durum oldugunu fark etmislerdir. boyle oyunlarda, biri kazanirsa digeri kaybeder. o yuzden de rasyonel oyuncular, yapacaklari tercihin diger oyuncu icin belirsiz olmasini isterler. bir ornekle aciklayalim. mesela, penalticinin favori kosesi sol olsun ve penaltilarin yarisini bu koseye atsin. (diger zamanlarda da penaltici topu diger iki noktaya esit olasilikla atsin.)  eger kaleci bunu biliyorsa, yapacagi sey penalticinin favori kosesine atlamak olacaktir. boylelikle yuzde elli ihtimalle penaltiyi kurtarir. (diger koselere atlamasi ya da rastgele bir secim yapmasi durumunda ise penaltiyi kurtarma ihtimali daha dusuktur.) ote yandan bu, penaltici icin, penaltinin yuzde elli ihtimalle kacmasi anlamina gelir. oysa penaltici bundan daha iyisini elde edebilir. ornegin, herhangi bir favori kosesi olmasa ve secimini rastgele yapsa, sadece ucte bir olasilikla penaltiyi kacirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ele aldigimiz basit oyunda, nash dengesi denen, iki oyuncunun da karsi tarafin stratejisine verecek daha iyi bir cevabinin olmadigi denge noktasi, hem kalecinin hem futbolcunun kararlarini tamamen rastgele vermesidir. yani, teknik olarak, nash dengesi, oyuncularin her secenegi ucte bir olasilikla sececekleri bir karma strateji profilidir. diger tum durumlarda, yukarida ornekledigimiz gibi, bir oyuncu digerine avantaj saglar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;simdi bu aciklama insana (en azindan senelerdir bunlarla hasir nesir olduktan sonra bana) cok mantikli geliyor. ama acaba gercekte karma strateji nash dengesi diye bir sey var mi? insanlar hayatta boyle bir durumla karsilastiklarinda, stratejilerini karip nash dengesini mi oynuyorlar? yoksa baska bir sey mi yapiyorlar? bu sorulara cevap arayan deneysel calismalar var. kimisi teoriyi destekliyor, kimisi desteklemiyor. ama benim ilgimi, laboratuvar ortaminda yapilan kontrollu deneylerden ziyade, gercek hayattan cikan dogal deneyler daha cok cekiyor. karma strateji nash dengesinin ampirik olarak sinanmasi konusunda da, boyle bir calisma dikkatimi cekti. sozunu edecegim calisma, chiappori, levitt ve groseclose adli, ikisi chicago'dan biri stanford'dan uc iktisatci tarafindan yapilmis; ve iktisat dunyasinin saygin dergilerinden american economic review'de yayinlanmis. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne yapmis bu insanlar? italya ve fransa liglerinde uc sezon boyunca atilan 459 penalti atisini veri olarak alip penaltici ve kalecinin tercihlerinde karma strateji nash dengesinin var olup olmadigini arastirmislar. penalti atislarini ciddi ciddi incelemisler yani. peki neden penalti atisini secmisler? cunku, penalti atisi cok basit bir durum ve "matching pennies" denen standart sifir toplamli oyun sablonuna cuk diye oturuyor. ayrica futbol istatistiklerini elde etmek cok kolay. yani, veri sorunu yok. bir de, liglerde yer alan takimlar rakiplerini yakindan takip ettiklerinden, oyuncularin birbirlerini iyi taniyacaklari dusunulmus. bu durumda, yukarida ornegini verdigim turden, optimal davranislarin ortaya cikip cikmayacagi daha kolay test edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;calismanin teorik kismi, bizim ornegin biraz daha gercekci bir versiyonu. arastirmacilar, futbolda otorite kabul edilen insanlara danisip teorilerini zenginlestirmisler. ornegin, kaleci dogru yone atlasa bile penalti gol olabilir; ya da tersine, kaleci yanlis yere atlar ama gol olmaz. bunlarin olasiliklarinin, orta nokta ve koselere gore farklilik gosterdigini; bu olasiliklarin penaltiyi atanin hangi ayagini kullandigina gore degistigini falan hesaba katmislar. bunlari dikkate alinca, yapilan tercihler sonrasinda ortaya cikacak getiriler (burada gol olasiligi) daha gercekci olarak kurulmus. o yuzden oyun temelde ayni olsa da, nash dengesi, bizim basitlestirilmis oyunumuzun dengesinden daha farkli. mesela bu oyunda, ortaya atilan topun kaleci koseye atladiginda gol olma ihtimali yeterince dusukse, nash dengesinde oyuncular ortayi secmiyorlar. stratejilerini sol ve sag koseler arasinda kararak kuruyorlar.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teorik modelin tahminleri, daha sonra bir ekonometrik lineer olasilik modeli kullanilarak sinanmis. teknik ayrintilari gecersek, ortaya konan bazi temel bulgular soyle: her seyden once, penalti atilirken, kaleci ve penalticinin o andaki tercihlerinin birbirine bagli olduguna iliskin bir delile rastlanmamis. yani, tercihlerin es zamanli yapildigi varsayimi gecerli. ancak kalecinin atlayacagi kose, penalticinin daha onceki maclarda penalti attigi koseyle istatistiksel olarak iliskili cikmis. yani, tahmin ettigimiz gibi, kaleciler penalticinin hangi noktalara topu vurdugunu takip ediyorlar. ote yandan, futbolcularin, kalecilerin nereye atlayacagini takip ettiklerine iliskin bir delil bulunamamis. asil onemlisi, sonuclar, penaltici topu nereye atarsa atsin ve kaleci hangi koseye atlarsa atlasin gol olma ihtimalinin sonucta ayni oldugunu destekliyor. bu da oyuncularin karma strateji nash dengelerini kullandiklari yonunde bir kanit. (bunun anlami, nash dengesinin gerektirdigi gibi, oyuncular baska stratejiler secip kazanc saglayamiyorlar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;makalede teknik bazi zorluklar nedeniyle bazi sonuclarin cok guclu olmadigi uyarisi yapilmis. ama genel olarak bulgular, penalti atislari sirasinda futbolcu davranislarinin oyun teorisinin temel prensipleriyle uyumlu oldugunu soyluyor. bu da teorik calismalarda standart kabul edilen bir varsayimin gercek dunyadan bir ornekle desteklenmesi acisindan onemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;calismayi merak edenler ve detayli olarak incelemek isteyenler icin, makalenin kunyesi su: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;chiappori, p.-a., s. levitt, and t. groseclose. 2002. &lt;a href="http://pricetheory.uchicago.edu/levitt/Papers/ChiapporiGrosecloseLevitt2002.pdf"&gt;“testing mixed-strategy equilibria when players are heterogeneous: the case of penalty kicks in soccer.” &lt;/a&gt;american economic review 92 (september): 1138-1151.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;notlar: 1. bu yazida sifir toplamli oyunlardan bahsettik ve boyle bir oyun ele aldik. ancak, aslinda karma stratejilerin, sadece sifir toplamli oyunlarda degil, oyun teorisinin  genelinde cok onemli yeri var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. bir de, levitt, freakonomics adli cok satan populer iktisat kitabinin yazarlarindan bir olan steven levitt. ben okumadim, ama methini duyuyorum o kitabin da.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-4732386683933165208?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/4732386683933165208/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=4732386683933165208' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/4732386683933165208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/4732386683933165208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2009/03/futbolcunun-penalt-anndaki-stratejisi.html' title='Futbolcunun Penaltı Anındaki Stratejisi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-2910025388232289200</id><published>2008-12-20T13:31:00.007-06:00</published><updated>2008-12-20T13:48:07.324-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>Stratejik Düşünme ve Düşünmeme</title><content type='html'>dun kitapligimdaki bir kitabi karistiriyordum. ilginc bir anekdotu aktarmak istedim. ama once biraz kitaptan bahsedeyim. kitabin adi, thinking strategically (turkcesi stratejik dusunme). avinash dixit ve barry nalebuff tarafindan yazilan bu kitap, oyun teorisinin uygulamalari konusunda piyasadaki en iyilerden. kitap, is dunyasi, politika ve gundelik hayattaki rekabetci ortamda, insanlarin stratejik davranislari anlayabilmeleri ve stratejik dusunebilmeyi ogrenmeleri icin yazilmis. cok guzel bir kitaptir. biraz ilginiz varsa, mutlaka alin okuyun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalniz bir seye dikkat etmeli. oyun teorisinin asil islevi, oyuncu dedigimiz (bu, insan, firma, ulke ya da biyolojide canlilar olabilir) aktorler arasindaki stratejik etkilesimleri incelemek. onlara bir sey ogretmek ya da bir davranis tarzini onlara dayatmak degil. hatta cogu zaman, biri bir sey ogreniyorsa, bu oyuncu degil, oyunu analiz eden teorisyendir. kitapta bununla ilgili eglenceli bir anekdota rastladim. yazarlardan nalebuff, basindan gecen bir olaydan ders cikartiyor. hikaye soyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki amerikali iktisatci (biri nalebuff) bir konferans icin israil'e giderler. havaalanindan otele gitmek icin bindikleri taksinin soforu, yabanci olduklarini anlayinca bunlari kandirmak ister. "ben amerikalilari cok severim" ayagina yatar. taksimetreyi acmaz, indirimli ucret isteyecegini soyler. yolcular bu numarayi yemezler. ama bu onlarin da islerine gelir. iktisatcilar ya, kafalarini calistiriyorlar. nasil olsa gittigimiz yerde pazarlik yapariz diye dusunuyorlar. hesaplarina gore, bir defa otele ulastiktan sonra pazarlik gucu onlarda olacagi icin, sofor istediklerine yakin bir ucreti kabul edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra otele varirlar. pazarlik baslar. bizimkiler pazarlik guclerine guvenip soforun istedigi parayi vermezler. sonra ne mi olur? soforun tepesi atar. kapilari kilitleyip gaza basar. kirmizida bile durmadan, dogru havaalanina geri... bizimkiler, daha sonra baska bir taksiyle, bu sefer taksimetre actirarak, tam da istedikleri fiyata otele donerler. tabii, uc kurus icin onca zaman kaybetmis ve kacirilma heyecani yasamis olarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kissadan hisse, gundelik hayatta insanlar (en azindan boyle kitaplar okumayanlar) standart oyun teorisi mantigiyla dusunmuyorlar. gurur, irrasyonel davranis ihtimali gibi faktorleri de goz onunde bulundurmak lazim. ayrica, sunu da bir kez daha goruyoruz ki, bir seyin teorisini iyi bilmek, pratiginde de iyi olmanin ne gerek ne de yeter sarti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: dixit ve nalebuff, kitapta bu olaydan ikinci bir sonuc daha cikartiyorlar aslinda. yolcular pazarligi taksiden indikten sonra yapsalar, pazarlik gucleri daha da kuvvetli olur, hem de bu olay yasanmazdi diyorlar. ben de nalebuff, yasadiklarindan ders almamis diyorum:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilgilenenler icin kitabin kunyesi su:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;a href="http://www.amazon.com/Thinking-Strategically-Competitive-Business-Politics/dp/0393310353"&gt;thinking strategically&lt;/a&gt;: the competitive edge in business, politics, and everyday life" by avinash k. dixit, barry j. nalebuff, w. w. norton &amp; company (1993).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;turkcesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;a href="http://yayinevi.sabanciuniv.edu/eng/?isbn/index.php?isbn=975-8362-20-8"&gt;stratejik dusunme:&lt;/a&gt; is, politika ve gunluk yasamin rekabetci yani", avinash k. dixit, barry j. nalebuff, sabanci univ. yayinlari, ceviren: nermin arik (2002)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-2910025388232289200?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/2910025388232289200/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=2910025388232289200' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2910025388232289200'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2910025388232289200'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/12/stratejik-dnme-ve-dnmeme.html' title='Stratejik Düşünme ve Düşünmeme'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-3298073510619671274</id><published>2008-12-09T21:32:00.006-06:00</published><updated>2008-12-09T21:52:19.574-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='olasılık/istatistik/ekonometri'/><title type='text'>Haccın İnsan Üzerindeki Etkileri</title><content type='html'>hayir, dini icerikli bir blogda degilsiniz. bilgisayarlarinizin ayarlariyla oynamayiniz. ama &lt;a href="http://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=1124213#"&gt;bugun bahsini edecegim bilimsel calisma&lt;/a&gt;, baslikta okudugunuz gibi, haccin insan uzerindeki etkileri uzerine. yine hayir, bu calismayi yapanlar el-ezher universitesinin degil; harvard universitesinin mensuplari. david clingingsmith, asim ijaz khwaja ve michael kremer isimli uc arastirmaci, hacilarin tutum ve davranislarini incelemisler. peki, bunun iktisatla alakasi ne? arastirmayi yapanlar iktisatci; calisma da, yontem itibariyle, standart bir mikroekonometri calismasi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lafi uzatmadan konuya girelim. soru basit: hacca giden insanlarin bir "y" degiskeni konusundaki tutum ve davranislari nasil degisiyor?  bagimli degisken y, inanc, hosgoru,  kadin-erkek iliskilerine bakis gibi seyler. etkisi arastirilan (bagimsiz) degisken ise hac. calisma 2006 senesinde pakistan'da yapilan bir anket yoluyla elde edilen verilere dayaniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonuclara gecmeden biraz yontemden bahsedeyim. zira orada ilginc bir nokta var. normalde insan boyle bir arastirma yapacagi zaman, regresyon denklemini (en basitinden) y= a+b*hac+e gibi bir sekilde yazar; ve en kucuk kareler yontemini (least squares method) kullanarak, denklemdeki a ve b katsayilarini tahmin etmeye calisir. regresyon analizinde, b'nin tahminin yansiz (unbiased) olmasi icin, hac degiskeniyle kalinti (residual) e vektoru arasinda istatistiksel bir iliski olmamasi gerekir. ama hacca giden insanlarin baska bir takim ortak ozellikleri, gitmeyenlerinkinden farkli olacagi ve bunlar da sonuclari etkileyecegi icin, aslinda hac ile diger faktorler (e) arasinda bir iliski olacaktir. o yuzden toplum icinden haci olan ve olmayanlardan olusan rastgele bir grup alip analizi yapmak, burada pek saglikli bir yontem degil. diger faktorler dedigimiz seylerin belirlenmesi ve olculerek analize dahil edilmesi de ayri bir sorun. bu yuzden, arastirmacilar farkli bir yol izliyorlar. bu farkli yolu onlerine acan da suudi arabistan'in hac vizelerine koydugu kotalar. nasil mi? soyle: suudi arabistan, her ulke icin hac mevsiminde vize kotasi koyuyor. hacca gitmek icin basvuranlarin sayisi kotayi asinca da, bunlarin ancak bir kismi hacca gidebiliyor. arastirmanin yapildigi pakistan'da da durum bu. pakistan'da vize alacaklar, bizde de oldugu gibi, kura ile belirleniyor. bundan faydalanan arastirmacilar, orneklemlerini vize basvurusu yapmis insanlar arasindan seciyorlar. basvurup vize alamayanlarla alanlar arasindaki tek fark kuranin cikmamasi olunca, yukari bahsini ettigimiz teknik sorun ortadan kalkiyor. akillica degil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ekonometrik analizin detaylarini merak edenler, calismanin sonuclarinin yer aldigi makaleye bakabilirler. ben, diger okuyucular icin, cikan sonuclari ozetleyeyim. bir defa, bazi sonuclar cok bariz seyler. mesela hacca gidenler gidemeyenlere gore evsensel dini kurallara daha bagli oluyorlar; daha cok namaz kilip oruc tutuyorlar. ayrica yerel bazi adetlerden, tilsim ve saire gibi hurafelerden uzak duruyorlar. farkli mezheplerden, milletlerden muslumanlarla olan baglilik duygulari da gucleniyor falan. bunlari tahmin etmek icin ekonometri gerekmez herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cevabi pek bariz olmayan sorular da var. bunlardan bazilari, hacca giden muslumanlarin musluman olmayanlara karsi tutumlarinin nasil degistigi ile ilgili. mesela, hacilar diger dinlere karsi cephelesmeye meyilli oluyorlar mi? radikal akimlar hacda yayilma imkani buluyor olabilirler mi? bunlar gibi, kimilerinin aklini kurcalayan sorulara, ampirik bulgular hayir cevabini vermis. hatta tam tersine hacca gidenlerin diger dinlere karsi daha hosgorulu ve barisci olduklari belirtilmis. ancak hacca gidenlerin bati ulkeleri hakkindaki olumsuz dusuncelerinin arttigina iliskin, az da olsa, delil bulunmus. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilginc bir bulgu da su: hacilar dinin devlet ve politikada daha etkin olmasini istemekle birlikte, dinin devlet tarafindan dayatilmasini daha az istiyorlarmis. makalede tum bunlar genis bicimde aciklanmis. ayrica haccin fiziksel ve duygusal etkileri, hacilarin kadin-erkek iliskilerine bakislarindaki degisimler gibi meseleler hakkinda da bulgular sunulmus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benden tanitmasi. merak edenler icin makalenin kunyesi su:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d. clingingsmith, a. i. khwaja, m. kremer, &lt;a href="http://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=1124213#"&gt;"estimating the impact of the hajj: religion and tolerance in islam's global gathering"&lt;/a&gt; april 2008, hks working paper no. rwp08-022&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-3298073510619671274?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/3298073510619671274/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=3298073510619671274' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3298073510619671274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3298073510619671274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/12/haccn-insan-zerindeki-etkileri.html' title='Haccın İnsan Üzerindeki Etkileri'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-5998937260619136402</id><published>2008-10-13T10:21:00.005-05:00</published><updated>2008-10-13T11:04:27.458-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisatçılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uluslararası iktisat'/><title type='text'>And the winner is...</title><content type='html'>&lt;a href="http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/2008/index.html"&gt;paul krugman&lt;/a&gt;. pazartesi sabahini cogu iktisatci merakla bekliyordu. ve merak son buldu. nobel ekonomi odulu, ticaret ve iktisadi cografya alaninda yaptigi yenilik yaratan calismalari sebebiyle paul krugman'a gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha sonra, musait bir zamanda, daha detayli bir seyler yazarim insallah. simdilik, sicagi sicagina yazilanlardan birkac tanesine sizi yonlendireyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sunu nobel komitesi hazirlamis: &lt;a href="http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/2008/info.pdf"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;. marginal revolution'da &lt;a href="http://www.marginalrevolution.com/marginalrevolution/2008/10/paul-krugman-wi.html"&gt;tyler cowen'in yazisi &lt;/a&gt; da gayet kapsamli ve krugman'la ilgili baska yazilara cokca link iceriyor. yine ayni blog'da &lt;a href="http://www.marginalrevolution.com/marginalrevolution/2008/10/what-is-new-tra.html"&gt;alex tabarrok&lt;/a&gt;, krugman'in en bilinen katkilarindan yeni ticaret teorisi (new trade theory) hakkinda bilgi vermis. ayrica, pek sicak degil ama, surada da krugman'in iktisada yaptigi katkilar uzerine kapsamli bilgi var: &lt;a href="http://web.mit.edu/krugman/www/dixit.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;. avinash dixit, krugman 1991'de john bates clark madalyasi aldiginda bunu yazmis.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-5998937260619136402?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/5998937260619136402/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=5998937260619136402' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5998937260619136402'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5998937260619136402'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/10/and-winner-is.html' title='And the winner is...'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-3660733117176153860</id><published>2008-09-21T13:36:00.006-05:00</published><updated>2008-09-21T15:38:02.240-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='duyuru'/><title type='text'>Frene Basma Zamanı</title><content type='html'>en tepede, basligin hemen altinda acikladigim gibi, bu blogu bir zamanlar eksi sozluk'te yazdigim iktisatla ilgili yazilari derlemek uzere kurmustum. baslica amacim, iktisat teorisi basta olmak uzere, temel iktisadi konulara genel ilgi duyan turk okuyuculara kendi dillerinde bir seyler sunmakti. (bir iktisadi kavrami turkce sayfalarda aratip kendini bu blogda bulan okuyucular, ozellikle iktisat teorisi uzerine internette turkce bir seyler bulmanin zorlugunu fark etmislerdir.) daha sonra eski yazilarin uzerine yenilerini ekledim ve blog bugune kadar geldi. bu arada ben de epey eglendim; arastirip ogrendim; akademik dunyada formel olarak incelenmekte olan iktisadi problemleri, yalin bir bicimde akademisyen olmayan kesimlere anlatabilme becerimi ilerlettim. ustelik bugun bildigim, ama bir gun unutacagim cok seyi de bir kenara kaydetmis  oldum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii, blog yazarligi hobi olarak, bos zamanlarimda yaptigim bir sey. dolayisiyla bloga yazdigim yazilarin sayisi ve bunlara gosterdigim ozen, diger oncelikli islerimin yogunluguna gore donemden doneme degisiyor. son zamanlarda da gerek tezim, gerek diger arastirma projelerim ve baska islerim dolayisiyla epey mesgulum. o yuzden onumuzdeki donemde bloga daha az zaman ayiracagim. canim cektikce yeni yazilar yazabilirim, ya da zaman zaman ilginc buldugum konularda kisa notlar ekleyebilirim. ancak, belirsiz bir sure boyunca, yazma sikligim azalacak, yazacagim yazilar da kisalip hafifleyecek gibi gorunuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-3660733117176153860?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/3660733117176153860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=3660733117176153860' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3660733117176153860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3660733117176153860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/09/frene-basma-zaman.html' title='Frene Basma Zamanı'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-9210450228585140501</id><published>2008-09-06T00:49:00.010-05:00</published><updated>2008-09-06T11:36:39.954-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='davranışsal iktisat'/><title type='text'>Ceza fiyat mıdır?</title><content type='html'>bu yazida, psikolojiyle iktisadin kesisim noktasi olan, davranissal iktisat alanindaki bir calismadan bahsedecegim. bu yakindan takip ettigim alanlardan degil. ama arada ilgimi ceken seylere de rastliyorum. bugun de daha once deginmedigim bir konuda yazmak istedim. hem boylelikle, okuyuculara da farkli bir alani tanitmis olurum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;davranissal iktisat alaninda calisan arastirmacilar ne yaparlar? deneyler yoluyla, insanlarin iktisadi kararlarini anlamamiza yardimci olacak bulgular elde etmeye calisirlar. mikro modellerin varsayimlarini sorgular, daha isabetli kestirimlerde bulunacak modeller kurmamiza yardimci olacak bulgular sunarlar. yani, bir bakima mikro teorinin ince isciligini yaparlar. ayrica, elde ettikleri bulgularla tutarli teoriler uretmeye calisirlar. bu amacla, ozellikle oyun teorisinden sikca faydalanirlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kisa giristen sonra, bahsedecegim makaleye geceyim. once makalede ele alinan sorularla baslayalim: ceza uygulamak her zaman caydirici olur mu? ceza davranisin gerceklesmesini her zaman engeller ya da azaltir mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uri gneezy ve aldo rustichini'nin buna verdikleri cevap: hayir. bu iki arastirmaci, israil'deki kreslerde, cocuklarini krese birakan ebeveynler uzerinde bir deney yapmislar. deneyde, para cezasi uygulamanin ebeveynleri,  cocuklarini kresten zamaninda almaya tesvik edip etmedigini bulmaya calismislar. (ebeveynler gec kalirlarsa, kresteki bakicilar cocuklarin baslarinda beklemek zorunda kalirlar ve evlerine gec giderler.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arastirmanin sonuclarina gore, para cezasi uygulanmaya baslandiktan sonra, gec gelen ebeveynlerin sayisinda belirgin bir artis gorulmus. daha sonra para cezasi uygulamasi kaldirilmis, ancak gec kalmalar eski seviyesine donmemis. deneyin sonuclari bunlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;deneyde para cezasi dusuk tutulmus. cok yuksek bir ceza konsa sonuc boyle cikmazdi. ama burada ilginc olan yuksek cezanin caydirici olmasi degil zaten. dusuk cezanin adeta gec kalmalari tesvik edici olmasi ve ceza kalktiktan sonra gec kalmalarin eski seviyesine donmemesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki bu sonuclarin sebebi ne? makalede deney sonuclariyla tutarli iki teori sunulmus. birincisi, insanlarin hesapli ve bencil davrandiklari varsayimina dayaniyor. yontem oyun kuramsal. buna gore, ortada para cezasi yokken, kresle ebeveynler arasinda, "eksik kontrat" denilen, mueyyideleri tam olarak belirlenmemis bir anlasma oldugu dusunulebilir. mesela, kresteki bakici mulayim bir insan olabilecegi gibi sert biri de olabilir. her iki durumda da, ebeveynler, istisnai ve kisa sureli gec kalmalarin hos gorulebilecegini tahmin edebilirler. ancak asiriya kacildiginda, sert bakici yeter artik deyip cocugu kresten atabilir. boyle bir durumda, para cezasi vermek bakicinin yumusakligini aciga cikartabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nasil mi? bakicilarin aslinda aksam evlerine zamaninda gidip kendi aileleriyle ilgilenmek istediklerini, yani daha fazla parada gozlerinin olmadigini varsayalim. o zaman sert bakici surekli ve uzun sure gec kalan insanlarin cocuklarina bakmak istemeyecektir. ceza verip cocuklara bakmaya devam etmek, ebeveynlerde bakicinin yumusak oldugu izlenimini uyandirip gec kalmalari arttirabilir. o yuzden en iyisi cocugu kresten atmaktir. ancak diger bakici, yumusak olmasi sebebiyle, cocugu atamaz. o yuzden ebeveynler bakicinin yumusak oldugunu anladiklari anda, bu bakicinin yapacagi en iyi sey, hic olmazsa cocuga fazladan baktigi zamanin karsiliginda para kazanmaktir. sonucta ceza sadece mulayim bakici tarafindan uygulanacagi icin, para cezasi uygulanmasi, bakicinin mulayim oldugu gosterecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii, bir ebeveynin bakicinin sert mi yumusak mi oldugunu anlamasi icin, gecikmelerinin belirli bir sabir sinirini gecmesi lazim. ancak cocugun kresten atilmasi onu zor duruma sokacagi icin, ebeveyn en bastan bakicinin sabrini test etmek istemeyecektir. ancak kazara ya da baska bir sekilde o sinir asilir ve bakici para cezasi uygularsa, o zaman bakicinin yumusak oldugu anlasilir. yumusak bakicinin bu ozelligi aciga cikinca, bakici ceza uygulasa da uygulamasa da artik gec gelmelerin onune gecemez. (tabii, mazallah kazara bakicinin sert oldugunu anlamak da mumkun.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ozetle, ilk teoriye gore, ceza uygulamasindan ebeveynler, bakicinin sabir sinirinin asildigini ama onun cocugu kresten atacak kadar guclu olmadigini cikartiyorlar. ondan sonra da gec kalmamak icin eskisi kadar ozen gostermiyorlar. daha sonra ceza kalksa dahi, bakicinin tipi aciga ciktigi icin, ebeveynlerin davranislari degismiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikinci aciklama, sosyal normlarla ilgili. o da kisaca soyle. baslangicta insanlar gec kaldiklarinda, "bakiciya ayip oluyor, evde ailesi bekler" diye dusunuyor olabilirler. ama ceza konunca, artik bakicinin cocuga fazladan bakmasini onun iyiligine baglamayabilirler. yani, gec kaliriz, parasi neyse veririz havasina girebilirler. bu teoriye gore, soz konusu olan, daha onceden piyasada alinip satilan bir meta olmayan bir seyin, bir meta haline gelmesi. boyle olunca ceza da fazladan alinan bakicilik hizmetinin fiyati gibi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sosyal normlar, gunumuz iktisadinda bazi heterodoks ekoller disinda iktisadi analizin disinda tutuluyor. dolayisiyla bunlarin iktisadi analizi cok gelismis degil. ama bu teoriyi, farkli yontemlerle, sosyolojik acidan tartismak mumkun. makalede bu da yapilmis. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilgilenenler icin makale su:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"A Fine is a Price", Uri Gneezy, Aldo Rustichini, The Journal of Legal Studies, vol. 29 (January 2000).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-9210450228585140501?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/9210450228585140501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=9210450228585140501' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/9210450228585140501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/9210450228585140501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/09/ceza-cret-midir.html' title='Ceza fiyat mıdır?'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8714327280477530108</id><published>2008-08-01T21:27:00.004-05:00</published><updated>2008-08-01T21:32:36.885-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenilik ve fikri mülkiyet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><title type='text'>Rekabetçi Adalet</title><content type='html'>&lt;em&gt;asagidaki yaziyi aylar once &lt;a href="http://ses-kontrol.blogspot.com/"&gt;deneme 1,2,3'&lt;/a&gt;e yazmisim. niye buraya yazmamisim bilmiyorum. ama bir vesileyle yaziyi fark ettim. hosuma gidince buraya almaya karar verdim. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.nytimes.com/2008/01/29/us/29bail.html?ex=1359349200&amp;amp;en=aff53e775b99c710&amp;amp;ei=5124&amp;amp;partner=permalink&amp;amp;exprod=permalink"&gt;haber ny times'tan&lt;/a&gt;. konu amerikan yargi sisteminin orijinalliklerinden biri. daha once bu ulkedeki hukuk anlayisinin farkli bir yonunu gosteren &lt;a href="http://ses-kontrol.blogspot.com/2007/12/suc-ve-ceza.html"&gt;bir haberi &lt;/a&gt;bu bloga tasimistim. bu seferki haber ise amerikadaki kefalet sistemi uzerinden kar eden firmalarla ilgili. bu firmalar guvenilir bulduklari saniklarin kefaletlerini, kefalet bedelinin yuzde onu gibi bir bedel karsiliginda mahkemeye oduyorlarmis. yani diyelim, mahkemeye dustunuz ve tutuksuz yargilanmak icin kefalet yatirmaniz lazim, ama paraniz yok. gidiyorsunuz bu adamlara, onlar ucret karsiligi size kefil oluyorlar. tabii, kefalet ciddi bir is. durusmalara katilmazsaniz, mahkeme parayi sirketten catir catir alir. o yuzden sirket saniklarin her daim ensesinde. onlarin mahkemelere katilmalari icin elinden geleni yapiyor. arada sivismaya calisanlari da ensesinden tutup mahkemeye getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslinda bu sirketler, sigorta sirketi mantigiyla calisiyorlar. riskleri iyi degerlendirmek isin puf noktasi. tabii, burada &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/05/ahlaki-tehlike-moral-hazard.html"&gt;ahlaki tehlike (moral hazard)&lt;/a&gt; sorunu daha ciddi oldugu icin, bu sirketler bir yandan dedektiflik de yapmak zorundalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sistem devlete ek bir yuk getirmeden, insanlarin mahkemelere duzenli katilimini sagladigi icin oldukca etkinmis. habere gore, her seye ragmen ortadan kaybolmayi basaran insanlarin orani yuzde birin altindaymis. tabii, bir yandan da tahmin edebileceginiz gibi cokca elestiriliyormus. en ciddi elestiri, her sanik bundan yararlanamadigi icin sistemin esitsizlik yaratmasi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dunyanin baska ulkelerinde suc olan bu faaliyetler, amerika'da uretken ve karli bir sektor yaratmis. bu da amerikan toplumunun kendi ihtiyaclari neticesinde ortaya cikmis orijinal bir kurumsal yapi iste.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8714327280477530108?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8714327280477530108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8714327280477530108' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8714327280477530108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8714327280477530108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/08/rekabeti-adalet.html' title='Rekabetçi Adalet'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-846487345967458014</id><published>2008-08-01T09:46:00.010-05:00</published><updated>2008-08-01T10:20:28.223-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisadi düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisatçılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='matematiksel iktisat'/><title type='text'>Leonid Hurwicz ve Mekanizma Dizayninin Temelleri</title><content type='html'>2007'de nobel ekonomi odulunu alan uc iktisatcidan leonid hurwicz, 24 haziran'da 90 yasinda oldu. nobel odulunu hurwicz'le paylasmis olan calisma arkadasi eric maskin, hurwicz'in ardindan, ecnebilerin &lt;em&gt;obituary&lt;/em&gt; dedigi, onun yasamini ve yaptiklarini ozetleyen bir ani yazisi yazmis. ingiliz the guardian gazetesinde yayinlanmis olan yazinin linki surada: &lt;a href="http://www.guardian.co.uk/business/2008/jul/21/economics.usa?gusrc=rss&amp;amp;fee=worldnews"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;. ben de burada maskin'in yazisindan faydalanip iki kelam edecegim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hurwicz, iktisat teorisine onemli katkilar yapti. ona nobel'i getiren katkisi ise mekanizma dizayni teorisini yaratmasiydi. maskin, mekanizma dizaynindan, iktisadin "tersine muhendislik" tarafi olarak bahsetmis. normalde iktisatcilar serbest piyasanin, cesitli devlet politikalarinin, reformlarin ve sairenin etkilerini incelerler. yani mesela, her sey ayni kalirken, gumruk vergilerini azaltiyoruz diyelim. bu durumda, ic piyasalarda fiyatlar, uretim ve tuketim ne olur; tuketiciler bundan ne fayda saglar; ureticiler arasinda kimlerin geliri ne kadar azalir, kimlerinki ne kadar artar; gelir dagilimi ne olur gibi sorulara yanit ararlar. kimileri de bunlardan normatif cikarimlarda bulunurlar. mekanizma dizayni teorisyenleri ise, ise tersten baslarlar. dikkate aldiklari refah kriterine gore ulasilmasi arzu edilen sonuclara, ekonomik ve politik kurumlarin uygun sekilde tasarlanmasi yoluyla, ulasilabilinir mi, bulmaya calisirlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;maskin'in verdigi ev hayatina dair basit bir ornek, mekanizma dizayninin mantigini anlamamiza yardimci olacaktir. ufak degisiklikler yaparak ve biraz renklendirerek ele alalim: bir anne ve iki cocugunu dusunelim. anne bir kek yapiyor ve bunu iki cocugu arasinda paylastirmak istiyor. cocuklarin ikisi de ayni olcude kek seviyor ve yiyebildigi kadar yemek istiyor. anne icin onemli olan ise, cocuklarin birbirleri kiskanmamalari olsun. yani burada dikkate alinan refah kriteri, iki cocugun da diger kardesin aldigi parcayi kendi parcasina tercih etmemesi. kek geometrik bir sekle sahip ve homojen yapida ise, annenin probleminin cozumun basit. tek yapacagi keki ortadan ikiye bolmek, her cocuga bir parca vermek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;problem, ne yazik ki, her zaman bu kadar basit degil. diyelim ki, annenin kullandigi kek kalibinin sekli, bir kaza eseri bozulmus olsun. o yuzden kekin sekli bicimsiz ve keki esit olarak bolmek guc. (kekin malzemesi, mesela icindeki kuru uzumler, orantisiz dagilmis da olabilir.) bu durumda, anne keki bolmek istediginde, cocuklar kendi dilimlerini diger kardesinkinden kucuk gorup mizmizlanabilirler. dahasi, cocuga sorsan, dilimi buyuk de olsa, bana kucuk dilim dustu der. boylelikle hem elindeki keki korur, hem de biraz daha kek kopartma imkani olabilir. bu yuzden anne, cocuklarinin sozlerinden, onlarin dilimleri gercekten kucuk gorup gormediklerini anlayamaz. cocuklarini dinlemese, keki kafasina gore kesse, bu sefer belki bir cocuk gercekten kendine kucuk dilim dustugunu dusunur, gonlu olmaz. isin icinden nasil cikmali?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soyle bir yol, annenin derdine derman olabilir: anne cocuklardan birinin eline bicagi verir ve keki kestirir. iki dilim arasindan birini secme hakkini ise diger cocuga verir. bu durumda, keki kesen cocuk icin, keki esit kesmekten baska care yoktur. bir parca digerinden daha buyuk olursa, o parcayi kardesi alir ve kendisine kucuk parca kalir. bu yuzden cocuk keki esit keser, iki parcadan hangisi ona kalirsa kalsin onun icin farketmez. diger kardes de iki parcadan istedigini alir. kardesinin payinda gozu kalmaz. herkesin gonlu olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu basit problemde ne goruyoruz? mekanizma tasarimcisi (burada anne) hedefine (cocuklarin birbirini kiskanmamasina) ulasmak icin gerekli onemli bir bilgiyi (cocuklarin kek dilimlerini nasil gordugunu) bilmiyor. oyuncular (burada cocuklar), islerine gelmedigi icin bu bilgiyi durustce aciklamiyorlar. buna karsi, tasarimci bir yol (mekanizma) buluyor ve bu yol amacina ulasmasi icin gerekli bilgiyi aciga cikartiyor. kendi cikarlari dogrultusunda hareket eden oyuncularin, sonucta tasarimcinin istedigi yere tipis tipis gelmelerine ingilizce'de &lt;em&gt;incentive compatibility&lt;/em&gt;, turkce'de tesvik uyumluluk, deniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iste bu mantigi olusturan ve temel kavramlari ortaya koyan insan leonid hurwicz. hurwicz bu teoriyi, zamaninda von hayek'in, merkezi planlama yoluyla kaynaklarin verimli dagilimina ulasilabilecegini one suren lange'ye yonelttigi elestirileri dikkate alarak yaratmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazi uzadi. mekanizma dizayninin iktisadi uygulamalari uzerine yazmayi bir baska yaziya birakiyorum. hurwicz'in mesleki kariyeri uzerine bilgilenmek isteyenleri de maskin'in yazisina havale ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-846487345967458014?