nüfus ve aile iktisadı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nüfus ve aile iktisadı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2019 Cumartesi

Evrimsel Biyoloji ve İktisat

İktisatla biyolojinin ne alakası olabilir? Birisi sosyal bilim, diğeri doğa bilimi. Lakin evrimsel biyoloji konusunda öğrendiğim bir çok şey bana fazlasıyla tanıdık gelmiştir. Örneğin evrim teorisinin kilit parçalarından biri olan doğal seleksiyon kavramının, klasik iktisatçılardan Thomas Malthus'un insan nüfusu ve büyümeye dair görüşlerinden etkilendiği anlaşılıyor. Zaten Charles Darwin, Türlerin Kökeni (On the Origin of the Species) adlı kitabında Malthus'a doğrudan atıf da yapmıştır. Richard Dawkins'in gen odaklı evrim teorisini anlattığı Gen Bencildir (The Selfish Gene) adlı kitabını ise neredeyse bir iktisat kitabı gibi okumuşumdur. Evrimin mekanizmasını genlerin yönettiği stratejik rekabet ve işbirliği üzerinden üzerinden açıklayan kitap, baştan sona fayda maliyet analizi ve oyun teorisi uygulamaları içeriyor.

Malthus, tarımsal üretiminin doğrusal, nüfusun geometrik hızla artmasından hareketle, bir noktada gıda üretiminin daha fazla insanı besleyemeyecek duruma geleceğini savunmuştur. Bu durumda nüfus artışı ve büyüme nihayetinde duracak, durağan bir ekonomik düzen oluşacaktır. Aslında modern zamanlardaki hızlı büyüme ve nüfus patlamasına kadar insan topluluklarında aşağı yukarı bu olmuştur. İnsanlar başta dünyaya yayılıp yeni kaynaklar arayarak çoğalmışlar, bulamadıkları noktada birbirleriyle savaşmışlardır. Sonunda kıtlık, savaş, çocuk ölümleri ve salgın hastalıklar insan nüfusunu sınırlamıştır. Darwin, Malthus'un nüfus prensibinin tüm canlılarda geçerli olduğunu söyler. Besin, ışık, barınak gibi doğal kaynaklar için rekabet eden canlılar nüfus baskısı yaşadıklarında, küçük farklılıklar sebebiyle ortama daha iyi uyum gösterenler üstün gelecek, kaynaklardan mahrum kalanlar yok olup gidecektir. Buna doğal seçilim (natural selection) denir. Milyonlarca yıldır, dünya üzerindeki her bir noktada, en küçüğünden en büyüğüne tüm canlılarda, sürekli yaşanan küçük değişikliklerle işleyen bu mekanizmanın, canlılardaki çeşitliliğin belirleyicisi olduğu savunulmuştur.

Dawkins ise, doğal seçilimdeki kritik birimin, bireyin kendisi veya bireyler topluluğu değil, canlıların genetik yapıtaşını oluşturan genler olduğunu savunur. Buna göre, var oldukları canlıları, kendi kopyalarının soydan soya aktarılmasını sağlayacak şekilde programlayan genler evrimsel açıdan başarılıdır. Örneğin, aile bireyleri birbirlerine fedakarlık gösterdiğinde (veya duruma göre göstermediğinde) ya da bir canlı başkasına karşılıklılık ilkesiyle iyilik yaptığında, genin amacına hizmet etmiş olur. Dawkins teoriyle işbirliği, fedakarlık gibi davranışların canlılarda evrimsel olarak nasıl ortaya çıktığını açıklamaya çalışır.

Bencil gen teorisinde, her davranışın genin bekası açısından bir getisi ve götürüsü vardır. Örneğin, eşeyli üreyen canlılarda bir yavrunun genlerinin yarısı anneden, yarısı babadan gelir. Aynı anne-babadan gelen her bir kardeşin genleri yüzde 50, kuzenlerin genleri yüzde 25 oranında aynıdır. Akrabalar uzaklaştıkça paylaşılan gen oranı da azalır. Kendisini akrabaları için (mesela bir avcı hayvan karşısında) feda eden bir canlı, eğer yeterince çok sayıda yakın akrabasını kurtarmışsa istatistiksel olarak genin devam etme ihtimalini güçlendirmiştir. Bu, akraba seçilimi (kin selection) denen fedakarlık davranışını açıklar. Öte yandan, akraba seçilimi doğrultusunda hareket eden bir canlı, genin bekasına yaramayacak durumlarda (mesela yabancılar için) tek taraflı fedakarlık yapmayacaktır. Ancak yabancılarla karşılıklı fedakarlık (reciprocal altruism) esasına dayanan işbirlikleri geliştirmek mümkündür. 

"Sen benim sırtımı kaşı, ben de senin" anlayışıyla gelişen dayanışmalar, oyun teorisi çerçevesine açıklanabilmektedir. İlginçtir, kitapta bu sırt kaşıma işinin hayvanlar için gerçek manada önemli olduğu anlatılıyor. Bazı hayvanlar başlarının arkasında yer eden (bit, pire gibi) asalakları başkalarının yardımı olmadan ayıklayamıyor. Dolayısıyla birbirlerine yardım etmeleri herkesin menfaatine. Ancak arada başkalarının yardımından faydalanan ama kimseye yardım etmeyen fırsatçılar çıkarsa, doğal seçilim mantığı içerisinde onlar avantaj sağlar ve çoğalırlar; sonunda da dayanışma çöker. Oyun teorisindeki tutuklular ikilemine (prisoner's dilemma) benzeyen bu durumun, tekrarlı oyunlarda çaresinin olduğunu biliyoruz. Nitekim kitapta da hayvanların birbirlerini hatırladığı durumlarda, sadece geçmişte kendilerine yardım etmiş bireylere yardım edip diğerlerini dışlayarak dayanışmayı sağlayabildiği anlatılmış.

