29 Eylül 2010 Çarşamba

Ülkelere Göre Kamu Maliyesine Bakış

bir arastirma sirketi, bbc icin 22 ulkede arastirma yapmis. the economist dergisi de bunu haber yapmis. arastirmada insanlara devletin kamunun butce aciklarini kapatmak ve borcunu azaltmak icin hangi yola basvurmasini tercih ettikleri sorulmus. cevaplar asagidaki tabloda ozetlenmis. vergileri yukseltmek ve kamu harcamalarini kismak baslica iki secenek. kimi ulkelerde birincisi, kimisinde ikisi ikincisi agir basmis. turkiye ve rusya’da ise hicbir sey yapmamak cok populer. kamu borclariyla mutluyuz vesselam.

16 Eylül 2010 Perşembe

GSYİH ve Alternatif Bir Refah Ölçüsü

gayrisafi yurtici hasila (gsyih), bir ekonomide bir zaman dilimi icerisinde uretilen mal ve hizmetlerin parasal degerini ifade eder. makroekonominin onemli gostergelerinden biridir. iki zaman dilimi arasinda karsilastirma yaparken, enflasyonun etkisini ayirmak icin, genellikle bir senenin fiyat seviyesi sabit tutularak hesaplanan reel degeri dikkate alinir. (mesela, gecenlerde tuik’in acikladigi %10.3’luk buyume orani, 2010’un ikinci ceyregindeki reel gsyih’nin bir onceki seneye gore degisimini ifade ediyordu.) gsyih’nin buyuklugu, ekonomide yasayan ve calisan insan sayilarina da bagli oldugundan, uzun bir zaman dilimi boyunca ya da ulkeler arasinda karsilastirma yapmak icin nufus artisinin etkisini de ayirmak gerekir. o zaman kisi basina (ya da bazen calisan basina) dusen gsyih olcu olarak kullanilir.

kisi basina dusen gsyih, baslica zenginlik olculerinden biridir. ancak bir toplumun refahindan anladigimiz, o ulkede bir zaman diliminde uretilen mal ve hizmetlerin degerinden ibaret olmadigi icin, tek basina yeterli bir refah olcusu olarak kabul edilmez. cogu iktisatci, iktisadi gelismeyi degerlendirirken baska bazi faktorlerin de goz onune alinmasindan yanadir.

son zamanlarda, makroiktisadin iki yetkin ismi, charles jones ve peter klenow, tuketim, calisma suresi, esit(siz)lik, ve yasam beklentisine dayanan bir refah olcutu onerisi ortaya attilar. yazdiklari makale bu ay icerisinde, nber’in websitesinde yayinlandi. yakinda muhtemelen aer gibi bir dergide yayinlandigini goruruz. sunulan refah olcutunun teorik temellerini, buna gore yapilan olcumleri ve sonuclarin tamamini merak edenler, makaleye nber’dan ulasabilirler. numarasi 16352. turkiye’den erisim ucretsiz olmali.

burada bazi belli basli bulgulari ozetleyeyim. calisma, oncelikle kisi basina dusen gsyih’nin de onemli bir olcut oldugunu destekliyor. jones ve klenow, cok sayida ulke icin, kendi olcutlerine gore sosyal refahi hesaplamislar; ve bu refah seviyelerinin ulkelerin kisi basina dusen gsyih’leriyle olan korelasyonu 0.95 cikmis. bu demek ki, refahi yuksek ulkeler ayni zamanda kisi basina gsyih’si de yuksek ulkeler; refahi dusuk ulkeler ise tersi. ancak bu demek degil ki, iki ulke arasindaki refah duzeyi farki, kisi basina gsyih’lerinin farkiyla bire bir ayni. calismada bu ikisi arasinda ciddi farklar bulunmus. mesela, amerika ile bati avrupa ulkelerinin ortalamasi karsilastirildiginda, ikisi arasinda amerika’nin milli gelirinin yaklasik %30’u kadar bir gelir farki bulunuyor. ancak bati avrupa’da yasam beklentisi daha yuksek, esitsizlik daha dusuk, ve calisma saatleri daha kisa oldugundan, bunlari da dikkate alan refah kriterine gore, aradaki fark %10’lara kadar iniyor. benzer sekilde, basta sahra-alti afrikasi olmak uzere, pek cok gelismekte olan ulkede ise, yasam beklentisinin dusuklugu ve buyuk esitsizlikler dolayisiyla, refah duzeyi ve bunun zaman icindeki artisi, milli gelir istatistiklerinin gosterdiginin altinda cikmis.