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/846487345967458014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=846487345967458014' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/846487345967458014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/846487345967458014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/08/leonid-hurwicz-ve-mekanizma-dizayninin.html' title='Leonid Hurwicz ve Mekanizma Dizayninin Temelleri'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-7131255383094104439</id><published>2008-07-13T18:02:00.003-05:00</published><updated>2008-07-13T18:10:41.616-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><title type='text'>Kurtlar Vadisinde Bir Koyun</title><content type='html'>&lt;a href="http://answers.yahoo.com/"&gt;yahoo answers&lt;/a&gt; diye bir yahoo hizmeti var. meraklilar kafalarina takilan sorulari soruyor; bir bilen (ya da bilmeyen) birileri de bunlari yanitliyor. bir sure once google'da bir sey arastirirken dikkatimi cekmisti. sonra baktim, ekonomiyle ilgili bir bolum de var. meraklilar kadar, tembel ogrenciler de takiliyorlar buraya. odev sorularini yaziyorlar, biri cevabi hazir versin diye. en iyi cevabi verene de on puan veriyorlar. tabii puanlama laf olsun diye, gercek bir getirisi yok. orada bir oyun teorisi sorusuna denk geldim. soru hosuma gitti, cevapladim. puanlarimi da aldim, basim goge erdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soru bir masalla basliyor: bir vadide bir koyun ve N tane kurt yasarmis (N&gt;1). kurtlar kurt gibi acmis ve her biri bir koyunu yutabilirmis. yani koyunun vaziyeti vahimmis. ama bir umut da varmis. masal bu ya, bu vadide koyun yiyen bir kurt lanetlenir, kendisi de koyuna donusurmus. hicbir kurdun koyun olmaktan gocundugu falan yokmus. ama koyun olduktan sonra, diger kurtlarin insafina kalirmis ya kaderleri, ondan hoslanmazlarmis. kisacasi, her bir kurdun gozu koyunu yutmaktaymis. ancak sonucta av olacaklarsa da ac kalmayi tercih ederlermis. soru da su: bu vadide koyunun akibeti ne olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cozume gecmeden once, kurtlari n=1,2,...,N diye siralayip sirayla koyunu yemek isteyip istemediklerini sordugumuzu varsayalim. siradaki kurt koyunu yemek istemezse, sira bir sonrakine gecsin. kurt koyunu yerse, kendi koyuna donussun; siradaki kurt 1 numara olacak sekilde diger tum kurtlar yeniden siralansin ve oyun devam etsin. oyun, vadide tek bir kurt kalana kadar devam etsin. bir de unutmadan, standart oyun teorisi varsayimlari burada da gecerli. oyuncularimiz olan kurtlar acayip akilli ve bencil hayvanlar. bunu herkes biliyor. falan filan iste... (bu varsayimlari daha once bir korsan sorusu uzerinde tartismistik: &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/04/ekonomi-turk-oyun-teorisi-nedir.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cozume sondan baslayalim. diyelim ki, N=2. yani iki kurt bir koyun var vadide. bu durumda, hicbir kurt koyunu yemek istemez. cunku, o zaman kendi koyuna donusur ve diger kurt onu afiyetle yer. bu durumda koyun kurtulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;N=3 ise durum degisir. zira, kurtlardan biri koyunu yeyip kendi koyuna donusse bile, kalan 2 kurt birbirlerinin korkusundan ona dokunamazlar. dolayisiyla, bu durumda uc kurttan siradaki, koyunu yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;N=4 iken, tahmin etmissinizdir, kimse koyunu yemek istemez; cunku o durumda, bir sonraki kurt onun yemek icin hazir bekliyor olacaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu, N=5,6, 7... icin boyle devam eder. dolayisiyla vadideki kurt sayisi cift ise koyun mutlu mesut yasar gider; tek ise de hakkin rahmetine kavusur. evet, cevabimiz bu. bu oyunun varyasyonlarini dusunmeyi ve alternatif cozumler uretmeyi de siz okurlara birakiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-7131255383094104439?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/7131255383094104439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=7131255383094104439' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7131255383094104439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7131255383094104439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/07/kurtlar-vadisinde-bir-koyun.html' title='Kurtlar Vadisinde Bir Koyun'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-2721861067534154490</id><published>2008-07-10T09:21:00.004-05:00</published><updated>2010-02-06T22:19:17.841-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nüfus ve aile iktisadı'/><title type='text'>Çok Eşliliğin Fizibilitesi Ve Sairesi</title><content type='html'>ekonomiturk'te ekonomix &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2008/07/yazar-araniyor.html"&gt;zaman yoklugundan yazamamis&lt;/a&gt;, ben yazayim. murat cokgezen, inancla ilgili konulara mantiksal aciklamalar getirmenin anlamsiz olduguna iliskin &lt;a href="http://www.homoekonomikus.com/2008/07/islam-ve-mantik/"&gt;bir yazi yazmis&lt;/a&gt;. orada, ilginc bir soru ortaya atmis: &lt;em&gt;"...birisi de çıkıp ‘İslam 4 eşle evliliğe izin veriyor. Kadınlar ve erkeklerin sayısı da yaklaşık olarak eşit olduğuna göre bu her 4 erkekten üçünün evlenecek bir kadın bulamaması anlamına geliyor. Yani, İslam homoseksüelliği teşvik ediyor’ dese ne olacak?&lt;/em&gt;".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beni inanc-mantik iliskisinden cok, cok eslilik uygulamasinin insanlarin tercihlerini nasil yonlendirecegi sorusu cezbetti. bir defa sunu soyleyeyim. toplumda kadin ve erkek sayisi esit, o yuzden bir erkek iki kadinla evlenirse, baska bir erkek essiz kalir mantigi hatali. bu, insanlarin ayni yastaki eslerle evlenecekleri varsayimina dayaniyor. oysa ki erkekler kendilerinden yasca kucuk kadinlarla evlenirlerse ve nufus da artiyorsa, hicbir erkegi acikta birakmadan cok esli bir toplumsal duzeni surdurmek mumkun. bir ornekle gosterelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ulkede nufus artis hizi, yillik %5 olsun  ve her sene esit sayida kadin ve erkek dunyaya gelsin. 1980 yilinda 100.000 erkek ve 100.000 kadin dogmus olsun. nufus artis hizi sabit olduguna gore, basit bir excel hesabi gosterecektir ki, 1964 yilinda 45.811 erkek ve bir o kadar kadin; 1988 yilinda da 147.746 erkek ve ayni sayida kadin dunyaya gelmis olmalidir. bu hesap gosteriyor ki, 1988 yilinda dogan kadinlar, 1980 yilinda dogan erkeklerle evlenirlerse; 1964 yilinda dogan erkeklerin hepsi 1988 dogumlu kadinlarla ikinci (ve hatta kimisi ucuncu) evliliklerini yapabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demek ki kadin-erkek arasindaki yas farki ve nufus artis orani yeterince yuksekse, ortada bir fizibilite sorunu olmuyor. bu hesaba daha, kadinlarin ortalamada erkeklerden daha uzun yasamasini da katabilirsiniz. kadin, kocasi oldukten sonra ikinci evliligini de pek ala yapabilir. yasli bir adamla evlenip genc yasta dul kalan kadinlari da katinca, erkekler icin secenekler cogaliyor. (gecen gun feminist egilimleri olan iki arkadasimla konusuyordum. kadinlarin nufus artisinin, erkeklerinkinden daha yuksek oldugunu soyleyip yakiniyorlardi. gelecekte olusacak bir nufus dengesizliginin, kadinlar arasindaki rekabeti arttirip erkeklere avantaj saglayacagindan dem vurdular. ben lafa fazla girmemeyi tercih ettim. neyse, konumuza donelim...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yukaridaki basit ornekte, yas farkini ve nufus artis hizini sabit aldik. oysa ki bunlar, kadin ve erkeklerin evlilik taleplerinden ve daha pek cok seyden etkilenecektir. en basitinden, belirli bir maddi birikimi olan erkeklerin evlenmeleri daha kolay olacagindan, genc erkeklerin para biriktirene kadar beklemeleri ya da yasca daha kucuk kadinlarla evlenmek istemeleri soz konusu olabilir. bu yuzden orta yasli erkeklerin ikinci ese olan talebindeki artis, kari-koca arasindaki yas farkini arttirir. ayrica kizlarin erken yasta evlenmelerine yol acabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dahasi baslik parasi gibi bir gelenek de varsa, cok esliligin yarattigi talep baslik parasini arttiracagindan, kiz cocuklarindan maddi gelir elde eden aileler, daha cok cocuk yapmaya tesvik edilirler. peki bu nufus artisini belirgin bicimde etkiler mi? insanlar cok cesitli sebeplerden cocuk sahibi olurlar. maddiyat onemliyse neden olmasin? mesela, sahra-alti afrikasinda cok esliligin kalkinmayi olumsuz etkiledigine iliskin bilimsel bir makaleden daha once bahsetmistim: &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/05/evlilik-ekonomisi-2-sahra-alt-afrikada.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki nufus artis orani sabitse, kari-koca arasindaki yas farkinin buyumesinin onunde (evlilikte yuksek yas siniri, gelenek ve gorenekler gibi) engeller varsa, evlenmek genc erkekler icin (yine gelenekler sebebiyle olabilir) cok masrafliysa? o zaman, birikimi olmayan genclerin ne yapacagini tahmin etmek guc.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-2721861067534154490?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/2721861067534154490/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=2721861067534154490' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2721861067534154490'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2721861067534154490'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/07/ok-eliliin-fizibilitesi-ve-sairesi.html' title='Çok Eşliliğin Fizibilitesi Ve Sairesi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-2440755845006814337</id><published>2008-06-07T04:43:00.001-05:00</published><updated>2008-12-09T21:52:19.575-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='olasılık/istatistik/ekonometri'/><title type='text'>Bir Olasılık Sorusu</title><content type='html'>ortaokul ucuncu siniftaydim sanirim. olasilik hesabini ilk ogrendigimiz zamanlar. arka siramda, simdilerde stanford'da muhendislik doktorasi yapan, matematige cok merakli bir arkadasim otururdu. kiz bos zamanlarinda tubitak'in bilim kitaplarini falan okurdu. bir gun, bir yerde okudugu, ilginc bir olasilik sorusunu bize sormustu. bugun internette bir yerde, soruya yine rast geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soru soyle: bir yarisma programinda (ki galiba boyle bir program bir zamanlar gercekten varmis) yarismacilar uc kapidan birini seciyorlarmis. bir kapinin ardinda araba, digerlerinin ardinda ise iki keci varmis. yarismaci secimini yaptiktan sonra, diyelim ki yarismaci &lt;strong&gt;a&lt;/strong&gt; kapisini secsin, hangi kapinin ardinda araba oldugunu bilen sunucu ona bir sans daha veriyormus. ardinda keci olan kapilardan birini, diyelim ki &lt;strong&gt;b&lt;/strong&gt; kapisini, acip iceride araba olmadigini gosteriyormus. sonra da yarismaciya tercihini degistirmek, yani &lt;strong&gt;c&lt;/strong&gt;'yi secmek, isteyip istemedigini soruyormus. bu durumda, yarismaci tercihini degistirirse, yani &lt;strong&gt;c&lt;/strong&gt;'yi secerse, arabayi kazanma olasiligi nedir? degistirmezse, yani &lt;strong&gt;a&lt;/strong&gt;'yi secerse kazanma olasiligi nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cevabi yorum bolumune yazacagim ki, dusunup cevabi kendi bulmak isteyen okurlarimizin gozu kaymasin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-2440755845006814337?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/2440755845006814337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=2440755845006814337' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2440755845006814337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2440755845006814337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/06/bir-olaslk-sorusu.html' title='Bir Olasılık Sorusu'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-7074024340895485833</id><published>2008-06-06T00:56:00.004-05:00</published><updated>2008-06-06T01:28:12.133-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><title type='text'>Bağlılık mı, Esneklik mi?</title><content type='html'>"commitment vs. flexibility"yi turkce'ye boyle cevirdim. bu, iktisadi kurumlarin ve politikalarin dizayni ile ilgilenen iktisat teorisyenleri tarafindan, sikca ele alinan bir soru. ancak, bu sorunun bugun aklima gelmesinin sebebi, cok yakin zamanda bu konuda bir sey okumus olmam falan degil. bu soru, bugun anayasa mahkemesinin verdigi, turbanla ilgili karar hakkindaki haber ve yorumlari okurken aklima geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ona gecmeden once, bir parantez acip, iktisadi soruyu kisaca ozetleyeyim. iktisadi acidan bagliligin da, esnekligin de kendine gore artilari ve eksileri var. ornegin, para politikasinda, enflasyon hedeflemesinin nasil bir kurala bagli olmasi gerektigi, bu baglamda incelenebilir. enflasyon hedefi, inandirici olmak sartiyla, insanlarin beklentilerini etkileyerek enflasyonu dusuk tutmaya yarar. ama, fazla kati bir kural, mesela, cok gerektiginde merkez bankasinin ekonomideki dalgalanmalara mudahalesini zorlastirir. benzer bir durum sosyal guvenlik sisteminde de var. bu alanda zorunlu tasarruflari savunanlar, insanlarin gencliklerinde aska gelip hovardalik yapmaya egilimli olduklarini, ama sonradan buna pisman olacaklarini iddia ederler. bunlara gore, devletin insanlari bir miktar tasarrufa zorlamasi faydalidir. ancak bunun da, gercekten paraya ihtiyaclari oldugunda, insanlarin tasarruflarini ozgurce kullanamamalarina sebep olmasi gibi bir eksisi var tabii. ornekler cogaltilabilir. bunlar ve benzeri ornekler ile, bu soruya iktisatcilarin verdikleri cevaplari, belki baska zaman yazarim. simdi, parantezi kapayip gundeme donelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugun anayasa mahkemesi, kadinlarin turbanla universiteye girmelerine olanak saglayan duzenlemeleri iptal etmis. bir kesimde buna karsi infial var. ornegin, dikkatimi ceken, &lt;a href="http://www.sabah.com.tr/2008/06/06/haber,59F06BB337C94EF0AF2C3E60B0D41B6B.html"&gt;sabah'taki yazisinda ergun babahan&lt;/a&gt;, anayasa mahkemesinin anayasa yaptigini soylemis. babahan, anayasa mahkemesini tepeden inmeci bir tavirla, toplumun bir ihtiyacini karsilamasina engel olmakla ve toplumu sekillendirmeye calismakla sucluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bense duruma soyle bakiyorum. anayasa mahkemesi, adina mahkeme diyoruz ama, aslinda siyasi bir organ. temel islevi, konjonkturel siyasi dalgalanmalarin, rejimde buyuk ve ani degisikler yaratmasini engelleyip istikrar saglamak. zamaninda cumhurbaskanlari, kendi siyasi gorusleri dogrultusunda oraya adam atamislar; atananlarin siyasi goruslerinin bileskesi de mahkemenin siyasi durusunu belirlemis. bugun, bu siyasi durusa ters hareketleri engellemeye calisan mahkeme, sadece yasalarin anayasaya uygunlugunu denetlemekle kalmiyor; gerektiginde anayasa maddelerinin yorumunu da degistirip bazi degisikliklere engel oluyor. yani siz hukumet olarak, ne kadar toplumun ihtiyaclarina cevap verecek duzenlemeler yaptiginizi iddia ederseniz edin, yaptiklariniz mevcut uyelerin cogunlugunun siyasi gorusune ters dusuyorsa, mahkeme size bir sekilde engel oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun faydasi, toplum duzeninin dayandigi temel ilkelerin zor ve yavas degismesi ve bunlara cok aykiri islerin yapilamamasinin saglanmasi. anayasa mahkemesinin siyasi yapisinin degismesi, ancak bosalan koltuklara, farkli ideolojileri olan cumhurbaskanlarinin, kendilerine yakin insanlari atamalariyla mumkun. tabii, boyle bir donusum saglanirsa da, geri donus, donusumun kendisi kadar zor. ote yandan, toplumdaki kimi ihtiyaclar ve degisim talepleriyle, anayasa mahkemesinin korumaya calistigi siyasi duzen arasindaki celiskilerin yol actigi konjonkturel gerilim ise, istikrari korumanin bir maliyeti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben olaya bu acidan baktigimda, anayasa mahkemesinin aldigi karari garipsemiyorum. mahkeme, daha onceden programlandigi sekilde, islevini yerine getiriyor. bundan sonra ise, ozellikle cumhurbaskaninin halk tarafindan secilmeye baslanmasiyla, anayasa mahkemesinin yapisinda ve isleyisinde degisiklikler gorecegimizi saniyorum. o zaman, hem uyeler secildikleri donemin siyasi egilimlerini daha cok yansitacaklar, hem de asagidan gelen siyasi isteklere karsi daha esnek olacaklardir, diye tahmin ediyorum. bunu begenip begenmemek ise, baglilik ve esneklik uzerindeki tercihlerinize gore, size kalmis.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-7074024340895485833?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/7074024340895485833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=7074024340895485833' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7074024340895485833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7074024340895485833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/06/ballk-m-esneklik-mi.html' title='Bağlılık mı, Esneklik mi?'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-3084442835394617643</id><published>2008-05-29T16:07:00.006-05:00</published><updated>2009-10-29T23:24:56.944-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='televizyon'/><title type='text'>Amerikan Halkının Ekonomi Gündemi</title><content type='html'>kasim'daki baskanlik secimlerinde kimlerin yarisacagi, hemen hemen kesin olarak belli olduktan sonra, amerika'da gundem ekonomiye dondu. artan benzin ve yiyecek fiyatlari, yavaslayan ekonomik buyume ve buyuk bir ekonomik duraklama korkusu ile ilgili haberler, haber bultenlerinin bas koselerine oturdu. sudan ucuza benzin tuketmeye, benzinin girdi olarak kullanildigi urunleri ucuza satin almaya alismis amerikalilar, degisen kosullara ayak uydurmakta zorlaniyorlar. kemer sikmak ve hayat standardini fiyatlara gore degistirmek insanlara zor geliyor. haber bultenlerine, internet sitelerine yansiyan sizlanmalarda, sanki biri bir sey yapsin, bizi kurtarsin mesaji var. bu beklentiler, onumuzdeki donemde, amerikan ekonomisine daha cok devlet mudahalesinin onunu acabilir; bu yondeki egilimleri daha guclu olan demokratlarin elini guclendirebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;asagida iste bu tip sizlanmalari dillendiren bir haber var. bu pazartesi memorial day denilen tatil gunuydu. haber, haftasonuyla birlesip insanlara uc gun tatil imkani veren bu gunu, alisik olduklari sekilde karsilayamayan amerikalilarin yakinmalarini ekrana tasimis:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe height="339" width="425" src="http://www.msnbc.msn.com/id/22425001/vp/24843755#24843755" frameborder="0" scrolling="no"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne demis vatandas?&lt;br /&gt;- ay basindan ay basina maasimiz ucu ucuna yetiyor. cocuklarimiza tatilde evden disari cikamayacagimizi nasil soyleyecegiz?&lt;br /&gt;- eskiden tatilde, biftek, pirzola yanina da bir suru sey yerdik. simdi evde yapilmis hamburger ve patates kizartmasi vs. yiyoruz.&lt;br /&gt;- uc kizimiz var. artan benzin fiyatlarindan sonra, kendi arabalarini kullanmak yerine, kendilerini evden almalari icin, erkek arkadaslarini cagiriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada, amerika'da benzinin fiyati ne? galon basina dort dolarin biraz altinda. yani litresi bir dolar kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-3084442835394617643?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/3084442835394617643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=3084442835394617643' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3084442835394617643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3084442835394617643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/05/amerikan-halknn-ekonomi-gndemi.html' title='Amerikan Halkının Ekonomi Gündemi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-6547819015168232020</id><published>2008-05-20T13:53:00.005-05:00</published><updated>2008-05-20T15:07:14.449-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='piyasa başarısızlığı'/><title type='text'>Merhametten Maraz...</title><content type='html'>bir sure once &lt;a href="http://bliyaal.blogspot.com/2008/04/demokrasinin-siniri-gene-uzunca-bir-sre.html"&gt;bliyaal'in blogundaki bir yaziyi&lt;/a&gt; yorum bolumunde tartisirken, kendisi ilginc bir ornek sundu. o ornegi, (aciklayici olmasi acisindan biraz da kendimce duzeltip) buraya aktarmak ve uzerinde yorum yapmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ornek soyle: sehirden uzak, birbirine komsu iki mustakil ev dusunun. birini ozel bir guvenlik sirketi koruyor. digerinin ise korumasi yok. (adamin parasi var, ama koruma tutmaya gerek gormemis diye varsayalim.) sonra, diyelim ki korumasi olmayan eve biri girdi, evdekilere saldirdi, onlar da bagirarak yardim istedi. polis veya jandarmanin hemen yetismesine imkan yok. guvenlikciler kendi istekleriyle mudahale etmek istediler. ancak onlar da guvenlik hizmeti satin alan adama kontratla bagli. bu durumda, olur da komsu guvenlikcilerinin yandaki eve gitmesine izin vermezse, ne olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hukuk bilgim kittir. kanunlar bu durumda ne der bilmem. o yuzden bildigim seyi yapip kanunlarin, guvenlikcisi olan adami komsusunun guvenliginden sorumlu tutup tutmamasinin dogurabilecegi, bazi olasi sonuclarin iktisadi bir analizini yapmakla yetinecegim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kanunlar komsuyu sorumlu tutarsa, komsunun eli mahkum guvenlikcilerini gonderecek. komsunun kendi evini korumak icin kiraladigi insanlar, onun elinden zorla alinmis gibi olacak. ancak zorla da olsa, sonucta iyi bir is yapilacak. belki bir hayat kurtulacak falan... kanunlar komsuyu sorumlu tutmazsa, izin vermek komsunun insafina kalmis. adam guvenlikcilerini gondermezse, yan evdekilerin hayati, belki tehlikeye girecek. tum bunlar dikkate alindiginda, birinci yol daha iyi gorunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii, analizi burada birakmiyoruz. zira, iyi bir sey yapmanin hic maliyetinin olmamasi bizi rahatsiz etmeli. iktisadin meshur kurali der ki: bedava yemek olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki komsuyu muhadaleye zorunlu kilmanin maliyeti ne? bunu gormek icin biraz gerilere, komsulardan birinin guvenlik hizmeti almaya karar verdigi zamana gidelim. diger komsu, o guvenlikcilerin kendi ihtiyaci oldugunda yardimina kosacaklarini bilse, ne yapar? komsusuna gidip guvenlik hizmetinin ona sagladigi faydaya karsilik, bir katki yapmayi mi teklif eder? yoksa daha guvenli bir sekilde yasamayi bedavaya getirmeye mi calisir? (konuyu dagitmamak, yaziyi da uzatmamak icin, komsunun boyle bir teklife acik oldugunu varsayalim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ahlaki bir davranis bicimi olmasa da, belescilik bazen insana tatli gelir. oysa, ikinci komsu da guvenlik hizmetine katkida bulunsa, hem birincisinin uzerindeki yuk hafiflerdi, hem de belki iki komsu bir araya gelince daha iyi bir hizmet satin alabilirlerdi. boylece iki komsu da daha guvenli yasarlardi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sozunu ettigimiz sorun, meshur kamu mallari (public goods) ve dissalliklar (externalities) sorunu. birinin kendi faydasina oldugu icin aldigi bir karar, bir baskasini da etkiliyor. bu ornekte fayda sagliyor. baslangic seviyesinde mikroiktisat bilgisine sahip herkesin malumu oldugu uzere, faydali dissallik yaratan mal ve hizmetler, piyasada ideal seviyesinden daha az miktarda ve daha pahali olarak saglanirlar. buna sebep olanlar da, farkinda olarak ya da olmayarak belescilik yapanlar. burada da komsu belescilik yaptiginda, diger komsunun guvenligini azaltip cebinden cikan parayi arttiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki kanunlar bir komsuyu gerektiginde guvenlikcilerini digerine gondermeye zorlamasaydi, belescilik problemi ortadan kalkar miydi? o durumda, insanin icinde bir acaba olusabileceginden, komsu eskisi kadar rahat olamazdi. ancak muhtemelen problem de devam ederdi. cunku bir defa guvenlik hizmeti satin alindiktan sonra, guvenlikcileri gerektiginde komsuya gondermenin ekstra bir maliyeti yok. bu durumda insaniyet sahibi biri, lanet olsun deyip yardim edecektir. o yuzden, eger belesci, komsunun merhametine guveniyorsa, guvenligi bedava getirmeye calisacaktir. (oyun teorisi terminolojisiyle konusacak olursak, insaniyet sahibi bir adamin tehdidinin inandiriciligi yok.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki ya komsu insaniyetten nasibini almamissa? o zaman diger komsu belescilik yapamaz. kimse belescilik yapmadigindan, ikisi de daha iyi korunur. korumanin maliyeti de daha az olur. ironik degil mi? merhametten maraz doguyor adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not:  yasalari hazirlayanlar, bir komsunun musterek hareket etmek istememesi, komsulardan birinin cok fakir olmasi gibi turlu durumlari da hesaba katmak zorundalar. ancak benim buradaki amacim, sadece iyi niyetle konulmus bazi kurallarin, pek bariz olmayan olumsuz sonuclarinin olabilecegine dikkat cekmek. o yuzden, her olasi durumu teker teker ele alip tartismaya gerek gormedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-6547819015168232020?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/6547819015168232020/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=6547819015168232020' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6547819015168232020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6547819015168232020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/05/merhametten-maraz.html' title='Merhametten Maraz...'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-2666287251671437321</id><published>2008-04-27T03:13:00.007-05:00</published><updated>2008-04-27T03:27:21.469-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>İktisat Yüksek Lisans Başvuruları: A, B, C...</title><content type='html'>bugun aklinin bir kosesinde, gelecekte iktisat alaninda master/doktora yapma ihtimali olan, ama arastirmaya nereden baslayacagini bilemeyenlere internetten birkac link ve ipucu verecegim. gelecekte de yuksek lisans, yurtdisinda egitim, iktisatcilar icin kariyer imkanlari gibi konularda, aklima geldikce bildiklerimi buradan paylasmaya devam edecegim. (bunlarla ilgili daha once yazdigim bir-iki yaziya, egitim etiketinin linkine tiklayarak ulasabilirsiniz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her seyden once, iktisatta yuksek lisans yapmak size uygun bir sey mi, ona lisanstan itibaren nasil hazirlanilir gibi sorular icin, sizi oncelikle &lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/"&gt;greg mankiw&lt;/a&gt;'in tavsiyelerine yonlendirecegim. ozellikle finans'a egilimi olanlar, &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/"&gt;ekonomi turk&lt;/a&gt;'te ekonomix'in genclere tavsiyeler etiketi altinda yazdiklarindan da faydalanabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyelim ki iktisat doktorasi icin yeterli ilginiz ve altyapiniz var. sonra? bir defa, yurtdisindaki programlara basvurular, ogrenime baslanilacak tarihten yaklasik bir sene once yapilir. o yuzden hazirliklara cok onceden baslamali. amerika icin, 2009 senesi sonbaharinda ogrenime baslamak isteyenler, yaz bitmeden kesin olarak basvuru yapip yapmama kararini verirler, ve kisisel tercihleri ve hedefleri dogrultusunda basvurulabilecekleri programlari belirlerlerse iyi olur. boylece hem daha saglikli kararlar verebilirler, hem de sonbaharda iki ayaklari bir pabuca girmez. basvurunun burokratik islemleri ise sonbaharda halledilir. 2008 sonu-2009 basinda da, amerika basvurulari icin, basvuru sureci sona erer. avrupa'daki okullara basvuru icin birkac ay daha zaman olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;koc universitesinin web sitesinde, yurtdisindaki yuksek lisans programlarina basvuru sureci ile ilgili kapsamli bir eser var. simdi onun linkini veriyorum: &lt;a href="http://www.ku.edu.tr/files/dos/pbondarenko/grdguide.doc"&gt;1. application guide&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.ku.edu.tr/files/dos/pbondarenko/appendix.doc"&gt;2. appendix.&lt;/a&gt; bunun disinda, &lt;a href="http://www.phds.org/"&gt;phds.org &lt;/a&gt;adli sitede genel olarak doktorayla ilgili her konuda, &lt;a href="http://www.econphd.net/"&gt;econphd.net&lt;/a&gt; adli sitede de ozel olarak iktisat doktorasi konusunda size yardimci olacak pek cok kaynaga ulasabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;turkiye'de bir yerde yuksek lisans basvurusu yapacaklarin ise daha cok zamani var. yine de karar verme ve arastirma yapma isini cok savsaklamamali. oncelikle lisansustu egitim sinavi (les) almak lazim. o da bir guz bir de bahar doneminde olmak uzere, senede iki defa veriliyor. les'i guz doneminde almak, kotu skor alinirsa baharda yeniden sinava girme imkani olabilmesi acisindan, daha iyi olacaktir. bazi okullar gre, gmat gibi uluslararasi sinavlari da kabul ediyorlar. ama dikkat etmek lazim. les'ten baska, bir de universitelerin basvuru donemlerine ve basvuru sartlarina dikkat etmelisiniz. basvuru donemleri baharda baslayabilir, not ortalamasi sarti yuksek olabilir, ya da okullara ozgu ozel sartlar olabilir; bunlara karsi onceden hazirlikli olmalisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyelim ki bugun arastirmaya basliyorsunuz. onunuzde yeterince zaman var. dolayisiyla, universiteler ve programlari hakkinda, bunlarin kendi web sitelerinden ve dis kaynaklardan yeterli bilgi toplayabilirsiniz. turkiye ici basvurularinda isiniz goreceli olarak daha kolay. universiteler, bolumler ve programlari hakkinda zaten bir fikriniz vardir. yapacaginiz hocalarinizdan ve ulasabildiginiz diger insanlardan da bunlari sorusturmak. ama yurtdisina basvurularda, basta hicbir sey bilinmedigi icin, bilgi toplama sureci daha zorlu olacaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o zaman, yurtdisindaki universiteler ve programlar hakkinda arastirma yapmaya nasil baslamali? oncelikle hangi program daha iyi, hangisi daha kotu karar vermeye calismali. bunun icin, cesitli kisi ve kurumlarin yaptiklari siralamalardan (ranking) faydalanilabilir. cesitli puanlama kriterleri sonucunda ortaya cikan bu siralamalar, programlarin kaliteleri hakkinda bir fikir verir. sonra bunlara bakip hedeflenen universiteleri, internet sitelerinden baslayarak, teker teker arastirmak, oradaki ogrencilere ve hocalara e-mail atip bilgi toplamaya calismak gerek. arastirmalariniz sonunda, kendinize ozel bir basvuru siralamasi yakalayacaksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki cikis noktasi olarak hangi siralamayi kullanmali? bunlarin en populerlerinden biri, us news dergisininki. bu dergi her sene ekonomi dahil, pek cok alanda amerika'daki lisans ve yuksek lisans programlarini karsilastiran kapsamli bir arastirma yayinlaniyor. bunun icinde, ekonomi doktora programlari siralamasi da birkac senede bir yenileniyor. normalde bu bilgilere ulasmak icin, dergiye abonelik gerekiyor. ama adamin biri, bir internet sitesine us news'un en son (2005)ekonomi siralamasini koymus: &lt;a href="http://bsalanie.blogs.com/economie_sans_tabou/files/us_news_rankings_2005.pdf"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;. &lt;a href="http://www.econphd.net/"&gt;econphd.net&lt;/a&gt;'te de bir ranking var. asil baba ranking'leri ise national research council yayinliyor. ama onlar on-on bes senede bir guncelleniyor. bunlari iceren son rapor ise 1994 senesinde yayinlanmis. bu sene yenisi cikacak diye bekleniyor. eskisine ise &lt;a href="http://www.phds.org/"&gt;phds.org &lt;/a&gt;'dan ulasmak mumkun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu konularda yazmaya devam edecegim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-2666287251671437321?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/2666287251671437321/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=2666287251671437321' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2666287251671437321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2666287251671437321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/04/iktisat-yksek-lisans-bavurular-b-c.html' title='İktisat Yüksek Lisans Başvuruları: A, B, C...'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-3908239481910315646</id><published>2008-04-06T01:37:00.005-05:00</published><updated>2008-04-06T01:59:41.981-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Yoksulluk, Piyasalar ve Mikro-Kredi</title><content type='html'>bugun ny times'ta, piyasa mekanizmasinin mikro-kredi sektorundeki gelisimi uzerine ilginc buldugum bir haber vardi. ilgilenecek okurlarimiza linkini vermek ve kavrama yabanci olanlar icin aciklayici kisa bir yazi yazmak istedim. (haber icin &lt;a href="http://www.nytimes.com/2008/04/05/business/worldbusiness/05micro.html?ex=1365134400&amp;amp;en=3f247e291eddb53c&amp;amp;ei=5124&amp;amp;partner=permalink&amp;amp;exprod=permalink"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oncelikle, mikro-kredi ne? mikro-kredi (ya da mikro-finans), banglades'li iktisatci muhammed yunus'un gelistirdigi fakirin fakirine yonelik finans sistemi. sistem, fakirlere kucuk bir is kurmalari icin verilecek cok az bir sermayeyle, onlarin hayatlarinda bir fark yaratilabilecegi dusuncesine dayaniyor. mikro-kredi kuruluslari, normal sartlarda piyasadan borclanamayacak insanlara, ozellikle ailelere ve kadinlara, cok kucuk krediler veriyorlar. insanlar da bunu dikis makinesi, tezgah vs gibi kucuk seylere yatirip ufaktan kendi kendilerine yetecek bir is kurmaya calisiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adinda da anlasilacagi gibi, mikro-kredi hibe degil, kredi. yani bir miktar faizle birlikte geri odemesi var. ancak bu sistemde kredi kullananlardan teminat falan istenmiyor. onun yerine, kredi alan insanlarin toplu olarak birbirlerine kefil olduklari bir sosyal denetim mekanizmasi kuruluyor. boylelikle, kendi yagiyla kavrulan bir sistem ortaya cikiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mikro-kredi, bundan birkac yil once ulkemizde de diyarbakir'da baslatilmisti. ondan sonra ne oldu, ne kadar basarili oldu bilmiyorum. ancak dunya genelinde fakirligin etkilerini hafifletmede bir miktar basarili olmus olmali ki, muhammed yunus'a 2006'da nobel baris odulunu verdiler. tabii, sistemi elestirenler de var. bir elestiri, fakirligi kapitalizmin yarattigi ve mikro-kredinin de fakirleri uyutmak icin onlarin agzina bir parmak bal caldigi yonunde. bir baska elestiri de, mikro-kredinin fakirligi ortadan kaldirmaya ya da buyuk olcude azaltmaya yaramadigi; bunun makro olcekte kalkinma projeleriyle saglanabilecegi; mikro-kredinin oneminin fazla abartildigi seklinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki ny times neden bahsediyor? mikro-kredi alaninda faaliyet gosteren ve bu isten oldukca iyi kar eden bir kurumun hikayesinden. yukarida anlattigima benzer bir mantikla, yine teminatsiz krediler veren; ama kar amaci gutmeyen klasik mikro-kredi kurumlarina gore, daha gercekci faiz oranlari uygulayan bu kurum, tartismalara neden olmus. mikro-kredi fikrinin babasi muhammed yunus dahil, sistemi piyasa mantiginin disinda goren bir grup, bunu tefecilik olarak nitelemisler. fakirlere saglanan kredilerden kar elde edilmesini ahlaki bulmuyorlar ve bunun sistemi zedeleyecegini dusunuyorlar anladigim kadariyla. ancak onlarin da kabul ettigi bir gercek de var ki, bagiscilarin destegiyle baslatilan mikro-kredi sistemlerinin mevcut talebin ancak cok azini karsilayacak sermayeleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlasilan kar olmayinca para da akmiyor. yani, mikro-kredicilerin onunde zor bir karar var. ya piyasa ekonomisinin disinda ve kucuk kalacaklar; ya da sistemin icine girip sektore daha cok sermaye cekecek ve daha cok insanin krediye erisimini saglayacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ozetle: 1. incentives matter, 2. no free lunch.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-3908239481910315646?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/3908239481910315646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=3908239481910315646' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3908239481910315646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3908239481910315646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/04/yoksulluk-piyasalar-ve-mikro-kredi.html' title='Yoksulluk, Piyasalar ve Mikro-Kredi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8896408204669997362</id><published>2008-03-28T14:32:00.012-05:00</published><updated>2008-03-28T15:23:06.626-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye ekonomisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='parasal iktisat'/><title type='text'>Merkez Bankası Başkanından Ekonomi Üzerine...</title><content type='html'>ben de orhan karaca'nin blogundan &lt;a href="http://orhankaraca.blogspot.com/2008/03/bakann-sunumlar.html"&gt;linkini aldim&lt;/a&gt;; merkez bankasi baskani durmus yilmaz, kibris'ta uluslararasi ekonominin ve turkiye ekonomisinin durumu uzerine bir sunum vermis. merkez bankasinin web sitesinde turkiye ekonomisi uzerine ziyadesiyle bilgi mevcut. lakin bu tur, profesyonel iktisatci olmayan insanlarin da anlayabilecegi seviyedeki belgeleri, vatandasin ekonomi hakkinda bilgilenmesi acisindan faydali buluyorum. o yuzden, benim de kamuya bir hizmetim olsun, linki bir de ben vereyim: &lt;a href="http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/2008/KIBRIS.pdf"&gt;http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/2008/KIBRIS.pdf&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalniz, baskan bizi okumaz ama, burada boyle bir sunum hazirlayacak olanlara nacizane bir tavsiyem olacak. bir sunumda slaytlara koca koca paragraflar yazmak, slaytlari cok "kalabalik" yapmak, bir slaytta cok fazla sey anlatmak dinleyicilerle iletisimin etkinligi acisindan pek etkin yontemler degil diye dusunuyorum. mumkun oldugunca slaytlari bolerek sunumu daha cok slayta yaymakta ve cumleleri basitlestirmekte fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, zarfa takimayalim. mazrufa bakalim biz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: daha once de durmus yilmaz'in ihracatcilara para politikasi rejimini anlattigi bir sunumun linkini vermistim: &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/11/para-politikas-byme-faizler-vs.