Bunları okurken, "bir de iktisatçıları gerçekçi varsayım yapmıyor diye eleştirirler" diye düşünmüştüm. Anlatımda genler kişileştirilip canlıları stratejik davranmaya programlayan aktörler olarak sunuluyor. Oysa gen elbette bilinçli bir varlık değil, cansız moleküllerden oluşan bir DNA parçası. Ama evrimin mekanizması, şartlara en iyi uyum sağlayan genin çoğalıp gelecek kuşaklara aktarılmasına imkan verdiğinden, sanki bir bilinci var da bu yönde çaba gösteriyor gibi bir görüntü ortaya çıkıyor. Bu da bana iktisat teorisindeki aktörlerin davranışlarını andırıyor. İş dünyasının pratiğini bilen insanlar dönüp iktisat kitaplarındaki basit firma teorisine baktıklarında, "Ama firmalar gerçekte böyle çalışmaz ki!" derler. Anlamadıkları şey, iktisat teorisinin firmaların pratikteki yönetimiyle ilgili olmadığı, piyasaların işleyiş mekanizmasını ortaya koyup bunun ekonomik sonuçlarını tahmin ettiğidir. Yani "rasyonel firma" bizim "bencil gen"imizdir. Firmanın pratikteki kültürü nasıl olursa olsun, rekabet ortamında var olabiliyorsa bir şeyleri doğru yapıyor demektir. Doğruyu verimli bir kurumsal yapı oluşturarak mı, başkalarını taklit ederek mi, atadan dededen gelen yöntemlerle ya da yöneticilerin içgüdüleriyle mi buldukları bizi genellikle ilgilendirmez. Ayrıca rekabet edemeyip piyasadan elenenlerle de işimiz olmaz. İktisat teorilerine böyle bakmak lazım.

Sonuç olarak, iktisat kendisine çok uzak görünen alanlarla bazı noktalarda epey benzeşebiliyor. Bakalım daha nelerle karşılaşacağız.

29 Eylül 2016 Perşembe

Demografik değişimin büyümeye etkisi

Küresel büyümedeki yavaşlama karşısında merkez bankaları talep yetersizliği tezi üzerinde durup genişlemeci para politikalarıyla ekonomileri büyütmeye çalışadursunlar, akademik düzlemde üretkenlik artışındaki düşüşe dikkat çeken ve yavaşlamanın kalıcı olabileceğini gösteren bulgular da ortaya konuyor. Bunlardan dikkatimi çekenleri zaman zaman Twitter’da paylaşıyorum. Daha önce Robert Gordon tarafından yazılan "The Rise and Fall of American Growth" adlı kitabın, William Nordhaus tarafından yapılan incelemesini (linki şurada) Twitter’da paylaşmıştım. Burada geçen yüzyıldaki büyük teknolojik atılımların ölçeğinde yeniliklerin artık olmadığı tezi savunuluyordu. Son olarak da ABD’deki demografik dönüşümün ekonomik etkileri üzerine bir paylaşım yaptım. Ama arada kaynamasına gönlüm razı gelmediğinden, daha çok kişiye ulaşması için buna burada da kısaca değinmek istedim.

Yakın zamanda NBER’da yayınlanan makale (kendisi burada, özeti burada), nüfusun yaşlanmasının üretkenlik artışı ve büyüme üzerindeki etkisine dair çarpıcı sonuçlar ortaya koymuş. ABD’de eyaletler bazındaki zengin veri setini kullanan çalışma, sadece yaşlı nüfusun payının artması yüzünden içinde bulunduğumuz dönemde ABD’nin yıllık büyüme oranının 1.2 yüzde puan gibi ciddi bir oranda düştüğünü tahmin etmiş. Bunun yaklaşık üçte ikisi üretkenlik artışındaki yavaşlamadan, geri kalanı da işgücüne katılımdaki düşüşten kaynaklanıyor.

Yaşlanmanın işgücüne katılımın azalması yoluyla büyümeyi düşüreceği zaten biliniyordu. Ama üretkenliği hem de bu boyutta etkilemesi yeni bir bulgu. Bunun sebebi ne peki? Bir defa, yaşlandıkça fiziksel ve zihinsel kapasitenin zayıflamasından kaynaklanan doğrudan bir olumsuz etki var. Buna karşın yaşlıların gençlerde olmayan tecrübe gibi bazı değerli nitelikleri de var. Üretim sürecinde iki grup birbirini tamamladığından, yaşlıların üretkenkenliğinin düşmesi ya da emekli olup işgücünden çıkması gençlerin üretkenliğini de düşürüyor. Yani gençlere etki eden (“spillover” denen) olumsuz bir dışsallık da söz konusu.

Büyümede yaşlanmaya bağlı olumsuz etkinin bu derece büyük çıkmasını şaşırtıcı. Çünkü bu eğer doğruysa, ABD gibi gelişmiş ülkelerde yaşanan büyüme sorunlarının önemli bir ölçüde hızlanan demografik dönüşüme bağlı demektir. Bu da, kısa vadede pratik bir çözümü olmadığından oldukça karamsar bir görüş.

