30 Temmuz 2026 Perşembe

Dededen zenginleşme rehberi

Cihat E. Çiçek Youtube'da bireysel finans, birikim ve yatırım odaklı ekonomi yayınları yapan güngörmüş bir vatandaş. Geçmişte çoğunlukla muhasebe ve finans alanlarında profesyonel olarak çalışmış, bunun yanında kendi hesabına çeşitli işlere girip ticaret de yapmış. Bugün yaşadıklarından öğrendiklerini ve güncel olaylara dair görüşlerini kanalında paylaşıyor. Kendisi 90 yaşındaki halamın da favori ekonomisti ama izleyici kitlesi daha çok ona dede diyen gençler. Çiçek "Dikkat Zengin Yapabilir!" adlı kitabında, her gün yaptığı yayınların arka planındaki yaşam tecrübelerini, dünya görüşünü ve yeni başlayanlar için tavsiyelerini aktarıyor. Kitabın ana fikri, gelecekte rahat yaşamak için herkesin kazancının bir kısmını düzenli olarak biriktirmesi ve birikimlerini değerlendirmeyi öğrenmesi gerektiği üzerine. Bu çerçevede kitap, birikimlerin alım gücünün korunması ve uzun vadeli yatırıma dönüştürülerek çoğaltılması için pratik bir yol haritası sunuyor.

Özet 

Kitaptaki temel tavsiyelerden biri; dolar, euro gibi nispeten istikrarlı itibari paralar bile (yazar bunlara kağıt para diyor) enflasyon karşısında değer kaybettiğinden, birikimlerin nakitte tutulmamasıdır. Bunun yerine, ev almak gibi büyük hedeflere ulaşana kadar altın gibi araçlarla düzenli birikim yapmak öneriliyor. 

Uzun vadeli yatırımlarda, getirilerin ana paraya eklenmesiyle oluşan bileşik faizin gücü ve kredi kullanıldığında ortaya çıkan kaldıraç etkisi vurgulanıyor. Bireyler için en büyük kaldıraçlı yatırım (bir varlığa değerinin bir kısmını peşin ödeyip krediyle sahip olma) imkanı konutta olduğu için, kitapta kredili konut alımına geniş yer ayrılmış. Bu imkândan faydalanmak için erken yaşlardan itibaren borç ödeme disiplini edinmenin ve kredi notunu yükseltmenin önemi vurgulanıyor. Yazar enflasyonist koşulların gelecekte de baki kalacağına inanıyor ki, kitapta evin değeri ve kira geliri artarken borcun enflasyonla erimesiyle büyük kazançlar elde edilebileceği anlatılıyor. Ancak konut yatırımında kiralanan evlerin bakımı, kiracılarla ilişkiler ve yasal düzenlemeler gibi zorluklar da bulunduğundan, bunlarla uğraşmak istemeyenler çeşitli yatırım fonlarına ve hisse senetlerine yönlendiriliyor. Konut alımı ve yatırım fonları hakkında hiç bilgisi olmayanların başlarken işine yarayabilecek piyasaların işleyişi, işlem prosedürleri, yasal mevzuat gibi bir sürü pratik bilgi de kitapta mevcut.

Kitapta yatırımın para kazandırması gerektiğinin altı çiziliyor. Araba veya eşya gibi zamanla değeri eriyen varlıklarla, içinde yaşanacak eve yapılan harcamalar yatırımdan sayılmıyor. Banka mevduatlarına da beklenmedik döviz kuru hareketleri ve enflasyon karşısında koruması olmadığından, uzun vadeli yatırım için sıcak bakılmıyor. Ponzi denen, yüksek getiri vaadiyle para toplayan temelsiz sistemlere karşı uyanık olunması uyarısı yapılıyor. Ayrıca sürekli değişen yasal düzenlemeler, vergi mevzuatı, küresel ekonomik koşullar ve yapay zekanın potansiyel etkileri üzerine değerlendirmeler de paylaşılıyor.

Kitapta varlık fiyatlarındaki kısa süreli dalgalanmalar kollanarak alım satım yapmak (trading) tavsiye edilmiyor. Bu şekilde kâr etmenin profesyoneller için bile zorken, amatörler için imkânsız olduğu belirtiliyor. Bunun yerine herkesin kendi uzun vadeli hedefleri doğrultusunda bir strateji belirlemesi, risk toleransına (zarar durumunda buna ne kadar katlanabileceğine) uygun yatırım araçları seçmesi, farklı özellikteki araçlardan sepet yapıp riskleri dağıtması, güvendiği varlıkları fiyat hareketlerine takılmadan düzenli olarak alması öneriliyor.