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8896408204669997362?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8896408204669997362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8896408204669997362' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8896408204669997362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8896408204669997362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/03/merkez-bankas-bakanyla-ekonomi-zerine.html' title='Merkez Bankası Başkanından Ekonomi Üzerine...'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1285638641314509264</id><published>2008-03-17T00:31:00.006-05:00</published><updated>2008-12-09T21:52:19.577-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='olasılık/istatistik/ekonometri'/><title type='text'>Şampiyonlar Ligi Kuraları ve Olasılık Hesabı</title><content type='html'>istatistik bilgisi hem teoride hem de pratikte iktisatcinin cok isine yarar. istatistigin temeli de olasilik hesabi. o zaman gelin guncel bir olay uzerinde, olasilik hesaplarini da kullanarak biraz akil yurutelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aksam'in haberinden ogrendim (&lt;a href="http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=112031,2"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;) onceki gunku sampiyonlar ligi kura cekiminden once garip bir sey olmus. internetteki bir ingiliz forumunda, bir kullanici kuradan iki saat once eslesmeleri dogru tahmin etmis. sonrasinda ingiliz tabloidleri olayin uzerine atlamislar. aksam da skandal diye baslik atmis. uefa yetkilileri ise bu olayi sansa baglamislar. uefa hakli olabilir mi? yoksa ortada hakikaten bir skandal mi var? bakalim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;simdi basit bir olasilik hesabi yapalim. ceyrek finale 8 takim kalmis. sorumuz su: 8 takimi 2'serli 4 gruba nasil ayiririz? bu secim 7x5x3x1=105 sekilde yapilabilir. nasil? alternatif cozumler olabilir, ama bir yol su: en sondan baslayarak, bir kural gelistirebiliriz. yani 2 takim 1 sekilde; 4 takim, 3x1 sekilde (bir takimin 3 olasi eslesmesi, o belirlendikten sonra kalan 2 takimin 1 olasi eslesmesi vardir); 6 takim 5x3x1 sekilde; 2n tane takim (2n-1)x(2n-3)x...x1 sekilde eslesir. bu durumda 8 takim 7x5x3x1=105 sekilde eslesir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;105 olasi eslesme olduguna gore, bir insanin eslesmeleri onceden dogru bilme olasiligi 1/105, yani yuzde 1'den az.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki olasiligin bu kadar dusuk olmasi bize ortada bir skandal oldugunu gosterir mi? gostermeyebilir. sansasyon yaratma pesindeki birini dusunun, her hafta internetteki bir foruma gerceklesme ihtimali yuzde 1 olan bir tahmin yazsin. yuz haftada bu tahminlerin ortalama 1 tanesi gerceklesir, degil mi? ayni sekilde, yuzde 1 ihtimalli bir tahmini iskembesinden sallayan her 100 kisiden ortalama birinin tahmini tutar. tutmayan tahminleri kimse hatirlamaz, ama tutan tahminler dikkat ceker. bence burada da benzer bir durum var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii, yarin biri cikar da sayisal loto'da bu hafta cikacak sayilari bir yere yazar ve tutturursa, durum farkli olur. orada olasilik (6!)x(43!)/(49!)=1/14milyon (yaklasik olarak).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: bu arada aksam'in haberinde bahis orani 1'e 191 olarak verilmis. burada da bir terslik var. yukarida yaptigimiz hesaba gore, bu oranla bahis sirketi ex ante zarar ediyor. garip.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1285638641314509264?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1285638641314509264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1285638641314509264' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1285638641314509264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1285638641314509264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/03/ampiyonlar-ligi-kuralar-ve-olaslk-hesab.html' title='Şampiyonlar Ligi Kuraları ve Olasılık Hesabı'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-7122840801747424113</id><published>2008-03-07T14:38:00.005-06:00</published><updated>2008-03-07T14:51:01.707-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><title type='text'>Oyun-Kurgu</title><content type='html'>bugunku yazimiz biraz fantastik takilacak. sorumuz su:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uc gun sonra dunyaya bir goktasinin carpacagini ve hayatin sona erecegini ogrensek ne olurdu? bu gibi durumlarda bilim-kurgu filmlerinde bir kargasa, kaos ortami olusur. dukkanlar yagma edilir; can, mal, irz, namus guvenligi ortadan kalkar falan. neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soyle bir dusunce bunu aciklayabilir: dunyanin sonuna uc gun kalmis. polisi, askeri, savcisi, hakimi herkes kendi derdinde; bir de suclularla mi ugrasacaklar? ise gelmeyen polise disiplin sorusturmasi mi acilacak mesela? bunu bilen insanlar, sokaklarda guvenlik zaafiyeti olusmasini bekleyip buna gore hareket edeceklerdir. yani suclular sokakta kendilerini durduracak kadar polis ya da asker olmadigini gorup sokaklara akarlar. onlari durduramayacak kanun adamlari da, silahlarini alip kendi ailelerini korumanin derdiyle evlerine kosarlar. al sana bir bayesyen nash dengesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;isin ilginci bu akil yurutmeye dayanilarak uretilen bilimkurgu eserlerinin kendileri de bir meteor dunyaya carptiginda neler olacagini insanlara ogretiyor olabilirler. yani bu eserler, insanlar arasinda bir onceki yazida bahsettigimiz turden bir iletisim sagliyor olabilirler. eger oyleyse, daha once hic dunyanin sonunu gormemis insanlar, diger insanlarin bilim-kurgu eserlerinde anlatildigi gibi davranacaklarini bekleyebilirler. o zaman isareti alan suclular sokaklara akar; kanun adamlari kendi dertlerine dusup evde kalirlar. al sana karsilikli bagimli denge (correlated equilibrium).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii oyle bir durumda, kanun adamlari ya da eline silah alip kendini ve cevresindekileri korumaya calisacak insanlar, suclulara karsi siddet kullanmaktan sakinmayacaklardir. tipki gozlerini karartan suclularin bundan cekinmeyecekleri gibi. yani ortama orman kanunu hakim olacaktir. aslinda boyle bir durumda en dogal cozum bu olabilir. yani herkes belinde silahla dolassa ve bir baskasina saldiran saldirdigi insanin kendini koruyacagini bilse, belki bir nebze asayis saglanir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, kanun duzeni uzerine gereginden cok konustuk. bir de yazili olmayan, kanuni yaptirimi bulunmayan toplumsal kurallar var tabii. toplum duzeninin onemli bolumunu de aslinda bunlar sagliyorlar. bazen soz senetten degerlidir, degil mi? baska bir yazida bu duzenin nasil ayakta durdugundan bahsedecegiz. bunu yaparken tekrarli oyunlarla toplumsal duzen arasinda baglanti kurmaya calisacagiz. yakinda...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-7122840801747424113?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/7122840801747424113/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=7122840801747424113' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7122840801747424113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7122840801747424113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/03/oyun-kurgu.html' title='Oyun-Kurgu'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-904496221749196241</id><published>2008-03-05T13:38:00.014-06:00</published><updated>2011-12-01T05:37:17.240-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><title type='text'>Toplum Düzeni ve Oyun Teorisi</title><content type='html'>ulkemizde de zaman zaman yasanmistir, dunyada da orneklerini goruruz. bazi olaganustu durumlarda nereden geldigi belli olmayan insanlar sokaklara dokulur; kitleler kontrolden cikar; sokaklarda suclular cirit atar; normal zamanlarda olmayacak yagma, siddet, linc ve saire olaylari yasanir. ustelik bunlari o ana kadar toplum icerisinde siradan bir hayat suruyormus izlenimi veren insanlar gerceklestirirler. bu nasil olur? bugun buna oyun teorisi yardimiyla kendimce bir aciklama getirmeye calisacagim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toplumsal duzende coklu denge olgusundan bahsedebiliriz. normal zamanlarda insanlar tek baslarina bir suc islediklerinde polis suclularin tepesine rahatlikla biner. bu yuzden insanlarda suc isleme potansiyeli olsa bile, yakalanma ihtimali yeterince yuksekse insanlar suc islememeyi secerler. bu toplumsal duzenin korundugu bir dengedir ve bu dengede duzenin korunmasi icin insanlarin durust, namuslu, ahlakli falan olmasi gerekmez. insanlarin suc islemek icin aralarinda koordinasyon saglayamamalari yeterlidir. bir de suca yatkin herkesin bir anda sokaklara dokuldugunu dusunun, o durumda sayilari cok fazlaysa polis onlari durduramaz. toplumsal acidan digerine gore daha kotu olmakla birlikte, bu da bir dengedir. oyun teorisinin terminolojisiyle konusacak olursak, bu iki durum da birer nash dengesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalniz burada nash dengesi iki tane olasi sonucu ortaya koyuyor, ama oyuncularin iki tane olasi denge varken neden bir tanesini oynadiklarini soylemiyor. sadece her oyuncunun digerlerinin secimine karsi, kendince en iyi karari verdigini soyluyor. ayrica nash dengesinde, insanlarin ayni anda hamle yaptigi durumlarda, baskalarinin hamlelerini nasil bilip onlara en iyi cevabi verdikleri de acik degil. yani inceledigimiz durumda toplumun zivanadan cikmasiyla kanun duzeninin nasil ortadan kalkabilecegini bize gosteriyor, ama insanlarin aniden nasil esgudumlu bir sekilde hareket edebildigi konusunda bir sey soylemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oyun teorisinde nash dengesinin yetersiz kaldigi ya da makul, mantikli sonuclar ortaya koymadigi durumlar icin turlu yeni cozum konseptleri, iyilestirmeler onerilmistir. bugunku sorumuza cevap aramak icin kullanacagim cozum konsepti, robert aumann'in karsilikli bagimli dengesi (correlated equilibrium) olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karsilikli bagimli denge, oyuncularin herkesce gozlemlenebilen ve anlami bilinen bir sinyale gore kendilerince en iyi stratejiyi belirledikleri bir denge. ortak sinyal oyuncularin kararlarini birbirlerinden bagimsiz almamalarini sagliyor. trafik isiklari gibi yani. bir kavsaga geldiginizde o anda isik kime yesil yaniyorsa yol hakki onundur. kirmizi bir sinyal goren insan, diger yoldaki insana yesil gorundugunu ve bu durumda onun gececegini bilir. o yuzden kirmiziyi gorunce durur, gecmez. aslinda kavsakta bir yoldaki aracin dururken digerinin gecmesi nash dengesidir, ama bu bilgi hangisinin durup hangisinin gececegini soylemez. bunun disinda kimin durup kimin gececegi belli olmadigi ve suruculerin karma strateji oynadiklari bir denge de vardir, ki bu da kazaya davetiye cikarir. bunlara karsi, trafik isigi gibi herkesce gorulebilen bir sinyal, suruculerin hareketlerini koordine ederek kazalari onler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;trafik isiklarinin suruculer arasindaki esgudumu saglamasi gibi, kisilerin suc islemek icin sokaklara aktiklari durumlarda da boyle bir sinyal mekanizmasi islemekte olabilir. ne olabilir bu sinyal? mesela bir saldiri, teror eylemi, toplumsal kargasa ya da belki bir dogal afet. tabii, trafik isiklarinda oldugu gibi sinyalin herkes tarafindan ayni sekilde yorumlanmasi gerek. bunun icin de kisiler onceden, gelen sinyalin herkesi sokaga dokecegini bilmeli. eger boyle olursa, sinyal geldiginde ona tepki veren potansiyel suclular hep birlikte sokaga cikarlar. boylece asayis yok olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslinda karsilikli bagimli denge kavrami, trafik orneginde oldugu gibi, genelde insanlarin onceden uzerinde anlastigi, artik gelenek haline gelmis isaretlerin toplumda duzeni saglamasini aciklamak uzere kullanilir. burada ise ayni kavrami, potansiyel suclular arasi esgudumu saglayan ve toplum duzenini tehdit eden kotu bir normun olusumunu aciklamakta kullandik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: karsilikli bagimli denge kavramini ortaya atan robert aumann, oyun teorisine bu katkisiyla nobel ekonomi odulunu almisti. onunla ilgili daha once yazdigim yazi icin &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/robert-aumann.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-904496221749196241?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/904496221749196241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=904496221749196241' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/904496221749196241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/904496221749196241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/03/toplumsal-dzen-ve-oyun-teorisi.html' title='Toplum Düzeni ve Oyun Teorisi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-5164860374843582234</id><published>2008-02-06T01:18:00.000-06:00</published><updated>2008-02-06T02:59:06.866-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><title type='text'>Kontrat Teorisi ve İktisadi Güdüler</title><content type='html'>begenmezsen okuma adli blogda bir yazi okudum, ve yazi cok hosuma gitti. suraya yazmadan duramadim. yazar t'pol, kardesinin telefonda cok fazla konusmasina annesiyle beraber bulduklari cozumu anlatmis: &lt;a href="http://begenmezsenokuma.blogspot.com/2008/02/yeniyetmelerin-telefon-masraflaryla.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ozetle yaptiklari su. kardese her ay harcligina ek olarak bir miktar fazladan &lt;strong&gt;sabit&lt;/strong&gt; bir para veriyorlar, karsiliginda da telefon parasini onun odemesini istiyorlar. baslangicta telefon parasini ailesi odedigi icin telefonu gereksiz yere kullanan kardes, telefonda fazladan konustugu her dakikanin maliyetini kendisi ustlenince telefonu daha dikkatli kullaniyor. bir kontrat yoluyla, iktisadi gudulerin olumlu yonde hizaya gelmesinin daha kanli-canli ve sirin bir ornegi olabilir miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sekil 1a'da gordugunuz turden tesvik problemleri ve cozum yollarinin incelendigi alana kontrat teorisi deniyor. bu konuda daha once yazdigim yazilardan biri icin: &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/05/ahlaki-tehlike-moral-hazard.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada, kontratin uygulanabilmesi icin icerdigi tehditlerin inandirici olmasi gerektigini belirtmeden gecmeyelim. bu ornekte kardes, ailenin faturanin odenmemesi durumunda telefonun kesilmesini goze aldigina inanmis olmali ki sorun cozulmus. ilgilenenler icin arsivde, inandirici olmayan tehditler, zaman tutarsizligi ve saire uzerine de birkac yazi mevcut.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-5164860374843582234?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/5164860374843582234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=5164860374843582234' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5164860374843582234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5164860374843582234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/02/kontrat-teorisi-ve-iktisadi-gdler.html' title='Kontrat Teorisi ve İktisadi Güdüler'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-4514850489754990128</id><published>2008-01-25T10:53:00.000-06:00</published><updated>2008-04-06T01:49:10.563-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>Verginin Yansıması (Tax Incidence)</title><content type='html'>linki &lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/2008/01/taxes-dont-stay-where-you-put-them.html"&gt;mankiw'in blogu&lt;/a&gt;ndan aldim: &lt;a href="http://www.canada.com/montrealgazette/news/story.html?id=5a0e128d-c60a-4f31-a5b4-4dabd49c5bf2&amp;amp;k=68845"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;. haber kanada'dan. quebec eyaletinin yerel yonetimi, cevreci politikalarini enerji sirketlerine vergi koyarak uygulamak istemis. amac kar hirsiyla uretip cevreyi kirleten sirketlerin karlarindan kesip vatandasa yuk bindirmeden cevre kirliligiyle mucadele etmekmis. ama sirketler vergiyi fiyatlara yansitinca vatandasin tepesi atmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;simdi su haberi iki sekilde yorumlamak mumkun. birincisi, quebec eyaletini yoneten politikacilar ekonomi cahili. iktisada giris derslerinin ikinci haftasinda okutulan verginin yansimasi (tax incidence) konusundan bihaberler; cehaletlerinin farkinda bile olmadan politika uyguluyorlar. politikacilarin ekonomiden anlamamasi olagan bir sey de, bu adamlarin etrafinda bu islerden anlayan kimse de mi yokmus? tabii yok boyle bir sey. enerji bakani salaga yatsa da, sozcusu bunun olacaginin farkinda olduklarini acikca ifade etmis. yani, ikinci yoruma geciyoruz, politikacilar vatandasa alenen yalan soylemisler. piyasa ekonomisinde, firmalarin maliyetleri vatandasa yansitmaya calisacagi gun gibi ortadayken, insanlara maliyeti sirketler ustlenecek demisler. (benzer yalanlari su siralar amerika'daki baskan adaylari da soyluyorlar. ekonomi bloglarini takip edenler, zaman zaman bunlara rast geleceklerdir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buradan cikartmamiz gereken ders su. bizimle ilgisiz gorunen kamu politikalarinin ucu dolayli olarak bize de dokunabilir. bu politikalarin yansimalari konusunda uyanik olmak icin temel iktisadi prensipler konusunda bilgi sahibi olmaliyiz. bilincli bir yurttas olmak icin, mikroekonominin temellerini iyi ogrenmek lazim diye dusunuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-4514850489754990128?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/4514850489754990128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=4514850489754990128' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/4514850489754990128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/4514850489754990128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/01/verginin-yansmas-tax-incidence.html' title='Verginin Yansıması (Tax Incidence)'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-180583246561207420</id><published>2008-01-01T20:06:00.000-06:00</published><updated>2008-04-06T01:49:10.561-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><title type='text'>Vergide Eşitlik, Adalet ve Verimlilik Üzerine</title><content type='html'>bir okurumuz, son yazimin yorum bolumunde bir soru sormus. cevap uzayinca, cevabi ayri bir yazi olarak yayinlamak uygun dustu. soru su:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Vergilendirme gelir yerine tuketim ustunden olursa esitlik/adillik durumu ne olur? (Bunun pratikte zor oldugu asikar ama merak iste)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu eskiden beridir uzerinde tartisilan bir soru. ama son yillarda, amerika'da "the fair tax act" (ya da "the FairTax") adli yasa tasarisi gundeme geldikten sonra tartisma yeniden alevleniyor. (fair tax, adil vergi demek.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelelim soruya. bir defa, tuketim vergileri genel olarak "regressive" ozellik gosterirler. bunun sebebi fakir insanlarin kazanclarinin buyuk bolumunu tuketmesi. zenginler ise kazanclarina oranla daha az tuketip daha cok tasarruf yaptiklari icin tuketim vergisinin onlar uzerindeki yuku (goreceli olarak) daha hafiftir. bu acidan tuketim vergilerinin toplum icerisinde esitsizligi arttirdigi iddia edilir. esitligin/esitsizligin onemli olup olmamasi ya da ne tip esitligin (gelir mi, tuketim mi, servet mi?) onemli olmasi subjektif konular. ama toplumun adalet anlayisi (genel olarak) esitlige deger veriyor ise, kapsamli bir vergi reformu onerisinin bu meseleyi ciddiye almasi gerekir. yukarida sozunu ettigim "the fair tax act" gibi onerileri savunanlar onerilerinin, en azindan tuketim acisindan toplumu daha esit hale getirecek onlemleri barindirdigini iddia ediyorlar. (ayrinti isteyenleri ny times'in su haberine yonlendirecegim: &lt;a href="http://www.nytimes.com/2008/01/06/us/politics/06economy.html?th&amp;amp;emc=th"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vergi sisteminin adilligi ise tamamen subjektif bir mevzu. misal, su "adil vergi" kavraminin sozde mi ozde mi adil oldugu tartismalidir. ayrica, adalet illa esitlik anlamina gelmez; hatta kimi bakis acilarina gore esitsizligi gerektirebilir. yani bir insan tuketim vergisinin esitsizligi arttiracagini dusunse bile pek ala onu daha adil bulabilir. nasil mi? mesela soyle dusunur: gelir, bir insanin topluma yaptigi katkinin karsiligidir. uretim, toplumun isgucu, sermaye, isgucunun niteligi, toprak ve saire gibi uretim faktorleri kullanilarak yapilir. cok kazanan insanlar bu uretim faktorlerini digerlerinden daha verimli kullananlar, yani topluma daha cok katki yapanlardir. gelirlerini harcamayip tasarruf yapanlarsa gelecekteki uretime ve hatta verimlilik artisina katkida bulunurlar. tuketiciler ise uretileni kendi istekleri dogrultusunda tuketirler. olaya boyle bakan bir insan icin adil olan, gelir vergisi dahil, isgucu, sermaye ve saire uzerindeki tum vergilerin bir tuketim vergisiyle yer degistirmesi olabilir. oysa ki esitlikci bir bakis acisindan bu sistem adaletsizdir. (bundan &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/04/vergilendirmede-mirrlees-yaklasimi.html"&gt;mirrlees yaklasimi konusundaki yazimda &lt;/a&gt;bahsetmistim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ozetle, vergi sisteminin toplumun esitlik/adalet tercihleri yonunde sekillenmesi tamamen siyasi bir surec. bu konuda biz ekonomistlerin soyleyecegi fazla bir sey yok. ama baska bir konuda soylenebilecek cok seyler var; o da iktisadi verimlilik. zaten yukarida sozunu ettigim "adil vergi" tartismalarinda dikkatimi ceken, bunun topluma (olculebilir ve gozlenebilir) maddi katkilarinin ne olacaginin one cikmasi. savunuculari, uretim uzerindeki tum vergilerin kaldirilmasinin cok belirgin bir buyume artisi getirecegini, vergi sistemini basitlestirip burokrasiyi azaltacagini iddia ediyorlar. tabii bu gorusleri elestirenler de var. (detay arayanlari yine google'a havale edecegim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pratikte fiyatlari bozup verimsizlik yaratmayan bir vergi sistemi olmaz. ama mevcut sistemlerden daha basit, etkin ve verimli sistemler gelistirilebilir. peki tuketim vergisi bunu saglayabilir mi? amerika'yi bilmem ama turkiye'de su an icin saglayamayacagi kesin. en basta vergi kacaklari alir basini yurur. ayrica, bana boyle bir sisteminin gerek sarti, kamu harcamalarini radikal bir bicimde azaltmaktir gibi geliyor. kisaca, hem iktisadi hem de siyasi yonden su an icin bize cok uzak bir mevzu bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ek: greg mankiw de bu onerinin elestirel bir analizine link vermis: &lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/2008/01/fairtax.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-180583246561207420?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/180583246561207420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=180583246561207420' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/180583246561207420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/180583246561207420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2008/01/vergide-eitlik-adalet-ve-verimlilik.html' title='Vergide Eşitlik, Adalet ve Verimlilik Üzerine'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8600892080275046565</id><published>2007-12-13T01:37:00.000-06:00</published><updated>2008-04-06T01:49:10.562-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisadi düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><title type='text'>Mirrlees Yaklaşımına Liberteryen Eleştiri</title><content type='html'>bugun mankiw'in blogunda &lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/2007/12/endorsement-for-height-tax.html"&gt;su yaziyi&lt;/a&gt; okuyunca bende kosup suraya iki satir bir seyler yazma istegi hasil oldu. hemen ozet geceyim. mankiw, ogrencisi matthew weinzierl ile birlikte, mirrlees modeli temelli optimal vergilendirme yaklasimiyla dalga gecen bir makale yazmis. sonra bu makaleyi okuyan blog yazari bir iktisatci (robin hanson), mankiw'i elestirip onun dalgasina yaptigi oneriyi &lt;a href="http://www.overcomingbias.com/2007/12/tax-the-tall.html"&gt;destekleyince&lt;/a&gt;, mankiw de ona piskin faydaci (utilitarian) damgasini yapistirmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mirrlees modelleri sosyal sigorta problemlerinin incelenmesinde ve cozumunde kullanilan araclar. mirrlees'in tum olayi, dogustan gelen beceriler gibi, insanlarin kendi secimleri disinda sahip olduklari ve disaridan gozlemlenemeyen, ama onlarin uretkenliklerini ve dolayisiyla kazanclarini belirleyen kisisel ozellikleri dikkate almasi. insanlarin kazanc potansiyellerinin disaridan gozlemlenememesi sorununa bu modeller, politikalari (gozlemlenebilen) gelir ve gelirle iliskili baska faktorlere baglayarak cozum bulmaya calisiyorlar. (daha once mirrlees yaklasimini aciklayan uzunca bir yazi yazmistim: &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/04/vergilendirmede-mirrlees-yaklasimi.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iste &lt;a href="http://www.economics.harvard.edu/faculty/mankiw/files/Optimal_Taxation_of_Height.pdf"&gt;mankiw ve weinzierl'in elestirileri&lt;/a&gt; burada devreye giriyor. bu ikili insanlarin gelirlerinin boylarina bagli oldugu bir mirrlees modeli kurmuslar. ustune gelirle insanlarin boylari arasinda bir iliski oldugunu gosteren iki ekonometrik calismayi referans gostermisler. sonra da bu mantiga gore uzun boylular daha fazla kazaniyor, onlardan vergi alip kisalara dagitalim diyorlar. hanson da yok bunda bir sacmalik, eger iliski hakikaten saglamsa ben uzun boy vergisinin arkasindayim demis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii asil tartisma felsefi. mirrlees modeli bizim sosyal devlet diye bildigimiz, devletin vatandasini (kimi zaman besikten mezara) sigortaladigi sistemlerin teorik temeli. zaten 70'lerde bunu bulan james mirrlees o zamanin ingiliz isci partisinin uyesi. obur taraftan mankiw'in dunya gorusu bambaska. ona gore mirrlees tipi vergilendirme &lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/2007/11/inequality-vs-injustice.html"&gt;esitlikci ama adil degil&lt;/a&gt;. burada da boyle bir sosyal sigorta anlayisinin abuk sonuclara yol actigini gostermeye calisarak felsefi elestiriye iktisadi boyut katiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;su siralar mirrlees modelleri iktisat aleminde cok revacta. en az mankiw kadar baba adamlar bu konular uzerinde calisiyorlar. buradan da pozitif iktisadi yontemleri benimsemis iktisatcilarin benimsedikleri degerlerin birbirlerinden oldukca farkli olabilecegini goruyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8600892080275046565?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8600892080275046565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8600892080275046565' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8600892080275046565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8600892080275046565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/12/mirrlees-modellerine-mankiw-eletirisi.html' title='Mirrlees Yaklaşımına Liberteryen Eleştiri'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8126943337579390767</id><published>2007-11-30T12:34:00.000-06:00</published><updated>2007-12-23T18:50:24.029-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisadi düşünce'/><title type='text'>Makroekonominin Mikro Temelleri ve Lucas Kritiği</title><content type='html'>ekonomiturk yazarlarindan baris, dun makroekonomiyle ilgili bilinenler ve bilinmeyenler uzerine &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2007/11/makroekonomi-bilinenler-ve-efsaneler.html"&gt;bir yazi yazmis&lt;/a&gt;. ben de yazinin altina makroekonomik sorularin cevaplarinin ekonomilerin mikro sartlarina bagli olduguna iliskin bir yorumda bulundum. aynen aktariyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;makroekonomiyle ilgili bilinmesi gereken en onemli sey bence su: makroekonomik olaylarin temelleri mikroekonomiktir. bir ekonomide bireyler, firmalar vb. iktisadi aktorler iktisadi kararlar alirlar. mesela bireyler tuketimlerine, tasarruflarina, ne kadar calisacaklarina vesaireye; firmalar kullanacaklari girdilerin miktarlarina, uretimlerine, yatirimlarina ve saireye karar verirler. makroekonomik degiskenler bu kucuk aktorlerin binlercesinin yaptiklari secimlerin toplami neticesinde ortaya cikarlar. o yuzden mikroekonomik teoriden kopuk makroekonomi teorisi olmaz. baris'in sozunu ettigi efsanelerin tamami bu tip mikro temelleri zayif teoriler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mesela birisi bize enflasyonu dusurmek icin buyumeden feragat etmek gerekir dedigi zaman, enflasyonu dusurmek icin izlenecek yolun nasil bir mekanizma yoluyla buyumeyi etkileyecegini sorgulamaliyiz. toplam degiskenlerin temellerinde ekonomik aktorlerin secimleri yattigina gore, eger iddia dogruysa enflasyonu dusurmek icin uygulanan politikalarin ekonomik aktorlerin davranislarini etkilemesi ve bu yolla da buyumeyi dusurmesi gerekir. peki bu aktorlerin davranislari soz konusu politikalardan nasil etkilenir? bu konuda belki yuzlerce teori ortaya atilabilir. bu teorilerden, "a, b, c" sartlari saglanirsa falanca iktisadi mekanizma yoluyla firmalarin uretimlerini arttiracagi ve bunun buyumeye pozitif etkisinin olacagi, ama bunlar saglanmaz ya da bir baska "x" sarti ortaya cikarsa filanca mekanizma yoluyla tersi olacagi gibi sonuclar cikar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii, enflasyonu dusurursek buyume artabilir de azalabilir de gibi bir sonuc kimseyi kesmez, kesmemeli. o yuzden elimizdeki teorilerden gecerli olamayacaklari eleyip ise yarar olanlari ortaya cikarmaliyiz. bu da nasil olur? ulkedeki iktisadi aktorlerin davranislarini, sektorlerin yapilarini, piyasa iliskilerini iyi bilir ve anlayabilirsek olur. bunun yolu da daha cok mikro odakli ampirik calisma yapmak ve makroiktisatcilara ekonominin temellerine iliskin modellerini kurarken kullanabilecekleri bilgiler saglamak. mikroekonomik gerceklerle tutarli makroekonomik modeller, makroekonomik sorunlarin cevaplanmasinda daha etkili olacaklardir. ilginc degil mi? iyi makro model kurabilmenin yolu, oncelikle uygulamali mikroekonomicilerin islerini iyi yapmasindan geciyor. tabii onun icin de yeterince ve kaliteli mikro veri olmasi, yani istatistikcilerin isini iyi yapmasi lazim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ozetle, Lucas kritigi iste. mikro temelleri olmayan, hele hele beklentileri dikkate almayan modeller eninde sonunda cuvallar. ozellikle iktisat politikalarinin uygulanmasinda bunlardan zinhar uzak durmak lazim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ek: ekonomide kanunlara rastlanamamasinin sebebi mikro sartlarin degiskenlik gostermesi olmali. mesela baris'in sozunu ettigi "giffen good" ornegi 19. yuzyil irlandasindaki patates kitliginin incelenmesiyle ortaya cikmis. daha incelersek kimbilir ne istisnalar buluruz. tabii, iktisadin insan davranislarini inceleyen davranissal iktisat ve bunlarin altinda yatan biyolojik temelleri inceleyen noroiktisat gibi yeni yeni gelisen mikronun da mikrosu alanlari var. belki temellere indikce, iktisatta da bir takim temel kanunlar bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ek2: mankiw'in "a quick refresher course in macroeconomics" adli kisa makalesi bu konularda guzel ve bize gore daha kapsamli bir ozet sunuyor. google'da aratirsaniz cikar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8126943337579390767?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8126943337579390767/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8126943337579390767' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8126943337579390767'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8126943337579390767'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/11/makroekonominin-mikro-temelleri-ve.html' title='Makroekonominin Mikro Temelleri ve Lucas Kritiği'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-6752671993373045484</id><published>2007-11-20T04:01:00.000-06:00</published><updated>2008-04-06T01:43:30.224-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Büyümenin Sosyal Boyutu</title><content type='html'>bugun dani rodrik blogunda buyumenin sosyal boyutu uzerine guzel bir yazi yayinlamis. ben de linkini buradan paylasmak istedim: &lt;a href="http://rodrik.typepad.com/dani_rodriks_weblog/2007/11/pro-poor-growth.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;konuyu ozetleyelim. bir dunya bankasi toplantisinda buyume stratejileri tartisilirken, bazi katilimcilar bu stratejilerin onceliginin fakirlerin yasam standardini iyilestirmek, sosyal esitsizlikleri azaltmak gibi seyler olmasi gerektigini savunmuslar. rodrik de buna karsi, ozetle, sosyal politikalarla buyume stratejilerini karistirmamak lazim diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buyumeye yonelik politikalar, buyumenin onundeki baslica engelleri kaldirmaya odaklanirlar. bu yuzden yoksullukla mucadele, esitlik gibi hedefler buyume stratejilerinin oncelikleri arasinda yer almazlar. ama bu, buyumeyle ilgilenenlerin baska sosyal meselelerle ilgilenmedikleri anlamina gelmez. sadece kalkinmaya dair tum hedeflere ayni anda erisemezsiniz. rodrik bunlari soyluyor. ayrica, rodrik basta fakirler olmak uzere insanlarin hayat standartlarinda belirgin ve kalici bir iyilesmenin gerceklesmesi icin buyumenin gerek sart oldugunu da vurgulamis. bununla beraber orta ve kisa vadede iktisadi buyumenin bazi sosyal sorunlarin ustesinden gelmekte yetersiz kalabilecegini de kabul etmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kisa vadede buyumenin ustesinden gelemedigi sorunlari hafifletmeye calismak, sosyal politikalarin islevi. ama uzun vadeli cozum surekli buyumeden geciyor. o yuzden biri buyumeden soz ederken, hani bunun sosyal boyutu diye atilmakta acele etmeyiniz. birakin adam derdini rahat rahat anlatsin, di mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-6752671993373045484?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/6752671993373045484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=6752671993373045484' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6752671993373045484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6752671993373045484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/11/bymenin-sosyal-boyutu.html' title='Büyümenin Sosyal Boyutu'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-2087393939470556829</id><published>2007-11-10T00:13:00.000-06:00</published><updated>2007-11-15T04:58:37.211-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye ekonomisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='parasal iktisat'/><title type='text'>Para Politikası, Faizler, Kur, Büyüme vs.</title><content type='html'>bugun ekonomiturk'te ekodok "&lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2007/11/ylmazdan-satcya-ders.html"&gt;yilmaz'dan satici'ya ders&lt;/a&gt;" diye bir yazi yayinlamis. yilmaz, merkez bankasi baskani durmus yilmaz. satici, turkiye ihracatcilar meclisi baskani oguz satici. ders de fiyat istikrarinin onemi ve mb'nin para politikasi uzerine. ekodok yilmaz'in sunumunun linkini vermis. baktim ve hosuma gitti. orta duzeyde makroiktisat bilgisi olan herkesin anlayabilecegi duzeyde, kisa ve ozlu bir ders olmus. sadece yazici'ya degil tabii, hepimize. bu yuzden sunumun linkini ben de buraya eklemek istedim: &lt;a href="http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/2007/Baskan_Konusma_Kasim2007.pdf"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-2087393939470556829?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/2087393939470556829/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=2087393939470556829' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2087393939470556829'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2087393939470556829'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/11/para-politikas-byme-faizler-vs.html' title='Para Politikası, Faizler, Kur, Büyüme vs.'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-3952251126147638953</id><published>2007-10-15T19:48:00.000-05:00</published><updated>2007-11-15T04:56:23.511-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisadi düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisatçılar'/><title type='text'>Nobel goes to...