7 Şubat 2010 Pazar

Çinliler neden çok tasarruf yapıyor?

vox'da gozume carpti; yakin zamanda yapilan bir arastirma, cin'de tasarruf oranlarinin cok yuksek olmasinin bir sebebinin de, ulkedeki erkek/kadin nufus oraninin dengesizligi olduguna iliskin deliller ortaya koymus.

devletin ailelerin sahip olabilecegi cocuk sayisina sinirlama getirmesi ve erkek cocuk isteyen ailelerin kiz cocuklarini kurtajla aldirmalari yuzunden cin'de anormal bir kadin-erkek dengesizligi olusmakta. bugun ulkede her dogan 100 kiz cocuguna karsi, 122 erkek cocuk doguyor; ve bunun bazi sosyal sonuclari da muhakkak olacak. iste, bu calismayi yapan arastirmacilar da bu dengesizligin tasarruf oranlarini arttirdigini savunuyor.

bu iliskinin aciklamasi ise soyle: cin'de kadin/erkek dengesizligi bozuldukca, evlilik cagina gelen erkeklerin es bulmasi zorlasiyor. erkekler arasi rekabetin bir boyutu da maddi. dolayisiyla ogullarini evlendirmek isteyen aileler, onlar icin daha cok para biriktiriyorlar.

yapilan ekonometrik analizler, hanehalki duzeyinde erkek cocuk sahibi ailelerin diger ailelere gore, belirgin olarak daha cok tasarruf yaptigini ortaya koymus. dahasi ailenin yasadigi bolgede kadin/erkek dengesizligi arttikca, erkek cocuk sahiplerinin tasarruflarini arttirdiklari bulunmus.

vox'da ozeti verilen calismanin yer aldigi makalenin tamamina nber'dan ulasilabilir:

wei, shang-jin, and xiaobo zhang, 2009, the competitive saving motive: evidence from rising sex ratios and savings rates in china, nber working paper no. 15093.

9 Ekim 2009 Cuma

Türkiye yakaladı, yakalayacak.

asagida 1960'dan gunumuze, turkiye'nin ve fransa'nin nufus, dogurganlik ve beklenen yasam surelerini karsilastiran enteresan bir video sunuyorum. video ingilizce. ama gorsel sunum yeterince aciklayici oldugundan bu pek sorun olmamali. youtube'a erisimi de bir sekilde halledersiniz.


url: http://www.youtube.com/watch?v=j4GztlkyedQ

"-turkey is moving faster.
-turkey is catching up..."

vay be. nereden nereye gelmisiz.

10 Temmuz 2008 Perşembe

Çok Eşliliğin Fizibilitesi Ve Sairesi

ekonomiturk'te ekonomix zaman yoklugundan yazamamis, ben yazayim. murat cokgezen, inancla ilgili konulara mantiksal aciklamalar getirmenin anlamsiz olduguna iliskin bir yazi yazmis. orada, ilginc bir soru ortaya atmis: "...birisi de çıkıp ‘İslam 4 eşle evliliğe izin veriyor. Kadınlar ve erkeklerin sayısı da yaklaşık olarak eşit olduğuna göre bu her 4 erkekten üçünün evlenecek bir kadın bulamaması anlamına geliyor. Yani, İslam homoseksüelliği teşvik ediyor’ dese ne olacak?".

beni inanc-mantik iliskisinden cok, cok eslilik uygulamasinin insanlarin tercihlerini nasil yonlendirecegi sorusu cezbetti. bir defa sunu soyleyeyim. toplumda kadin ve erkek sayisi esit, o yuzden bir erkek iki kadinla evlenirse, baska bir erkek essiz kalir mantigi hatali. bu, insanlarin ayni yastaki eslerle evlenecekleri varsayimina dayaniyor. oysa ki erkekler kendilerinden yasca kucuk kadinlarla evlenirlerse ve nufus da artiyorsa, hicbir erkegi acikta birakmadan cok esli bir toplumsal duzeni surdurmek mumkun. bir ornekle gosterelim:

bir ulkede nufus artis hizi, yillik %5 olsun ve her sene esit sayida kadin ve erkek dunyaya gelsin. 1980 yilinda 100.000 erkek ve 100.000 kadin dogmus olsun. nufus artis hizi sabit olduguna gore, basit bir excel hesabi gosterecektir ki, 1964 yilinda 45.811 erkek ve bir o kadar kadin; 1988 yilinda da 147.746 erkek ve ayni sayida kadin dunyaya gelmis olmalidir. bu hesap gosteriyor ki, 1988 yilinda dogan kadinlar, 1980 yilinda dogan erkeklerle evlenirlerse; 1964 yilinda dogan erkeklerin hepsi 1988 dogumlu kadinlarla ikinci (ve hatta kimisi ucuncu) evliliklerini yapabilirler.

demek ki kadin-erkek arasindaki yas farki ve nufus artis orani yeterince yuksekse, ortada bir fizibilite sorunu olmuyor. bu hesaba daha, kadinlarin ortalamada erkeklerden daha uzun yasamasini da katabilirsiniz. kadin, kocasi oldukten sonra ikinci evliligini de pek ala yapabilir. yasli bir adamla evlenip genc yasta dul kalan kadinlari da katinca, erkekler icin secenekler cogaliyor. (gecen gun feminist egilimleri olan iki arkadasimla konusuyordum. kadinlarin nufus artisinin, erkeklerinkinden daha yuksek oldugunu soyleyip yakiniyorlardi. gelecekte olusacak bir nufus dengesizliginin, kadinlar arasindaki rekabeti arttirip erkeklere avantaj saglayacagindan dem vurdular. ben lafa fazla girmemeyi tercih ettim. neyse, konumuza donelim...)

yukaridaki basit ornekte, yas farkini ve nufus artis hizini sabit aldik. oysa ki bunlar, kadin ve erkeklerin evlilik taleplerinden ve daha pek cok seyden etkilenecektir. en basitinden, belirli bir maddi birikimi olan erkeklerin evlenmeleri daha kolay olacagindan, genc erkeklerin para biriktirene kadar beklemeleri ya da yasca daha kucuk kadinlarla evlenmek istemeleri soz konusu olabilir. bu yuzden orta yasli erkeklerin ikinci ese olan talebindeki artis, kari-koca arasindaki yas farkini arttirir. ayrica kizlarin erken yasta evlenmelerine yol acabilir.