Değerlendirme

Kitap birikim yapmaya niyetli ama finans dünyasına henüz yabancı olanlar, özellikle de gençler için bir büyüğün nasihati havasında. Ana fikirde bir sorun yok: Tasarruf eden ve parasını değerlendirmeyi öğrenenler zenginleşir ve gelecekte rahat eder. Yazarın tavsiyelerinin birçoğu temel finans prensipleriyle de uyumlu. Fakat mesele şu ki, temel prensipler her zaman işlemeyebilir. Altın fiyatlarında küresel bir enflasyon dalgasıyla 1970'lerde yaşanan büyük yükselişi ve 1980 sonrası 20 yıl süren düşüşü daha önceki bir yazıda göstermiştim. O dönemde alım ve satımlarının zamanlamasına göre, altın tutanlardan bazıları kâr ederken bazıları da zarar etti. Kitapta günümüz için, uzun vadede enflasyonun kaçınılmaz olduğu, altının kağıt paralara kıyasla istikrarlı olacağı, konut yatırımının illa ki kazandıracağı gibi iddialı varsayımlar var. Bunlar yazarın kendi tecrübelerine göre bir dönem doğru çıkmış olabilir; ancak tecrübe dediğimiz şey sonuçta bir faninin kısa hayatında gördükleri, öğrendikleri, hatırladıkları ve ders çıkardıklarıyla sınırlı. Buna dayanarak yapılan genellemeler, değişen koşullarda boşa çıkabilir.

Ayrıca yazar spekülasyonu sanki sadece kısa vadeli al-sat işlemlerinden ibaretmiş gibi anlatmış. Oysa burada önerilen uzun vadeli yatırımlar da gayet spekülatif. Çünkü altın ve konut gibi varlıkların değerinin enflasyondan daha hızlı artacağını öngörüp buna göre pozisyon almaya dayanıyor. Aslında daha önce Zoraki Spekülatör başlıklı yazımda anlattığım gibi, belirsiz ekonomik koşullarda hiçbir yatırım tercihi tamamen güvenli değil. Bu yüzden her kararımızda, farkında olsak da olmasak da risk alıyoruz. Kitapta önerilen farklı yatırım araçlarından bir sepet oluşturmak, riskleri dağıtıp dengelemek açısından elbette faydalı bir yöntem. Ancak büyük hedeflere ulaşana kadar birikimleri altınla yapma önerisi, riski tek bir varlıkta yoğunlaştırdığı için bu mantıkla çelişiyor. Konut veya başka herhangi bir yatırımı kredi çekip kaldıraçla yaptığımızda ise aldığımız risk katlanarak büyüyor. Kitapta Amerika'daki konut kredilerinden çokça örnek verilmiş; fakat 2008'deki büyük krizin ana kaynağının tam da bu piyasada biriken kaldıraçlı riskler olduğunu unutmamak lazım.

Son olarak, gelecekte enflasyon düşmeyecekse, Türkiye'de kredi imkânlarının daha da daralması kaçınılmaz. Kredi kullananların enflasyon sayesinde elde ettiği kârın, aslında mevduat sahiplerinin birikimlerinin ve banka sermayelerinin enflasyon karşısında erimesinden kaynaklandığını daha önce yazmıştım. Böyle bir düzenin sürdürülebilir olmadığı ortada. Dünyada da parasal genişleme süreklilik kazanırsa, altın dahil hiçbir varlığın değerinin istikrar kazanması mümkün değil. Bu durum, tüm dünyadaki yatırımcıların gönüllü ya da zoraki birer spekülatör haline gelmesi anlamına geliyor. Elbette birileri dalgalı sularda becerisi veya şansıyla gemisini bir şekilde yürütebilir. Ancak çoğunluk için, makroekonomik istikrar yoksa gelecekte rahata ermenin net bir bireysel reçetesi de yok. Genel refah artışı bireysel çabayla erişilebilecek bir hedef değil. Bunun için başka bir yazıda anlattığım gibi, kurumsal gelişim ve iktisadi kalkınma gerekir.

26 Mayıs 2026 Salı

Bankacılık sektörünün yükselişi ve düşüşü

Bu yazıda bankacılık sektörünün 2000'li yıllardaki seyrini ve bunun Türkiye ekonomisinin genel gidişatıyla ilişkisini ele alacağız. 