</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.econ.umn.edu/hurwicz_timeline.pdf"&gt;leonid hurwicz&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.sss.ias.edu/community/maskin.php"&gt;eric maskin &lt;/a&gt;and &lt;a href="http://home.uchicago.edu/~rmyerson/"&gt;roger myerson&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugun iktisat dunyasi icin yilin onemli gunlerinden biriydi. bu sene &lt;a href="http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/2007/"&gt;nobel ekonomi odulu&lt;/a&gt;, oyun teorisinin ekonomideki onemli kullanim alanlarindan biri olan mekanizma dizayni teorisinin babasi leo hurwicz'e ve onun iki onemli takipcisi eric maskin ve roger myerson'a gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mekanizma dizayni, arzu edilen bir iktisadi sonucu elde etmek icin sosyal ve iktisadi mekanizmalar yaratma sanati olarak tarif edilebilir. bu isle ugrasanlar, iktisadi aktorlerin tercihlerini istenilen sonucu elde edecek sekilde yonlendirecek mekanizmalari incelemeye ve boyle mekanizmalar kurmaya calisirlar. bu teorinin muzayedelerin (auction) dizayni, optimal vergilendirme, kamu mallari sorunu gibi turlu alanlarda iktisadi uygulamalari vardir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman zaman benim de yazdigim bu konulari modern iktisada sokan ve bunlarin analitik olarak incelenmesinin yolunu acan insan leo hurwicz'dir. hurwicz, coktandir hak ettigi odulu bugun doksan kusur yasindayken aldi. ilgili alanlarda yaptiklari calismalarla daha once de joseph stiglitz, george akerlof ve james mirrlees gibi iktisatcilar nobel odulunu almislardi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ek:&lt;br /&gt;ekonominin oduller kapsamina dahil edilisinin hikayesi icin &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/nobel-ekonomi-dl.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;odul sahibi iktisatcilar icin &lt;a href="http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;mekanizma dizayni teorisinin ekonomideki yeri uzerine nobel komitesinin hazirladigi yazi icin &lt;a href="http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/2007/ecoadv07.pdf"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;daha kisa ve basit bir yazi icin &lt;a href="http://www.marginalrevolution.com/marginalrevolution/2007/10/mechanism-desig.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;adam smith isimli sahsin (evet, saka gibi) hurwicz'le sicagi sicagina yapmaya calistigi telefon roportaji icin &lt;a href="http://nobelprize.org/cgi-bin/asxgen.asx?id=760&amp;amp;type=interview&amp;amp;year=2007"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-3952251126147638953?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/2007/' title='Nobel goes to...'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/3952251126147638953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=3952251126147638953' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3952251126147638953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3952251126147638953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/10/nobel-goes-to.html' title='Nobel goes to...'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-7187228241278750198</id><published>2007-09-27T18:44:00.000-05:00</published><updated>2007-09-27T18:50:55.565-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><title type='text'>İslam ve İktisat</title><content type='html'>ekonomiturk'teki yazimin tipkisinin aynisidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;is-guc derken blogdan uzak kaldim. bir de baktim ki ekonomik meselelere islam'in bakisi tartisiliyor. din adamlarinin iktisat konusundaki bilgisizliklerine aldirmadan fetvalar vermeleri eskiden beri beni rahatsiz ettigi icin, ben de surada iki kelam etme geregi hissettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ekonomix son yazisini bir yerlerde bir seyler ters diye bitirmis. ters olan sey 7. yuzyilda var olmayan, var olmasi hayal bile edilemeyecek olan iktisadi iliskileri ve kurumsal yapiyi, o zamanin basit iktisadi iliskilerini kistas alarak degerlendirmeye calismak. yani bugday ticaretinden opsiyon piyasasi uzerine sonuclar cikartmaya calismak abes; ve abes oldugu kadar (aslinda tam da abes oldugu icin) benim anladigim sekliyle islamin ozune ters. din adamlari islam dinini cok iyi biliyor olabilirler ama iktisattan anlamiyorlar. bu yuzden de insanlari muhtemelen yanlis yonlendiriyorlar. (muhtemelen diyorum, zira benim islam bilgim, onlarin iktisat bilgisinden fazla degil.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;islam bilgisi kuvvetli olmasa da, iktisat bilgisi kuvvetli olan bir insan olarak, ben islamin yasakladigi faizin iktisatcilarin "rant" diye isimlendirdigi sey oldugunu dusunuyorum. yani uretimden kaynaklanmayan, uretilmis olanin el degistirmesiyle elde edilen deger.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iktisatcilarin reel faiz dedigi sey, rekabetci piyasa ekonomisinde sermayenin getirisine esittir. yani paraniz varsa ve bununla bir is kurarsaniz, tum masraflari dustukten sonra, elde edeceginiz kar rekabetci piyasa ekonomisinde reel faizin getirisine esittir. bu sasirtici bir sonuc degil. zira siz o yatirimi yapmasaniz ve parayi bir bankaya yatirsaniz, banka o parayi baska bir girisimciye kaynak olarak verecek. neticede, piyasa mekanizmasi reel faizi sermayenin getirisine esitleyecek. bu su demek, bankaya para koyan bir insan, dolayli olarak baska birinin kuracagi bir ise yatirim yapiyor ve bu yatirimin getirisini kazanc olarak elde ediyor. bankanin burada islevi bir araci olarak cebinde para olanla paraya ihtiyaci olani bulusturmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii bankalar tum islemlerini islami kurallara gore yapmadiklari (mesela yeri geldiginde icki ureticisine de kaynak sagladiklari) ve de faaliyetlerinin bir bolumu rant saglama faaliyetleri oldugu icin, bir musluman bankalarla iliski kurmaktan kacinabilir. o durumda dogrudan yatirimi finanse eden yatirim araclarina yonelebilir. (ofk'lar hakkinda fazla bir bilgim yok. ama bir alternatif olabilirler tabii.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;faizin icerisinde risk primi de olabilir. bu da borc alanin ustlendigi riskin bedelidir. yani haksiz bir kazanc degildir. moral hazard (ahlaki tehlike), incentives vs. gibi iktisadi kavramlar uzerinden bu risk priminin var olmasinin olmamasindan daha "dogru" olacaginin tartismasini yapabiliriz. ama o kadar zamanim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada riskli yatirimlari kumar olarak adlandirmak da abes. neyin kumar olup neyin olmadigina karar vermek icin, o yatirimin uretkenligine bakmaliyiz riske degil. zira risk her seyde var. yani bir is kurmak da riskli bir aktivite, buna karsilik parayi faize yatirmak risksiz. o zaman reel bir yatirim yapmak mi kumar, faize yatirmak mi? goruluyor ki riskli olan her sey kumardir, kumar da kotudur demek abes. bunlarin uzerine bir de soyle dusunun. cebinizde paraniz var ama isletme tecrubeniz yok. paranizla bir is kurmaniz mi daha iyidir, yoksa is kuracak birine "rekabetci piyasa faizi" uzerinden borc vermeniz mi? kim o parayi daha uretken bir sekilde kullanir; istihdam yaratabilir? bir insanin bilmedigi bir ise girmesi riskli degil midir? bir de o parayi baskasinin iyi kullanabilecegini dusununce, bilmedigi ise giren kisinin toplum kaynaklarini gereksiz riskler alarak carcur etmekte oldugu soyleyemez miyiz? sorular, sorular... cevaplari hepimiz dusunelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ozetle, rant olarak tabir ettigimiz, kaynagini uretimden almayan kazanclar disinda ben haram olabilecek bir sey gormuyorum. tabii rant illa ki kotu bir sey mi olmak zorunda? faydasi olamaz mi? ya da turkiye'de piyasalar ne kadar iyi isliyor? faizler dahil fiyat mekanizmasi uretime mi, yoksa uretmeden bolusume mi yonelik isliyor? bunlar uzun mevzular. daha da cok mevzu var tartisilabilecek ama ben uzatamayacagim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sozun ozu, ben 7. yuzyildaki bugday vs. ticaretini kistas alarak din adamlarinin verdigi dini ogutleri dikkate almiyorum. benim tercihim iktisat bilgimi, islamin ozune iliskin bilgilerimle karsilastirip vicdanimin hakemliginde kararlarimi almak. tabii ekonomix'in dedigi gibi. her koyun kendi bacagindan asilir. siz istediginizi yapabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: bu arada yukaridaki tartismadan, islam esaslariyla yonetilen bir ulkede, mali ve parasal istikrarin tam olmasi ve piyasalarda tam rekabetin tesis edilmesi gerektigi sonucu da cikabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not 2: su siralar epey bir yogunum. eger yorumlara cevap veremezsem kusuruma bakmayin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-7187228241278750198?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/7187228241278750198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=7187228241278750198' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7187228241278750198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7187228241278750198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/09/islam-ve-iktisat.html' title='İslam ve İktisat'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8293774355493401107</id><published>2007-09-09T01:57:00.000-05:00</published><updated>2008-04-06T01:49:10.564-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='piyasa başarısızlığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Sosyal Politikalar Niçin Gerekli?</title><content type='html'>bu soruya cevap aramadan once su soruyu soralim: sosyal politikalarin amaci nedir? bu soruya kimileri, toplumun sansli ve sanssiz bireyleri arasindaki esitsizligi devlet eliyle gidermek diye cevap verecektir. bu goruste olanlara gore devletin gorevi, piyasalarin saglayamadigi "sosyal adalet"i saglamaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;piyasalar uretkenligi odullendirir. haliyle de daha zeki, becerili, deneyimli ve caliskan insanlar piyasa icerisinde bu meziyetlerinden kaynaklanan uretkenlikle orantili olarak odullendirilirler. ancak bu ozelliklerin kimisi insanlarin tercihlerinin disinda belirlendigi icin, kisinin zengin ya da fakir olmasi bir olcude sans faktorune baglidir. ne de olsa, kimse dogustan genlerini, ailesini, cevresini ve saireyi secemiyor, degil mi? benzer sekilde, insanin hayatta basina ne gelecegi de belli degil. belli bir olcude varlikli olanlar, kendilerini birikimleri ya da ozel sigorta policeleri yoluyla bir olcude guvence altina alabiliyorlar. buna imkani olmayan insanlar ise gerek bireysel gerekse toplumsal risklere karsi daha savunmasiz durumdalar. iste bu durumu adaletsiz bulanlar, sosyal devlet mekanizmalari yoluyla tum toplumun sosyal guvence altina alinmasini ve esitligin saglanmasini savunuyorlar. yani burada yapilmak istenen her yeni dogacak cocugu, yukarida saygidim tum risklere karsi besikten mezara kadar guvence altina almak. (bu amaca yonelik mekanizmalari daha once tartismistik. &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/04/vergilendirmede-mirrlees-yaklasimi.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ote yandan devletin iyi gorunen bir sebep icin bile olsa gucunu kullanmasini bireysel ozgurluklere tehdit goren; devletin insanlar icin en iyisini bilemeyecegini, bilse bile onu uygulayamayacagini savunan; insanlar arasindaki, dogustan gelen ya da sonradan ortaya cikan esitsizliklerin sadece gelirle sinirli olmadigini ve devletin asla insanlari gercekten esit kilamayacagini savunan bir kesim de vardir. (oyle ya hicbir sosyal mekanizma angelina jolie'nin gonlunu brad pitt'e degil de bana kaptirmasini saglayamaz.) olaya bu acidan bakanlara gore, devletin uygulayacagi her tur sosyal politika keyfidir; piyasanin sonucundan daha istenilir ve adil degildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yazinin amaci yukarida kisaca ozetledigim iki yaklasimdan birini savunmak degil. orasi derin felsefi meselere dogru uzaniyor ve ben oralara girmeyecegim. bu yazinin amaci, sosyal politikalarin esitlik-adalet eksini disinda da tartisilmasi gerektigini; bu politikalar olmadan saglikli bir sosyal ve iktisadi duzenin tesis edilmesinin zor oldugunu dile getirmek. oyle ya ikinci gorusun en guclu isimlerinden milton friedman bile, fakirlere sosyal destekte bulunulmasina tumuyle karsi cikamamisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o zaman felsefi tartismalari bir kenara birakip konuyu salt iktisadi acidan ele alalim. once sosyal politikalarin topluma maliyetlerine bakalim. sonra da tum bu maliyetlere ragmen, neden onlardan vazgecemiyoruz bunlari tartisalim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her seyden once devletin ekonomideki varligiyla iliskili tum sorunlar sosyal politika alaninda da aynen mevcuttur. insanlar genellikle baskasinin parasini, kendi paralarini kullandiklari kadar dikkatli kullanmazlar. bu yuzden, kamusal politikalarda, vergi verenlerin paralarinin kotu kullanilmasi, yardimlarin ihtiyac sahiplerine ulasmamasi, kaynaklarin ozel ya da siyasi cikarlar dogrultusunda carcur edilmesi siklikla karsilastigimiz durumlardir. daha kotusu, kaynaklarin yoneticiler tarafindan iyi kullanilmaya calisildigi durumlarda bile sosyal programlara harcanan paranin ciddi bir bolumunun cope gitmesidir. tum sosyal politikalar, gizli ya da acik suistimallerin yol actigi verimsizlikleri en alt duzeyde tutacak sekilde dizayn edilmeye calisilirlar. buna ragmen hemen hicbir sosyal politika suistimallere karsi tumuyle korunakli degildir. bu yuzden bu politikalar devletin alenen soyulmasina sebep olabildikleri gibi, devletten beslenen, ona bagimli kesimlerin olusmasina da yol acabilirler. sosyal programlari finanse etmek icin koyulan vergilerin ekonomiye getirdigi yuk ve yarattiklari verimsizlikler de cabasi tabii. (bunlarla ilgili olarak, bundan bir sure once ahmet cavusoglu &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/"&gt;ekonomiturk&lt;/a&gt;'te , sosyal politikalarin toplumun alt kesimlerini uretmeye degil, toplumun cebinden tuketmeye tesvik ettigini dile getiren bir yazi yazmisti. altinda ben de birkac yorumda bulunmustum. o yazi icin &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2007/08/yoksullarn-eitim-harcamalarndan.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki tum bu maliyetlere ragmen sosyal politikalar neden faydali ve hatta gerekli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyelim ki tum sosyal politikalari tumden biraktik. o zaman, yukarida belirttigimiz sorunlar kokten cozulur. ama baska sorunlar ortaya cikar. en basta, sosyal destegi ortadan kaldirmak, ihtiyac sahiplerinin toplumsal duzen icerisinde kendi ayaklari uzerinde durabilmelerini saglamaz. onlarin egitime, gidaya, sagliga erisimini kisarsak, rekabetci bir toplumda kendi ayaklari uzerinde durabilmelerini nasil bekleyebiliriz ki? bu onlari daha da fakirlestirip marjinallestirmez mi? oysa ki iyi dizayn edilmis sosyal programlar, bu insanlara bir deger uretecek becerileri kazandirabilir. dahasi, bunlari tamamen goz ardi ederek sosyal programlari kesersek, toplum olarak ciddi bedeller odeyebiliriz. en basitinden, en fakirin bile bir oy hakki var. yani biz mesela fakir cocuklarin egitimi icin para harcamak istemesek bile, onlara kalitesiniz komur vermek icin para harcayacak birileri mutlaka cikacak. sosyal patlama, asayis vb. sorunlar da cabasi tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki ne yapalim? oncelikle sosyal politikayi populizmden ayirmakla; ikincisine karsi cikip birincisini etkin bicimde uygulamanin yollarini aramakla ise baslayabiliriz. sosyal politika makrodan cok mikro olcekli bir sorun. yani sosyal politikalar icin kac para harcadiginizdan cok, parayi nasil harcadiginiz onemli. uretken guduleri mumkun oldugunca koreltmeyen, ahlaki istismar riskini en aza indiren programlar makbul va hatta zaruridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sosyal harcamalarda, egitim ve saglik gibi iktisadi kalkinmanin da temel taslarindan olan alanlara oncelik verilebilir. mesela ben kadin emeginin ev isleri disinda da uretken olmasina yardimci olacak politikalarin cok onemli oldugunu dusunuyorum. kadinlarin egitimi, onlarin piyasada degerlenecek beceriler kazanmalari; hem onlarin toplum icerisindeki statusunu yukseltecek, hem onlara bir gelecek guvencesi saglayacak, hem de ailelerin yasam standardini iyilestirecektir; ustelik de bunlari ailelerin sosyal destege ihtiyaclarini giderek azaltarak gerceklestirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ozetle, fakirlere komur dagitmakla onlarin egitimine sagligina destek olmak ayni sey degildir. sosyal politikayi populizmle karistirmayalim. dogru guduleri tesvik eden programlari destekleyelim. hem ihtiyac sahipleri icin, hem de toplumun geri kalani icin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: kalkinmanin gerek sartlarindan birisi egitim ve saglik gibi alanlara gerekli yatirimin yapilmasi. bunu insanimiz yapamiyorsa bu alana devletin destek olmasindan baska caremiz yok gibi gorunuyor. bu ozellikle egitime para harcamayan/harcayamayan, toplumun alt kesimleri icin gecerli. aslinda devlet bir sey yapacaksa, oncelikle bunlari yapmali diye dusunuyorum. beseri altyapiya yatirim yapmanin fiziksel altyapiya yatirim yapmaktan fazla bir farki yok. gerekli altyapi tesis edildikten sonra piyasalarin gerektigi gibi islemesini bekleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not 2: peki fakirlerin hayat standardini iyilestirmeye yonelik dogrudan komur, gida vs. yardimi yapmanin nesi kotu? birincisi bu tip yardimlar cogunlukla goz boyama amacli yapiliyor. yani faydasi tartisilir. ikincisi, boyle bir yardim gerekiyorsa bile, bunu ayni olarak degil, nakdi olarak yapmakta fayda var. yani komure ve saireye harcanan para fakirlere nakit olarak verilse, muhtemelen onlarin isine daha cok yarar. bunu tartismistik &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/05/tak-merasimi-hediye-seimi-ve-sosyal.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8293774355493401107?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8293774355493401107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8293774355493401107' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8293774355493401107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8293774355493401107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/09/sosyal-politikalar-niin-gerekli.html' title='Sosyal Politikalar Niçin Gerekli?'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-7440533776241254202</id><published>2007-08-03T13:33:00.000-05:00</published><updated>2007-08-03T14:30:22.421-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='matematiksel iktisat'/><title type='text'>Ormanda Denge</title><content type='html'>&lt;em&gt;bir okurumuz, bir onceki yaziya &lt;a href="http://www.ekonomiturk.blogspot.com/"&gt;ekonomi turk&lt;/a&gt;'te yaptigi yorumda, ariel rubinstein ve michele piccione'nin "equilibrium in the jungle" adli makalesine atifta bulunmus, ve bakin hukuk olmasa da verimlilikten bir sey kaybedilmiyor demis. ilginc bir makale oldugu icin burada ondan bahsetmek istedim. zamaninda rubinstein turkiye'ye geldiginde bunu bogazici ve sabanci'da da sunmustu. yalniz is-guc bekledigi icin, &lt;a href="http://arielrubinstein.tau.ac.il/papers/77.pdf"&gt;makalenin linki&lt;/a&gt;ni vermekle ve okura verdigim yaniti bir-iki duzeltme ve ekleme-cikarma ile buraya aktarmakla yetinecegim:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir defa o &lt;em&gt;(olayin gectigi teorik duzlem)&lt;/em&gt;, klasik genel denge modelindeki rekabetci piyasa degil jungle. isterseniz iki farkli modeldeki piyasa mekanizmasini birbirinden ayirt edelim de kavramlar birbirine karismasin. rubinstein ve meslektasi, orada debreu'nun genel denge modeliyle bir analoji kurup guc iliskilerine dayanan iktisadi iliskilerin analizinde kullanilabilecek bir genel denge modeli yaratmislar. faydali ve ilginc bir calisma elbette. bazi ekonomik iliskilerin analizinde faydali olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;(ne oluyor ormanda? guclu gucsuzun elinden ekmegini aliyor. o doyduktan sonra gucsuz kalani yiyor. kisaca hikaye bu. makalede, her genel denge modelinde oldugu gibi, bu ekonomideki dengenin varligi ve ozellikleriyle ilgili ispatlar yapiliyor.)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;jungle'i soz konusu habere (&lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/08/rekabeti-piyasann-kurumsal-temeli-hukuk.html"&gt;alttaki yazi&lt;/a&gt;) uyarlayalim: insanlar gucsuz ureticiler gucluyse, insanlarin temiz cevreye sahip olma hakki jungle'da ureticiler tarafindan gasp edilir. modelimize gore, herkesin tuketim setleri sinirli (bounded) oldugu icin, yiyebilecekleri miktar sinirlidir. o yuzden ureticiler bir noktada doyuma ulasirlar, ve geride ne kadar temiz alan kalmissa o alanlarda insanlar yasarlar. denge noktasi pareto verimli mi evet. gucluler doymus artik, onlarin refahini arttiracak daha iyi bir dagilim yok. gucsuzler de tum gucleriyle kirintilari bile supurdukleri icin, toplumdaki hicbir kaynak israf olmamis. demek ki jungle'da da denge pareto optimal. ama yazarlarin sonuc bolumunde yaptiklari uyarilara da dikkat etmek lazim. verimliligin cuvalladigi durumlar biraz fazla gibi geldi bana.&lt;em&gt; (hem tuketim setlerinin sinirli olmasi ne is?)&lt;/em&gt; ama rubinstein'a saygimiz sonsuz tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gercek dunya icin rekabetci piyasa mi, yoksa jungle mi daha gecerli bir kavram, tartismayacagim. zira sonucu Rubinstein'in modelinin bilim dunyasinda ne kadar kabul gorecegi gosterecektir zaten. enerjimizi bosuna harcamayalim. ancak, siz jungle'i rekabetci piyasaya tercih eder misiniz o sizin bileceginiz is. insanlarin ellerindeki varliklarin zorla bir baskasi tarafindan alinamayacagi bir sistem, bana sahsen daha sirin gorunuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-7440533776241254202?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://arielrubinstein.tau.ac.il/papers/77.pdf' title='Ormanda Denge'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/7440533776241254202/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=7440533776241254202' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7440533776241254202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7440533776241254202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/08/ormanda-denge.html' title='Ormanda Denge'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1363987966349300779</id><published>2007-08-03T03:29:00.000-05:00</published><updated>2007-08-03T05:35:43.874-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='piyasa başarısızlığı'/><title type='text'>Rekabetçi Piyasanın Kurumsal Temeli: Hukuk</title><content type='html'>competitive equilibrium allocation is pareto optimal. meali, rekabetci piyasanin denge dagilimi pareto verimlidir. bu iktisat soz konusu oldugunda belki de en cok duydugum cumledir. bu cumle, kokeni adam smith'e kadar giden, matematiksel iktisatta birinci refah teoremi ile formalize edilip genellenmis bir sonucun en oz ifadesir. bu demektir ki rekabetci bir ekonomide piyasa iliskileri kimsenin refahini azaltmaz, ve de toplumun refahini arttirabilecek en kucuk bir kaynak bile israf olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa bugun radikalde soyle bir &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=228737"&gt;haber&lt;/a&gt; cikti: turkiye'deki atik imha tesislerinin kapasitesi atik uretiminin epey bir altindaymis. her yil turkiye'de uretilen 200 bin ton zehirli atiga ne oldugu da mechulmus. haberin devamindan su bilgileri de ediniyoruz: sirketlerin atiklari usulune uygun imha etmeleri kanuni zorunluluk. atik imha sektorunde devlet tekeli yok. atiklari imha icin baska ulkelere gondermenin onunde bir engel de yok. o zaman piyasa neden islemiyor da bu atiklar kontrolsuz bir bicimde topraga gomuluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;goruluyor ki kanunlari takmayanlar cok. oysa bizim rekabetci piyasa dedigimiz seyin var olabilmesi icin gereken kurumsal sartlardan en onemlisi, mulkiyet haklarinin kesin olarak tanimlanmasi ve korunmasi. yani temiz havanin, suyun ve topragin mulkiyetinin benim adima kanunlar tarafindan korunmasi gerekir ki, adamin teki haberim olmadan evimin dibine beni kanser yapacak bir sey gommesin. eger bu olsaydi, pek cok sirket zehirli atik imhasini karli bir is olarak gorup bu sektore yatirim yapardi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani kanun lazim, hukuk lazim. bunlar yoksa ne soylesek bos...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: 1. piyasanin islemedigini nereden anliyoruz? ortada bizim icin oldukca yuksek degeri olan bir mal var: temiz cevre. siz, evinizin dibine zehirli atik depolama hakki olan bir sirketten, bu atiklari satin almak istemez miydiniz? tabii fiyat tasi taragi toplayip gitmenin maliyetinin altindaysa. ya da sizin temiz cevreye hakkiniz olsa ve sirket kanser riskine yol actiginda size ve cevre halkina $80 milyar tazminat vermesi gerekse, atiklardan kurtulmak icin para vermez miydi. para verecek insan olduktan sonra, atik imha sektoru neden gelismesin? demek ki burada cevrenin mulkiyeti korunamadigi icin, onu koruyacak piyasa da islemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. bu yaziyla ilgilenenler, bunun ekonomi turk versiyonuna gelen yorumlardan da faydalanmak isteyebilirler. iste linki: &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2007/08/when-markets-fail.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1363987966349300779?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1363987966349300779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1363987966349300779' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1363987966349300779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1363987966349300779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/08/rekabeti-piyasann-kurumsal-temeli-hukuk.html' title='Rekabetçi Piyasanın Kurumsal Temeli: Hukuk'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-5205850146465961694</id><published>2007-07-27T10:11:00.000-05:00</published><updated>2008-04-06T01:43:30.225-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uluslararası iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Krugman Ezber Bozuyor</title><content type='html'>bugun iktisat dostlarina tavsiyeler serisine devam etmek istiyorum. yazisindan bahsedecegimiz iktisatci meshur paul krugman. yazinin basligi "what do undergrads need to know about trade?", yani "universitelilerin (lisans ogrencilerinin) ticaret hakkinda ne bilmeleri gerekir?". krugman, uluslararasi ekonomi uzerine amerika'da donen sacma sapan tartismalardan biktigi bir donemde "pop internationalism" diye bir kitap yazmis. bu arada agac yasken egilir diye de dusunmus olacak ki, kitabin bir bolumunu iktisat egitiminde uluslararasi iktisadin temellerinin, bilhassa ricardo'nun, iyi ogretilmesinin onemini vurgulayan kisa bir yazisina ayirmis. okursaniz turkiye ile de paralellikler kurabilecek; belki de ticaretle ilgili dogru bildiginiz yanlislarin farkina varacaksiniz. makaleye su linkten de ulasilabiliyor: &lt;a href="http://pzacad.pitzer.edu/~lyamane/poptrade.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;. (uluslararasi iktisat hakkinda ders kitabi olmayan bir kitap okumak isteyenler kitabin tamamini da okumak isteyebilirler.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;makalenin ozetini yazmiyorum; zira kendisi dort sayfa zaten. ancak reklam olsun diye birkac alinti yapalim (muhtemel ceviri hatalari bana aittir):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sorun su ki bir ogrencinin uluslararasi ekonomi hakkinda okudugu ya da duydugu cogu sey sacmaliktir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"... uluslararasi ticaret (ulkeler arasi) rekabetle ilgili degildir, karsilikli faydaya dayali degisimle ilgilidir. daha da temel olarak, ogrencilere ogretmeliyiz ki ticaretin amaci ihracat degil ithalat yapmaktir... ihracat kendi basina bir hedef degildir. ihracat gerekliligi, ithal mallarini saglayanlarin bunun karsiliginda odeme bekleyecek kadar kaba olmalari yuzunden bir ulkenin katlanmasi gereken bir yuktur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ogrenciler ogrenmelilerdir ki yuksek uretkenlik, bir ulkeye onun baska ulkelerle olan rekabetinde yardimci oldugu icin degil, ona daha cok uretme ve boylece daha cok tuketme imkani verdigi icin faydalidir". (krugman soruyor: bizim uretkenligimiz %1, dunyanin geri kalaninin uretkenligi %3 artsa, bizim refahimiz yuzde kac artar? el-cevab: %1.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"daha uretken ulke elbette ki daha yuksek isci ucretlerine sahip olacaktir, ve dolayisiyla hangi sektorde uzmanlasirsa o sektor 'yuksek deger'e, yani isci basina daha yuksek katma degere sahip olacaktir." (yani temelde ucak mi yoksa domates mi urettigimiz degil, ne kadar uretken ve verimli oldugumuz onemliymis. tabii dissalliklar, olcek ekonomileri vs. gibi ince noktalar ayri degerlendirilmesi gereken konular.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ogrencilerimize ogretebilmemiz gereken, asil rekabetin amerikan sirketleri arasinda ulkedeki kit sermaye, yetenek ve emek kaynaklarini cekmek uzerinde yapildigidir. devletin bir endustriye destegi ona yabancilara karsi rekabette yardimci olabilir; ama bu ayni zamanda kaynaklarin diger yerli sirketlerden cekilmesi anlamina gelir. yani, uluslararasi rekabetin giderek onem kazanmasi, bir endustrinin digerinin zararina olacak sekilde kayrildigi gercegini degistirmez."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-5205850146465961694?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/5205850146465961694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=5205850146465961694' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5205850146465961694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5205850146465961694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/07/krugman-ezber-bozuyor.html' title='Krugman Ezber Bozuyor'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8926818730106669255</id><published>2007-07-08T10:31:00.000-05:00</published><updated>2008-04-06T01:49:10.560-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><title type='text'>Optimal Kamu Borcu</title><content type='html'>dani rodrik'in buyume stratejileri ile ilgili calismasindan bahsederken, makroekonomik istikrari saglamak icin kamu borcunun sabit ve makul duzeyde tutulmasi gerektiginden bahsetmistik. peki bu makul duzey mesela milli gelirin dort kati olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ed prescott'a gore olabilir. hatta makul ne demek, kamu borcunun makbul duzeyi (en azindan avrupa, amerika ve japonya gibi gelismis ekonomiler icin) milli gelirin birkac kati duzeyinde olacak. ne zaman? calisanlardan alinan vergilerle emekli maaslarinin finanse edildigi mevcut sosyal guvenlik sistemleri, yerlerini tamamen tasarruf bazli sistemlere biraktiginda. peki o ne zaman olacak? nufus artis oranlari iyice azalip emeklilik sureleri kisalamadiginda. prescott, kamunun borc stogunu ve butce acigini arttiracak boyle bir reformun, toplumsal refahi arttiracagini iddia ediyor. peki nasil olacak o? calisanlardan alinan ve onlarin calisma isteklerini azaltan vergiler kalkinca olacak. yani prescott'a gore, tum yapilmasi gereken isci gelirlerini vergilendirmeyi birakmak, gecis doneminde yaslilara yapilacak transferler icin butce acigi vermek, ve daha sonra yuksek borc stoguyla yola devam etmek. o zaman gencler daha cok calisacak, uretecek, yasliliklari icin tasarruf edecek, sonunda daha mutlu olacaklar; yaslilar icinse bir sey degismeyecek. peki yuksek kamu borcu sart mi? prescott'a gore, yeni sistemde tum calisanlarin yaslilik icin tasarruf ihtiyacinin karsilanabilmesi icin sart.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akliniza yatmadi mi? sorun degil. greg mankiw'in de kafasina pek yatmamis gibi (en azindan simdilik). ilginizi cektiyse bir de siz bakin isterseniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tartismayi baslatan, prescott'un gecen aralik ayinda wall street journal'da cikan "five macroeconomic myths" adli yazisi icin &lt;a href="http://www.minneapolisfed.org/research/prescott/wsj/WSJ_12-11-06_Five_Macroeconomic_Myths.pdf"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;. greg mankiw'in yorumu ve prescott'in cevabi icin tiklayin: &lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/2006/12/now-i-am-confused.html"&gt;1&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/2006/12/answer-from-ed-prescott.html"&gt;2&lt;/a&gt;. prescott'un kathryn birkeland ile birlikte yaptigi ve tezlerine dayanak olan akademik calismasi icin &lt;a href="http://minneapolisfed.org/research/WP/WP648.pdf"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tartisma henuz cok taze. henuz calisma bilimsel bir dergide basilmamis bile. ama bundan on bes sene sonra sosyal guvenlik reformu diye karsimiza cikabilecek bir modelin dogumuna sahit oluyor olabiliriz efendim. tutar mi, tutmaz mi bilmem. ama ya tutarsa?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8926818730106669255?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8926818730106669255/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8926818730106669255' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8926818730106669255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8926818730106669255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/07/optimal-kamu-borcu.html' title='Optimal Kamu Borcu'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-7455252783537570339</id><published>2007-07-07T12:20:00.000-05:00</published><updated>2008-04-06T01:43:30.226-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Büyüme Stratejileri</title><content type='html'>bugun size bir makale onerecegim. adi "growth strategies", dani rodrik'e ait ve "handbook of economic growth"ta cikmis. makaleye rodrik'in web sitesinden de ulasmak mumkun: &lt;a href="http://ksghome.harvard.edu/~drodrik/growthstrat10.pdf"&gt;tiklayin &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;niye oneriyorum bu makaleyi? cunku buyume stratejileri uzerine, lisans duzeyinde ekonomi bilgisi olan herkesin anlayabilecegi bir dilde yazilmis, ulkelerin buyume deneyimlerinden orneklerle bezenmis genel ve bilgilendirici bir calisma. ozellikle buyume ve kalkinmayla ilgilenen iktisat lisans ogrencilerinin ilgisini cekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki rodrik ozetle ne soyluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. hizli ve surekli buyumenin evrensel gerek sartlari vardir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;micro olcekte, verimliligi saglayacaksin. bunun icin, mulkiyet haklarini iyi tanimlayacak ve koruyacaksin. hukukun ustunlugunu garanti altina alacaksin. iktisadi guduleri (incentives) koruyacak, harekete gecirecek; bireyin ve toplumun cikarlarini ayni hizaya sokacaksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;makroekonomide istikrar sart. enflasyonu ve kamu borcunu makul duzeyde tutacak, bankacilik ve finans sisteminde asiri riskler alinmasinin onune gececeksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sosyal politika alaninda istismari ve bosa harcanan kaynaklari en aza indireceksin. bunun icin politikanin hedef grubunu iyi sececek ve uretken guduleri koreltmeyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rodrik'e gore kurumsal yapi ve ekonomi politikalari bu evrensel prensiplerle uyumlu oldugu olcude buyumeye katki saglar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. buyumenin recetesi standart degildir. basarili buyume modelleri iclerinde yenilik barindirirlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rodrik suna cevap vermeye calisiyor: ozellikle son yirmi yilda, yukaridaki evrensel ilkelere dayanan, ticaretin ve sermaye hareketlerinin serbestlestirilmesi, ozellestirme, deregulasyon, esnek isgucu piyasasi, merkez bankasi bagimsizligi vs. gibi bir dizi kurumsal duzenleme iyi politika ve reform olcusu olarak ortaya cikti. ama ozellikle guney dogu asya'daki basarili kalkinma modellerinde, bu ortodoks modelden ciddi sapmalar goruluyor. ortodoks modeli daha yakindan takip eden guney amerika ulkelerinde ise ayni basari saglanamadi. bu nasil oluyor da oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rodrik bunu soyle acikliyor: birincisi, basarili uygulama ortodoks oneriden farkli olabilir, ama temel prensiplerle uyumludur. mesela cin'de merkezi planlama olmasina ragmen, ciftcilere devlete olan uretim yukumluluklerinden fazlasini piyasada satabilme olanaginin verilmesi ciftciyi uretmeye tesvik edebiliyor. ikincisi, ortodoks oneri yerel ekonomik, sosyal ve siyasal sartlarla uyumlu olmayabilir. bu yuzden, yukaridaki gibi bir uygulama, siyasal kisitlar goz onune alindiginda cin'deki tarim arazilerini ozellestirmeye calismaktan daha uygulanabilir olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kisaca standart bir receteyi ya da baskasinin recetesini aynen alip kullanmakla yetinmeyeceksiniz. yerel sorunlariniza temel prensiplerle uyumlu yeni cozumler ureteceksiniz. rodrik'e gore hizli ve surekli buyumenin sirri, ortodoks onerilerle orijinal uygulamalarin ideal bir kombinasyonunu yakalayabilmekten geciyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. buyumeyi surdurmek, buyumeyi baslatmaktan daha zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rodrik, temel prensiplere dayanan reformlarin etkilerini cok kisa surede gosterdiklerini ifade ediyor. yani piyasanin ya da devletin basarisizliklari sebebiyle gercek potansiyelinin altinda bir buyume performansi gosteren ekonomiler, kurumsal yapi ve politikalardaki en ufak bir iyilesmeye ani ve yuksek bir buyume artisiyla cevap veriyorlar. ancak bu artisin surekli olmasi, daha genis capli ve koklu reformlarin ilk dalgayi takip edebilmesine bagli. rodrik, ana hatlariyla bunlari soyluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben reklamini yaptim; makalenin tamamini okuyup degerlendirmekse size kalmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;makalenin kunyesi su: Rodrik, Dani, 2005. "Growth Strategies," Handbook of Economic Growth, Philippe Aghion &amp;amp; Steven Durlauf (ed.), edition 1, volume 1, chapter 14, pages 967-1014, Elsevier.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-7455252783537570339?