dahasi baslik parasi gibi bir gelenek de varsa, cok esliligin yarattigi talep baslik parasini arttiracagindan, kiz cocuklarindan maddi gelir elde eden aileler, daha cok cocuk yapmaya tesvik edilirler. peki bu nufus artisini belirgin bicimde etkiler mi? insanlar cok cesitli sebeplerden cocuk sahibi olurlar. maddiyat onemliyse neden olmasin? mesela, sahra-alti afrikasinda cok esliligin kalkinmayi olumsuz etkiledigine iliskin bilimsel bir makaleden daha once bahsetmistim: tiklayin.

peki nufus artis orani sabitse, kari-koca arasindaki yas farkinin buyumesinin onunde (evlilikte yuksek yas siniri, gelenek ve gorenekler gibi) engeller varsa, evlenmek genc erkekler icin (yine gelenekler sebebiyle olabilir) cok masrafliysa? o zaman, birikimi olmayan genclerin ne yapacagini tahmin etmek guc.

6 Temmuz 2007 Cuma

Ters Seçim Problemi ve Ayırt Etme (Screening)

"ters secim problemi" (adverse selection) bilgi asimetrisinden kaynaklanan sorunlardan biridir. "limon problemi" olarak da bilinir. limon tabiri, ingilizce'de kullanilmis kotu arabalar icin kullaniliyor. literature de george akerlof'un araba piyasasi ornegiyle gecmis. "ayirt etme" (screening) ise bu problemin ustesinden gelmek icin kullanilan bir yontem. bir ornekle aciklayalim.

diyelim ki guzel ve akilli bir genc kizimiz iki damat adayi arasinda bir secim yapacak olsun. bu iki gencten birisi aslan gibi delikanli; durust, mert, iyi niyetli, caliskan, tasi siksa suyunu cikarir. digeri ise sorumsuz serserinin teki. lakin genc kizimiz bu iki gencin nasil birer insan olduklarini bilmiyor. ama gerek kendi edindigi hayat tecrubesinden, gerekse annesinden ve cevresinden ogrendiklerinden cevredeki erkeklerin yarisinin iyi, yarisinin kotu koca adayi oldugunu biliyor. (kotu adaylara biz bundan sonra limon diyecegiz.)

derken gencler ailelerini kizin evine gorucu gonderiyorlar. aileler kizi ve ailesini evlilige ikna etmek icin caba sarf ediyorlar. peki, hangi aile ikna icin daha cok caba sarf eder? muhtemelen limonun ailesi. diger delikanlinin ailesi, kiz tarafi cok sey isterse "aslan gibi oglumuz var, ona kiz mi yok" deyip bir noktadan sonra vazgececektir. ama oglumuz bir an once evlensin de hayatini bir duzene soksun diye dusunen limonun ailesi, daha buyuk maddi ve manevi fedakarliklar yapacaktir. iste evlilige ihtiyaci olan kotu adayin one cikmasi "ters secim problemi"dir.

tabii, genc kiz ve ailesi de aptal degil. onlar, kotu adayin goz boyamaya calisacaginin, iyi adayin da daha tok olacaginin farkindalar. bu yuzden limonun cazip gorunen evlilik teklifini kibarca reddedecekler. tamam da bu kiz evde mi kalacak? ters secim probleminin ustesinden nasil gelinecek?

ters secim probleminin ustesinden gelen bir cozum olan "sinyal verme" (signalling) uzerinde daha onceki bir yazida durmustuk: tiklayin. orada iyi genc, kiza kotu gencin veremeyecegi bir sinyal gondererek kizi ikna etmeyi basariyordu. bugun ele alacagimiz "ayirt etme" (screening) teorisinde ise, bu sefer kiz ona evlilik teklif eden erkekten ancak iyi bir koca adayinin kabul edecegi seyler isteyecek.

mesela disardan munasip gorunen bir adaya kizin babasi, kizinin okulu bitmeden evlilige izin vermeyecegini soyleyecek. bu arada gencler soz kesecekler ve kizin ailesinin gozetiminde birlikte olup birbirlerini taniyacaklar. eger sozluluk ve nisanlilik donemi yeterince uzunsa, kotu aday bu sure icerisinde limonlugunun isaretlerini verecektir. eger genc limonsa, gencin ailesi kiz tarafi uyanmadan nikahi yapmak isteyeceginden, evliligin bir an once olmasi icin bastiracaktir. bu yuzden kiz tarafi uyanik olmali ve evlilik oncesi yeterince uzun bir sozluluk ya da nisanlilik doneminde israr etmeli. kiz tarafi yeterince kararli olursa, bir ihtimal nikahtan once foyalarinin ortaya cikacagini anlayan limon tarafi zaman kaybetmemek icin evlilikten cayabilir.

tabii bir erkegin sozlenmeyi kabul etmesi onun limon olmadigini garanti etmeyebilir. bu yuzden sozluluk ve nisanlilik donemlerinde, genc kizimiz turlu kizsal yontemlerle erkegin ilgisini, sevgisini, sabrini test eder. bu arada kizin ailesi de bos durmaz, kiz anasi ve kiz babasi tripleriyle erkegin iyi damat olma potansiyelini test ederler. iste bu gibi yollarla iyi koca adayini biktirmadan, limonlari eleme sanati "screening", yani "ayirt etme"dir. eger kiz tarafi bu sanati layigiyla icra ediyorsa, limon evin kapisindan geldigi gibi geri donecektir.

burada evlilik ornegi uzerinden inceledigimiz ters secim ve ayirt etme problemleri, isgucu piyasasi, bankacilik, sigortacilik gibi ekonominin pek cok alaninda kendilerini gostermektedirler.