bazi grafik ve tablolarda, turkiye’ye ait veriler de secilip sunulmus. mesela, 24. sayfadaki figur 4 ile 26. sayfadaki tablo 4’e bakarsak, 1980-2000 arasinda turkiye’nin kisi basina dusen gsyih’sinin senelik ortalama %1.73 gibi, dunya geneline gore dusuk bir hizla buyudugunu goruyoruz. ama bu donemdeki refah artisi senelik %4.50 ile bunun epey uzerinde ve dunya geneline gore de gayet iyi. bunun en onemli sebebi, bu donemde turkiye’de yasam bekletisinin onemli olcude iyilesmesi olmali. bu iyilesme, daha once yayinladigim bir videoda acikca goruluyordu. (iste o video.)

sonucta, elbette bu cok nesnel bir olcu degil. dikkate alinan veya alinmayan faktorler sebebiyle, cogu insanin hosuna gitmeyebilir; ya da baska elestiriler getirilebilir. yine de milli gelir istatistiklerinin refah duzeyini ve gelismeyi olcemedigini dusunenler icin, alternatif bir olcu. ozellikle fransizlarin sevecegini tahmin ediyorum.

guncelleme: the economist, jones ve klenow'un olctugu yasam standartlarini endeks yapip tabloya dokmus. cubuklar yasam standardini, en sagdaki kutucuk icindeki sayilar ise satinalma paritesine gore hesaplanmis kisi basina gsyih'nin endeks degerini gosteriyor. iki endekste de abd 100 degerini almis.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Makroiktisat Teorisinin Vaziyeti

abd'de temsilciler meclisinin bilim ve teknoloji komitesi, gectigimiz gunlerde gunumuz makroiktisat teorisinin politika uretiminindeki rolu hakkinda bilgi almak icin uzmanlardan gorus aldi. bu son krizden sonra alevlenen bir tartismaydi. politikacilar da buna kayitsiz kalmamislar. su siralar zamanim olmadigindan turkce ozet gecme ve yorum yapma imkanim yok. bunu ilerideki bir zamana birakiyor; baglanti vermekle yetiniyorum.

basin bulteni icin buraya tiklayin.

oturum bildirgesi, acilis konusmasi ve uzman goruslerinin bulundugu sayfaya ulasmak icin buraya tiklatin.

bu arada, gecen sene yine is guc sebebiyle zaman bulamayip atlamak zorunda kalmistim. iktisat dunyasinin baba isimleri bu konu uzerinde hararetli bir tartisma yapmisti. haberdar olmayan ilgili okuyucularimiz, o yazilara emrah aydinonat'in blogundaki su yazidaki baglantilardan ulasabilirler.

18 Mayıs 2010 Salı

Sabit Maliyetler ve Akkuyu Santrali

ekonomiturk'te emin tolga akgoz'un, akkuyu santral'i uzerine yazdigi yazi, iktisada giris dersi ogrencilerinin sabit maliyetlerin etkilerini anlamalarina yardimci olacak guzel bir ornek iceriyor. bu yuzden orada yaptigim yorumun ilgili kisimlarini bir kez de burada yayinliyorum:

yapilan anlasmayi degerlendirirken, bazi detaylari gozden kacirmamak lazim. yazida da belirtildigi uzere burada en buyuk maliyet unsuru, santralin insa masrafi. yani sabit maliyetler. aslinda diger enerji santrallarinda da bu onemli olmali. ama nukleer santralin daha yuksek teknoloji ve guvenlik altyapisi gerektirmesi ve yakitin daha ucuz olmasi sebebiyle, burada sabit maliyetlerin toplam maliyet icindeki oraninin daha yuksek olmasi akla yatkin.