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/7455252783537570339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=7455252783537570339' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7455252783537570339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/7455252783537570339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/07/byme-stratejileri.html' title='Büyüme Stratejileri'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-6715445866144510232</id><published>2007-07-05T17:43:00.000-05:00</published><updated>2010-02-06T22:19:17.841-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nüfus ve aile iktisadı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='piyasa başarısızlığı'/><title type='text'>Ters Seçim Problemi ve Ayırt Etme (Screening)</title><content type='html'>"ters secim problemi" (adverse selection) bilgi asimetrisinden kaynaklanan sorunlardan biridir. "limon problemi" olarak da bilinir. limon tabiri, ingilizce'de kullanilmis kotu arabalar icin kullaniliyor. literature de george akerlof'un araba piyasasi ornegiyle gecmis. "ayirt etme" (screening) ise bu problemin ustesinden gelmek icin kullanilan bir yontem. bir ornekle aciklayalim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyelim ki guzel ve akilli bir genc kizimiz iki damat adayi arasinda bir secim yapacak olsun. bu iki gencten birisi aslan gibi delikanli; durust, mert, iyi niyetli, caliskan, tasi siksa suyunu cikarir. digeri ise sorumsuz serserinin teki. lakin genc kizimiz bu iki gencin nasil birer insan olduklarini bilmiyor. ama gerek kendi edindigi hayat tecrubesinden, gerekse annesinden ve cevresinden ogrendiklerinden cevredeki erkeklerin yarisinin iyi, yarisinin kotu koca adayi oldugunu biliyor. (kotu adaylara biz bundan sonra limon diyecegiz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken gencler ailelerini kizin evine gorucu gonderiyorlar. aileler kizi ve ailesini evlilige ikna etmek icin caba sarf ediyorlar. peki, hangi aile ikna icin daha cok caba sarf eder? muhtemelen limonun ailesi. diger delikanlinin ailesi, kiz tarafi cok sey isterse "aslan gibi oglumuz var, ona kiz mi yok" deyip bir noktadan sonra vazgececektir. ama oglumuz bir an once evlensin de hayatini bir duzene soksun diye dusunen limonun ailesi, daha buyuk maddi ve manevi fedakarliklar yapacaktir. iste evlilige ihtiyaci olan kotu adayin one cikmasi "ters secim problemi"dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii, genc kiz ve ailesi de aptal degil. onlar, kotu adayin goz boyamaya calisacaginin, iyi adayin da daha tok olacaginin farkindalar. bu yuzden limonun cazip gorunen evlilik teklifini kibarca reddedecekler. tamam da bu kiz evde mi kalacak? ters secim probleminin ustesinden nasil gelinecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ters secim probleminin ustesinden gelen bir cozum olan "sinyal verme" (signalling) uzerinde daha onceki bir yazida durmustuk: &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/sinyal-teorisi.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;. orada iyi genc, kiza kotu gencin veremeyecegi bir sinyal gondererek kizi ikna etmeyi basariyordu. bugun ele alacagimiz "ayirt etme" (screening) teorisinde ise, bu sefer kiz ona evlilik teklif eden erkekten ancak iyi bir koca adayinin kabul edecegi seyler isteyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mesela disardan munasip gorunen bir adaya kizin babasi, kizinin okulu bitmeden evlilige izin vermeyecegini soyleyecek. bu arada gencler soz kesecekler ve kizin ailesinin gozetiminde birlikte olup birbirlerini taniyacaklar. eger sozluluk ve nisanlilik donemi yeterince uzunsa, kotu aday bu sure icerisinde limonlugunun isaretlerini verecektir. eger genc limonsa, gencin ailesi kiz tarafi uyanmadan nikahi yapmak isteyeceginden, evliligin bir an once olmasi icin bastiracaktir. bu yuzden kiz tarafi uyanik olmali ve evlilik oncesi yeterince uzun bir sozluluk ya da nisanlilik doneminde israr etmeli. kiz tarafi yeterince kararli olursa, bir ihtimal nikahtan once foyalarinin ortaya cikacagini anlayan limon tarafi zaman kaybetmemek icin evlilikten cayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii bir erkegin sozlenmeyi kabul etmesi onun limon olmadigini garanti etmeyebilir. bu yuzden sozluluk ve nisanlilik donemlerinde, genc kizimiz turlu kizsal yontemlerle erkegin ilgisini, sevgisini, sabrini test eder. bu arada kizin ailesi de bos durmaz, kiz anasi ve kiz babasi tripleriyle erkegin iyi damat olma potansiyelini test ederler. iste bu gibi yollarla iyi koca adayini biktirmadan, limonlari eleme sanati "screening", yani "ayirt etme"dir. eger kiz tarafi bu sanati layigiyla icra ediyorsa, limon evin kapisindan geldigi gibi geri donecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burada evlilik ornegi uzerinden inceledigimiz ters secim ve ayirt etme problemleri, isgucu piyasasi, bankacilik, sigortacilik gibi ekonominin pek cok alaninda kendilerini gostermektedirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-6715445866144510232?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/6715445866144510232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=6715445866144510232' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6715445866144510232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6715445866144510232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/07/ters-seim-problemi-ve-ayrt-etme.html' title='Ters Seçim Problemi ve Ayırt Etme (Screening)'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-2197436657791783642</id><published>2007-07-04T15:40:00.000-05:00</published><updated>2007-07-04T15:42:38.917-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='piyasa başarısızlığı'/><title type='text'>Susuz Yaz</title><content type='html'>bu yaz turkiye'ye ayak bastigimdan beri en cok ilgimi ceken konulardan biri susuzluk. bu konuda bana ilginc gelen bir kac noktayi sizinle de paylasmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;once kollektif bir bilincle su tasarrufu yapanlari ele alalim. gecen gun hurriyet'te okudum. izmir'de vatandas iki milyon metre kup su tasarrufu yapmis. bakin bu cok olaganustu bir sey. zira her birimiz bilmem kac milyonluk sehirde tek bir insaniz. yani etkisiz elemaniz. sulari butun gun acik da tutsak, vanayi sonuna kadar da kapatsak, tek basimiza barajdaki su seviyesini milim oynatamayiz. yani baskalari tasarruf yapmiyorsa, bizim tasarruf yapmamiz bizi susuzluktan kurtarmaz; obur taraftan cok su kullanmamiz da bizi susuz birakmaz. bu yuzden bencil bir insan icin baskin strateji tasarruf yapmamaktir. izmirli vatandas ise bunu umursamamis, zahmet cekip tasarruf yapmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;caba gostermeden, baskasinin cabasindan faydalanan insanlara ingilizce'de "free rider" deniyor. biz belesci diyebiliriz. su meselesinde belesciligin yaygin olmasi, tasarruf yapmayi anlamsiz kilabilir. bu durumda kimse tasarruf yapmaz ve su kaynaklari tukenir. bu tip ortak kullanilan kaynaklarin asiri kullanimiyla olusan "kamu mali" sorunlarina "tragedy of commons" deniyor. oyun teorisindeki tutuklular ikilemi oyununu bilenler, sorunun tutuklular ikilemindeki nash dengesine tekabul ettigini farkedeceklerdir.izmir ornegi gosteriyor ki, acik ya da gizli bir takim toplumsal normlar ya da kurallar yoluyla, toplum zaman zaman kendiliginden bu tip sorunlarin ustesinden gelebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ote yandan, bu tasarruf cagrilarinin ters teptigine de sahit oldum. bir arkadasim var; basinda ne zaman su tasarrufu haberleri ciksa inadina daha cok su harciyor. belediyenin susuzluga bastan onlem almak yerine, sonradan insanlari tasarrufa cagirmasina kiziyor. boylelikle kusurlarin ortulmeye, vatandasin yavas yavas hizmet yerine yokluga alistirilmaya calisildigini iddia ediyor. ona gore, bilincli olmak suyu idareli kullanmak degil, susuzluga care bulamayanlardan hesap sormak. bu hesabin sorulabilmesi icin susuz kalmak gerekiyorsa, buna da razi. goruluyor ki, arkadasim uzerine duseni yapmadigini dusundugu belediyeyi siyasi sorumlulugundan kurtarmak icin zahmet cekmek istemiyor. demek ki, insanlari toplumsal bir sorunun cozumu icin kollektif bir harekete cekmek icin, onlari herkesin uzerine duseni yaptigina ikna etmek gerekiyormus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada, dogal kaynak, kamu mali falan diyorum ama cogumuz bu suyu evimizin bahcesindeki kuyudan cekip cikarmiyoruz. evlerde kullandigimiz suyun basinda belediye var. isterse suyun fiyatini artirarak, isterse su kesintisi gibi yontemlerle su kullanimini dogrudan duzenleyerek su sorunuyla bas edebilir. yani gercekte ortada bir kamu mali sorununun olmasi icin bir sebep yok. ama muhtemelen bunlar siyaseten pek gecerli yontemler olmadiklarindan, belediye baskanlari televizyona cikip halki tasarruf yapmaya cagirmayi tercih ediyorlar. aslinda sivil toplum kuruluslarinin ve medyanin da destegiyle insanlarin tuketim tercihlerini etkilemek uzere propaganda yapilmasi bana gercekten cok ilginc geliyor. bu konuda ne kadar basarili olundugunu muhtemelen 22 temmuz'dan sonra gorecegiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-2197436657791783642?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/2197436657791783642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=2197436657791783642' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2197436657791783642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2197436657791783642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/07/susuz-yaz.html' title='Susuz Yaz'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-6908248443566768377</id><published>2007-06-20T07:45:00.000-05:00</published><updated>2007-06-20T08:34:23.088-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>Eğitim, Rant Ekonomisi ve Sosyal Maliyetler</title><content type='html'>peki neden dershanelere harcanan para ve zaman toplumsal acidan israf? bu da ekonomiturk'teki yazima gelen, dershanelerin egitime pozitif katki yaptigi yonundeki bir yoruma cevabim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dershanenin varlik amaci ogrenciyi egitmek ya da universiteye hazirlamak degil, sinavda olabildigince cok soru cevaplayip onun olabildigince cok adayin onune gecmesini saglamaktir. bu amaca yonelik ogretimde gercekten okullardan daha etkin ve verimlidirler. ama bizim egitim sisteminden beklentimiz ogrencileri birer test cozme makinasi haline getirmek degil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okullarimizdaki egitimin cok eksikleri oldugu icin, dershanelerde okulda ogrendiklerinden fazlasini ogrenenler olabilir. ama kimse sinavda cikmayacak bir seyi dershanede ogrenemez, test disinda bir formatla dershanede karsilasmaz. oysa ki turkce ve edebiyat testlerinden tulum cikarmak, bir kitabi okuyup sinifta onu sunmanin ve tartismanin yerine gecmez. matematik testini tam yapmak, ispat yapmayi ogrenmenin yerini tutmaz. ben orta 3'teyken matematik dersinde ispat yapiyorduk; lise sonda birakin ispat yapmayi turevleme tekniklerini ogretmeye calisan hoca bile tepki goruyordu. ayni donemde lise son ogrencileri olarak dershanede lise 1 duzeyinde test sorulari cozuyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ozetle, dershanelerin egitime kayda deger bir katkilarinin oldugunu dusunmuyorum. ancak ortada bariz bir israf var. niye? egitimi bir pasta, ogrencileri de pastadan pay kapmak isteyen insanlar gibi dusunelim. dershanenin yaptigi ogrencilere pastadan pay almayi ogretmektir. ama yukarida saydigim nedenlerden dershanecilik pastayi buyutmez. pastayi buyutmeyen her kurus harcama da israftir. zira o paranin bir firsat maliyeti, yani pastayi buyutebilecek bir alternatif kullanim alani vardir. uretmeden bolusmeye yonelik bu tip bir duzene biz iktisatcilar rant ekonomisi diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ek: burada dershanecilerin bir gunahi yok. dershanelerin varligi bir onceki yazida bahsini ettigimiz asil sorunun nedeni degil, sonucudur. saglikli bir egitim sistemine dogru ilerledikce onlarin sayisi da azalacaktir. bu acidan sektorun zaman icerisindeki gelisimine bakarak egitim sisteminin nereye gittigi konusunda bir fikir sahibi olabiliriz.&lt;br /&gt;ek 2: israf sadece paradan ibaret degil. genclerin, kisisel gelisimlerine pozitif katkisi eser duzeyde olan bir sinava hazirlanmak icin, sanat, spor ve sosyal hayat gibi onemli seylere ayiracaklari zamandan feragat etmeleri; bes gun okula gittikten sonra haftasonlarini da dershanede gecirmeleri de bir israftir.&lt;br /&gt;ek 3: yeri gelmisken sunu da soylemeden gecmeyeyim: yuzbinlerce ogrencinin sahte rapor almasina kayitsiz kalarak, 18 yasindaki insanlara sahtekarligin ulkede gecer akce olabildigini goztermenin maliyetine ise paha bicilemez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-6908248443566768377?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/6908248443566768377/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=6908248443566768377' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6908248443566768377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6908248443566768377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/06/eitim-rant-ekonomisi-ve-sosyal.html' title='Eğitim, Rant Ekonomisi ve Sosyal Maliyetler'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1181210980005517868</id><published>2007-06-18T07:35:00.000-05:00</published><updated>2007-06-18T08:04:50.274-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>ÖSS Kalkacak (Mı Acaba?..)</title><content type='html'>bu senenin populer secim vaatlerinden biri universiteye giriste OSS'nin kaldirilmasi. benim birader de bu sene sinava girdigi icin bu konularla yillar sonra yeniden ilgileniyorum. secim vaatlerini ve medyada yer alan yorumlari dikkate alarak, konuyu iktisatci gozuyle degerlendirelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu secimde, once genc parti OSS'nin kalkacagini vaat etti. sonra da onu mhp ve chp izlediler. akp de bunlari izlerse yakin gelecekte bu sistemin degiseceginden emin olabiliriz. ancak insan huylaniyor. OSS kalkar ama acaba bu bir yaraya merhem olur mu? yoksa siyasi rant ugruna sistemin bir parcasini bozmak uzere miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugun asil problem su: universite kapisindaki insan sayisi 1.7 milyon (ve bu sayi seneden seneye artiyor) ama toplam kontenjan sadece 400 kusur bin. bir iktisada giris kitabina bakarsaniz, standart arz-talep iliskisinde boyle bir sonuc fiyatlarin serbest piyasa duzeyinin altinda olmasiyla aciklanir. yani devlet destegi sayesinde, ogrenciler yuksek ogretim servisini gercek bedelinin cok daha azini odeyerek almaktadirlar. bu yuzden talep, toplam kontenjanin cok uzerindedir. sorunun cozumu icin, sinava giren insan sayisinin azalip kontenjan sayisinin artmasi lazim. aradaki farki dogrudan hedef alip kapatacak bir cozum bulamadiktan sonra, gercekten cozum uretmis olmazsiniz. yani sadece sinavin kalkmasi yetmez. o zaman sormamiz gereken soru su: partilerin bu konuda cozum olacak, gercekci projeleri var mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cuma gunku aksam'da &lt;a href="http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=80675,4&amp;tarih=15.06.2007"&gt;serdar turgut&lt;/a&gt; cem uzan'in projesinin kagit uzerinde uygulanabilir oldugunu yazmis. bu yaziya gore cem uzan'in fikri su imis: OSS kalkacak, veliler dershanelere verecekleri paranin yarisini devlete verecekler ve cocuklarini devlet universitesinde okutacaklar. cem uzan bu yolla yilda 2.5 milyar dolar toplayacagini iddia ediyormus. bu para kimden toplanacak ve adam basi ne kadar olacak; yeni sinav ve yerlestirme sistemi nasil olacak gibi onemli ayrintilar yazida tartisilmamis. baska yerde de projenin detaylarina rastlamadim. bunlara ragmen, tamamen ulke kaynaklarinin israfindan baska bir sey olmayan dershanecilik ve ozel ders sisteminde donen paranin yuksek ogrenime kaynak olarak aktarilmasi, uzerinde calismaya deger bir proje gibi duruyor. eger gercekten boyle bir kaynak elde edilebilirse bu yolla kapasite arttirilabilir, ancak egitimin fiyati degismedigi muddetce bu artis taleple arz arasindaki 1 milyon 300 binlik farki kapatmaya yetmez. ama zaten uzan'in herkesi universiteli yapacagini vaat ettigini de hatirlamiyorum. o yuzden bana oyle geliyor ki, cem uzan'in oy isterken acikca soylemedigi ve velinin dershaneye verdigi parayi devlete vermesi seklinde ifade ettigi sey, egitimin fiyatini (ya da baska bir deyisle egitim masraflarindan ogrenciye dusen payi) arttirmak. boylece parasi olan ve kredi ya da burs bulabilecek kadar basarili ya da arkasi saglam olanlar universiteye girecek. digerleri ise universite kapisindan cekilecek. serdar turgut'un anlattigindan benim anladigim bu. (digerlerine ne olacak bilmiyorum. meslek lisesi falan diyorlar ama onlarin hali de malum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ana hatlariyla bu tip bir reform, eger iyi planlanir ve uygulanirsa, daha fazla sayida insana universitede okuma imkani saglayabilir. ama universiteye giremeyen insanlarin derdine deva olmaz. ortalikta tartisilmayan ayrintilar uzerine spekulasyon yapmayi ise gereksiz buluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha koklu bir cozum, universiteye gitmeyen insanlarin meslek edinmesine ve boylece hayat standartlarinin iyilestirilmesine yonelik projeler uretmek olacaktir. bu dogal olarak universiteye olan talebi azaltir. ancak nedir bu politikalar, bunlari uyguyacak kaynak nerede ya da mekanizma ne belli degil. benim aklima, "neden ozel meslek lisesi yok?", "daha kaliteli meslek liselerinde okumak icin insanlar para vermek istemezler mi?", "isverenler ihtiyaclari dogrultusunda egitim veren liseleri desteklemezler mi?" gibi sorular geliyor. daha da gelirdi ama lise yillarim cok gerilerde kaldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yapilabilecek en kotu sey ise koklu bir reforma girismeden gostermelik olarak OSS'yi kaldirmak olur. zira merkezi sinav ve yerlestirme sistemi, su an belki de tum egitim sisteminin en iyi isleyen parcasi. (neden mi? &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/sys.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt;.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanirim proje uretmeye yuksek ogrenimden degil, daha asagilardan baslamak ve oralari islah etmeden yukaridaki isleyen mekanizmalari bozmamak en iyisi. ne diyeyim, biniyoruz bir alamete...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: aslinda ulkede iyi isleyen bir burs sistemi ve isteyen ogrencilerin rahatlikla borclanabilmelerine olanak saglayacak gelismis bir egitim kredisi piyasasi olsa, surada rahatlikla daha piyasa temelli bir egitim sistemini savunabiliriz. bu sistem icerisinde, piyasa basarisizliklarinin onune gecmek, dissalliklarin ustesinden gelmek ve sosyal adaleti saglamak uzere duzenleyici bir devlet yapisinin var olmasini da tartisabiliriz. ama bunlar su an cok utopik seyler gibi duruyor, degil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1181210980005517868?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1181210980005517868/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1181210980005517868' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1181210980005517868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1181210980005517868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/06/ss-kalkacak-m-acaba.html' title='ÖSS Kalkacak (Mı Acaba?..)'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-3943745591877171786</id><published>2007-06-14T07:42:00.000-05:00</published><updated>2007-06-14T11:03:32.818-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>Ekonomi Doktorası Üzerine</title><content type='html'>dun ekonomix &lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/2007/06/mba-vs-phd.html"&gt;mankiw'in bir iktisat lisans ogrencisine verdigi yanit&lt;/a&gt;i &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/"&gt;ekonomi turk&lt;/a&gt;'e tasimis. kendisi ayni sitede daha once de finans doktorasiyla ilgili guzel tavsiyelerde bulunmus. bense konuyu mankiw gibi ekonomi doktorasi acisindan ele alacagim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;genel kural sudur: ozel sektorde calismak ve cok para kazanmak amaciyla ekonomi doktorasi yapilmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mankiw de bunu soyluyor; ve derdi para kazanmak olan ogrencisine MBA'yi tavsiye ediyor. zira, bir defa, MBA kisa surer ve kolaydir; bitirince alacagin para da doktorayi aldiginda alacagin paradan az olmayacaktir. yani sonunda akademisyen olmayacaksan zorlanmanin alemi yok. ikincisi, bir iste basarili olacak insanin secimini kendi kisisel ozelliklerini de dikkate alarak yapmasi gerekir. ekonomix'in dedigi gibi giriskenligi ya da liderlik vasiflari zayif olan biri icin akademisyenlik daha uygun gorulebilir. ama yeterli akademik motivasyonu olmayan biri icin de ekonomi doktorasi uygun degildir. onceligi cok para kazanmak isteyen birinde de bu motivasyonun oldugunu sanmiyorum. mankiw de boyle dusunuyor olmali ki akademik bir is istemiyorsan, sen en iyisi MBA yap diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lucas, zamaninda buyume ve kalkinma uzerine bir yazida soyle demis: "insan bir defa bu konulari dusunmeye basladi mi, baska bir sey dusunmesi zordur." ilgi alanina giren bir konuda benzer sekilde dusunmeyen insan iyi bir akademik iktisatci olamaz. kimi insanlarin zamanla oncelikleri degisir, akademik motivasyonalari kaybolur. onlar mankiw'in dedigi gibi daha sonra baska islere donerler. ama bu motivasyona en bastan sahip olmayan bir insanin birakin iyi bir iktisatci olmayi, ciddi bir doktora programini bitirebilmesi bile zordur. (su da bir gercek ki ekonomi doktorasini su ya da bu sebeple birakanlar degil bitirenler azinliktadir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunlar mankiw'in de degindigi genel bazi gercekler. ama bir de ozel durumlar var. mesela doktoraya farkli amaclarla basvurulabilir. 2001 krizinden sonra turkiye'den yurt disindaki doktora programlarina basvurularda patlama yasanmisti. turkiye'deki is olanaklarinin ciddi oranda daraldigini goren insanlar, farkli alternatifler aradilar. MBA ve benzeri alternatiflerin aksine, doktora programlarinin basvuru ucretleri disinda bir maliyeti olmadigi icin bunlar o donemde caziptiler. cogu insan iki sene yurt disinda kalip bir master derecesi almayi, sonra da doktora programini birakip disarda ya da turkiye'de bir is aramayi dusundu. bugun de turkiye disinda calismak ve yasamak isteyenler icin doktora basvurusu yapmak bir alternatiftir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yakin gecmise kadar, turkler icin turkiye disindaki siradan bir programdan fazla zorlanmadan doktora alip sonra turkiye'de bir yere kapagi atmak da fena bir alternatif degildi. ama bugun kaliteli doktora programlarinda cok sayida turk ogrenci oldugu ve bunlarin bir kismi turkiye'ye donecegi icin, turkiye'deki doktorali isgucu piyasasinda (en azindan iktisat alaninda) rekabet epey artti. gelecekte daha da artacak. bu yuzden bugun ozellikle ekonomi doktorasina gideceklerin gelecekte turkiye'de ya da disarda iyi bir is bulabilmeleri icin, gozlerini mumkun oldugunca yukarilara dikmelerinde fayda var. onun da nasil olacagini yine mankiw blogunda uzun uzun anlatmis zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ek: bir de ekonomi doktorasi turkiye'de mi, yurt disinda mi yapilmali meselesi var tabii. bu herkesin pek cok kisisel ve cevresel faktoru dikkate alarak kendisinin cevaplamasi gereken bir soru. mesleki acidan kisinin ilgi alaninda isim yapmis bir okula gitmesinin daha iyi oldugu dusunuyorum. ama herkesin ozel bir takim oncelikleri olabilir. doktorasini turkiye'de tamamlamis kendi alaninda iktisat dunyasinda soz sahibi iktisatcilar da vardir. (ornek:semih koray, remzi sanver...) iktisat doktorasi yapmaya karar verdikten sonraki asamada verilecek kararlar ve yapilacak isler konusunda baska zaman yazarim. genel olarak amerika'da doktora yapmak uzerine daha once yazdigim bir yaziya ise suradan ulasabilirsiniz: &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/abdde-doktora-yapmak-iin-gerekenler.html"&gt;tiklayin&lt;/a&gt; &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/abdde-doktora-yapmak-iin-gerekenler.html"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-3943745591877171786?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/3943745591877171786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=3943745591877171786' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3943745591877171786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3943745591877171786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/06/ekonomi-doktoras-zerine.html' title='Ekonomi Doktorası Üzerine'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8606518287438420696</id><published>2007-06-01T02:58:00.000-05:00</published><updated>2007-06-02T10:58:56.022-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye ekonomisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='politik ekonomi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><title type='text'>Popülizm ve Ahlaki Tehlike</title><content type='html'>Persembe gunku Hurriyet'te &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6616914.asp?yazarid=7&amp;amp;gid=61"&gt;Ercan Kumcu'nun yazisi&lt;/a&gt; dikkatimi cekti. Kumcu ozetle soyle diyor: Turkiye secim atmosferinde gundemdeki vergi indirimi gibi politikalarla ekonomik disiplini bosluyor. Yurt disindan gelen sermaye bunun uzerini ortuyor. Ancak bunun acisi secimden sonra cikacaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi simdi basit bir asil-vekil (principal-agent) modeli kuralim ve buradaki ahlaki tehlike (moral hazard) problemini analiz edelim. (Ahlaki tehlike ne mi? &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/05/ahlaki-tehlike-moral-hazard.html"&gt;Tiklayin&lt;/a&gt;.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asil halk, vekil hukumet, hukumetin secimden once halka verdigi vaatler ve parti programi ise halk ve hukumet arasindaki kontrat olsun. Halkin tek derdi hizmet almak, vekilini de bu amacla seciyor. Ama secilen vekilin bir derdi daha var: bir defa daha secilmek. Diyelim ki vekilin onunde iki tip politika secenegi var: iyi politika ve populist politika. Iyi politika dedigimiz Ercan Kumcu'nun istedigi turden disiplinli politika. Populist politika ise secim oncesinde hukumet vatandasa hizmet veriyormus izlenimi veren kotu politika. Populist politika, Ercan Kumcu'nun belirttigi uzere gelecekte ulkenin makroekonomik dengelerini bozacagi icin aslinda halkin zararina. Dolayisiyla halkin cikari sandikta populist politika uretene ya da onerene degil, iyi politika uygulayacak olana oy vermekte. Ama iyi politika olarak adlandirdigimiz politikalarin olumlu sonuclari genellikle uzun vadede ortaya cikiyor. Dolayisiyla secim oncesi uyguladigi politikalarin iyi sonuclarini gorecek kadar zamani olmayan hukumetin, iyi politika yerine populist politika uygulamaya egilimi oluyor. Ustelik secilme olasiligi azaldikca, populizm egilimi de artiyor. Secilirse de 4 sene daha Allah kerim zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki burada mesele ne? Mesele vatandasin iyi politika ile populist politikayi birbirinden ayirt edememesi. Vatandas hukumet populist politika uyguladiginda bunun sip diye farkina varsa hic sorun kalmaz. Populist politika cikarina olmadigi icin hukumetteki partiye bir daha oy vermez. Hukumet de bunu bilecegi icin populizm yapmaz. Ama sorun su ki ortalama bir vatandas hukumetin ne yaptigini duzenli olarak takip etmez ya da yapilanlarin iyi mi kotu mu oldugunu saglikli bir sekilde tahlil edemez. Bu yuzden cogunlukla mevcut ekonomik duruma gore kararini verir. Bu da populist politikanin yolunu acar. Iste vatandasin hukumeti geregince denetleyememesi neticesinde, hukumetin kotu politika uygulama riskinin olusmasi iktisat literaturunde ahlaki tehlike (moral hazard) denen soruna denk dusuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki buna karsi ne yapilabilir? Literaturde bu tur problemlerin ustesinden gelmek uzere yapilan calismalari iceren alana kontrat teorisi deniyor. Pek cok asimetrik bilgi probleminde ortaya cikan verimsizlik, asil ile vekil arasinda yapilan karmasik kontratlarla azaltilabiliyor. Ancak politika soz konusu oldugunda, vatandasin sandiga gidip oy vermekten baska fazla bir gucu olmadigi icin bu imkan sinirli. Yapilabilecek en iyi sey, onceden hukumetin secim zamani populizm yapma imkanlarini kisitlanmaya calismaktir. Mesela merkez bankasi bagimsizligi populizme karsi bir onlemdir. Eger basbakanin faizler inmeli telkinine ragmen merkez bankasi baskani direnebiliyorsa, para politikasindan yana icimiz rahat olabilir. Maliye politikasinda ise isler daha zor. (Devletin ve iktidarin ekonomik gucunun sinirlandirilmasi konusu derin bir mevzu. Devletin bu konulari duzenleyen bir ekonomik anayasasi olmasini savunanlar bile var. Ama simdi oralara girip konuyu dagitmayalim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Secim zamani geldiginde ise yapilabilecek tek sey, ekonomide populist politikalarin isaretlerinin izini surmek ve populist politika ureten hukumeti sandikta cezalandirmak. Ama ekonomideki gostergeler tek bir faktore bagli olmadigi icin, onlara bakip bir sonuca varmak zor. Yine de oy kararini vermeden en basitinden secimden once enflasyonun seyrine bir goz atmak faydali olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozetle, secim zamani gelir de iktidarin elinde populizm yapma sansi olursa, tek oyumuzla onu cezalandirmaya calismaktan ve baskalarinin da aynisini yaptigini ummaktan baska yapabilecegimiz pek bir sey yok. O yuzden gerekli kurumsal reformlari hukumetlere onceden yaptirmak gerekiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8606518287438420696?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8606518287438420696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8606518287438420696' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8606518287438420696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8606518287438420696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/06/poplizm-ve-ahlaki-tehlike.html' title='Popülizm ve Ahlaki Tehlike'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-56261941219508885</id><published>2007-05-26T06:40:00.000-05:00</published><updated>2008-04-06T01:49:10.558-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Takı Merasimi, Hediye Seçimi ve Sosyal Politikalar</title><content type='html'>turk dugunlerindeki taki merasimi benzeri bir sey baska bir yerde var midir acaba? amerikali ogrencilerime davetlilerin dugunlerde gelin ve damada para taktiklarini soylemistim de sasirmislardi. onlarin geleneginde evlenen ciftlere hediye verilirmis. para vermeyi kabalik olarak goruyorlar sanirim. oysa bizde oyle gorulmez. dugunlerde taki merasimi yapilir ve genellikle altin takilir, ama para takmak da yadirganmaz. yeni evliler dugun masraflarini karsilamak icin takilan altinlari da bozduracaklardir zaten. sonucta, para ya da altin takmak, turkiye'de yeni evli cifte hediye vermekten daha makbuldur. para ciftin daha cok isini gorur. (bilmiyorum bunun iktisadi mantigini daha cok aciklamama gerek var mi? detayli malumat arayanlar icin ekonomiye giris kitaplarinda bunun grafiklerle bezeli teknik aciklamasi mevcut. ama en guzeli cevredeki yeni evli ciftlere sormaktir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dugunler disinda hediye yerine para ve altin vermenin makbul oldugu birkac yer daha var. ama diger ozel gunlerde, mesela dogumgununde, evlilik yildonumunde ya da sevgililer gununde kimseye hediye yerine para verildigini gormedim. zira bu tip ozel gunlerde verilen hediyenin maddi ya da kullanim degerinden cok manevi degeri var. hediye bir ise yaramasa da hatirlamak onemli. dugun yapan insanin ise manevi oldugu kadar maddi destege de ihtiyaci var. bu yuzden farkli durumlarda verilen hediyeler de farklilasiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buradan cikartilabilecek ders su. birinin isine yarayacak bir hediye vermek istiyorsaniz, oncelikle para ya da altin vermeyi dusunmelisiniz. eger bunun yakisik almayacagini dusunuyor ve isine yarayacak bir hediye vermek istiyorsaniz, hediye alacaginiz sahsa bunu sormak en iyisi. surpriz yapacaksaniz da buyuk bir magazadan hediye ceki hediye edebilirsiniz. tabii o zaman hediyenin degeri belli olacaktir. bunu istemiyorsaniz, hediye alacaginiz insanin ihtiyaci ve zevki konusunda da emin degilseniz ve butceniz de kisitliysa, en guzeli kucuk ama manevi degeri yuksek bir sey almaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki bunlar aklima nereden geldi? turkiye'ye geldim. gelenek ve goreneklerimizi hatirladim. bu arada sosyal politikalar uzerine dusunurken aklima cesitli sorular takildi: sevdiklerimize hediye alirken boyle dusunuyoruz, insanlara yardim ederken nasil dusunmeliyiz? fakirlere en iyi nasil yardim edebiliriz. mesela yasli ve yoksul birine yardim olsun diye is vermek mi, yoksa dogrudan para vermek mi onu ve bizi daha cok mutlu eder? maddi tatmin mi, manevi tatmin mi daha onemli? vs. vs...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-56261941219508885?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/56261941219508885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=56261941219508885' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/56261941219508885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/56261941219508885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/05/tak-merasimi-hediye-seimi-ve-sosyal.html' title='Takı Merasimi, Hediye Seçimi ve Sosyal Politikalar'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-3713782512637190356</id><published>2007-05-24T17:09:00.000-05:00</published><updated>2007-05-25T03:13:12.205-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='piyasa başarısızlığı'/><title type='text'>Ahlaki Tehlike (Moral Hazard)</title><content type='html'>temsilcilik problemi (agency problem/principal-agent problem) denen bilgi asimetrisinden kaynaklanan sorunlardan biridir. orneklerle aciklayalim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en klasik ornek, isci isveren iliskisidir. diyelim ki pazarlama isiyle ugrasan bir isverenin pek cok iscisi var. isverenin kari iscilerin yaptiklari satisa bagli. iscilerse yaptiklari is karsiligi haftalik sabit bir ucret aliyorlar. varsayalim ki satislar iscinin gayretine ve sans faktorune bagli. yani iscinin sansina bagli olarak haftalik satislar beklenenin altinda ya da ustunde olabiliyor. ayrica isci satis icin ciktiktan sonra isveren onu donene kadar gormuyor. yani gercekten iyi calisip calismadigini bilmesine imkan yok. iste boyle bir ortamda denetleme eksikligi sebebiyle iscinin butun gun kahvede okey oynayip sonra geri donunce "abi bugun sanssizdim, is cikmadi" deme riskine ahlaki tehlike deniyor. (not: burada denetlemek kadar, sozlemenin sartlari yerine gelmediginde bir ceza uygulayabilmek de onemli. bir defa ise aldiktan sonra isciyi calismasa bile kovamiyorsaniz, gene ahlaki tehlike olusur.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki ahlaki risk karsisinda isveren ne yapar? iscilerine verdigi sabit ucreti kaldirir; onun yerine iscilere ucretlerin yapilan satisa gore belirlendigi bir kontrat onerir. boylece isci ve isverenin cikarlari ayni hizaya gelir. isci cok satis yaparsa, hem kendi kazanir hem de patron kazanir. peki bu ideal bir sonuc mu? maalesef degil. dedik ya satislar iscinin sansina bagli olarak degisebiliyor. bu da iscinin o hafta evine goturebilecegi paranin satislara bagli olmasi demek. ama ev kirasi, elektrik parasi, mutfak masrafi, cocugun okul taksidi gibi iscinin harcamalari az-cok sabit. dolayisiyla hesabini bilmesi acisindan isci sabit bir haftaligi tercih ederdi. satisa bagli ucret sistemi ise iscinin uzerine fazladan risk bindiriyor. oysa ideal olan riskin isveren tarafindan ustlenilmesi. zira pek cok iscisi olan isveren toplam satisla ilgilenir; o da tek tek iscilerin yuz yuze oldugu bireysel satis riskinden etkilenmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kisaca, ideal sistem iscilerin isverenin istedigi gayretle calisip sabit bir ucret almalarini gerektiriyor. ama bilgi asimetrisi sorunu ve ortaya cikardigi ahlaki risk, isci ve isveren arasindaki sozlemenin ideal sozlesmeden farkli olmasina yol aciyor. (bazilari bilginin tam oldugu, yani isverenin isciyi denetledigi ilk duruma "first best"; ikinci duruma "second best" diyor.) iste ideal sistemden gorulen bu sapma bilgi asimetrisinin topluma maliyetidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ahlaki tehlike problemine daha pek cok ornek verilebilir. mesela mevduat sahiplerinin parasini riskli kredilerde kullanip zor duruma dusunce bankayi tsmf'ye devredip kacan banka sahibi; mevduatinin tamami devlet garantisinde oldugu icin batacak bankaya yuksek faiz beklentisiyle para yatiran mevduat sahibi; evlenmeden once kendine bakip evlendikten sonra kendisini salan kari/koca hep bu ahlaki riskin taraflaridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: ahlaki tehlikenin en fazla sorun yarattigi alanlardan birisi de devletin iktisadi ve sosyal politikalarinin uygulamasidir. bu konuya daha sonra deginecegiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-3713782512637190356?