Aşağıdaki iki grafik, BDDK'nın yayımladığı bankacılık sektörü temel bilanço kalemlerinin (aktif, kredi, mevduat) ve sermaye büyüklüğünün (özkaynak) GSYH'ye oranla 2002-2025 arasındaki değişimini gösteriyor. Aktifler, bankaların sahibi olduğu ve ona kazanç sağlayan tüm varlıkları; krediler, varlıkların en önemli kısmını oluşturan, bankaların kişilere ve firmalara verdiği borçları; mevduat, vadeli ve vadesiz hesaplarda bankalara emanet edilen tasarrufları; özkaynak ise banka sahiplerine ait sermayeyi ifade eder. Değerleri GSYH'ye oranlamak, nominal büyüklüklere reel bir bağlam kazandırır; bankacılık sisteminin ekonomi içindeki yerini ölçüp zaman içinde veya ülkeler arasında karşılaştırma yapmaya imkân sağlar.

 

İlk grafikte, bankacılık sektörü bilanço büyüklüklerinin 2002'den sonra hızlı bir büyüme süreci yaşadığı görülüyor. 2000-2001 krizlerinin ardından uygulanan ekonomi programı makroekonomik tarafta bütçe dengesini iyileştirip enflasyonu düşürürken, bankacılık sisteminin rasyonel bir çerçevede yeniden yapılandırılmasını sağladı. Bu gelişmeler, küresel sermaye akımlarının güçlü olduğu ve Türkiye'nin AB'ye üye olma ümidinin arttığı bir döneme denk geldi. Bunların desteğiyle, bankaların temel işlevi kamunun açıklarını finanse etmekten özel sektöre kredi sağlamaya dönüştü; yurt içi tasarruflar ve yurt dışından sermaye girişleri arttı; finansal sistem (ipotekli konut kredileri, yatırım ve emeklilik fonları gibi) yeni finansman ve tasarruf araçlarıyla gelişip derinleşti. Bunlar da kalkınma ve refah artışını besledi. 

2008-2009 yıllarındaki küresel finansal kriz Türkiye ekonomisini daraltsa da bankacılık sektörünün bundan fazla etkilenmediği, 2010'lu yılların ortalarına kadar GSYH'ye kıyasla hızlı büyümeye devam ettiği görülüyor. Sonrasında birkaç yıllık duraklamanın ardından, 2020-21'de sıçrama ve sonrasında şiddetli bir daralma var. Yavaşlama ve duraklama olağanüstü bir gelişme değil. Büyüklükleri GSYH'ye oranladığımız için, oranlar sabit kalsa bile ekonomi büyüdüğü sürece bankacılık sektörü de nominal olarak büyümektedir. Oranların artması, sektörün ekonomiden hızlı büyüdüğü anlamına gelir. Başlangıç noktası uluslararası ölçülerde nispeten düşük kaldığı ve bankacılık gelişme sürecinin motor sektörlerinden olduğu için, başta büyümenin hızlı olması ve gelişmeye paralel büyüme hızının düşmesi doğal. Konjonktürel olarak küçük dalgalanmalar da olabilir. Ancak 2020'den itibaren olanlar normal değil. 

Durağanlaşma için ben doğal dedim ama, iç talebe ve kredi genişlemesine dayalı bir büyüme anlayışı benimseyen siyasi iktidar ve iş çevreleri böyle düşünmedi. 2010 sonrası dönemde; yol, köprü, havaalanı, hastane, kanal gibi altyapı projelerini, kentsel dönüşüm ve konut inşaatlarını ve ucuz girdi maliyetleri ile rekabetçi olabilen tüm sektörleri desteklemek için finansal sistem zorlandı. Başta merkez bankası olmak üzere, düzenleyici kurumların bağımsızlıklarının fiilen ortadan kalkması bu dönemde oldu. Faizler mümkün olduğunca düşük, finansal düzenlemeler gevşek tutuldu. Devletin özel sektör borçlarına kefil olduğu "kredi garanti fonu", "kamu-özel işbirliği modeli" gibi mekanizmalar kullanıldı. Kefaletler şartlı yükümlülük sayıldığından kamu borcu artmadı; onun yerine özel sektörün kullandığı krediler büyüdü. O dönem bankaların dış borçlanma olanaklarının rahat olması, yurt içi tasarrufların ötesinde bir kredi genişlemesine imkan sağladı. Grafikte bu durum, kredi/GSYH oranının mevduat/GSYH oranının üzerine çıkmasıyla kendini göstermektedir. 