sabit maliyetin var olmasi, anlasmadaki almayi taahhut ettigimiz elektrigin fiyatinin neden yuksek oldugunu da, en azindan bir yere kadar, acikliyor. soyle ki, santral insa edildikten sonra, isleten sirket elektrigi piyasa fiyatindan satacak. bu, insa maliyeti dikkate alindiginda, sirketin zarar etmesi demek. ama santralin insa maliyeti batik maliyet oldugu, yani santral calissa da calismasa da yuklenilmek zorunda olundugu icin, santral calismaya devam edecek. dolayisiyla, bugun soz konusu sabit maliyeti cikaracagindan emin olmayan hicbir firma gelip boyle bir yatirim yapmaz. burada bizim devletimiz santralde uretilen elektrige subvansiyon uygulayarak, firma icin yatirimi akilci hale getiriyor. yani, uretilen elektrigin yarisini yuksek fiyattan alacak olmamiz kazik yedigimiz anlamina gelmez. kazik yedigimizi soyleyebilmek icin su soruyu cevaplamak lazim. biz bu santralin sahibi olsaydik ve insa masraflarini biz kendimiz ustlenseydik, bizim cebimizden cikacak para verdigimiz subvansiyondan daha fazla mi, daha az mi olacakti? ben bir enerji uzmani olmadigim icin, bu soruyu yanitlayamam. uzman okuyucularimiz varsa ve bizi bilgilendirirlerse, memnun olurum.

tabii, burada illa nukleer santral yapmamiz gerekli miydi diye de sorulabilir. yine okuyucularimizdan daha cazip enerji yatirimi alternatifleri oldugunu dusunenler varsa, goruslerini paylasabilirler.

2 Mayıs 2010 Pazar

Avrupa Para Birliği, Euroizasyon ve Makroekonomik İstikrar

ekonomiturk blogu yazarlarindan c.onat, paul krugman'in nyt'daki bir yazisindan bahsedip asagidaki soruyu sormus. ben de sorusunu kisaca yanitlamaya calisacagim. soru su:


Bir ara TL'den sıfır atacağımıza Euro'ya geçelim diyenler vardı. Öyle bir şey yapma imkanı var mıydı, olsaydı ve tercih etseydik bizim durumumuz ne olurdu merak ediyorum. Ekonomist arkadaşlar fikirlerini paylaşırlarsa sevinirim.


bir defa, sunu hatirlatalim. para birimi olarak euro kullanmakla, avrupa para birligine girmek farkli seyler. ekvador, panama gibi ulkelerin para birimi olarak amerikan dolarini benimsemeleri gibi, bir ulke tek tarafli olarak euro'yu benimseyebilir. (birincisine dolarizasyon, ikincisine bu terimden hareketle euroizasyon deniyor.) bunun para birligine uye olmaktan farki, birligin ortak merkez bankasinin uyguladigi para politikasinda soz sahibi olunmamasidir. yani, tek tarafli olarak euro'ya gecmek, para politikasindaki soz hakkindan tamamen vazgecmek demektir. bu rejimler icin, sabit (cipali) doviz kuru rejimlerinin ileri boyutu diyebiliriz. doviz kurunu bir cipaya baglamak da, sermaye hareketlerinin serbest oldugu durumda, para politikasini serbest bicimde uygulamaktan vazgecmeyi taahhut etmek demektir. ulusal para birimini birakip bir para birligine girmek ya da baska bir parayi tek tarafli kabul etmek, bundan geri donus cok zor ve maliyetli olacagindan, bu taahhudun cok daha baglayici ve inandirici olmasini saglar.

peki, oncelikle avrupali ulkeler icin, ortak para biriminin getirdigi artilar ve eksiler neler? bunun bir faydasi, para birimi ortak olunca doviz kuru dalgalanmalari da olmayacagindan, bunlarin yaratabilecegi belirsizliklerin ortadan kalkmasidir. bu da mal ve hizmet ticareti ile emek ve sermayenin serbest dolasimini olumlu etkileyip verimlilik artisi saglar. eger avrupa ulkeleri arasinda tam bir ekonomik entegrasyon saglanacaksa, bu onemli bir meseledir. bir baska faydasi ise, ulkelerin gevsek para politikasi kullanma egilimlerinin baglayici ve inandiri bir sekilde ortadan kalkmasidir. misal, ortada drahmi diye bir para kalmadigi icin, yunan hukumetinin butce aciklarini para basarak kapatma gibi bir imkani da kalmamistir. bu, parasal istikrara katki saglar; lakin ote yandan, ulkenin kendi ekonomik sartlari birligin para politikasiyla uyusmadiginda, ekonomik dalgalanmalari belirginlestirebilir. ornek verecek olursak, yunanistan avrupa para birliginde olmasaydi sunlar olacakti. bir, diger avrupa ulkeleriyle ekonomik iliskilerinde drahmi-euro kurunun seyri belirleyici olacakti. iki, yunanistan butce aciklarini senyoraj geliriyle kapatmak icin para basabilecekti. uc, kisa vadede fiyatlar ve ucretlerin yeterince esnek olmamasi durumunda ortaya cikacak asiri ekonomik daralmaya karsi, istikrar amacli genislemeci para politikasi uygulayabilecekti. ekonomiye keynesci bir perspektiften bakan krugman, kose yazisinda bu ucuncuyu one cikartip vurguluyor. ayrica, ikinci ihtimalin ortadan kalkmasinin da, mali disiplini garanti etmedigini goruyoruz.