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/3713782512637190356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=3713782512637190356' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3713782512637190356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3713782512637190356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/05/ahlaki-tehlike-moral-hazard.html' title='Ahlaki Tehlike (Moral Hazard)'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-5404480824514832315</id><published>2007-05-23T05:36:00.000-05:00</published><updated>2007-05-23T09:59:19.627-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><title type='text'>İnandırıcılığı Olmayan Tehdit (Incredible Threat) ve Türk Futbolu</title><content type='html'>bir onceki yazimda zaman tutarsizligi probleminden bahsetmistim. zaman tutarsizligi probleminin kaynagi en basta verilen sozlerden daha sonra caymanin sozu veren tarafin cikarina olmasidir. bu yuzden karsi taraf soze inanmaz. oyun teorisi terminolojisiyle konusursak karsi taraf icin inandirici olmayan boyle bir strateji, oyuncularin sirayla hamlelerini yaptiklari bir oyunun dengesi olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslinda bu konu bu haftasonu oynanan galataray-fenerbahce macindan sonra yasanan tartismalari izlerken aklima geldi. once hurriyet'ten mehmet y. yilmaz'in pazartesi gunku yazisini okudum. daha sonra da hincal uluc'un 90 dakika'daki yorumunu dinledim. ikisinin de birlestigi nokta galatasaray'a ibretlik bir ceza verilmesinin gerekliligiydi. ama ozellikle uluc bu konuda umutsuzdu. zira lig uc buyukler icin bitmisken ve daha once benzer durumlarda buyuk kuluplere ceza gelmemisken, gelecek sezona etki edecek buyuk bir cezayi, futboldaki mevcut politik cekismeler de goz onune alindiginda, futbol federasyonunun veremeyecegini dusunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunlar macta olaylar ciktiktan sonra yapilan yorumlar. ama uluc'a mactan once macta olaylar ciksa bundan sonra ne olur diye sorsaydik, muhtemelen ayni seyleri soylerdi. turk futbolunu biraz takip eden herkes biliyor ki kurallar buyuk kulupler icin kucuklere uygulandigi gibi uygulanmiyor. bunu maclarda olay cikaran fanatikler de biliyor, kulup yoneticileri de. bana oyle geliyor ki son macta galatasaray'in ciddi bir ceza alacagini dusunseler, galatasarayli taraftarlar macta sahaya organize bir sekilde sise yagdirmazlar; yoneticiler de boyle bir harekete engel olmak icin cirpinirlardi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ozetle durum su: futbol federasyonu ve sorumlu diger kurumlar bastan bir kural koyuyor. ama herkes biliyor ki her sey olup bittikten sonra bu kurallar kararlilikla uygulanamayacak. o zaman da ceza tehdidi inandirici ve caydirici olmuyor tabii. peki inandiriciligi ve caydiriciligi saglamak icin ne yapmali? mesele insanlarin, var olan kurallarin her durumda kendilerine harfiyen uygulanacagini bilmesinde. kucuk kuluplere bu kurallar daha rahat uygulanabildigi icin orada fazla bir caydiricilik sorunu yok. ama buyuk ve guclu kuluplere dis gecirebilmek mesele. uzun vadede buna karsi federasyon icerisinde reform niteliginde bir takim kurumsal duzenlemeler yapilabilir. ornegin kurum icerisinde tahkim kurulu disinda yasama, yurutme ve yarginin ic ice olmasi bana bir sorun gibi duruyor. neyse, boyumuzdan buyuk islere girmeyelim. reformu bu isin icinde olanlar tartissinlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kisa vadede ne yapilabilir, onu tartisalim. bir defa yilmaz ve uluc'a katilmiyorum. daha once uygulanmayan kurallari bugun kati bicimde uygulamaya karar vermek ve galatasaray'a ibretlik bir ceza vermek, bir standardi olmayan keyfi bir karar olur. bundan sonra her olayda ayni sertlikte ve kararlilikta cezalari uygulayacagim derseniz eyvallah. ama bunu yapamazsaniz, verdiginiz ceza bir ise yaramaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha uygulanabilir bir yontem sik tekrarlanan suclarda cezalarin katlanarak artmasi. yani bugun olaylarda yaralanan, gozaltina alinan insanlar; kirilan koltuklar ve sahaya atilan cisimler nedeniyle galatasaray'a bir ceza verin ve sari kart gosterin. bu sari kart mesela iki-uc sezon orada kalsin. bu sure icinde baska bir olayda bu sari kirmiziya donsun. isterseniz kart sayisini arttirabilirsiniz de, tabii bu kartlarin affedilmeyeceginin de bir garantisi olmali. (takimlarin siciline gore cezalari belirleyen bir sistem muhtemelen ceza yonetmeliginde vardir. ama zaten onemli olan orada olmasi degil uygulanacaginin bilinmesi. futboldaki kart sistemi benzeri bir sistem uygulamayi kolaylastirabilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani yapilacak sey su. federasyon bu tur olaylardan sonra, macta yaralanan ya da goz altina alinan olup olmamasi, macin tamamlanip tamamlanmamasi, stada zarar verilip verilmemesi gibi belli somut kritelere gore cezayi belirledikten sonra kulube bir de sari kart versin. mesela uc sezon icinde uc sari kart goren takim kirmizi kart gorsun ve kume dusme cezasi gibi cok buyuk bir cezaya carptirilsin. (gerektiginde olaylarin ciddiyetine gore dogrudan kirmizi kart da gosterilebilir elbette.) peki bu ne ise yarayacak? nasil hakem bir futbolcuya sari kart gosterince stadyumdaki herkes bunun ne anlama geldigini biliyorsa, kulup sari kart gordugunde de herkes bunun anlamini bilecek. tum turkiye, kuluplerin sicilini acikca takip edebilecek; sari kart gostermediginde federasyona hesap sorabilecek. nasil hakemler sari karti kirmiziya gore rahat cikartiyorlarsa ve sari kartli oyuncu daha dikkatli oynuyorsa; federasyon disiplin cezalarini daha rahat uygulayabilecek ve sari karti olan takim daha dikkatli olacak. iki sari karti olan takim ucuncude kirmizi kart alacagini bile bile kurallari cignemeye devam ederse, artik bir ozuru olmayacak; federasyonun da ona kirmizi kart gostermekten baska sansi kalmayacak. sari karti olmasina ragmen topa elle mudahale eden futbolcuya hakem ne yapabilir ki? o hesap...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kisaca, kartlar tum taraflar acisindan cok acik ve net bicimde iletisimi sagladiklari ve baglayici olduklari icin kurallarin uygulanmasini kolaylastiriyorlar. elbette kartlar her zaman adil bicimde dagitilabilir mi, tartisilir. ama bunlar somut kriterlere baglanirsa, bu sorun da asilabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ve benzer mekanizmalar ceza tehdidinin daha inandirici hale getirilmesini saglayabilir. elbette asil cozum federasyonun yapisinda daha koklu reformlara gidilmesinden geciyor. ama o da kisa vadede olasi gozukmuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-5404480824514832315?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/5404480824514832315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=5404480824514832315' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5404480824514832315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5404480824514832315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/05/inandrcl-olmayan-tehdit-incredible.html' title='İnandırıcılığı Olmayan Tehdit (Incredible Threat) ve Türk Futbolu'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-3289040255358142346</id><published>2007-05-22T13:29:00.000-05:00</published><updated>2008-04-06T01:49:10.556-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='parasal iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><title type='text'>Zaman Tutarsızlığı (Time Inconsistency)</title><content type='html'>diyelim ki cok sevdiginiz birisi (mesela kardesiniz) posta yoluyla kendisi icin olumlu ya da olumsuz (sinav, is basvurusu sonucu gibi) cok onemli bir haber bekliyor. ama cok heyecanli ya da endiseli. sizin de o haberi tasiyan zarfi onceden acip sonucu ogrenme ve sonra zarfi ona actiginizi farkettirmeyecek sekilde kapatma sansiniz var. boylece eger sonuc olumluysa, ona iyi haberi hemen verip fazla uzulmesine firsat vermeden onu rahatlatabilirsiniz. ama sonuc olumsuzsa onun kendini hazir hissettigi zaman zarfi acmasini bekleyip onun uzuntusunu azaltmanin yollarini dusunebilirsiniz. simdi sorumuz su: o zarfi acar misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iktisatci bir arkadasim acti. herkesten beklerdim ama bir iktisatcidan beklemezdim. demek ki ya zaman tutarsizligi sorunu nedir duymamis ya da bunu sadece para politikasi ve merkez bankasinin bagimsizligi tartismasi ile ilgili bir kavram saniyor. tabii siz zarfi acarsiniz ya da acmazsiniz. bu sizin bileceginiz is. ama once zaman tutarsizligi nedir, bir dinleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyelim ki zarfi actiniz ve icinde iyi haber var. hemen kardesinize gidip mujdeyi verdiniz. o da sonucta iyi haber getirdiginiz icin, onun sevinciyle, zarfi sizin acmanizin ustunde durmadi. herkes mutlu oldu. sonra aradan zaman gecti. benzer bir durum oldu ve bir zarf daha geldi. ama bu sefer zarfi actiniz ve kotu haberle karsilastiniz. daha once zarfi actiginiz icin, kardesiniz bu zarfi da acacaginizi biliyor. siz zarfi kapatsaniz bile eve gelip zarfi kapali gordugunde, haberin kotu oldugunu anlayacak. kardesinize kotu haberi vermeye hazir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kardesiniz sizin zarfi acaginizi bilmiyorsa, zarfi acmak iyi bir fikir gibi gorunur. bu yuzden en iyi strateji once ona zarfi acmayacaginizi soylemek, size inandiktan sonra ise onu kardesinizden once acmak gibi durur. iste baslangicta kardesinize verdiginiz sozden sonradan caymanin optimal olmasi zaman tutarsizligidir. tabii kardesiniz o numarayi ancak bir defa yer. sonrasinda, sizin zarfi acmayacaginiza inanmayacaktir. o zaman da sizin iyi fikriniz cope gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demek ki iyi haber geldiginde zarfi acan insan, gunun birinde kotu haber vermek durumunda kalabilecegini de hesaba katmali. kotu haber vermekten gocunmuyorsaniz sorun yok. ama kotu haber vermekten hoslanmiyorsaniz, yapmaniz gereken o zarfi asla acmamak ve acmayacaginiza herkesin inanmasini saglamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyelim ki kotu haber vermekten nefret ediyorsunuz. ama bir defa zarfi actiginiz icin simdi herkes sizin her seferinde acacaginizi dusunuyor. onlari bundan sonra zarflari acmayacaginiza nasil ikna edersiniz? bunun bir yolu inandiriciliginizi yeniden kazanmaya calismak. yani arka arkaya birkac sefer iyi haber gelir de siz zarfi acmamis olursaniz, sizin artik gelen haberleri onceden ogrenmediginize inanirlar. tabii onlar inanana kadar sevdiklerinizi gereksiz yere uzebilirsiniz. daha iyi bir yol ise sizin haberi ogrenmenizi imkansiz kilmak ve bunu diger insanlarin bilmesini saglamak olabilir. haberin gelecegi gun evde degilseniz, ya da posta kutusunun anahtari babanizdaysa, haberi onceden ogrenemeyeceginiz icin sorun kalmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ozetle, kotu haber vermeyi sevmiyorsaniz insanlari baskasinin zarfini asla acmayacaginiza inandiracaksiniz; inandiramiyorsaniz posta kutusunun anahtarini baskasina vereceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki bunlarin ekonomi politikalariyla alakasi ne? alakasi inandiricilik. ornegin her hukumet secim zamani secim ekonomisi politikalari uyguluyorsa secim zamani geldiginde herkes hukumetin politikasinin ne olacagini bilir. beklentiler ona gore sekillenecegi icin o politikalarin kimseye bir faydasi olmaz, olsa olsa enflasyon artisi gibi zararlari olur. ote yandan hukumet sorumlu davranacagini soylese, yine kimse inanmaz; ucret ve fiyat artislari beklenen yuksek enflasyon oranina gore belirlenir. o noktadan sonra secim oncesi bir durgunlugu goze alamayacak olan hukumet eninde sonunda genislemeci politika izlemek zorunda kalir. ama dedik ya o da enflasyon yaratmaktan baska bir ise yaramaz. hukumetin politikasi zaman tutarsizligina kurban gitmistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki hukumet secim zamani disiplini koruyacagina insanlari nasil ikna edebilir? para politikasini merkez bankasina havale eder; eger merkez bankasi bagimsizsa, hukumet para politikasina karisamayacagi icin sorun kalmaz. maliye politikasinda ise avrupa birligi'nin maastricht anlasmasi gibi butce acigini sinirlayan duzenlemeler yoluyla mali disiplini korumaya calisabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kisaca, hukumet politikalarinda seffaf olmakta ve onceden belirlenen kurallara bagli kalmakta, bunlar yetmiyorsa hukumetin kurallardan sapma yetisini cesitli kurumsal duzenlemelerle sinirlandirmakta, politikanin inandiriciligini saglamak ve insanlarin beklentilerini sekillendirmek acisindan fayda vardir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: bu konuda greg mankiw'in blogunda pek cok ornek iceren guzel bir yazi var:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/2006/04/time-inconsistency.html"&gt;http://gregmankiw.blogspot.com/2006/04/time-inconsistency.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-3289040255358142346?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/3289040255358142346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=3289040255358142346' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3289040255358142346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3289040255358142346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/05/zaman-tutarszl-time-inconsistency.html' title='Zaman Tutarsızlığı (Time Inconsistency)'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-2915366791080919716</id><published>2007-05-05T18:41:00.000-05:00</published><updated>2008-04-06T01:43:30.228-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Malthus'tan Becker'e: Doğurganlık, Nüfus ve İktisadi Kalkınma</title><content type='html'>iktisat literaturunde (en azindan benim hakim oldugum kadarinda) ondokuzuncu yuzyila kadar tum dunyada insanlarin yasam standartlarinin hemen hemen sabit oldugu soylenir. yani o zamana ekonomiler nufusla beraber buyur ama kisi basina gelir, uretim ve tuketim fazla degismez. bu donemin sonlarina dogru, 1798 yilinda, thomas malthus " an essay on the principle of population" adli eserindeki teorisinde durumun gelecekte kotulesecegi iddiasinda bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;malthus teorisinde insanlarin sahip olmak isteyecekleri cocuk sayisinin gelirleri ile dogrudan iliskili oldugunu iddia eder. yani aileler zenginlesirlerse kadinlar daha cok cocuk doguracaklardir. insanlar zenginlesmese bile, tarim alanlari kisitlidir. bu yuzden mevcut nufus artisiyla bile bu alanlar zamanla insanlari beslemeye yetmeyecektir. bu sebepten yeterince verimli olmadiklari icin daha onceden uzerinde tarim yapilmayan arazilerin de tarima acilmasi gerekecektir. ama buralardan elde edilecek verim dusuk olacagi icin, gun gelecek dunya uzerindeki nufusu besleyemeyecektir. netice kitliklar bas gosterecek; buyume duracak; nufus ve hayat standardi bir noktada sabitlenecektir. kisaca, malthus iktisadi buyumenin ve beraberinde gelen nufus artisinin bir sonu oldugunu soyluyor. bu sebepten de dogurganligin azalmasini savunuyor. (ancak, malthus inanclari geregi cinsel iliskiden uzak durmak disindaki dogum kontrol yontemlerine sicak bakmamistir. belki de iktisada kasvetli bilim (dismal science) denmesinin asil nedeni budur. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. yuzyilda batida sanayi devrimi hiz kazandi; ama malthus'un bu tezi dogrulanmadi. sanayi devrimi ile birlikte batida buyume artti, insanlarin hayat standartlari hissedilir derecede iyilesti. ama dogurganlik ve nufus artisi artmadi; tam tersine azaldi. nufus artisi ve dogurganligin tarihsel seyrini inceleyen arastirmalar, 19. yuzyil baslarindan bugune kadar batili toplumlarda refah artarken dogurganligin da donemsel dalgalanmalar haricinde azaldigini ortaya koyuyor. buna ek olarak cesitli donemlerde, o donemde dogan kadinlar uzerinde yapilan arastirmalar, ayni donemde cocuk doguran annelerden daha varlikli ailelere mensup olanlarin ortalamada daha az cocuga sahip oldugunu ortaya koyuyor. ozellikle 20. yuzyilda kadinlar is hayatina daha cok katilip hem kendi gelirlerini hem de ailenin gelirini arttirdikca, daha az cocuk sahibi olma egilimi de belirginlesiyor. ama suna dikkat cekmek gerekir ki bu egilim sadece kadinin calismasiyla ilgili degil. genel olarak yasam standardinin iyilesmesiyle ilgili. ozetle, malthus'un tezinin dayanagi olan dogurganligin zenginlikle birlikte artmasi olgusu sanayi devriminden sonra tersine donuyor. nufus artis orani azalinca, ustune amerika'nin orta-bati (midwest) bolgesi gibi yeni, genis ve verimli sahalari tarima acilinca ve tarimdaki verimlilik artinca malthus'un ongorusu gerceklesmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani batida ondokuzuncu yuzyilda sanayi devrimiyle birlikte, toplumsal donusume paralel olarak, nufus ve dogurganlik konusunda da bir donusum yasaniyor. bu surecte aile icerisinde varliklarin akisi da yon degistiriyor. soyle ki, tarima bagli geleneksel ekonomide cocugun anne-babasina yasliliklarinda bakmak, sigorta vazifesi gorup aileye dar gununde destek cikmak, tarlada bogaz tokluguna calisip uretime katkida bulunmak gibi islevleri var. yani geleneksel ekonomilerde, cocuklarin anne-baba icin var oldugu soylenebilir. modern toplumlarda ise bu tersine donuyor. cocugun aile icin bir guvence olarak onemi devam etse de, bu guvenceyi saglayacak baska kurumlarin ortaya cikisi bu onemi azaltiyor. ayrica aile icerisinde kadinin konumu gucleniyor, etkin dogum kontrol yontemleri ortaya cikiyor, cocuklarin yetistirilmesi ve egitimi konusu onem kazaniyor. neticede, modern toplumlarda cocuk konusunda aileler, gary becker'in ifadesiyle, sayidan cok kaliteye onem veriyorlar. yani kendilerini mutlu edecek kadar cocuk yapip onlara ailenin imkani oraninda iyi bir egitim vermeye calisiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;simdiye kadar bati toplumlarinda nufus ve dogurganlik konusunda yasanan donusumden bahsettik. peki turkiye gibi bu donusumu halen yasamakta olan toplumlarda durum nedir? nufus ve dogurganlik uzerine yapilan belli basli iktisadi arastirmalar cogunlukla bu donusumu tamamlamis olan bati toplumlariyla, bu donusumu yasamamis toplumlar uzerinde yogunlasmis durumda. gunumuz avrupasi ve amerikasiyla ilgili nufus problemleri ile sahra-alti afrikasi gibi gelismemis bolgelerin sorunlari, gunumuzde iktisatcilarin daha cok ilgisini cekiyor. bu yuzden, en azindan benim gordugum kadariyla, bu konuda turkiye gibi donusum safhasinin basamaklarindaki ulkeler uzerine daha az iktisadi arastirma var. ozel olarak turkiye uzerine yapilmis bir "iktisadi" arastirmaya ise rastlamadim. ama bu konuda nufus bilimcilerin ve sosyologlarin yaptiklari arastirmalar, turkiye'de kadinin dogurganliginin egitim, kadinin calismasi ve es secebilme ozgurlugu arttikca azaldigini ortaya koyuyor. ancak kadina ve aileye yonelik kalkinma politikalarinin etkin olarak uygulanabilmesi icin bu konuda turkiye'de de ciddi iktisadi calismalarin yapilmasi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haydi iktisatcilar, ne duruyoruz? baslangic icin, bkz: &lt;br /&gt;becker, g and r. barro (1988): "a reformulation of the economic theory of fertility", QJE&lt;br /&gt;ve bunun referans verdigi ve buna referans veren diger makaleler. bunlari nereden mi bulacagiz?&lt;br /&gt;scholar.google.com&lt;br /&gt;haydi is basina!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-2915366791080919716?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/2915366791080919716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=2915366791080919716' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2915366791080919716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2915366791080919716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/05/malthustan-beckere-dourganlk-nfus-ve.html' title='Malthus&apos;tan Becker&apos;e: Doğurganlık, Nüfus ve İktisadi Kalkınma'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-740036263314923236</id><published>2007-05-05T02:01:00.000-05:00</published><updated>2010-02-06T22:19:17.842-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nüfus ve aile iktisadı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Evlilik Ekonomisi 2: Sahra-altı Afrika'da Çok Eşlilik-Kalkınma İlişkisi</title><content type='html'>"dur feyzo, okuz aliriz o parayla..." kibar feyzo'yu aney boyle durdurmaya calisiyordu. ama feyzo, dinlemedi; o gulo'yu aldi, sonra da tarlada sabana okuzun yerine kendini kostu. nedenini de mahkemede soyle anlatiyordu: "okuzu alirsak kimin tarlasini surecegiz? maho aganin. mahsulatin iki payi onun bir payi bizim. ama gulo'nun hepsi bizim. afat da olsa, kuraklik da olsa hic sasmaz. dokuz ayda bir kumlar. yani tarla da bizim mahsulat da bizim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;feyzo'nun derdi ikinci ya da ucuncu bir kadin almak degil tabii; onun derdi sevdigine kavusmak. ancak dunyanin baska yerlerinde durum biraz daha farkli. ozellikle cok esliligin yaygin oldugu sahraalti afrika'da, tarlasina okuz alacagi, isine sermaye yapacagi yerde parayi yeni bir kadina harcayan cok sayida erkek var imis. bu da bolgede iktisadi kalkinmanin onundeki engellerden biriymis. "journal of political economy" adli dergide (ki bilen bilir cok baba bir akademik dergidir) yayinlanan "polygyny, fertility and savings" adli makalede stanford'lu iktisatci michele tertilt oyle soyluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cok eslilik denince hemen aklimiza islami kanunlarla yonetilen ulkeler geliyor. ama aslinda bu ulkelerde cok eslilik fazla yaygin degil. ornegin, tertilt'in verdigi istatistiklere gore cok eslilik iran'da %1, urdun'de %6 dolaylarinda. gunumuz turkiyesinde de geleneksel ve islamci cevrelerde cok eslilige rastlanabiliyor. ama sonucta bu toplumlarda birden fazla kadinla evlilik yalnizca varlikli kucuk bir zumrenin imtiyazi. bu yuzden de toplum icerisinde cok eslilik yaygin degil. sahraalti afrika'da ise cok kadinla evlilik sadece zenginler arasinda degil tum toplumda yaygin bir olgu. bu bolgedeki yirmi ulkede birden fazla kadinla evlenen erkeklerin nufusa orani %10'u geciyor. kamerun'da ise bu oran %50'ye kadar variyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki kadin erkek orani bir civarinda sabit olduguna gore, erkeklerin yarisinin birden fazla kadinla evlenebilmesi nasil mumkun oluyor? nufus aris orani ve esler arasindaki yas farki yuksek olunca olabiliyor. bu bolgede ciftler arasindaki yas farki ortalama 7 sene. nufus da yilda ortalama %2.5 artiyor. dolayisiyla nufus 7 senede yaklasik 20% artiyor. bu da erkekler kendilerinden kucuk kadinlarla evlendikleri muddetce, erkeklerin ortalama 20%'sine ikinci kadinla evlenebilme imkani veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki neden kadinlar erken, erkekler gec evleniyor? cunku bu bolgede insan enflasyonu var efendim. insanlar kontrolsuzce cogaliyorlar, bu da cocugun baba nazarinda degerini dusuruyor. kiz cocuk baba icin ileride bir erkege satilmak uzere yetistirilen bir yatirim araci. evde kalmasi baba icin ziyan. bu yuzden kizi bir an once iyi para veren birine vermesi gerekiyor. hatta talipli cikarsa, bizdeki besik kertmesi gibi anlasmali evlilikler yoluyla evlilik cagina gelmeden talipliye satilabiliyor. yani kizlarin durumu vahim. erkek cocuklarin durumu da cok iyi degil. zira baba erkek cocugunu da saliyor cayira, mevla kayiriyorsa kayiriyor. evlenmek isteyen erkek cocuga babanin destek olmasi gibi bir sey yok. erkek calisip kendi parasiyla evlenecegi kadini almak zorunda. bu yuzden de belli bir yasa gelip bir birikim edinene kadar evlenemiyor. dolayisiyla kadinlar erken, erkekler gec yasta evleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadin ve cocuklarin trajedilerini daha uzatabiliriz. ama bunun kalkinmayla alakasi ne? oncelikle genis anlamiyla kalkinma insani gelismeyi de kapsadigi icin kadin ve cocuklar basta olmak uzere tum toplumun yasam tarzi ve standardi iktisadi kalkinmanin bir parcasi. kalkinmaya makro acidan, buyume odakli olarak yaklasildiginda ise, tertilt duzenin iktisadi buyumeyi engelledigini soyluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iktisadi buyume neden cok eslilikten olumsuz etkileniyor? sebebi iktisatcilarin "crowding out" dedikleri olay efendim. kibar feyzo gibi yani. adam okuz alacagina kadin aliyor. sonra cocugu olunca da gulo'nun babasi huso gibi kizlarini yuksek baslik parasina satiyor. yani sermayeye gidecek para kadina gidiyor. sermaye birikmeden buyume de olmuyor tabii. bundan hareketle tertilt sahraalti afrika'da tek esliligin yerlestirilmesini savunuyor. cok esliligin yasaklanmasinin ise dogum oranlarini %40azaltacagini; tasarruflari %35, kisi basina geliri de %140 arttiracagini iddia ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii, kanunen yasaklanmasi uygulamada cok esliligin onune gecebilir mi? tartisilir. zaten bu sorunu tertilt de kabul ediyor. bu yuzden toplumda kadinin konumunu iyilestirecek kurumlarin dunya bankasi ve benzeri kuruluslar yardimiyla tesis edilmesi gerektigini savunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, yazi uzadi da uzadi. ozetle, kibar feyzoyu belki otuz defa bon bon izlemisim; elin amerikalisi arada makaleyi yazip jpe'de yayinlamis bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;makale su iste:&lt;br /&gt;tertilt, michele (2004): "polygyny, fertility, and savings," journal of political economy, 113(6), 1341-1371.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-740036263314923236?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/740036263314923236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=740036263314923236' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/740036263314923236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/740036263314923236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/05/evlilik-ekonomisi-2-sahra-alt-afrikada.html' title='Evlilik Ekonomisi 2: Sahra-altı Afrika&apos;da Çok Eşlilik-Kalkınma İlişkisi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-3379474553005099579</id><published>2007-04-12T14:55:00.000-05:00</published><updated>2008-04-06T01:49:10.559-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu iktisadi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='piyasa başarısızlığı'/><title type='text'>Greg Mankiw'den Optimal Vergileme Uzerine</title><content type='html'>&lt;a href="http://gregmankiw.blogspot.com/2007/04/frank-needs-to-read-more-widely.html#links"&gt;Greg Mankiw's Blog: Frank needs to read more widely&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;greg mankiw blogunda yuksek gelirli bireylere uygulanan marjinal vergi oranlarinin dusurulmesi icin teorik ya da ampirik bir delil olmadigini savunan ny times yazarina iktisat literaturunu daha dikkatli takip etmesini oneriyor. ingilizce bilmeyenler uzulmesinler, eksi iktisat'ta bu konuda turkce bilgi &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/04/vergilendirmede-mirrlees-yaklasimi.html"&gt;mevcut&lt;/a&gt;. adimiz mankiw olmayabilir, ama biz de literaturu az bucuk takip ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslinda Mankiw'in soyledigi sadece yuksek gelirlilere uygulanan yuksek verginin, en nitelikli calisanlari daha az calismaya tesvik edebilecegi. basit bir isci ya da memur gecinmek icin vergiler yuksek dahi olsa calismak zorundadir. ama bir genel mudur, ust duzey yonetici, deneyimli bir muhendis, avukat, doktor; kisaca ekonominin en cok kazanan (ve ayni zamanda en uretken) calisanlari vergiler cok yukselirse eskisi kadar cok calismayabilirler. doktor hastaneyi birakir, muhayenehanesine haftada iki defa ugrar; bankaci trakya'da ufak bir ciftlik alip erken emekli olur; muhendis web sitesi dizayni, ufak tefek projeler vs. ile mesgul olup kalan zamaninda golf oynar falan. yani bilgi ve becerileri sayesinde fazla calismadan da gecinebilecek insanlarla, belirli birikimi olan insanlarin ne kadar calisacaklari vergilerden etkilenir. basta dusuk nitelikli calisanlar olmak uzere, tum toplumun refahi bu nitelikli insanlarin calismasina bagli oldugu icin, bu gruptaki insanlari calismaya tesvik etmek onemlidir. bu yuzden cok kazaniyorlar diye onlara cok yuksek vergi koymak akilci olmayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mankiw gazeteciye bunu gosteriyor. ancak Mankiw'in sozlerinden amerika'da ya da baska bir yerde yuksek gelir grubu fazla vergilendiriliyor anlami cikmaz. burada onemli olan vergilerin optimal duzeyde olmasidir. gecen hafta dinledigim bir seminerde, kamusal iktisadin onde gelen iktisatcilarindan biri amerika'da yuksek gelir grubuna uygulanan vergilerin optimal seviyeden daha dusuk oldugunu belirtmisti. kimbilir turkiye'de nasildir? bakmak lazim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-3379474553005099579?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://gregmankiw.blogspot.com/2007/04/frank-needs-to-read-more-widely.html#links' title='Greg Mankiw&apos;den Optimal Vergileme Uzerine'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/3379474553005099579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=3379474553005099579' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3379474553005099579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3379474553005099579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/04/greg-mankiws-blog-frank-needs-to-read.html' title='Greg Mankiw&apos;den Optimal Vergileme Uzerine'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-3157256690831317523</id><published>2007-04-12T01:50:00.000-05:00</published><updated>2007-04-12T12:37:33.786-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisadi düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='matematiksel iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='piyasa başarısızlığı'/><title type='text'>Refah Ekonomisinin İkinci Temel Teoremi</title><content type='html'>ikinci refah teoremi olarak da bilinen bu teorem, ingilizce’de “second fundamental theorem of welfare economics” ya da kisaca “second welfare theorem” olarak anilmaktadir. hatirlayacagimiz uzere, birinci refah teoremi rekabetci piyasadaki denge dagiliminin pareto verimli oldugunu soyluyor, ama bu dagilimin hakkaniyetli olup olmadigi konusunda bir sey soylemiyordu. ikinci teorem, birincinin suskun kaldigi bu noktayi hedef almaktadir. ikinci refah teoremi, gerekli sartlar saglanirsa, pareto verimli bir dagilimin, devletin uygulayacagi goturu (lump-sum) vergi ve transferler yardimiyla, rekabetci piyasanin denge dagilimi olarak elde edilebilecegini soyler. bu da teorik olarak, piyasa ekonomisinde adil bir bolusumun mumkun oldugu anlamina gelir; ustelik verimsizlik de yaratilmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birinci ve ikinci refah teoremlerinin gecerli oldugu durumlarda, serbest ya da degil, piyasa her derde devadir. burada "serbest ya da degil" sozunun altini cizmeliyim. zira refah teoremleri serbest piyasa ekonomisi kavraminin teorik destekcileri olarak gorulseler de, bu teoremlerin tutmasi icin piyasanin serbest olmasi gerekmez. aslina bakilirsa, ekonomideki pareto verimli dagilimlarin ve bunlari rekabetci denge olarak destekleyecek fiyatlarin hesaplanip bu dengenin elde edilmesini saglayacak goturu vergi ve transferlerin tum bireyler icin tek tek bulunup uygulanmasini gerektiren ikinci refah teoremi, serbest piyasadan cok planli bir ekonominin teorik destekcisi gibi duruyor. zira bir planlama teskilati her seyi bu kadar iyi hesaplayip uygulayabilseydi, o zaman serbest piyasayi savunmanin bir anlami kalmazdi. (daha once birinci refah teoremi hakkindaki yazimizin ek kisminda yazdiklarimizla, piyasa sosyalizmi ve hesaplama problemi hakkinda yazdiklarimiz ikinci refah teoremi icin de gecerlidir. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikinci refah teoremi, teorik acidan piyasa ekonomisinin adil bolusumle celismedigini gostermesi acidan onemli bir teoremdir; ama gercek dunyadaki uygulamasi sinirlidir. gercekte daha adil bir dagilima ulasmak icin cogunlukla verimlilikten feragat etmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki ikinci refah teoremi ne zaman gecerlidir? ne zaman cuvallar? once teorik, sonra da pratik acidan degerlendirelim. rekabetci piyasa modeli icerisinde, ikinci refah teoremi, birincinin aksine, guclu teorik varsayimlar altinda gecerlidir. her seyden once ekonomideki bireylerin tuketim setleri (consumption set) ve tercihleri (preferences) ile firmalarin uretim setlerinin disbukey (convex) olmasi gerekir. bu yuzden, mesela yuksek sabit maliyetler sebebiyle firmalarin olcege bagli artan getiriyle uretim yaptigi bir ekonomide ikinci refah teoremi tutmaz. hatta boyle bir ekonomide denge var olmayabilir bile. (bu teknik sorunlar ve buyuk ekonomilerde bunlara bulunan teknik cozumler uzerinde daha fazla durmayacagim. genel dengenin varligi, ozellikleri ve refah teoremleriyle ilgiyle detayli teknik bilgi arayanlar zaten mas-colell'e bakarlar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikinci refah teoreminin rekabetci piyasa modeli icerisinde guclu varsayimlara dayandigini soyledik. buna ek olarak, daha once birinci refah teoremi konusunda degindigimiz gibi, rekabetci piyasanin kendisi de guclu kurumsal varsayimlara dayanir. oncelikle rekabetci piyasada bireyler ve firmalar piyasada olusan fiyatlari etkileyemez, onlari aynen kabul edip iktisadi kararlarini verirler. eger ekonomide fiyatlari etkileyebilecek buyuklukte bir alici ya da satici varsa, piyasalar rekabetci degildir. bu durumda planlama teskilati arzu edilen pareto verimli dagilimi destekleyecek denge fiyatlarini dogru bicimde uygulayamayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;refah teoremlerinin onundeki en buyuk sorun ise, gercek hayatta piyasalarin ve bilginin rekabetci piyasa modelinde varsayildigi gibi tam olmamasindan kaynaklanir; hatta bazen piyasa kurumsal olarak var olmayabilir bile. bu yuzden dissalliklar (externalities), kamu mallari, bilgi eksiklikleri (incomplete information), eksik piyasalar (incomplete markets) ve benzeri sebepler refah teoremlerinin sonuclarini gecersiz kilabilir. (bu sorunlarin refah teoremlerini nasil cokertebileceginin uzerinde su anda durmuyorum. piyasa basarisizliklari uzerine daha once de yazdik, bundan sonra da cok yazacagiz. planlama teskilati ve uygulama ile ilgili sorunlara bakalim biz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki refah teoremi de yukarida saydigim sorunlardan olumsuz etkilenir. ancak bu sorunlar planlama teskilatinin gorevini etkin bicimde yerine getirmesini imkansiz hale getirebilecegi icin, ikinci refah teoreminin gercek dunyadaki gecerliligi daha zayiftir. peki neden? planlama teskilatinin isi ekonomideki pareto optimal dagilimlari, piyasada bunlari destekleyecek fiyatlari ve istenilen dengeyi uygulayacak goturu (lump-sum) vergi ve transferleri bulmak. bunun icinse ekonomideki tum bireylerin tercihlerini, sahip olduklari varliklari, firmalarin uretim bilgilerini ve diger tum ilgili verileri bilip islemesi gerekiyor. milyonlarca, hatta milyarlarca veriden bahsediyoruz. denge dagilimini ve onu destekleyecek fiyati bulmak icin en azindan bu bilgilerin istatistiki dagilimi kullanilabilir. ama her bireye uygulanacak goturu (lump-sum) vergi ve transferi belirleyebilmek icin devletin herkesin tercihlerini, sahip oldugu varliklari ve benzeri ozel bilgileri tam olarak bilmesi gerekir ki bu imkansizdir. boyle oldugu icin goturu (lump-sum) vergileme uygulanamaz. ya ne yapilir? insanlara dair gelir, finansal varliklar ve benzeri gozlemlenebilen bilgiler uzerinden vergileme yapilir. o zaman da insanlarin calisma istekleri degisir, paralar yastik altina gider, ekonomi kayit disina kayar; kisaca, insanlar vergiden kacabildikleri oranda kacarlar. bu da bireylerin piyasadaki optimal kararlarini bozdugu icin kacinilmaz olarak verimsizlik yaratir. bu vergilerin toplanmasi, vergi kacakciligi gibi sorunlar da cabasi tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ozetle, gercek dunyada goturu (lump-sum) vergileme islemez. mevcut vergi sistemleriyle erisilebilecek pareto verimli sonuclar da sinirlidir. bu yuzden gercek dunyada vergi sistemleri verimsizlik yaratir; yani ikinci refah teoremi uygulamada islemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not 1: bu yazi mas-colell ve daha bir dizi kaynaktan zamaninda derledigim notlardan cikmistir. bir ders kitabinda bulunabilecek seyleri yazmayi, fazla teknik konulara girmeyi sevmiyorum. ancak piyasa ekonomisi uzerine yazilar yazarken, refah teoremlerine atifta bulunmamak imkansiz. o yuzden bu kadar temel bir konuda bir kosede referans olarak duracak bir yazi yazmadan edemedim. yine de fazla teknik konulardan olabildigince kacinmaya calistim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not 2: yukaridaki elestiriler ve benzerleri, her turlu sosyal, siyasi ve iktisadi sistemdeki merkezi planlama faaliyetleri icin gecerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not 3: goturu vergilemenin uygulanamadigi durumlarda, tuketime, sermayeye ya da emege koyulan vergilerle verimsizlikleri en aza indirme isine (vergilendirme) ramsey yaklasimi deniyor. ama ramsey yaklasimi yukarida belirttigim turden bilgi sorunlarinlariyla bas etmeye yetmiyor. o zaman da devreye, daha once uzun uzun bahsini ettigimiz mirrlees yaklasimi giriyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-3157256690831317523?