5 Mayıs 2007 Cumartesi

Evlilik Ekonomisi 2: Sahra-altı Afrika'da Çok Eşlilik-Kalkınma İlişkisi

"dur feyzo, okuz aliriz o parayla..." kibar feyzo'yu aney boyle durdurmaya calisiyordu. ama feyzo, dinlemedi; o gulo'yu aldi, sonra da tarlada sabana okuzun yerine kendini kostu. nedenini de mahkemede soyle anlatiyordu: "okuzu alirsak kimin tarlasini surecegiz? maho aganin. mahsulatin iki payi onun bir payi bizim. ama gulo'nun hepsi bizim. afat da olsa, kuraklik da olsa hic sasmaz. dokuz ayda bir kumlar. yani tarla da bizim mahsulat da bizim."

feyzo'nun derdi ikinci ya da ucuncu bir kadin almak degil tabii; onun derdi sevdigine kavusmak. ancak dunyanin baska yerlerinde durum biraz daha farkli. ozellikle cok esliligin yaygin oldugu sahraalti afrika'da, tarlasina okuz alacagi, isine sermaye yapacagi yerde parayi yeni bir kadina harcayan cok sayida erkek var imis. bu da bolgede iktisadi kalkinmanin onundeki engellerden biriymis. "journal of political economy" adli dergide (ki bilen bilir cok baba bir akademik dergidir) yayinlanan "polygyny, fertility and savings" adli makalede stanford'lu iktisatci michele tertilt oyle soyluyor.

cok eslilik denince hemen aklimiza islami kanunlarla yonetilen ulkeler geliyor. ama aslinda bu ulkelerde cok eslilik fazla yaygin degil. ornegin, tertilt'in verdigi istatistiklere gore cok eslilik iran'da %1, urdun'de %6 dolaylarinda. gunumuz turkiyesinde de geleneksel ve islamci cevrelerde cok eslilige rastlanabiliyor. ama sonucta bu toplumlarda birden fazla kadinla evlilik yalnizca varlikli kucuk bir zumrenin imtiyazi. bu yuzden de toplum icerisinde cok eslilik yaygin degil. sahraalti afrika'da ise cok kadinla evlilik sadece zenginler arasinda degil tum toplumda yaygin bir olgu. bu bolgedeki yirmi ulkede birden fazla kadinla evlenen erkeklerin nufusa orani %10'u geciyor. kamerun'da ise bu oran %50'ye kadar variyor.

peki kadin erkek orani bir civarinda sabit olduguna gore, erkeklerin yarisinin birden fazla kadinla evlenebilmesi nasil mumkun oluyor? nufus aris orani ve esler arasindaki yas farki yuksek olunca olabiliyor. bu bolgede ciftler arasindaki yas farki ortalama 7 sene. nufus da yilda ortalama %2.5 artiyor. dolayisiyla nufus 7 senede yaklasik 20% artiyor. bu da erkekler kendilerinden kucuk kadinlarla evlendikleri muddetce, erkeklerin ortalama 20%'sine ikinci kadinla evlenebilme imkani veriyor.

peki neden kadinlar erken, erkekler gec evleniyor? cunku bu bolgede insan enflasyonu var efendim. insanlar kontrolsuzce cogaliyorlar, bu da cocugun baba nazarinda degerini dusuruyor. kiz cocuk baba icin ileride bir erkege satilmak uzere yetistirilen bir yatirim araci. evde kalmasi baba icin ziyan. bu yuzden kizi bir an once iyi para veren birine vermesi gerekiyor. hatta talipli cikarsa, bizdeki besik kertmesi gibi anlasmali evlilikler yoluyla evlilik cagina gelmeden talipliye satilabiliyor. yani kizlarin durumu vahim. erkek cocuklarin durumu da cok iyi degil. zira baba erkek cocugunu da saliyor cayira, mevla kayiriyorsa kayiriyor. evlenmek isteyen erkek cocuga babanin destek olmasi gibi bir sey yok. erkek calisip kendi parasiyla evlenecegi kadini almak zorunda. bu yuzden de belli bir yasa gelip bir birikim edinene kadar evlenemiyor. dolayisiyla kadinlar erken, erkekler gec yasta evleniyor.

kadin ve cocuklarin trajedilerini daha uzatabiliriz. ama bunun kalkinmayla alakasi ne? oncelikle genis anlamiyla kalkinma insani gelismeyi de kapsadigi icin kadin ve cocuklar basta olmak uzere tum toplumun yasam tarzi ve standardi iktisadi kalkinmanin bir parcasi. kalkinmaya makro acidan, buyume odakli olarak yaklasildiginda ise, tertilt duzenin iktisadi buyumeyi engelledigini soyluyor.

iktisadi buyume neden cok eslilikten olumsuz etkileniyor? sebebi iktisatcilarin "crowding out" dedikleri olay efendim. kibar feyzo gibi yani. adam okuz alacagina kadin aliyor. sonra cocugu olunca da gulo'nun babasi huso gibi kizlarini yuksek baslik parasina satiyor. yani sermayeye gidecek para kadina gidiyor. sermaye birikmeden buyume de olmuyor tabii. bundan hareketle tertilt sahraalti afrika'da tek esliligin yerlestirilmesini savunuyor. cok esliligin yasaklanmasinin ise dogum oranlarini %40azaltacagini; tasarruflari %35, kisi basina geliri de %140 arttiracagini iddia ediyor.

tabii, kanunen yasaklanmasi uygulamada cok esliligin onune gecebilir mi? tartisilir. zaten bu sorunu tertilt de kabul ediyor. bu yuzden toplumda kadinin konumunu iyilestirecek kurumlarin dunya bankasi ve benzeri kuruluslar yardimiyla tesis edilmesi gerektigini savunuyor.

neyse, yazi uzadi da uzadi. ozetle, kibar feyzoyu belki otuz defa bon bon izlemisim; elin amerikalisi arada makaleyi yazip jpe'de yayinlamis bile.

makale su iste:
tertilt, michele (2004): "polygyny, fertility, and savings," journal of political economy, 113(6), 1341-1371.