bunlardan yola cikarak, bizi para birligine almayacaklarini da hesaba katarak, tek tarafli olarak euro'ya gecseydik ne olurdu, degerlendirelim. oncelikle, ab ile ticaret hacmimiz turkiye'nin milli gelirine oranla kucuk sayilir. dolayisiyla, ticaretteki verimlilik artisinin cok ciddi bir etkisi olacagini sanmiyorum. ikincisi, gecmisteki deneyimlerimizden, turkiye'nin mali istikrarinin doviz kuru rejimine bagli olmadigini rahatlikla soyleyebiliriz. ucuncusu, zamaninda euro'ya gecseydik, bugun enflasyon problemimiz kalmazdi; ama mali istikrarin bununla dogrudan baglantili olmadigini da hesaba katinca, bunun koca ulkenin para politikasinin kontrolunu tek tarafli olarak avrupa merkez bankasina birakmak icin yeterli bir sebep oldugunu dusunmuyorum. her seyi de ab'ye havale etmeyelim, degil mi? turkiye ekonomisinin makroekonomik istikrarini kendi basimiza saglayabilmeliyiz. hukumetimizden ve burokratlarimizdan bunu beklemeyeceksek, ne bekleyecegiz?

16 Mart 2010 Salı

İktisat Doktora Programı Seçerken

greg mankiw blogunda doktora basvurusu yapacak ogrencilere tavsiyelerde bulunmus. mankiw'in ogutlerinden birkac tanesini turkce'ye cevirip asagida yayinliyorum:

1. siralamalarla baslayin. en son yapilmis iktisat bolumu siralamalarindan bazilarilari icin, buraya, buraya ve buraya tiklayin. butun siralamalar kusurludur, ama diger hersey sabit kalmak sartiyla, daha yuksek sira muhtemelen daha iyidir.

2. su an basvurmayi dusundugunuz programda olan yuksek lisans ogrencileri ile konusun. mutlular mi?

...

9. son zamanlardaki doktora ogrencileriyle ilgili bilgilere bakin. baslayanlar ne oranda programi bitiriyorlar? bitirdikten sonra ne tip islere giriyorlar? bunlar sizin arzuladiginiz isler mi? yerlestirme bilgileri programa giren ogrencilerin capiyla, programin kendisinin katma-degeriyle, ve bolumun ogrencilerini isgucu piyasasinda ne kadar iyi sattigiyla ilgili bilgi verir.


devamini mankiw'in blogundan okuyabilirsiniz. yazi ingilizce, ama zaten tavsiyeler de daha cok amerika'daki doktora programlari ile ilgili. bunlara basvuracak olanlar herhalde ingilizce biliyorlardir.

mankiw'in blogunda bu konularda cok sayida yazi var. amerika'da iktisat doktorasi yapma niyeti olanlar bunlardan faydalanabilirler.