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/3157256690831317523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=3157256690831317523' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3157256690831317523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/3157256690831317523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/04/refah-ekonomisinin-ikinci-temel-teoremi_12.html' title='Refah Ekonomisinin İkinci Temel Teoremi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-324539731464680191</id><published>2007-04-07T04:09:00.000-05:00</published><updated>2007-04-12T14:46:28.027-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makroiktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='piyasa başarısızlığı'/><title type='text'>Optimal Vergilendirme: Mirrlees Yaklaşımı</title><content type='html'>sorumuz su: "calisanlarin gelirlerini nasil vergilendirelim?". (dikkat ediniz menkul, gayri-menkul falan demiyorum. onlari baska zaman tartisiriz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sokaktaki vatandas buna "cok kazanandan cok, az kazanandan az vergi alalim" diye cevap verecektir; iktisat gormus olanlarsa bunu "vergiler artan oranli (progressive) olsun" diye duzelteceklerdir. zira ikisi ayni sey degil. "progressive" marjinal vergi oraninin gelirle birlikte artmasi demek. yani mesela yillik 150000YTL geliri olan biri ilk 100000YTL icin %30 kalan 50000YTL icin %40 vergi oduyorsa vergi sistemi "progressive"dir (oranlari ve esikleri salliyorum kimse kusura bakmasin). artan gelirle birlikde marjinal vergi orani duserse, vergi sistemi "regressive" olarak adlandirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sol egilimli bir iktisatci olan nobel odullu James Mirrlees de bu konulari otuz kusur sene once dusunmus ve bu sorunun gorundugunden daha cetrefilli oldugunu farketmis. zira devletin insanlarin kisisel ozelliklerini gozlemleyemedigi ve sadece gelirlerini dikkate aldigi durumda vergi sisteminde cok ciddi sorunlar dogabilecegini farketmis. Bunun uzerine boyle bir bilgi asimetrisi durumunda devletin toplumun refahini en ust duzeye cikarmasi icin nasil bir vergi sistemi getirmesi gerektigi sorusunun uzerinde calismaya baslamis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sene 1971. james mirrlees, bu alanda cigir acan ve kendisine nobel getiren calismalarin ilki olan "an exploration in the theory of optimum income taxation" adli makaleyi yayinliyor. ama bu makalede ne yazik ki, olabilecek en genel bicimde kurdugu modeli, onu tatmin edecek guclu sonuclari veremiyor. mirrlees sokaktaki adamin yargisini destekler sekilde optimal vergi miktarinin gelirle birlikte artmasi gerektigini ispatliyor; ama verginin artan oranli (progressive) olmasinin toplumsal acidan en iyi olmayabilecegini de goruyor. mirrlees'in bundan duydugu rahatsizlik da makalede seziliyor. (burada toplum deyince zengin-fakir herkesi dusunuyoruz. ama bu sonuclar sadece fakirinin refahini dusunen devlet icin de gecerli. nedenini birazdan gorecegiz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;simdi devlet vergi sistemini nasil dizayn etmeli ona bir bakalim. burada gelir vergisi problemi dedigimiz sey aslinda bir sosyal sigorta problemi. hicbir insan bu dunyaya gelirken hangi genlerle nasil bir sosyal cevreye gelecegini; ne olcude zeki, becerikli,&lt;br /&gt;guzel ve saglikli olacagini bilmiyor. dolayisiyla kimisi dogustan gelecekte cok kazananacak potansiyele sahip oluyor, kimisi de olmuyor. devletin vergi ve transferler yoluyla yaptigi, dogustan sansli bireylerden alip sanssiz bireylere vermek. boylece devlet dogmamis cocugu, kaderin sillesini yeme riskine karsi en bastan sigortalamis oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eger ortada bilgi problemi olmasa, sorunun cozumu kolay. yani mesela devlet Tuncay Sanli'nin futbola, Ersin Ozince'nin bankaciliga, Cem Yilmaz'in komedyenlige olan yetenegini bilecek; bu insanlarin bu yetenekle ne kadar kazanabileceklerini de bilecek. bu durumda optimal vergi sistemi sunu diyor: cok kazanandan oyle bir vergi toplayip digerlerine dagit ki, isci de olsa, koylu de olsa, bankaci da olsa, futbolcu da olsa, falanca holdingin genel muduru de olsa, calisamayacak kadar ozurlu de olsa herkes gunun sonunda toplumun kaynaklari elverdigi olcude (en verimli bicimde) ihtiyaci kadar tuketsin (bireylerin ihtiyaclari esitse tuketimleri de esit olacaktir). teknik olarak bunu her bireyin tuketimden elde ettigi marjinal faydanin digerinin marjinal faydasina esit olmasiyla ifade ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki Tuncay BMW yerine Clio'ya binince futbol oynamak istemez, antremanlari aksatir, maclarda sahada gezinirse ne olacak? o zaman onu Stalin'in yaptigi gibi bir calisma kampina sureriz. ne dedik bastan? su an ortada bilgi problemi yok. devlet her seyi biliyor ve goruyor. tuncay'in da nasil iyi bir futbolcu oldugunu biliyor. tuncay sahaya cikip oynamazsa, akli basina gelene kadar calisma kampinda tas kirar. yani eli mahkum, sahaya cikip aslanlar gibi oynayacak; mactan sonra da clio'suna binip kucukyali minibus caddesi uzerindeki mutevazi evine donecek. kisaca, devlet herseyi biliyor ve goruyorsa, herkesten yetenegine gore alip herkese ihtiyacina gore dagitmak, uygulanabilir olmanin yanida, en ideal sonuc olarak ortaya cikiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ancak gercek dunyada tuncay'i calisma kampina gondermekle tehdit etmenin bir cozum olmadigi acik. tuncay'i bilmem, ama boyle bir durumda "gol oruclari"yla unlu hakan sukur'un calisma kampindan cikamayacagi belli. adam zaten duygusal; bazen formdan dusuyor, sahada geziniyor. bir de bu ceza stresi ustune gelir de gol atamazsa ne olacak? sen hakan sukur sahada gezinirken kaytariyor mu, yoksa hakikaten psikolojisi mi bozuk anlayamiyorsan bu mekanizmayi isletemezsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;boyle bir sistemde daha uretken olanlar, uretken olmayanlarla ayni harcanabilir gelire sahip olduklari icin uretken olmalarina yol acan yeteneklerini saklama egilimine girerler. ersin ozince bankaciliktan iyi kazanmasa manyak mi banka genel mudurlugu gibi stresli ve manevi yonden tatminkar olmayan bir isle ugrassin. ayni geliri olacaksa gider ogretmen olur, akademisyen olur, fotografci olur; illa bankaci olacaksa daha az sorumluluk gerektiren, kendisine ve ailesine daha cok zaman ayirabilecegi bir pozisyona girer. ne de olsa, gercekte devletin kisilere iliskin ozel bilgileri bilmesi mumkun olmadigina gore, kimin ne kadar uretken olabilecegini bilip onu zorlamasina imkan yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bakin ortamda bilgi asimetrisi varsa ne oluyor. diyelim ki ersin ozince isbankasindan ayda 40000YTL alsin. ortalama maas da 2000YTL olsun. bilgi tamken devlet ersin'den 38000YTL'yi alip calisamayan 19 kisiye dagitiyordu. ama simdi ersin daha basit bir isi tercih ediyor ve yine 2000 aliyor. peki ersin'in 38000 lirasindan nasiplenen 19 kisiye ne oldu? goruldugu gibi tesvik yokken insanlarin daha fazla calisma istekleri ortadan kalkabilecegi icin, bundan herkes ama ozellikle de en az uretken olanlar olumsuz etkileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buradan cikan sonuc su: ortada bilgi problemleri varken devlet bir sosyal politika uyguluyorsa, bu politika tesvik uyumlu olmalidir. yani ersin ozince'den oyle bir miktar para keseceksin ki kaytarmaya calismasin. sonra da o parayi daha sanssiz insanlara dagitacaksin. ortaya cikacak sonuc bilginin tam oldugu duruma gore daha az ideal olacak; ama erisilebilir secenekler arasinda da en iyisi olacak. (bazilari ilk duruma first best, ikincisine de second best diyorlar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu konuda berkeley'den emmanuel saez'in mirrlees'in teorisinin gercek hayattaki vergi politikalarina uygulanabilmesini saglayan calismalarindan da bahsedecektim, ama yoruldum. su kadarini bilin yeter. bu adam o kadar super bir adam ki, tuketimin ve isgucu arzinin gelire gore esnekligine bagli bir formul yoluyla, zengin nasil urkutulmeden optimal optimal vergilendirilir sip diye soyluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;calisanlarin gelirleri konusunda simdilik bu kadar. ancak, calismayan ama kira ve faiz geliriyle gecinen zenginlere ne olacak? mirascilara ne yapacagiz? vergilerin dogustan gelmeyen ama egitimle kazanilan becerilerin edinilmesine etkisi olabilir mi? gercekte devlet toplumsal acidan en iyi vergi sistemlerini bulabilir ve uygulayabilir mi? peki ya devlet vatandasin refahini degil, kendi kisisel ve siyasi cikarini dusunen guvenilmez politikacilarca yonetiliyorsa? vergilerle daha cok ilgilenecegiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: yukarida stalin'in adini gecirdim diye suraya bir not ekleme ihtiyaci hissettim. aslinda, her ne kadar komunist ideallerle celisse de, gercek hayatta iscilerin ne idealist ne de ideal insan oldugunu bilen stalin uretimde iscilere tesvik verilmesinin oneminin farkindaydi. bu yuzden stalin doneminde sovyet rusya'da da isciler icin parca-basi ucret, muhendisler ve teknik personel ile kollektif ciftciler icin prim sistemleri uygulaniyordu. goruldugu gibi burada vergilendirme teorisi cercevesinde inceledigimiz tesvik sorunu, kendini her yerde gosterebiliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-324539731464680191?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/324539731464680191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=324539731464680191' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/324539731464680191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/324539731464680191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/04/vergilendirmede-mirrlees-yaklasimi.html' title='Optimal Vergilendirme: Mirrlees Yaklaşımı'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-6592077540168785855</id><published>2007-04-02T20:26:00.000-05:00</published><updated>2007-04-03T14:45:23.240-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><title type='text'>Ekonomi Turk: Oyun Teorisi Nedir?</title><content type='html'>Bu da bir ekonomi blogunda yer alan bir pazarlik (bargaining) oyunu hakkındaki yorumum. Gerçek hayatta legal ya da illegal bir rantın, mesela rüşvetin bölüşüm problemi gibi yorumlayabileceğimiz oyun şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"5 tane korsan 1000 altini paylasacaklarmis. Birinci korsan bir teklif yapacak, teklif oylanacak, kabul edilirse, altin yapilan teklife gore pay edilecek. Eger oylamada teklif reddedilirse teklifi yapan korsan gemiden kopekbaliklarina atilacak ve sira ikinci korsana gelecek. Ikinci korsanin yaptigi teklif de ayni sekilde geride kalan 4 korsan tarafindan oylanacak, vs. vs.Korsanlarin hepsi inanilmaz zeki insanlar, gozlerini kan burumus, ve ayni zamanda acgozluler. Siz birinci korsan olsaydiniz altinlari paylasmak icin ne tur bir teklifte bulunurdunuz?" &lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2007/01/oyun-teorisi-nedir.html"&gt;Ekonomi Turk: Oyun Teorisi Nedir?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu tip sonlu sayidaki tekrarli oyunlarin cozumu geriye dogru tumevarimla (backward induction) yapilir, ve yontem son derece standarttir. Yani herkes suya atilsa son kalan adam ne kazanir diye baslanip sirasiyla iki, uc, dort adam varken herkes ne kadar kazanir bulunur, boylece besinci oyuncunun optimal stratejisi olan teklif kabak gibi ortaya cikar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ancak bu tip sorularin farkli varsayimlar altinda farkli cozumleri vardir. oyun teorisi hakkinda az bucuk malumat sahibi insanlar, bazi standart varsayimlari gozleri kapali kabul ederek cozume girisirler. lakin standart cozum yollariyla doktrinize edilmemis, zihni acik bir insan cok farkli akilci cozumler de uretebilecektir. zaten oyun teorisinin guzelligi, standart cozumlerin acikca cuvallayabilmesindedir. bu sayede insanin aklinin sinirli oldugu, insanlarin akilci degil duygusal davranabildigi, kisaca standart varsayimlarin islemedigi turlu durumlar icin yeni cozumler uretilebilmekte, oyun teorisi konusundaki arastirmalar farkli alanlara dogru kayarak canliligini koruyabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu oyun konusunda yazilan yorumlara bir bakin. oyun teorisi konusunda bir miktar egitim aldigi belli insanlar disindaki insanlarin cozum onerileri nasil farklilik gosteriyor. bunlarin hepsi akilli insanlar ve cozum onerileri de kendi varsayimlari cercevesinde eminim akilcidir. simdi oyun teorisinin amaci insanlara belirli bir dusunce ve davranis kalibini empoze etmek degil, insan davranislarini inceleyip aciklamak olduguna gore; problemdeki tum korsanlari birer oyun teorisi ustadi gibi degil, akilli ama siradan insanlar olarak kabul edip problemin olasi sonuclarini aramak cok daha ilginc olacaktir. probleme boyle yaklasinca oyun teorisi, yazarin belirttigi gibi, gercek hayatta yaya kalan basit bir dusunce egzersizi olmaktan cikacaktir. bir ornekle gosterelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyelim ki (varsayimlara basliyoruz) ilk teklifi yapacak korsan bir oyun teorisi ustadi; ve hem kellesini kurtaracak, hem de kendisini zengin edecek bir teklif sunmaya hazirlaniyor. biliyor ki son korsan herkesi denize atip tek basina altinlara konmak ister. ayrica herkes de akilliysa bunu bilir diye dusunuyor ve oyunu sondan baslayarak cozmeye basliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;once ilk uc adamin suya atildigini varsayip son iki adamin nasil davranacagini bulacak. ama once iki adam kaldiginda bolusum mekanizmasinin nasil isleyecegini belirlememiz gerek. tamamen farazi bir dusunce egzersizi yapiyorsak, her teklifin kabulu icin salt cogunluk gerektigini varsayip son adamin teklifi reddetmesinin teklifi yapani kopekbaliklarinin arasina gonderecegini varsayabiliriz. Ama problemi daha ilginc kilmak icin, son asamada teklifi reddedilen korsanin gonul rizasiyla gemiden atlamayacagini varsayalim. bu durumda iki adam kaldiginda teklifi yapanin yaptigi teklif kabul gormezse kavga cikar; kazanan digerini suya atar. eger korsanlarin riskten kacan ya da risk konusunda tarafsiz bireyler oldugunu varsayarsak son teklifin taraflar arasindaki guc dengesi gozetilerek yapilacagini; ve kavgaya gerek kalmadan 1000 altinin iki tarafin da riza gosterecegi bir sekilde taraflara dagitilacagini dusunebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalniz burada korsanlar hakkindaki yaptigimiz riskten kacan birey varsayiminin sacmaliginin altini cizmek isterim. risk almaktan korkan adam gider devlet kapisinda memur olur, denizlerde ganimet pesinde isi ne? ama korsanlari risk alan bireyler olarak alirsak, cozumu oylamayi falan reddedip karsidakinin bogazina sarilmakta bulabiliriz. o yuzden daha makul bir varsayim olan risk konusunda tarafsiz birey varsayimini kabul edelim biz. cozumu de fazla karmasiklastirmamak icin, her korsanin esit gucte oldugunu varsayalim. boylece, ortada ikiden fazla korsan varsa, teklifi reddedilen korsani diger korsanlar kollarindan tutup denize atabileceklerdir. bu varsayimlar altinda iki korsan kaldiginda altinlarin bu iki korsan arasinda esit olarak bolusulecegi durumun oyunun sonucu olacagini ongorebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;simdi son uc adam kaldiginda cozumun ne olacagina bakalim. bu asamada teklifi yapacak korsan, aptal degilse, digerlerinin kendisini kopekbaliklarina yollayip altinlari paylasmak isteyeceklerini bilecektir. o zaman oyle bir teklif yapmali ki aralarindan birini yanina ceksin ve cogunlugu saglayip isi bitirsin. En akilci teklif iki korsandan herhangi birine 500 altin vermek ve geri kalan 500 altini kendine ayirmaktir. Diger korsan ise avcunu yalayacaktir. Kendisine 500 altin teklif edilen korsan, teklifi reddederse bir sonraki asamada yine 500 alacaktir. dolayisiyla kendi cikarindan baska bir sey dusunmedigini varsaydigimiz bu korsanin teklifi reddetmek icin bir sebebi yoktur. (ne olur ne olmaz deyip rusvet babinda diger korsana biraz fazla altin teklif etmeyi korsanliginin sanina yakistirmiyoruz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;simdi son dort adam kaldigini dusunelim. teklifi yapan korsan, bir sonraki asamada ucuncu korsanin 500 altin, digerlerinden birinin 500, digerinin 0 altin alacagini biliyor. ama ucuncu korsanin teklifini yaparken kimi yanina cekecegini ise bilmiyor olsun. bilse diger adami kendi yanina cekmek isteyecekti. ama simdi farkli bir strateji izlecek. Diyelim ki ucuncu adam bu tercihi tamamen rasgele yapacak olsun ve tum oyuncular da bunu bilsin (ne cok varsayim oldu degil mi?). yani son iki oyuncu ucuncu asamada ucuncu oyuncunun kendisine 1/2 ihtimalle 500 altin teklif edecegini tahmin edecektir; bunun da beklenen getirisi 250 altindir. bu yuzden, risk konusunda tarafsiz oldugunu varsaydigimiz korsanlar, dort korsan kaldiginda teklif yapan korsan (ikinci korsan) kendilerine en az 250 altin verirse onun yanina gececeklerdir. ama ucuncu korsan bir sonraki asamadaki kazanci olacak olan 500 altindan asagisina evet demeyecektir (aslinda evet deme ihtimali olsa isler arap sacina donebilir; fazla kurcalamiyoruz.). boylece, dort adam kaldiginda, teklifi yapan korsan, 250'ser altin teklif edecegi son iki korsanin desteklegini alacak ve 500 altinin uzerine konacaktir. ucuncu korsan ise avucunu yalayacaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;boylece kendisi denizin dibini boylarsa bolumusumun nasil olacagini goren oyun teorisi uzmani birinci korsan, bu bilgiler isiginda teklifini yapar. birinci korsanin kellesini kurtarmak icin kendi disinda iki oya ihtiyaci var. bir defa ucuncu korsanin teklif reddedilirse bir sonraki asamada hicbir sey alamayacagini biliyor. ona 1 altin verse bile bu onu kara gecirir. diger korsanlardan ikinci korsan, dorduncu roundda teklifi yapip 500 kazanmak isteyeceginden ondan uzak duracaktir. dolayisiyla birinci oyuncu, son iki korsandan birine 250, ucuncu korsana ise 1 altin verip kendisine 749 altin birakarak oyunu sonlandirabilir. diger oyuncular ise hicbir sey almazlar. (aslinda ucuncu korsan hicbir sey almasa da teklifi reddetmek icin akilci bir sebebi yok ama bir altinin lafi olmasin artik.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama derseniz ki ucuncu oyuncu birincinin acgozlulugune kizmaz mi diye, ben de derim ki neden olmasin? ya da pek tabii ucuncu korsan hayatinda oyun teorisi nedir duymamis, stratejisini standart kurallara gore degil kendi icgudusel egilimlerine gore belirliyor olabilir. eger ucuncu korsan birincisi gibi oyunu sondan basa dogru cozemezse, ilk teklifi reddettiginde ikinci turda hicbir sey alamayabilecegini ongoremez. belki ongorur ama diger korsanlarin ikinci korsan kadar akilci bir strateji izlemeyebilecegine dair olumlulere ozgu bir iyimserlige kapilabilir. eger korsanlardan bazilari birinci korsanin akilciligina sahip degilse, birinci korsanin stratejisi cokebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lafi uzatmayalim, birinci korsani zengin edecek teklif kendi akilciligi kadar diger insanlarin da akilci dusunmesine bagli. ama goruluyor ki akilci olmak burada ucuncu korsana yaramiyor. belki bir aptal olsa birinci korsan gibi analiz yapamaz ama muhtemelen daha iyi bir teklifle karsilasir. o zaman diyebiliriz ki bazen aptal, inatci, cilgin takilmak rasyonel olmaktan daha iyi sonuclar verebilir. zaten bu konu oyun teorisindeki en guncel calismalarda hararetle inceleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gercek hayatta boyle bir bolusum problemiyle karsilassak, muhtemelen birinci oyuncu yine aslan payini alacak ama daha hakkaniyetli davranmayi sececektir. zira korsanlarin kafasini kizdirmaya gelmez. 700 kusur altin alacagim derken hem altinlardan hem de kelleden olabilir insan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-6592077540168785855?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://ekonomiturk.blogspot.com/2007/01/oyun-teorisi-nedir.html' title='Ekonomi Turk: Oyun Teorisi Nedir?'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/6592077540168785855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=6592077540168785855' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6592077540168785855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6592077540168785855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/04/ekonomi-turk-oyun-teorisi-nedir.html' title='Ekonomi Turk: Oyun Teorisi Nedir?'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-5471836137849956570</id><published>2007-04-01T00:20:00.000-05:00</published><updated>2007-04-03T15:43:55.433-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisadi düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='matematiksel iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='piyasa başarısızlığı'/><title type='text'>Refah Ekonomisinin Birinci Temel Teoremi</title><content type='html'>birinci refah teoremi olarak da bilinen bu teoremi, iktisadi ingilizce ogrenenler "first fundamental theorem of welfare economics" ya da "first welfare theorem" olarak hatirlayacaklardir. birinci refah teoremi, adam smith'in piyasalarin kendiliginden, adeta gorunmez bir el vasitasiyla, toplumsal acidan en iyi sonuclari ortaya koyduguna (koyabildigine) iliskin tezinin matematiksel iktisattaki genel ve formel ifadesidir. birinci refah teoremi, gorece zayif matematiksel varsayimlar altinda rekabetci dengenin pareto verimli bir dagilim ortaya cikardigini soyler. yani rekabetci piyasalarda olusan denge bazi bireyleri daha kotu duruma getirmeden digerlerini daha iyi duruma getiremez. baska bir deyisle, rekabetci dengede toplumun kaynaklari sonuna kadar kullanilir, zayi olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birinci refah teoremi zayif matematiksel varsayimlara dayansa da, rekabetci piyasa guclu kurumsal varsayimlara dayanmaktadir. her seyden once rekabetci piyasa modeli ekonomideki birey ve firmalarin piyasadaki fiyatlara etki edemedigi varsayimina dayanir. ekonomide az sayida firma varsa ve bu firmalar fiyatlara etki edebiliyorlarsa, piyasalar rekabetci degildir; dolayisiyla piyasada olusacak dagilim pareto verimli olmayabilir. ayrica rekabetci piyasa modeli bilginin mukemmel ve piyasalarin tam oldugu varsayimlarina dayanir. bu yuzden dissalliklar (externalities), kamu mallari, bilgi eksiklikleri (incomplete information), eksik piyasalar (incomplete markets) ve benzeri sebepler piyasalarin pareto verimli sonuclar ortaya cikarmasini engelleyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gercek hayatta rekabetci piyasalarin verimli sonuclar ortaya cikarmasini saglayan kurumsal sartlarin nadiren gerceklesebildigini one suren stiglitz gibi iktisatcilar, birinci refah teoreminin sonuclarina ihtiyatla yaklasilmasi gerektigini savunmaktadirlar. (bkz: &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/piyasa-baarszl.html"&gt;piyasa basarisizligi&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birinci refah teoremi konusunda dikkate deger bir husus da teoremin rekabetci denge dagiliminin verimliligini vurgularken, dagilimin hakkaniyeti konusunda sessiz kalmasidir. ornegin, ekonominin tum kaynaklarinin tek bir bireyde toplandigi bir dagilim, hicbir kaynak zayi olmuyorsa verimlidir. birinci refah teoreminin hakkaniyet konusundaki bu sessizligi, ikinci refah teoremini ortaya cikarmistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ek: birinci refah teoremi her ne kadar serbest piyasa ekonomisinin teorik temellerinden biri olarak gorulse de piyasa sosyalizmi olarak anilan, sosyalizmin hem teori ve hem de uygulamadaki ana kollarindan biri olan modelin de temel dayanaklarindan biridir. Daha once de ilgili maddelerde tartistigimiz uzere piyasa sosyalizmi, uretim araclarinin devlete ait oldugu bir ekonomide, devlete ait firmalar arasinda sanal bir piyasa yaratilarak hesaplanan fiyatlar yoluyla merkezi planlamanin yurutuldugu bir sistem. birinci refah teoremi, boyle bir piyasa temelli planlama ekonomisinde de acikca tutmaktadir. yani planlama teskilati, soz konusu sanal piyasada olusacak dengeyi hesaplayabildigi muddetce, teorik olarak sosyalist bir ekonomide de verimli dagilima ulasabilir. ilerleyen teknolojiyle birlikte boyle bir hesaplamanin uygulamasinin giderek kolaylastigini iddia eden piyasa sosyalisleri, bu teorik modelin gercek hayatta uygulanabilir oldugunu savunmuslardir. hatta daha da ileri giderek serbest piyasa ekonomisinde rekabetci ekonominin sartlarinin olusmasinin zorluguna isaret ederek, merkezi planlama yoluyla rekabetci dengenin planlama teskilati tarafindan dogrudan uygulanmasinin pareto verimli bir dagilima ulasmanin en etkin yolu oldugunu savunmuslardir. lakin rekabetci serbest piyasa modeli gibi piyasa sosyalizmi modeli de, stiglitz, hayek ve daha pek cok neoklasik gelenegin disindaki iktisatci tarafindan, bilgi problemleri basta olmak uzere pek cok gerekceyle elestirilmektedir. macaristan basta olmak uzere pek cok planli ekonomide zamaninda uygulamaya konulan piyasa sosyalizmi modelinin gercek hayattaki basarisizligi, modelin muhaliflerinin goruslerini destekler niteliktedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuyu ikinci refah teoremi konusunu tartisirken daha genis tartisacagiz; ama ona gelmeden, daha once degindigimiz hayek’in elestirisi icin (bkz: &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/oskar-lange-piyasa-sosyalizmi-ve.html"&gt;calculation debate&lt;/a&gt;).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-5471836137849956570?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/5471836137849956570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=5471836137849956570' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5471836137849956570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5471836137849956570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/refah-ekonomisinin-birinci-temel.html' title='Refah Ekonomisinin Birinci Temel Teoremi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1739111504870730627</id><published>2007-04-01T00:19:00.000-05:00</published><updated>2007-04-02T01:56:50.436-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='matematiksel iktisat'/><title type='text'>Pareto Verimlilik</title><content type='html'>eger bir dagilim erisilebilir (feasible) ise ve ekonomide bir bireyi daha kotu duruma dusurmeden baska birisini daha iyi konuma getirebilecek erisilebilir bir baska dagilim da yoksa, o dagilim pareto verimli olarak tanimlanir. baska bir ifadeyle, pareto verimli dagilimda toplumun kaynaklari kimseyi baslangicta oldugundan daha kotu duruma getirmeyecek sekilde sonuna kadar kullanilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir piyasada olusacak dagilimin pareto verimli olmasi su dort sarti gerektirir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. uretimde verimlilik (efficient production): firmalar en verimli (dusuk maliyetli) uretim yapandan baslayarak uretim yapar ve olusacak talebi karsilarlar. yani daha verimli bir firma uretmiyorken daha az verimli firma uretim yapmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. tuketimde verimlilik (efficient consumption): bireyler bir mali once en yuksek degeri bicen tuketiciden baslayarak satin alirlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. verimli miktar (efficient quantity): firmalarin urettigi ve tuketicilerin tukettigi (yani arzi talebe esitleyen) miktar, toplumun toplam refahini en yuksek duzeye cikaran miktardir. bu miktar uretilen malin marjinal maliyetinin tuketiciye sagladigi marjinal faydaya esit oldugu noktadadir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. bariz israf yoktur (no obvious waste): tum kaynaklar sonuna kadar kullanilir; hicbir kaynak israf edilmez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1739111504870730627?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1739111504870730627/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1739111504870730627' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1739111504870730627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1739111504870730627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/pareto-verimlilik.html' title='Pareto Verimlilik'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-1938837895773841623</id><published>2007-03-31T23:02:00.001-05:00</published><updated>2011-12-01T05:13:29.946-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><title type='text'>İşletme ile İktisat Arasındaki Fark</title><content type='html'>tercih yapma asamasindaki genc icin yeri geldiginde ceyrek nete kadar inebilen bir farktir. ama isin asli isletmeci direksiyondaki sofor gibidir; her bir isletmeci farkli tipte, buyuklukte ve ozellikteki bir araci turlu hava ve yol sartlarinda gidecegi yere goturmeye calisir. iktisatci ise yeri geldiginde araclara ceza kesen trafik polisi, trafik problemlerini cozmek icin projeler gelistiren karayollari ya da buyuksehir belediyesi, surucunun yaninda oturup ahkam kesen adam, yoldan gecen 35 plakali arabalari sayan cocuk gibi cesitli roller ustlenebilir. bilmem aciklayici oldu mu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-1938837895773841623?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/1938837895773841623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=1938837895773841623' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1938837895773841623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/1938837895773841623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/iletme-ile-iktisat-arasndaki-fark.html' title='İşletme ile İktisat Arasındaki Fark'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-2279133387343193968</id><published>2007-03-31T22:56:00.000-05:00</published><updated>2007-04-01T03:59:40.333-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>ABD’de doktora yapmak için gerekenler</title><content type='html'>her sene abd'de doktora yapmak icin basvuruda bulunan binlerce kisinin kafasini kurcalayan bir mevzu. bu yuzden bunlardan biri olan bir sozluk yazariyla gecenlerde yaptigim bir yazismayi uygun bicimde degistirerek, bir-iki ekleme cikarma yaparak sozluge aktarmayi uygun buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"dr jekyll: oncelikle bu linkteki sitede isine yarayacak pek cok bilgi mevcut. detayli bilgi icin inceleyebilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="http://www.mezun.com/education/content/doktora/p1.cfm" href="http://www.mezun.com/...cation/content/doktora/p1.cfm" target="_blank"&gt;http://www.mezun.com/...cation/content/doktora/p1.cfm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;simdi sorularina gelelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- doktora icin ilk adimim ne olmali? yani oradaki okullar benden ne istiyorlar? ne sinavlar, ne belgeler gerekli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dr jekyll: verdigim likteki sayfada detayli bilgi mevcut. ama orada genel basvuru bilgileri var. ozel olarak psikoloji doktorasi icin gerekenleri birkac universitenin internet sitesine bakarak ogrenebilirsin. dikkat etmen gereken nokta basvuru sureci bir sene once kadar onceden baslar. o yuzden bir sonraki sene baslamak istiyorsan, bu yaz hazirliliklara baslaman gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- kendime uygun okulu neye göre secebilirim? daha ziyade yasanılası bir sehir secmek de onemli olabilir. ben amerika'yi hic bilmiyorum. bu secimimi neye gore yapmam gerekir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dr jekyll: okul secmek ve sehir secmek iki farkli sey. bazi iyi okullar dag basinda olabiliyor, bazen de tam tersine okulun bir tek bulundugu sehir guzel olabiliyor. oncelikle iyi okul nasil secilir ona bakalim. bu konuda internette cesitli siralamalar var. bunlarin en bilinenin us news dergisinin siralamalari. internette aratarak birkac tanesine rahatlikla ulasabilirsin. ondan sonra teker teker okullarin internet sitelerine girip bilgi toplaman gerek. hangi okullar hangi alanlarda daha iyi, hangi okullardan cikanlar daha iyi is buluyorlar, senin ilgi alanin ve akademik beklentilerin ne? tum bu sorularin yanitlarini bulmak icin okullarin web sitelerinde arastirma yapmalisin. ayrica o okuldaki doktora ogrencilerine mail atarak bilgi isteyebilirsin. onlarin icerden verecegi bilgiler, okulun disardan birinin bilemeyecegi pek cok ozelligi hakkinda seni aydinlatacaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sehir icinse pek cok farkli kriter goz onune alinabilir. bunlar da kisiden kisiye degisir. okullara bakarken bulunduklari sehirleri arastirabilirsin. en iyisi bilen birisine sormaktir. bu konuda sehrin buyuk ve canli bir sehir olup olmamasi, yasam masraflarinin yuksekligi, iklimi, suc orani ve daha pek cok faktoru goz onune alman gerekiyor. internette cok sayida kaynak var. bu ve benzeri pek cok sey icin epey bir sure internet basinda gecirmen gerekecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-doktora kac sene suruyor (bolume gore degisir mi?) ve devam zorunlulugu var mi? yani hem calisip hem okula gidiliyor mu? calisiliyorsa, okulda asistanlik yani sira disarda bir yerde calisma izni var mi ogrencilerin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dr jekyll: doktora ortalama bes sene surer. ama bolumden bolume ve okuldan okula bu sure degisebilir. bununla beraber doktoraya tam zamanli devam etmelisin. yoksa bitmez. doktora ogrencilerinin buyuk cogunlugu ayni zamanda asistanlik yaparlar. okul ucretlerini ve yasam masraflarini boyle cikartirlar. ogrenci vizesiyle okul disinda bir iste calisman ise kanunen mumkun degil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-ben 24 yasindayim. yaklasik 3 senedir calisiyorum. burdaki is hayatimdan da memnunum. yani isimi birakip gitmek akil kari olmayabilir. ama olursa da orada calismak isterdim (bu mumkun mu bilmiyorum).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dr jekyll: dedigim gibi ogrenci vizesiyle gelip calisman mumkun degil. calismak istiyorsan baska yollar arayabilirsin. doktora yapmak istiyorsan, bunun uzun ve emek isteyen br surec oldugunu dikkate alman lazim. yas onemli degil. ben de 24 yasindayim ve buranin en genclerindenim. buralarda doktoraya baslama yasi genellikle 25-26. ama kararlilik onemli tabii. iyi dusunmen ve hayattan beklentilerini goz onune alman lazim. karar senin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- isin manevi boyutu ve maddi boyutu icin de,&lt;br /&gt;a) sozlukte de okudum. insanin uzaklarda cok mutsuz olabilecegi yaziyor. psikolojik olarak insani cok etkileyebilecegi vs. herkese gore degisebilir ama senin ilk sene icin izlenimin nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dr jekyll: orasi kisiden kisiye degisir. benim icin zor olmadi. ama bizim burasi kucuk turkiye gibi. o yuzden hic yabancilik cekmedim. baska yerlerde hic turk olmayabilir. ama insanlarla rahat kayasabilen bir insansan o da hic sorun olmaz. tabii ailenden ve turkiyedeki sevdiklerin ayri kalmak seni etkileyecekse bunlari da dikkate alman gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) maddi olarak bu is icin yasamak + okul + harclik senelik ne gerekir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dr jekyll: bu da okuldan okula degisir. ama zaten doktora asistanlik ya da burs olmadan kolay kolay yapilmaz. onlar da masraflari karsilar. zaten asistanlik, burs ya da egitim masraflarini karsilayacak baska bir kaynak gostermeden vize alamazsin. boyle bir kaynak olmadan maliyet senelik 25000-50000 arasindadir.iste boyle, simdilik aklima gelenler bunlar. verdigim linkte ve internette daha fazlasini bulabilirsin. hadi bakalim, kolay gelsin. "&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-2279133387343193968?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/2279133387343193968/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=2279133387343193968' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2279133387343193968'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/2279133387343193968'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/abdde-doktora-yapmak-iin-gerekenler.html' title='ABD’de doktora yapmak için gerekenler'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8711102466284568735</id><published>2007-03-31T22:51:00.000-05:00</published><updated>2008-04-06T01:43:30.230-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye ekonomisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkınma iktisadı'/><title type='text'>Türkiye Ekonomisi</title><content type='html'>&lt;em&gt;(duzeltme ve ozelestiri: krugman'in "what do undergrads need to know about trade?" makalesini seneler sonra yeniden okuyunca, ardindan da su yaziyi hatirlayinca fark ettim ki hala bozulmayan ezberlerim varmis. Su 5. soruya verdigim yanita bakar misiniz? utandim kendimden. Hep beraber ezberlerimizi bozalim: bkz: &lt;/em&gt;&lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/07/krugman-ezber-bozuyor.html"&gt;&lt;em&gt;krugman ezber bozuyor&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt; . )&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar da bir ilkokul öğrencisine çeşitli mesleklerden 10-15 kişiye dağıtılmak üzere ödev olarak verilen bir anket formunda sorulara verdiğim cevaplar. Bir ilkokul öğrencisinin anlayacağını umduğum şekilde Türkiye ekonomisini şöyle değerlendirmişim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Ekonomi nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bilim olarak ekonomi (iktisat), kaynaklarin verimli dagilimini incelyen sosyal bir bilimdir. Mikro anlamda bireylerin, firmalarin ve kucuk gruplarin iktisadi tercihlerini ve bunlarin sonuclarini incelerken; makro anlamda ise bu mikro tercihlerin ulke ekonomisine ve ulkeler arasindaki iktisadi iliskilere yansimasini inceler.