1 Nisan 2007 Pazar

Sinyal Teorisi

bilgi asimetrilerinin var oldugu durumlarda bireylerin disardan gozlemlenemeyen ozeliklerini aciga vurup bunlari diger bireylere belli etmesi esasi uzerine kurulu teoridir. kisaca ozetlemek gerekirse, "ayinesi istir kisinin, lafa bakilmaz" prensibi uzerine kurulmustur. bir ornekle aciklamak gerekirse; eli yuzu duzgun, hamarat, hanim hanimik bir genc kizimiz cesitli koca adaylarinin yaptigi evlenme tekliflerini degerlendiriyor olsun. bu genc kizimizin onunde tipik bir bilgi asimetrisi sorunu vardir. zira genc kizimizi evlenmelik kiz olarak degerlendiren damat adaylari ona evet dedirtebilmek icin onun gonlunu yapmaya, gozunu boyamaya; kendilerinin iyi ozelliklerini one cikartip kotu ozeliklerini saklamaya calisacaklardir. adamlarin asil yuzleri evlendikten bir sure sonra ortaya cikacaktir. ama bir ev kurulup coluk cocuga karisilinca geri donus zor olacagindan, genc kizimiz bir serseriyle evlenip hayatini zehir etmek istemiyorsa dikkatli olmali, damat adaylarinin soz ve vaatleriyle yetinmemelidir. bu konudaki derin bir analiz icin (bkz: bilgi asimetrisi).

o zaman genc kizimiz ne yapmali? diyelim ki eli ekmek tutan bir koca adayi ariyor. o zaman adaylarin meslek sahibi olup olmadiklarina, nasil bir iste calistiklarina, maaslarina ve benzeri bazi kriterlere bakacak. gencler de bu konularda gelin hanima sinyal vererek gelecekte ailesine bakabilecegini kanitlamaya calisacak. ornegin genc askerden dondukten sonra birkac senedir babasinin onun icin actigi markette canla basla calisiyorsa, bu olumlu bir sinyaldir; ve gencin gelecekte ailesine bakabilecek yeterlilik ve sorumluluga sahip olma olasiliginin yuksek olduguna delalet eder. askerden dondukten sonra mahalle kahvehanesinde okey konusunda master yapmis bir genc ise boyle bir sinyal veremeyeceginden elenir. burada onemli nokta kotu adayin soz konusu sinyali verememesidir. eger iyi bir aday kendisini ayirt edecek sinyali veremiyorsa kotu adayin onune gecemez. ornegin, ekonomik kriz zamanlarinda cevval genc de issiz kalabileceginden iyi ve kotu adayi ayirt etmek zorlasabilir.

bilgi asimetrisi ve sinyal teorisi evlilik konusunda cok onem tasir. ailelerin kizi isteyen adami komsularindan, is yerinden, cevresinden sorusturmasi iste bu yuzdendir. kisinin gecmisi, ailesi, yasantisi ve daha pek cok sey kisinin disardan gozlemlenemeyen ve ancak onun tarafindan kesin olarak bilinebilecek ozelliklerine iliskin pek cok ipucu tasir. kiz tarafi bu ipuclarini tespit etmeye calisirken, ideal koca adaylari da bunlari kizin ve ailesinin onune serip onlari ikna etmeye calisirlar.

kisaca burada es secimi ornegi uzerinden acikladigim sinyal teorisi, bilgi asimetrisi sorununun var oldugu tum durumlarda, asimetrinin olumsuzluklarini azaltan birey davranislarini aciklayan, oyun teorisinin onemli bir uygulama alanidir.


II


bu alanin oncu ismi, 1973 yilinda yayinlanan "job market signaling" adli makalesiyle, nobel odullu iktisatci michael spence'dir.

spence'in modelinde, isciler aldiklari egitim yoluyla isverene yeteneklerinin sinyalini verirler. daha yetenekli isci daha iyi ucret alacagi icin tum isciler yetenekli gorunmek ister. ama isveren iscinin lafina degil aldigi egitime bakar. burada egitimin isciye uretkenlik anlaminda bir katkisi olmasi gerekmez (spence'nin orijinal modelinde analizi kolaylastirmak icin egitimin uretkenlige katkısı gozardi edilmistir). egitim zor ve maliyetli bir surec oldugu icin yetenekli iscinin daha fazla egitim almasi daha kolaydir. sinyal mekanizmasinin islemesi icin isverenin egitimin yetenekli isci icin daha az maliyetli oldugunu bilmesi yeterlidir. bu sartlar altinda egitimin maliyetini ve getirisini goz onune alan isciler alacaklari egitimin seviyesini secerler. sonucta eger iscilerin sectigi egitim duzeyi farkliysa, isveren cok egitim alanin yetenekli isci oldugunu bilir. eger iki tip isci de ayni egitimi almissa (ki bu durum egitimin getirisinin ya da maliyetinin az olmasindan kaynaklanabilir), isveren iki tip isci arasinda bir ayrim yapamaz.

ayrintili bilgi icin ilgili makale okunabilir ya da bilgi asimetrisi konusunu iceren iktisat kitaplarina bakilabilir.