13 Mart 2010 Cumartesi

Vergiler ve Sigara Tüketimi

sigara, alkol gibi sagliga zararlari olan ve bagimlilik yapici tuketim maddelerinin vergilendirilmesinde iki husus uzerinde durulur. birincisi, yetiskin tiryakiler tuketim aliskanliklarini kolay degistiremeyeceklerinden, bu gruptakilerin taleplerinin fiyat esnekligi dusuktur. bu da devlete bu urunlerin uzerine yuksek oranda vergi koyup yetiskinlerden rahat ve verimli vergi toplama imkani verir. ikincisi, sigaraya ve alkole baslama yaslarindaki genclerin taleplerinin fiyat esnekligi daha yuksektir. yani ayni orandaki fiyat artisi, genclerin talebini yetiskinlere oranla daha buyuk oranda dusurur. bu durum, devletin vergi toplamasini guclestirir; lakin eger genclerin talebi yeterince esnekse, vergiler yoluyla genclerin tuketim aliskanliklarini etkileyerek, gelecekte bu maddelerin toplumdaki tuketimini azaltmayi mumkun kilar. sigara ve alkol kullaniminin yayginlasmasi, kamu sagligi acisindan zararli kabul edildiginden, bu urunlerin yuksek oranda vergilendirilmesi bu acidan da savunulmaktadir.

bu bilgileri en temel duzeyde iktisat kitaplarinda bile bulabilirsiniz. lakin burada soyle bir sorun var. ders kitaplarina iktisadi gercekler olarak giren bulgularin cogu gibi, bunlar da basta abd olmak uzere gelismis ulkeler uzerine yapilan calismalardan kaynaklaniyor. dunya nufusunun cogunu olusturan daha fakir ulkelerdeki durum hakkinda ise yeterince dogrudan delil yok. bugun vox'da gordugum bir makale bu acigi kapatmak icin bir adim atmis. dort arastirmaci, gelismekte olan 20 ulkeden topladiklari verilerle, vergi konularak sigara fiyatlarinin arttirilmasinin genclerin sigara taleplerini nasil etkileyecegini arastirmislar. arastirmanin bulgulari, amerika uzerine yapilan calismalarin bulgulariyla ortusuyor. calisma, gelismekte olan ulkelerde, genclerin sigara talebinin esnek oldugunu, dolayisiyla vergilerin genclerin sigara tuketimini belirgin bir bicimde etkiledigini ortaya koymus. sigara uzerindeki vergilerin %10 oraninda arttirilmasinin, ele alinan 20 ulkede genclerin sigara talebini ortalama %18 azaltacagi tahmin edilmis. bunun %6'si sigaraya baslayan genclerin sayisindaki azalmadan, %12'si ise sigara icen genclerin ictikleri miktari azaltmasindan kaynaklanacakmis.

arastirmanin detaylarini ogrenmek isteyen okuyucularimiz, vox'da ozeti yer alan makalenin aslina nber'dan ulasabilirler:

kostova, deliana, hana ross, evan blecher, and sara markowitz (2010), “prices and cigarette demand: evidence from youth tobacco use in developing countries”, nber working papers 15781.

14 Şubat 2010 Pazar

Tanrı'nın İnsanlığa Karşı Tutumunda Duanın Etkisi

bir iktisatci arkadasim facebook'ta, "the effect of prayer on god's attitude toward mankind" diye bir makalenin linkini paylasmis. (goruyorsunuz, nelerle egleniyoruz.) nobel ekonomi odullu baba ekonometrici james heckman'in otuz sene kadar once yazip muhtemelen sonra unuttugu ve yillar sonra bir sekilde hatirlayip gecenlerde economic inquiry adli dergide yayinladigi bir makale bu. ciddi bir sey mi diye baktim. (siz de bakin, linki burada.) gordum ki hem ciddi, hem degil.

heckman, bu makalesinde, bir istatistik dergisinde yayinlanan bilimsel bir makalede anlatilan istatistiksel bir yontemi hicvediyor. diyor ki, bu "guclu yontem", insanlarin ne kadar dua ettikleri gibi gozlemlenebilen ve bir sekilde olculebilen bir seyin, gozlemleneyemen bir sey uzerindeki etkisini "bile" tahmin edebiliyor. nasil? ikisi arasindaki iliskiyi varsayarak. heckman da suna iman edin diye bir varsayimla analize baslayip sonunda az dua etmenin insanliga faydasi olmadigini, cok dua edince dualarin daha cok karsilik buldugunu "ortaya koymus".

demek ki neymis? ampirik metotlari kullanirken (aslinda ayni sey teoride de gecerli) onlarin matematiksel temelini, dayandiklari varsayimlari ve saireyi ogrenmeyi ihmal etmemeliymisiz. zira cok sofistike gorunen bir yontemin verdigi sonuclar, dogrudan derinlerde gizli bazi varsayimlardan kaynaklaniyor olabilirmis.