&lt;br /&gt;Bir kavram olarak ulke ekonomisi ise bir ulkede uretilen mal ve hizmetlerle birlikte, mal ve hizmetlerin uretiminde kullanilan sermaye ve emek gibi uretim araclarini ifade eder. Bir ulkenin ekonomisi makroiktisadin inceleme alanina girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Ulkemiz ekonomik olarak hangi alanda daha fazla gelismistir? Nicin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ulke ekonomisini tarim, sanayi ve hizmet sektoru olarak uce ayirabiliriz. Bu sektorleri de uretilen mal ve hizmetlerin uretiminde agirlikli olarak kullanilan uretim faktorune gore emek agirlikli, sermaye agirlikli ve bilgi ve teknoloji agirlikli olarak uce ayirabiliriz. Soz konusu uc faktorden emek ve sermaye uretimde birbirlerinin yerine kullanilabilseler de hem emegin hem de sermayenin uretkenligini arttiran bir faktor olarak bilgi ve teknolojinin eslenigi yoktur. O yuzden gelismisligi, uretkenligin ve verimliligin gostergesi olan bilgi yogunluguyla olcebiliriz. Ornegin, geleneksel uretim tekniklerinin hakim oldugu tarimsal uretimde Turkiye gelismemistir. Ote yandan turizm, pazarlama, reklamcilik, (kismen) bankacilik ve finans gibi hizmet sektorunun belli alanlarinda dunya standartlarinda egitime sahip calisanlar, en gelismis hizmet araclarini ve tekniklerini kullanarak hizmet vermektedirler. O yuzden hizmet sektoru, bilgi agirlikli calisan kollarinda oldukca gelismistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Dunyada ekonomik acidan gelismis ilk uc ulke hangisidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulkelerin ekonomik gelismisliklerini farkli acilardan degerlendirebiliriz. Ulkelerin refahi uretime bagli oldugu icin en onemli kriter, 2. soruda sektorel bazda sozunu ettigim uretimdeki gelismisliktir. Ayrica sadece bugunku uretim genel bir gelismislik olcusu olamaz. Zenginligin surdurulebilmesi icin ulkelerin gelecekte de uretkenliklerini koruyup attirabilecek potansiyele sahip olmalari gerekir. Bu yuzden bilgi ve teknoloji uretiminde ileri; egitimli, genc ve uretken bir nufusa sahip ulkeleri gelismis sayabiliriz. Buna gore dunyanin en gelismis ekonomileri sirasiyla ABD, Cin dahil Dogu ve Guneydogu Asya ve Avrupa Birligi’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uretilen mal ve hizmetlerin bir ulke vatandaslari arasindaki bolusumu, gelir dagilimi, fakirlik, ekonomik ozgurlukler ve daha pek cok kritere gore farkli siralamalar da yapilabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Turkiye’nin dunya ekonomisindeki yeri nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. ve 3. soruya verdigimiz cevaplar isiginda Turkiye’yi gelismekte olan bir ulke olarak niteleyebiliriz. Turkiye onemli bir gelisme potansiyeli olan ama bunu gerceklestirmek konusunda onunde ciddi problemler olan bir ulke. Genc nufusu, dogal kaynaklari, cografi konumu ve hatta sosyal ve kulturel sermayesi Turkiye’nin gelismislik yonundeki artilari; ama genel egitim duzeyi, bilgi ve teknoloji uretimi ve kullanimi, sosyal ve siyasal istikrarsizliklar da en buyuk sorunlari.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su anda orta buyuklukte ve gelismislikte bir ekonomi olan Turkiye ekonomisinin gelecekteki durumunu bugun uygulanan politikalarin sonuclari ve zaman gosterecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Hangi alanlarda hangi uluslarin ekonomisiyle rekabet edebiliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ulke icin rekabetciligin olcusu verimlilik ve uretkenliktir. En onemli hedef ise yuksek katma deger getiren sektorlerde rekabetci olabilmektir. Yuksek katma deger ise bilgi yogunluklu mal ve hizmet uretiminden elde edilir. 2. soruya donup sektorel bazda inceleyelim. &lt;em&gt;(Duzeltme: Piyasalarin oligopolistik yapida oldugu, yuksek teknoloji ve bilgi ureten sektorler dikkate alindiginda su paragraf anlamli gorunuyor. Ama ekonomik iliskilerin geneli dikkate alindiginda; bilgi ve teknolojinin yardimiyla yenilik yaratalim, mal ve hizmetlerimizin uretiminde verim ve kaliteyi artiralim demek varken, yuksek katma degeri olan urunleri uretelim demek olmamis. Gerci bastan sona birincisini soyluyoruz ama bir yerde sasirmisiz. sebebi sonuc, sonucu sebep yapmisiz.)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarimdan ve hayvanciliktan elde edilen katma deger dusuktur. Ama dogal zenginliklerin de verdigi avantajla tarimda verimlilik ve kalite arttirilarak elde edilen katma deger attirilabilir. Tarim sektorundeki asiri istihdam diger sektorlere kaydirilir, bilgi ve teknolojiye yapilan yatirimla gerek endustriyel gerekse dogal uretimde verim arttilir, dis piyasalarda akilci pazarlama stratejileri uygulanirsa Turkiye tarimdan elde ettigi katma degeri arttirabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanayi konusunda da yine bilgi ve teknoloji onemli. Fakat en yuksek katma degeri getiren alan olan teknoloji uretiminde Turkiye cok gerilerde kalmistir. Ama sanayide de ihrac ettigimiz urunlerin kalitesini arttirarak, yenilik yaratip Turk urunlerini dis pazarlarda farklilastirmaya calisarak, akilci pazarlama stratejileri uygulayip markalasarak konumuzu guclendirebiliriz. Bugune kadar uygulanan ucuz isgucune dayali rekabet anlayisinin ise sonu gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hizmet sektoru bu uc sector icinde en onemlisi. Tarim sektorunun kuculmesinin ve ayni zamanda sehirlerde var olan issizligin azaltilmasinin en etkin yolu hizmet sektorundeki is olanaklarinin artmasidir. Ustelik hizmet sektorunden yuksek katma deger elde etmek de mumkundur. Turizmi ele alalim. Turkiye her kosesi dogal ve tarihi guzelliklerle dolu bir ulke. Etkin bir tanitim ve pazarlama stratejisiyle Turkiye’yi bir tatil ulkesi olarak markalastirabiliriz. Tabii bu yetmez. Gerekirse dogrudan devlet politikalari yoluyla hizmetin kalitesini arttirmali; bunun icin de tesislerden, calisanlarin egitimine, ulasima ve siyasi istikrara kadar pek cok alanda iyilestirme icin caba gostermeliyiz. Colun ortasinda bir tatil cenneti kuran Dubai’yi bu konuda ornek alabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hizmet sektorunde yenilik ve rekabet imkanlari sinirsizdir. Turkiye genc nufusuna yeterli egitimi verirse ve yeni sektorleri ve firmalari finanse edebilecek saglikli bir bankacilik ve finans sistemi gelistirirse, hizmet sektorunun her alaninda etkin olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Bir ulkenin cografi konumu, yeryuzu sekilleri ve iklimi o ulkenin ekonomisinde etkili midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkilidir. Bu yuzden Turkiye ozellikle tarim ve turizmde avantajlidir. Ayrica Avrupa ve Ortadogu pazarlarina yakinligi sebebiyle tum sektorlerde ticari avantajlari vardir. Bunlara ek olarak petrol, dogalgaz gibi enerji kaynaklarinin Turkiye uzerinden tasinmasinin getirdigi onemli jeopolitik getirileri de dikkate alabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak dogal kaynaklar ve zenginlikler bilginin yerini tutmaz. Petrol zengini Dubai Emirliginin, petrol rezervlerinin ileride tukenecegini gorup turizm ve ticaret alanlarina yaptigi yatirimlarla colun ortasinda bir turizm cenneti yaratmasi hepimize ders olmalidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Turkiye’nin ekonomik acidan kalkinmasi sizce nelere baglidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yukarida uzun uzadiya tartistik. Ozetleyelim. Oncelikle egitimli, genc, dinamik bir nufusa ihtiyac var. Sonra bu egitimli nufusu istihdam edip verimli kullanmak uzere, dunya piyasalarinda rekabetci, yuksek katma deger getiren is alanlarinin dogmasi ve gelismesi gerekir. Bunun icin de ulkedeki bilgi ve teknoloji altyapisinin gelismesi, bilimsel uretiminin artmasi; ulkede uretilemeyen bilgi ve teknolojinin ise gerek yabanci sermaye, gerek ticaret yoluyla, gerekse baska kanallardan ulkeye aktarilmasi; yeni is olanaklarini finanse etmek uzere yurt icindeki bankacilik ve finans sisteminin gelistirilmesi ve sistemin yurt disindaki finans piyasalariyla entegre hale getirilmesi gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8711102466284568735?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8711102466284568735/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8711102466284568735' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8711102466284568735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8711102466284568735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/trkiye-ekonomisi.html' title='Türkiye Ekonomisi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8599370111606873872</id><published>2007-03-31T22:45:00.000-05:00</published><updated>2007-04-01T03:57:24.744-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='piyasa başarısızlığı'/><title type='text'>Piyasa Başarısızlığı</title><content type='html'>adam smith'ten bu yana piyasa ekonomisinin temeli olan bireylerin kendi cikarlari dogrultusunda hareket etmesinin toplumun toplam refahini encoklayacagi ilkesi, iyi isleyen bir fiyat mekanizmasiyla gerceklenir. fiyat mekanizmasinin iyi islemesi piyasadaki her malin bir fiyatinin olmasi ve bu fiyatlarin mallarin goreceli kitlik ya da bolluklarini yansitacak sekilde "dogru" bir sekilde belirlenebilmesine baglidir. bunun saglanabildigi her alanda adam smith'in ongorusu gecerlidir, zira dogru fiyatlar dagilimin verimli olmasini saglar. (bkz: &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/refah-ekonomisinin-birinci-temel.html"&gt;refah ekonomisinin birinci temel teoremi&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ote yandan iktisadi verimlilik kaynaklarin bireyler arasinda esit ya da hakkaniyetli dagilacagi anlamina gelmez. iyi isleyen bir piyasa ekonomisinde kimse ticaret neticesinde daha kotu duruma gelmez. ama piyasa birilerini digerlerine gore daha iyi duruma getirebilir. ancak disaridan bir devlet mudahalesiyle bu sorunun da ustesinden gelinip piyasa ekonomisi cercevesinde hem verimli, hem de hakkaniyetli dagilima (en azindan teoride) ulasilabilir. (bkz: &lt;a href="http//not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/04/refah-ekonomisinin-ikinci-temel.html"&gt;refah ekonomisinin ikinci temel teoremi&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;("dogru" fiyatlarin iktisadi verimliligi saglamasi aslinda sadece piyasa ekonomisi icin degil tum ekonomik sistemler icin gecerlidir. ornegin sosyalist planlamada kaynaklarin verimli kullanimi fiyatlarin dogru hesaplanabilmesine baglidir. merkezi planlama altinda bunun basarilip basarilamayacagi sorunu bundan 70 sene kadar once onemli bir iktisadi tartismaydi (bkz: &lt;a href="http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/oskar-lange-piyasa-sosyalizmi-ve.html"&gt;calculation debate&lt;/a&gt;). daha sonra oscar lange'nin calismalari sonucu ortaya cikan ve piyasa sosyalizmi adiyla anilan model, teorik olarak bu sorunun ustesinden gelebilmistir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fiyatlarin dogru bicimde olusamadigi (ya da bazen hic olusamadigi) durumlarda verimsizlikler ortaya cikar. iste bu durumlara piyasa basarisizligi adi verilir. buradan cikartilacak onemli bir sonuc, eger bireylerin kendi hedefleri dogrultusunda hareket etmesi birilerinin zararina isliyorsa ya da toplumsal faydayla celisiyorsa, bunun nedeni ortamda fiyatlandirilamayan ya da yanlis fiyatlandirilan bir mal olmasidir. bunun bilgi sorunlari, piyasanin kurumsal olarak olus(a)mamasi, dissalliklar (ve kamu mallari) ana basliklarinda incelenebilecek pek cok nedeni olabilir. (lakin su an bunlarin etkilerini incelemeyecegim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bireyler arasi iliskilerin fiyat mekanizmasiyla yonlediril(e)medigi durumlar oyun teorisinin inceleme alanina girer. oligopolistik piyasalardan tutun da bir sehrin trafik sorununa, cevre problemlerine, hatta insan iliskilerine kadar pek cok mesele bu cercevede incelenebilir. bu tip sorunlardan bazilari icin piyasalarin devlet politikalariyla olusturulmasi ve duzenlenmesi gibi cozum onerileri getirilebilir. cogu "insani" sorun, bazi cevre sorunlari gibi dogalari geregi piyasa duzlemine indirilmeleri etik sebeplerden oturu makbul olmayan meselelerde ise bu mumkun degildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toparlamak gerekirse; iktisadi verimlilik acisindan, fiyatlarin dogru belirlenememesi ve neticesinde ortaya cikan piyasa basarisizligi ciddi bir sorundur. sorunun piyasa icerisinde kendiliginden cozulmesi genellikle mumkun degildir. bu yuzden piyasalarin yeniden verimli islemesini saglayacak mudahaleleri yapmak, ya da bunun mumkun olmadigi durumlarda toplumsal refah acisindan gerekli piyasa disi tedbirleri almak devletlerin iktisadi acidan varlik sebebidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ek: konuyla dogrudan ilgili degil ama bahsetme geregi hissettim. buraya kadarki analizden cikartacagim bir sonuc da fiyat mekanizmasinin tesis edilmesi yoluyla her turlu insani etkilesimin iktisadi analizin kapsamina dahil edilebilecegidir. aslina bakarsaniz edilmektedir de (ornegin insan davranislarinin teorik analiziyle gary becker nobel bile almistir). serbest piyasa mantigiyla dusunuldugunde hayatin her alanindaki iliskilerin piyasa temeline oturtulmasi toplumsal acidan en iyi cozumdur. lakin teorik acidan dogru gibi gorunen bu onerme, hayatin matematiksel bir kesinlikte yasanmadigi, mutluluk ve acilarin gercek oldugu ortamlarda, yani gercek dunyada, cuvallar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buna ragmen piyasa iliskileri bugun pazardaki limon alisverisi gibi salt ticari iliskilerle sinirli degildir; aksine hayatin her alanina yayilmistir, ve yayilmaya da devam etmektedir. ozellikle onsekizinci yuzyilda hiz kazanan uretimde ve ticari iliskilerde geleneksel kurumlarin yikilmasi ve piyasalarin kurumsallasmasi sureci insanlarin hayatlarinda piyasa iliskilerinin rolunu surekli olarak arttirmistir. ornegin onceleri tarim, zanaat gibi geleneksel sektorlerde geleneksel sartlarda calisan isciler, bu surecte ucretli ısgucune donusmustur; zaten issizlik gibi bir sorunun ortaya cikmasi da bundan sonraya rastlar. daha sonra yavas yavas yukarida anlattigim mantik cercevesinde tum iktisadi iliskiler piyasa temeline oturtulmustur. lakin piyasalarin bu yayilma sureci sonucta sadece klasik iktisadi iliskilerle sinirli kalmamis, hayatin tum alanlarina sirayet etmistir. yarattigi olumsuz sonuclar nedeniyle, piyasa iliskilerinin bu yayilmaci egilimi hem iktisadi, hem sosyal, hem etik ve insani acidan elestirilebilir. zaten gunumuzun tum belli basli kuresel sorunlari ve en ciddi kapitalizm elestirileri bu temellere dayanmaktadir. konunun iktisadi ve sosyal yonu icin: (bkz: karl polanyi)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8599370111606873872?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8599370111606873872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8599370111606873872' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8599370111606873872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8599370111606873872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/piyasa-baarszl.html' title='Piyasa Başarısızlığı'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8112965089729031522</id><published>2007-03-31T22:35:00.000-05:00</published><updated>2010-02-06T22:19:17.843-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nüfus ve aile iktisadı'/><title type='text'>Sinyal Teorisi</title><content type='html'>bilgi asimetrilerinin var oldugu durumlarda bireylerin disardan gozlemlenemeyen ozeliklerini aciga vurup bunlari diger bireylere belli etmesi esasi uzerine kurulu teoridir. kisaca ozetlemek gerekirse, "ayinesi istir kisinin, lafa bakilmaz" prensibi uzerine kurulmustur. bir ornekle aciklamak gerekirse; eli yuzu duzgun, hamarat, hanim hanimik bir genc kizimiz cesitli koca adaylarinin yaptigi evlenme tekliflerini degerlendiriyor olsun. bu genc kizimizin onunde tipik bir bilgi asimetrisi sorunu vardir. zira genc kizimizi evlenmelik kiz olarak degerlendiren damat adaylari ona evet dedirtebilmek icin onun gonlunu yapmaya, gozunu boyamaya; kendilerinin iyi ozelliklerini one cikartip kotu ozeliklerini saklamaya calisacaklardir. adamlarin asil yuzleri evlendikten bir sure sonra ortaya cikacaktir. ama bir ev kurulup coluk cocuga karisilinca geri donus zor olacagindan, genc kizimiz bir serseriyle evlenip hayatini zehir etmek istemiyorsa dikkatli olmali, damat adaylarinin soz ve vaatleriyle yetinmemelidir. bu konudaki derin bir analiz icin (bkz: bilgi asimetrisi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o zaman genc kizimiz ne yapmali? diyelim ki eli ekmek tutan bir koca adayi ariyor. o zaman adaylarin meslek sahibi olup olmadiklarina, nasil bir iste calistiklarina, maaslarina ve benzeri bazi kriterlere bakacak. gencler de bu konularda gelin hanima sinyal vererek gelecekte ailesine bakabilecegini kanitlamaya calisacak. ornegin genc askerden dondukten sonra birkac senedir babasinin onun icin actigi markette canla basla calisiyorsa, bu olumlu bir sinyaldir; ve gencin gelecekte ailesine bakabilecek yeterlilik ve sorumluluga sahip olma olasiliginin yuksek olduguna delalet eder. askerden dondukten sonra mahalle kahvehanesinde okey konusunda master yapmis bir genc ise boyle bir sinyal veremeyeceginden elenir. burada onemli nokta kotu adayin soz konusu sinyali verememesidir. eger iyi bir aday kendisini ayirt edecek sinyali veremiyorsa kotu adayin onune gecemez. ornegin, ekonomik kriz zamanlarinda cevval genc de issiz kalabileceginden iyi ve kotu adayi ayirt etmek zorlasabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilgi asimetrisi ve sinyal teorisi evlilik konusunda cok onem tasir. ailelerin kizi isteyen adami komsularindan, is yerinden, cevresinden sorusturmasi iste bu yuzdendir. kisinin gecmisi, ailesi, yasantisi ve daha pek cok sey kisinin disardan gozlemlenemeyen ve ancak onun tarafindan kesin olarak bilinebilecek ozelliklerine iliskin pek cok ipucu tasir. kiz tarafi bu ipuclarini tespit etmeye calisirken, ideal koca adaylari da bunlari kizin ve ailesinin onune serip onlari ikna etmeye calisirlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kisaca burada es secimi ornegi uzerinden acikladigim sinyal teorisi, bilgi asimetrisi sorununun var oldugu tum durumlarda, asimetrinin olumsuzluklarini azaltan birey davranislarini aciklayan, oyun teorisinin onemli bir uygulama alanidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu alanin oncu ismi, 1973 yilinda yayinlanan "job market signaling" adli makalesiyle, nobel odullu iktisatci michael spence'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;spence'in modelinde, isciler aldiklari egitim yoluyla isverene yeteneklerinin sinyalini verirler. daha yetenekli isci daha iyi ucret alacagi icin tum isciler yetenekli gorunmek ister. ama isveren iscinin lafina degil aldigi egitime bakar. burada egitimin isciye uretkenlik anlaminda bir katkisi olmasi gerekmez (spence'nin orijinal modelinde analizi kolaylastirmak icin egitimin uretkenlige katkısı gozardi edilmistir). egitim zor ve maliyetli bir surec oldugu icin yetenekli iscinin daha fazla egitim almasi daha kolaydir. sinyal mekanizmasinin islemesi icin isverenin egitimin yetenekli isci icin daha az maliyetli oldugunu bilmesi yeterlidir. bu sartlar altinda egitimin maliyetini ve getirisini goz onune alan isciler alacaklari egitimin seviyesini secerler. sonucta eger iscilerin sectigi egitim duzeyi farkliysa, isveren cok egitim alanin yetenekli isci oldugunu bilir. eger iki tip isci de ayni egitimi almissa (ki bu durum egitimin getirisinin ya da maliyetinin az olmasindan kaynaklanabilir), isveren iki tip isci arasinda bir ayrim yapamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrintili bilgi icin ilgili makale okunabilir ya da bilgi asimetrisi konusunu iceren iktisat kitaplarina bakilabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8112965089729031522?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8112965089729031522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8112965089729031522' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8112965089729031522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8112965089729031522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/sinyal-teorisi.html' title='Sinyal Teorisi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-4399532212649683056</id><published>2007-03-31T22:33:00.000-05:00</published><updated>2010-02-06T22:19:17.844-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun teorisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nüfus ve aile iktisadı'/><title type='text'>Bilgi Asimetrisi</title><content type='html'>bilgi asimetrisi sosyal etkilesim icindeki bireylere stratejik davranma imkani verir. oyun teorisinin konusu olan stratejik davranislar toplumsal olarak optimal olmayan sonuclar ortaya cikarabilir. ornegin guzel bir kadinla evlenmek isteyen adam evlenmeden once kendini oldugundan daha duyarli, kulturlu, zengin vs., hulasa daha iyi bir koca adayi gibi gosterirse, kendisine normal sartlarda hayir diyecek bir kadina evet dedirtebilir. imzayi attiktan sonra bosanmanin belli bir bedeli olacagindan (bosanmanin maddi-manevi kulfetleri, sosyal baski, cocuk olmussa onunla ilgili kaygilar vs. vs.) evlenilen kadin beklediginden cok azini bulmadiysa adamdan bosanmayacaktir. o yuzden adam icin kendini oldugundan bir miktar daha iyi gostermek, durust davranmaktan daha iyidir. ama kadin da aptal degildir, adamin durust davranmama egilimini bildiginden adami degerlendirirken bunu da goz onune alacaktir. dolayisiyla gercekten durust davranip kendini oldugu gibi gosteren bir adam, kadinin gozunde oldugundan da kotu bir koca adayi gibi gorulecektir. bu yuzden de evlenmek isteyen bir adam icin dominant strateji durust olmamaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii ayni sey evlenmek isteyen kadin icin de gecerli. bu durumda herkes kendini sisirecegi icin soylenilen yalanlarin da kisiye daha iyi bir es saglamak icin bir yarari olmayacaktir, yine de kisi kendini sisirmek zorundadir yoksa bundan zarar gorecektir. geriye ise yalan ve palavranin topluma maddi ve manevi kulfeti kalacaktir. ayni seyler her duzeydeki kadin-erkek iliskisi ve genel olarak tum sosyal iliskiler icin de gecerlidir. ama sevgilisinden ayrilmak bir adam/kadin icin karisindan/kocasindan bosanmak kadar zor olmayacagindan, daha dusuk duzeydeki bagliliklarin sosyal maliyeti daha az olacaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki ne gibi bir mekanizma insanlarin stratejik davranma isteklerini yok edebilir ve herkesi dogruyu soylemeye itebilir? amerikayi yeniden kesfetmeye gerek yok. her ne kadar bilgi asimetrisi kavram olarak yeni olsa da bu sorun hep vardi ve hep var olan bir soruna karsi yuzyillar icinde toplum icinde evrilmis yontemler olmamasi olanaksiz. evlilik oncesi yeterince uzun bir nisanlilik donemi (ya da gunumuzde ciftlerin yeterince uzun sure cikmalari) iste boyle bir mekanizma. yeterince uzun suren bir beraberlik surec icinde bilgi asimetrilerini azaltacagindan, evlilik karari verilecegi zaman bireylere daha saglikli bir karar imkani saglar. nisanlilik doneminde adamin ne mal oldugu ortaya cikacagindan, evlenme teklifinin gelecekte reddedilecegini bilen adam (amaci evlenmekse gecen zamanin ona maliyeti olacagindan) bastan gercek durumunu saklamak icin caba gostermeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kisaca uzun ve mutlu birliktelikler isteyen insanlara oyun teorisi acele etmeyin, oldugunuz gibi yasayin, bilgi asimetrilerinin azalmasini bekleyin diyor. birini kafeslemek isteyenlere de elinizi cabuk tutun diyor. tabii bunlarin yaninda, ozellikle fazla zamani olmayanlar icin, adayin verecegi cesitli sinyaller de onun hakkindaki bilgiyi arttirabilir. ornegin, adamin arkadaslarina, eski sevgililerine, evine vs. bakilabilir. sonucta bilgi asimetrisinin olumsuzluklarini azaltmanin tek yolu asimetrinin kendisini azaltmaktan gecer.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-4399532212649683056?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/4399532212649683056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=4399532212649683056' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/4399532212649683056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/4399532212649683056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/bilgi-asimetrisi.html' title='Bilgi Asimetrisi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-798625962161278130</id><published>2007-03-31T22:31:00.000-05:00</published><updated>2010-02-06T22:19:17.845-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nüfus ve aile iktisadı'/><title type='text'>Karşı cinse stratejik yaklaşımlar</title><content type='html'>&lt;p&gt;oyun teorisinin inceleme alanina girer. bu tip stratejik yaklasimlarin en populer orneklerinden biri "a beautiful mind" filminde gecen ornektir. izleyenler hatirlayacaklardir. universiteli bir dahi olan john nash, bir gun barda oturup etraftaki kizlari keserken bir gercegin farkina varir. bardaki erkekler gelen kizlarin icerisinden once en guzel olanina yazmaktadirlar. tabii bir kizi 40 kisi ister biri alir misali iclerinden sadece biri basarili olur. digerleri daha sonra diger kizlara yonelmek isteseler de ikinci tercih olmayi gururlarina yediremeyen obur kizlar, basta en guzel kiza yazan erkeklere siktiri cekerler. dolayisiyla guzel kiza yazan erkek grubu icinden sadece biri muradina ererken, digerleri kos kos evlerine donerler. halbuki bu gencler aralarinda anlassa ve de her biri farkli kizlara yazsalar, yine iclerinden biri guzel kizi alacak ama digerleri de bosta kalmayacaktir. lakin mesele guzel kizi kim alacak, kizlarin paylasimi nasil yapilacak meselesidir. eger kimse en guzel kizdan vazgecmek istemezse, boyle bir anlasma saglanamayacak ve biri disinda hepsi babayi alacaktir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;john nash'in hayatini konu edinen filmdeki kisa hikaye boyle. bireyler arasindaki stratejik etkilesimleri inceleyen oyun teorisi gunluk hayatin ve insan iliskilerinin hemen her alanina uygulanabilir. hatta cok bilinen oyun turlerinden biri kadin-erkek iliskilerinden alinan ilhamla battle of the sexes diye anilir&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-798625962161278130?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/798625962161278130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=798625962161278130' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/798625962161278130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/798625962161278130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/kar-cinse-stratejik-yaklamlar.html' title='Karşı cinse stratejik yaklaşımlar'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-6558112231033209674</id><published>2007-03-31T22:25:00.000-05:00</published><updated>2010-02-06T22:19:17.846-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nüfus ve aile iktisadı'/><title type='text'>Herkes için biri vardır.</title><content type='html'>eger herkes kendini begenecek ve sevecek birini bulabilir seklinde algilanirsa dogru bir onermedir. ama ruh ikizi gibi ancak metafizik bir aciklama getirilebilecek bir kavram kastediliyorsa tabii ki gercekligi suphe goturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oncelikle, sevgi denen sey o kadar ilginctir ki tum tercihleri ortadan kaldirir. mesela insanin anne-babasina duydugu sevgi onlarin dunyanin en mukemmel ebeveynleri ya da en iyi insanlari olmalarindan kaynaklanmaz. ama araya dunyevi problemler girmedikce, kisi icin anne-babasindan iyisi yoktur. ayni sey sevgi temeline dayanan tum iliskilerde gecerlidir. bu yuzden sevilebilecek bir seyleri olan herkesi sevecek biri vardir. asil sorun onu bulmaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii burada aciklik getirilmesi gereken bir husus gercek hayatin masallardan farkli olmasidir. insanin sevilesi biri olmasi, iliskilerde etkili olan dunyevi faktorleri ortadan kaldirmaz. fiziksel ozelliklerden tutun da maddi gerceklere, inanc farkliliklarina, hatta icinde yasanan ortamin iliskiyi onaylamasina kadar pek cok faktor iliskilerin surdurulebilirligini etkiler. bu yuzdendir ki angelina jolie bana degil brad pitt'e evet der. zaten gercekci olan da budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iliskilerin duygusal boyutunu, kadin ve erkegin tercihlerini etkileyen diger maddi manevi faktorler arasina katip tercihleri mekanik olarak inceleyecek olursak, kadin ve erkegin eslesmesi ogrenci secme ve yerlestirme sistemine benzer (bu varsayim iliskinin duygusal boyutuyla ilgilenmeyen insanlarin davranislarini da kapsayacagi icin analizimizi daha genellestirecektir. mesela sadece cinsel bir partner arayan biri icin duygusallik ihtiyaci sifir alinmalidir). yani bir angelina jolie'yi milyon erkek ister, brad pitt alir. diger erkekler birini bulana kadar baska kizlara yazmayi surdururler. dunyada hemen hemen esit sayida kadin ve erkek olduguna gore herkes icin bir en iyinin olmasi ve cok az sayida insanin bosta kalmasi gerekir. bu da sorun degildir, zira iliskiler baslayip bittikce bostaki insanlar surekli degisir. zaten iliskiler dinamik olduguna gore birinden ayrilanin baska birisini bulabilmesi icin birilerinin her daim bosta olmasi gerekir (burada zaman zaman angelinanin da bosta kaldigini hatirlatmaliyim). sonucta cok buyuk bir dezavantaji olmadigi muddetce herkesi isteyecek biri bulunur, her ne kadar bu insanin odasinin duvarlarini brad pitt ya da angelina jolie posterleri suslese de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burada asil sorun bilgi problemleridir. gercek dunyada osym benzeri erkekleri kadinlarla esleyecek merkezi bir sistem yoktur. daha onemlisi kendisine cikma teklif edilen kizin (ya da erkegin) elinde adaylarin ideal es/sevgili/partner sinavi sonuclari benzeri bir veri yoktur. herkes kendisini bilir ama karsisindakine her zaman kendini dogru olarak yansitmaz. bu yuzden bilgi asimetrisi gibi sorunlar varsa, cesitli olumsuz sonuclar ortaya cikabilir. bilgi asimetrisinin kadin-erkek iliskileri basta olmak uzere insan iliskileri uzerinde etkisi konusunda detayli bir yazi icin (bkz: bilgi asimetrisi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkes cogu zaman kendince hakli sebeplerden kendini sakladigi; zaman zaman da toplumsal ve kulturel sebepler, aile baskisi gibi faktorler insanlarin koselerine sinmelerine yol actigi icin; insanlanin disarda bir yerde kendisini isteyen insani bulmasi zorlasir. kisi elbette ki kendisi icin en uygun, en iyi uyum saglayacagi insanla birlikte olmak ister. osys orneginden cikarilacak sonuc, herkes icin (ne kadar iyi oldugu baska bir mesele olmakla birlikte) bir en iyinin oldugudur. lakin bilgi problemlerinin oldugu ortamda bunu bulmak hemen hemen imkansizdir (ruh ikizini bulmak gibi metafizik konulari tartismiyorum). kaldi ki dunyadaki tum erkeklerin/kadinlarin bilgisine sahip olmadigi icin kisi kendisi icin en iyiyi bulsa bile bunu bilemez. dolayisiyla her insan kendi durumuna uygun bir arama stratejisi gelistirir. ornegin, evlenmek icin yasinin geldigini dusunen, sosyal cevresi dar, uzerindeki aile baskisi yuksek, ortalama bir kiz elindeki en iyi koca adayiyla fazla ince eleyip sik dokumadan evlenebilir. diger tum faktorler ayni kalmak kaydiyla, yasi genc ve/veya aile destegi tam ve/veya cekici bir kiz digerine gore daha ince eleyebilir; hatta bir gun evlenecegini aklina bile getirmeyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonuc olarak, dunya uzerinde herkes icin bir en iyi tercih oldugu gercektir; herkese evet diyecek birinin oldugu da hemen hemen kesindir. mesele bu insanlarin nerede oldugudur. dolayisiyla iyi bir arama stratejisi gelistirmek; ne zaman, nerde, nasil arayacagini bilmek ve aramaya inanmak en onemli konulardir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyari: bu yazi henuz teorik mukemmellige erisememistir. taslak gibi degerlendiriniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-6558112231033209674?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/6558112231033209674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=6558112231033209674' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6558112231033209674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/6558112231033209674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/herkes-iin-biri-vardr.html' title='Herkes için biri vardır.'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-8598504925486934124</id><published>2007-03-31T22:21:00.000-05:00</published><updated>2010-02-06T22:19:17.847-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nüfus ve aile iktisadı'/><title type='text'>Herkese haftada bir zorunlu seks</title><content type='html'>Bir zıpçıktı, iktisat teorisi üzerinden geyik yapmaya kalkmış, ama teoriye hakim olmadığından tezi havada kalmış; ayarı yemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toplumsal refahin icine edecek bir uygulamadir. bir defa, seks yapmak istemeyenlerin ve hali hazirda partner bulmakta sikinti cekmeyenlerin refahini arttirmaz azaltir. yani pareto optimal degildir. ikincisi haftada bir seks, sevisgen insanlarin derdine deva olamaz. ama en onemlisi, sevismek istedigi halde partner bulamayanlarin sikintisi piyasanin islememesinden kaynaklanir. yani derdi sevismek olan biri icin her hal ve sartta ona evet diyecek biri vardir; ama onu bulana kadar tum kizlara teker teker sevismek ister misin diye sormak got ister. zaten kizlar da arkalarindan orospu diye laf edilmesin; babasi, abisi midesine kursun doldurmasin diye, hakli olarak, bu konularda acik davranamazlar. ne oldu? piyasa islemedi. halbuki cik taksime; bak piyasa ne guzel isliyor. bak bakalim piyasa isleyince kimse "devlet baba gel su ise el at" diyor mu? o zaman, seks konusunda devletin yapabilecegi bir sey varsa, o da insanlarin ozgur iradelerini sinirlayan toplumsal baskilarin onune gecmek ve toplumu bilinclendirmek icin calisma yapmak olabilir. ondan sonra laissez faire, laissez passer...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-8598504925486934124?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/8598504925486934124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=8598504925486934124' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8598504925486934124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/8598504925486934124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/herkese-haftada-bir-zorunlu-seks.html' title='Herkese haftada bir zorunlu seks'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-5635630356373069311</id><published>2007-03-31T22:19:00.000-05:00</published><updated>2010-02-06T22:19:17.848-06:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın içindeki iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nüfus ve aile iktisadı'/><title type='text'>Evlilik Ekonomisi</title><content type='html'>kadin ve erkegin es bulma ve es secme sureclerini; cok esliligin, baslik parasi ve ceyiz gibi geleneklerin ekonomik etkilerini; ve evliligin daha pek cok iktisadi boyutunu kapsayan arastirma alanidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu alandaki en bilinen isimlerden birisi anarko-kapitalist iktisatci david friedman'dir. ekonomik teoriyi evlilik ve ask iliskilerine uygulayan friedman ucuk-kacik ve lakin ilginc sonuclar ortaya koymustur. ornegin kadinlarin kendi hur iradeleriyle evlilik kararlarini vermeleri sartiyla, polijininin kadinlarin yararina oldugunu iddia etmistir (kadinin ailenin mali gibi goruldugu ataerkil toplumlarda ise bu fayda kadinin kendisine degil babasina kalir). bu mantiga gore poliandri de erkegin yararinadir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslinda friedman'in teorisi gayet basit. diyelim ki ataerkil bir duzendeyiz ve babalar kizlari icin baslik parasi aliyor olsun. erkeklere birden fazla kadinla evlenme hakki verilirse (evlenmek uzere) kadinlara olan talep artar, evlilik cagindaki kadinlarin erkeklere orani sabit oldugu icin de talep artisi baslik paralarinin artmasina yol acar. bu da babayi zengin eder. modern bir toplumda ise kadinlar kendi kararlarini kendileri verecekleri icin bu fayda babaya degil kadinin kendisine kalir (yani kadin daha iyi sartlarla evlilige evet diyebilir). cok esli evlilikler gunumuzde yasal olmasa da, bu teori evlilik disi cok esli iliskileri kapsayacak sekilde genisletilebilir (ornegin zengin bir adamin asla karisi olamayacak bir kadinin onun metresi olmaya razi olmasi ayni mantikla aciklanabilir)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-5635630356373069311?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/5635630356373069311/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=5635630356373069311' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5635630356373069311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/5635630356373069311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/evlilik-ekonomisi.html' title='Evlilik Ekonomisi'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8183448686600515660.post-354299923192828851</id><published>2007-03-31T22:18:00.000-05:00</published><updated>2007-04-01T03:45:26.744-05:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisatçılar'/><title type='text'>David Friedman</title><content type='html'>anarko-kapitalizm'in onemli isimlerinden olan libertaryan ekonomist, yazar ve dusunur. aslen doktorali bir fizikci olsa da calismalari sosyal bilimler uzerinde yogunlasmistir. bunda liberalizmin simgesi olan isimlerden nobel odullu iktisatci milton friedman'in oglu olmasinin da payi oldugu muhakkaktir. sosyal bilimler alaninda onemli calismalara imza atmasa da biz siradan insanlara ucuk-kacik gorunen calismalari ilgi cekicidir. (bkz: evlilik ekonomisi)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8183448686600515660-354299923192828851?l=not-so-dismal-science.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/feeds/354299923192828851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8183448686600515660&amp;postID=354299923192828851' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/354299923192828851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8183448686600515660/posts/default/354299923192828851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://not-so-dismal-science.blogspot.com/2007/03/david-friedman.html' title='David Friedman'/><author><name>dr jekyll</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09142074377842577667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