Bilgi Asimetrisi

bilgi asimetrisi sosyal etkilesim icindeki bireylere stratejik davranma imkani verir. oyun teorisinin konusu olan stratejik davranislar toplumsal olarak optimal olmayan sonuclar ortaya cikarabilir. ornegin guzel bir kadinla evlenmek isteyen adam evlenmeden once kendini oldugundan daha duyarli, kulturlu, zengin vs., hulasa daha iyi bir koca adayi gibi gosterirse, kendisine normal sartlarda hayir diyecek bir kadina evet dedirtebilir. imzayi attiktan sonra bosanmanin belli bir bedeli olacagindan (bosanmanin maddi-manevi kulfetleri, sosyal baski, cocuk olmussa onunla ilgili kaygilar vs. vs.) evlenilen kadin beklediginden cok azini bulmadiysa adamdan bosanmayacaktir. o yuzden adam icin kendini oldugundan bir miktar daha iyi gostermek, durust davranmaktan daha iyidir. ama kadin da aptal degildir, adamin durust davranmama egilimini bildiginden adami degerlendirirken bunu da goz onune alacaktir. dolayisiyla gercekten durust davranip kendini oldugu gibi gosteren bir adam, kadinin gozunde oldugundan da kotu bir koca adayi gibi gorulecektir. bu yuzden de evlenmek isteyen bir adam icin dominant strateji durust olmamaktir.

tabii ayni sey evlenmek isteyen kadin icin de gecerli. bu durumda herkes kendini sisirecegi icin soylenilen yalanlarin da kisiye daha iyi bir es saglamak icin bir yarari olmayacaktir, yine de kisi kendini sisirmek zorundadir yoksa bundan zarar gorecektir. geriye ise yalan ve palavranin topluma maddi ve manevi kulfeti kalacaktir. ayni seyler her duzeydeki kadin-erkek iliskisi ve genel olarak tum sosyal iliskiler icin de gecerlidir. ama sevgilisinden ayrilmak bir adam/kadin icin karisindan/kocasindan bosanmak kadar zor olmayacagindan, daha dusuk duzeydeki bagliliklarin sosyal maliyeti daha az olacaktir.

peki ne gibi bir mekanizma insanlarin stratejik davranma isteklerini yok edebilir ve herkesi dogruyu soylemeye itebilir? amerikayi yeniden kesfetmeye gerek yok. her ne kadar bilgi asimetrisi kavram olarak yeni olsa da bu sorun hep vardi ve hep var olan bir soruna karsi yuzyillar icinde toplum icinde evrilmis yontemler olmamasi olanaksiz. evlilik oncesi yeterince uzun bir nisanlilik donemi (ya da gunumuzde ciftlerin yeterince uzun sure cikmalari) iste boyle bir mekanizma. yeterince uzun suren bir beraberlik surec icinde bilgi asimetrilerini azaltacagindan, evlilik karari verilecegi zaman bireylere daha saglikli bir karar imkani saglar. nisanlilik doneminde adamin ne mal oldugu ortaya cikacagindan, evlenme teklifinin gelecekte reddedilecegini bilen adam (amaci evlenmekse gecen zamanin ona maliyeti olacagindan) bastan gercek durumunu saklamak icin caba gostermeyecektir.

kisaca uzun ve mutlu birliktelikler isteyen insanlara oyun teorisi acele etmeyin, oldugunuz gibi yasayin, bilgi asimetrilerinin azalmasini bekleyin diyor. birini kafeslemek isteyenlere de elinizi cabuk tutun diyor. tabii bunlarin yaninda, ozellikle fazla zamani olmayanlar icin, adayin verecegi cesitli sinyaller de onun hakkindaki bilgiyi arttirabilir. ornegin, adamin arkadaslarina, eski sevgililerine, evine vs. bakilabilir. sonucta bilgi asimetrisinin olumsuzluklarini azaltmanin tek yolu asimetrinin kendisini azaltmaktan gecer.

Herkes için biri vardır.

eger herkes kendini begenecek ve sevecek birini bulabilir seklinde algilanirsa dogru bir onermedir. ama ruh ikizi gibi ancak metafizik bir aciklama getirilebilecek bir kavram kastediliyorsa tabii ki gercekligi suphe goturur.

oncelikle, sevgi denen sey o kadar ilginctir ki tum tercihleri ortadan kaldirir. mesela insanin anne-babasina duydugu sevgi onlarin dunyanin en mukemmel ebeveynleri ya da en iyi insanlari olmalarindan kaynaklanmaz. ama araya dunyevi problemler girmedikce, kisi icin anne-babasindan iyisi yoktur. ayni sey sevgi temeline dayanan tum iliskilerde gecerlidir. bu yuzden sevilebilecek bir seyleri olan herkesi sevecek biri vardir. asil sorun onu bulmaktir.

tabii burada aciklik getirilmesi gereken bir husus gercek hayatin masallardan farkli olmasidir. insanin sevilesi biri olmasi, iliskilerde etkili olan dunyevi faktorleri ortadan kaldirmaz. fiziksel ozelliklerden tutun da maddi gerceklere, inanc farkliliklarina, hatta icinde yasanan ortamin iliskiyi onaylamasina kadar pek cok faktor iliskilerin surdurulebilirligini etkiler. bu yuzdendir ki angelina jolie bana degil brad pitt'e evet der. zaten gercekci olan da budur.