7 Şubat 2010 Pazar

Çinliler neden çok tasarruf yapıyor?

vox'da gozume carpti; yakin zamanda yapilan bir arastirma, cin'de tasarruf oranlarinin cok yuksek olmasinin bir sebebinin de, ulkedeki erkek/kadin nufus oraninin dengesizligi olduguna iliskin deliller ortaya koymus.

devletin ailelerin sahip olabilecegi cocuk sayisina sinirlama getirmesi ve erkek cocuk isteyen ailelerin kiz cocuklarini kurtajla aldirmalari yuzunden cin'de anormal bir kadin-erkek dengesizligi olusmakta. bugun ulkede her dogan 100 kiz cocuguna karsi, 122 erkek cocuk doguyor; ve bunun bazi sosyal sonuclari da muhakkak olacak. iste, bu calismayi yapan arastirmacilar da bu dengesizligin tasarruf oranlarini arttirdigini savunuyor.

bu iliskinin aciklamasi ise soyle: cin'de kadin/erkek dengesizligi bozuldukca, evlilik cagina gelen erkeklerin es bulmasi zorlasiyor. erkekler arasi rekabetin bir boyutu da maddi. dolayisiyla ogullarini evlendirmek isteyen aileler, onlar icin daha cok para biriktiriyorlar.

yapilan ekonometrik analizler, hanehalki duzeyinde erkek cocuk sahibi ailelerin diger ailelere gore, belirgin olarak daha cok tasarruf yaptigini ortaya koymus. dahasi ailenin yasadigi bolgede kadin/erkek dengesizligi arttikca, erkek cocuk sahiplerinin tasarruflarini arttirdiklari bulunmus.

vox'da ozeti verilen calismanin yer aldigi makalenin tamamina nber'dan ulasilabilir:

wei, shang-jin, and xiaobo zhang, 2009, the competitive saving motive: evidence from rising sex ratios and savings rates in china, nber working paper no. 15093.

3 Şubat 2010 Çarşamba

Verginin Toplumsal Maliyeti: Fahiş Maliyet ya da Dara Kaybı

en azindan temel duzeyde iktisat bilgisine sahip okurlarimiz, verginin toplumsal maliyetini bilirler. buna fahis maliyet (excess burden) ya da dara kaybi (deadweight loss) deniyor. ekonomiturk blogunda yeni yazarlardan caylak ekonomist, bunu anlatan guzel bir yazi yazmis. iktisadin en temel konularindan biri olmasina ragmen, bunu bilmeyen veya bilip de anlamayan cok var. ben bilgi sahibi insanlarin saglikli yorum yapabilecegine inandigimdan, boyle bilgilendirici yazilari cok onemsiyorum. o yuzden yaziya buradan link vermeyi uygun gordum:
http://ekonomiturk.blogspot.com/2010/02/vergilerin-gercek-maliyeti.html

bu yaziya tek bir sey ekleyecegim. ornekte sosyal fayda nedir, niye azalir gayet guzel aciklanmis. yalniz fahis maliyetin somut olarak neye karsilik geldigi vurgulanirsa, ilk kez ogrenen okurlarin aklina kevram daha iyi yatar diye dusunuyorum. ben onu soyle anlatacagim:

(yazidaki ornekten hareketle) 2 liralik vergi konmadan once, (en fazla) 40.50 liraya kadar otobus bileti almaya hazir bir alici ve (en dusuk) 39.50 liraya kadar bilet satmaya hazir bir satici dusunelim. vergiden sonra alicilarin odeyecegi fiyat 41 liraya ciktiginda, bu musteri mali satin almaktan vazgecer. eline vergiden sonra 39 lira gececeginden, bu satici da mali satmaktan vazgecer. dahasi alim-satim gerceklesmediginden, devlet bu insanlardan vergi de toplayamaz. herkes kaybeder. kayip, konan verginin gerceklesmesini engelledigi ticaretin yaratamadigi degerdir. burada kayip deger, 40.50-39.50=1 lira. bu sadece bir alim-satim. vergi yuzunden gerceklesmeyen tum alim-satimlarin degeri de ikinci grafikteki kucuk gri ucgene tekabul ediyor.