iliskilerin duygusal boyutunu, kadin ve erkegin tercihlerini etkileyen diger maddi manevi faktorler arasina katip tercihleri mekanik olarak inceleyecek olursak, kadin ve erkegin eslesmesi ogrenci secme ve yerlestirme sistemine benzer (bu varsayim iliskinin duygusal boyutuyla ilgilenmeyen insanlarin davranislarini da kapsayacagi icin analizimizi daha genellestirecektir. mesela sadece cinsel bir partner arayan biri icin duygusallik ihtiyaci sifir alinmalidir). yani bir angelina jolie'yi milyon erkek ister, brad pitt alir. diger erkekler birini bulana kadar baska kizlara yazmayi surdururler. dunyada hemen hemen esit sayida kadin ve erkek olduguna gore herkes icin bir en iyinin olmasi ve cok az sayida insanin bosta kalmasi gerekir. bu da sorun degildir, zira iliskiler baslayip bittikce bostaki insanlar surekli degisir. zaten iliskiler dinamik olduguna gore birinden ayrilanin baska birisini bulabilmesi icin birilerinin her daim bosta olmasi gerekir (burada zaman zaman angelinanin da bosta kaldigini hatirlatmaliyim). sonucta cok buyuk bir dezavantaji olmadigi muddetce herkesi isteyecek biri bulunur, her ne kadar bu insanin odasinin duvarlarini brad pitt ya da angelina jolie posterleri suslese de.

burada asil sorun bilgi problemleridir. gercek dunyada osym benzeri erkekleri kadinlarla esleyecek merkezi bir sistem yoktur. daha onemlisi kendisine cikma teklif edilen kizin (ya da erkegin) elinde adaylarin ideal es/sevgili/partner sinavi sonuclari benzeri bir veri yoktur. herkes kendisini bilir ama karsisindakine her zaman kendini dogru olarak yansitmaz. bu yuzden bilgi asimetrisi gibi sorunlar varsa, cesitli olumsuz sonuclar ortaya cikabilir. bilgi asimetrisinin kadin-erkek iliskileri basta olmak uzere insan iliskileri uzerinde etkisi konusunda detayli bir yazi icin (bkz: bilgi asimetrisi).

herkes cogu zaman kendince hakli sebeplerden kendini sakladigi; zaman zaman da toplumsal ve kulturel sebepler, aile baskisi gibi faktorler insanlarin koselerine sinmelerine yol actigi icin; insanlanin disarda bir yerde kendisini isteyen insani bulmasi zorlasir. kisi elbette ki kendisi icin en uygun, en iyi uyum saglayacagi insanla birlikte olmak ister. osys orneginden cikarilacak sonuc, herkes icin (ne kadar iyi oldugu baska bir mesele olmakla birlikte) bir en iyinin oldugudur. lakin bilgi problemlerinin oldugu ortamda bunu bulmak hemen hemen imkansizdir (ruh ikizini bulmak gibi metafizik konulari tartismiyorum). kaldi ki dunyadaki tum erkeklerin/kadinlarin bilgisine sahip olmadigi icin kisi kendisi icin en iyiyi bulsa bile bunu bilemez. dolayisiyla her insan kendi durumuna uygun bir arama stratejisi gelistirir. ornegin, evlenmek icin yasinin geldigini dusunen, sosyal cevresi dar, uzerindeki aile baskisi yuksek, ortalama bir kiz elindeki en iyi koca adayiyla fazla ince eleyip sik dokumadan evlenebilir. diger tum faktorler ayni kalmak kaydiyla, yasi genc ve/veya aile destegi tam ve/veya cekici bir kiz digerine gore daha ince eleyebilir; hatta bir gun evlenecegini aklina bile getirmeyebilir.

sonuc olarak, dunya uzerinde herkes icin bir en iyi tercih oldugu gercektir; herkese evet diyecek birinin oldugu da hemen hemen kesindir. mesele bu insanlarin nerede oldugudur. dolayisiyla iyi bir arama stratejisi gelistirmek; ne zaman, nerde, nasil arayacagini bilmek ve aramaya inanmak en onemli konulardir.

uyari: bu yazi henuz teorik mukemmellige erisememistir. taslak gibi degerlendiriniz.

Evlilik Ekonomisi

kadin ve erkegin es bulma ve es secme sureclerini; cok esliligin, baslik parasi ve ceyiz gibi geleneklerin ekonomik etkilerini; ve evliligin daha pek cok iktisadi boyutunu kapsayan arastirma alanidir.

bu alandaki en bilinen isimlerden birisi anarko-kapitalist iktisatci david friedman'dir. ekonomik teoriyi evlilik ve ask iliskilerine uygulayan friedman ucuk-kacik ve lakin ilginc sonuclar ortaya koymustur. ornegin kadinlarin kendi hur iradeleriyle evlilik kararlarini vermeleri sartiyla, polijininin kadinlarin yararina oldugunu iddia etmistir (kadinin ailenin mali gibi goruldugu ataerkil toplumlarda ise bu fayda kadinin kendisine degil babasina kalir). bu mantiga gore poliandri de erkegin yararinadir.

aslinda friedman'in teorisi gayet basit. diyelim ki ataerkil bir duzendeyiz ve babalar kizlari icin baslik parasi aliyor olsun. erkeklere birden fazla kadinla evlenme hakki verilirse (evlenmek uzere) kadinlara olan talep artar, evlilik cagindaki kadinlarin erkeklere orani sabit oldugu icin de talep artisi baslik paralarinin artmasina yol acar. bu da babayi zengin eder. modern bir toplumda ise kadinlar kendi kararlarini kendileri verecekleri icin bu fayda babaya degil kadinin kendisine kalir (yani kadin daha iyi sartlarla evlilige evet diyebilir). cok esli evlilikler gunumuzde yasal olmasa da, bu teori evlilik disi cok esli iliskileri kapsayacak sekilde genisletilebilir (ornegin zengin bir adamin asla karisi olamayacak bir kadinin onun metresi olmaya razi olmasi ayni mantikla aciklanabilir)