2020-2023 arası pandeminin olağanüstü koşulları fırsat bilinerek piyasa ekonomisi adeta askıya alındı. BDDK "aktif rasyosu" düzenlemesiyle; bankaları zorunlu olarak kredi vermeye, devlet tahvili almaya ve merkez bankası rezervlerini desteklemeye yönlendirdi. Merkez bankası da parasal genişlemeye giderken, pandeminin yol açtığı ekonomik güçlükler kredi genişlemesiyle aşılmaya çalışıldı. Grafikteki bilanço büyüklüklerinin 2020-2021'de GSYH'ye oranla tepe noktasına ulaşması bunun sonucunda oldu. 

Uygulanan politikalar Türk lirasını zayıflattı. Örtülü olarak döviz piyasasına müdahale eden merkez bankasının rezervlerini eritti. Bitmeyen döviz talebi ve yükselen enflasyon karşısında kredi büyümesini kısmak gerekiyordu, ama bunun için düşük faiz politikasından vazgeçilmedi. Onun yerine, iktisat literatüründe finansal baskılama olarak adlandırılan düzenlemelere başvuruldu. 2022 yılında TCMB'nin "menkul kıymet tesis düzenlemesi" ile bankalar bir yandan kredi faizlerini düşük tutarken, bir yandan kredi büyüme hızlarını sınırlamaya, bir yandan da mevduat sahiplerini Türk lirasına geçmek için ikna etmeye zorlandı. Verilen hedefleri tutturamayan bankalar, devletin uzun vadeli tahvillerini satın alıp merkez bankasında bloke etmek zorunda kalıyordu. Bankaların bilançolarını çok düşük faizli tahville dolduran düzenleme, ileride faizler yükselip tahvil fiyatları düştüğünde bankalar üzerinde büyük bir yük yaratacaktı. 

2023 seçimlerinden sonra gelen ekonomi yönetimi, ana akım iktisadi prensiplerle uyumlu bir çerçeve benimsemeyi vaat edip faizleri yükseltmeyi seçti. Menkul kıymet tesisi uygulaması bir süre sonra yürürlükten kaldırıldı. Ancak kredi büyüme kısıtları ve TL mevduat hedefi gibi uygulamalar güncellenerek, makroihtiyati düzenleme adıyla bugüne kadar devam etti. Sonuçta yöntem değişse de enflasyonla mücadele sebebiyle kredi büyümesi sınırlanmaya devam ediliyor. Grafikte 2021'den sonra tüm oranların sert bir şekilde düşmesinin temel nedeni, paydada yer alan ve enflasyonla beraber artan nominal GSYH büyüme hızının, bankacılık sektörü bilanço kalemlerinin büyüme hızını belirgin şekilde aşmasıdır. Son durumda, düşüş dursa da mevcut para politikası ve düzenlemeler bankacılık sektöründe güçlü bir büyümeye imkân tanımıyor.

Bilanço büyüklüklerinin GSYH'ye oranının düşmesi ne anlama geliyor? Geçmişte sabit TL faizi ile uzun vadeli kullandırılan kredilerin değeri enflasyon karşısında eridi. Bundan borçlu kişi ve firmalar kazançlı çıktı. Ancak bugün bir ihtiyacı veya yatırımı için kredi kullanmak isteyenler için, uygun faizle bol kredi kullanma imkanı kapandı. Devletin sabit getirili borçlanma araçlarının değeri de aynı şekilde eridi. Ama artık devletin de borçlanırken çok daha yüksek maliyet ödemesi gerekiyor. Mevduat tarafında, kurlar yükselirken dövize, faiz yükselirken TL'ye dönmeyi başaran birileri kazançlı çıkmış olabilir. Ancak toplamda mevduata konulan tasarruflar eridi. Yani tasarruf edenlerden borçlananlara servet transferi oldu. Peki bankaların durumu ne oldu? O da aşağıdaki grafikte görülüyor.

İkinci grafikte, bankacılık sektörü özkaynaklarının GSYH'ye oranla seyri görülüyor. Bankaların toplam varlıklarının fonlamasında, yükümlülükler dışında kalan kısım özkaynakla yapılır. Özkaynak, banka ortaklarının sermaye koyması veya bankanın elde ettiği kârların ortaklara dağıtılmayıp kurum içinde bırakılması yoluyla artar; banka zarar ederse azalır. 2000-2001 krizleri sonrası sektör yeniden yapılandırılırken, zayıf bankalar ayıklandı ve kalan bankalar taze sermaye konarak güçlendirildi. O dönemdeki olumlu konjonktürde, uluslararası bankaların Türkiye'deki bankaları satın almasıyla çok büyük miktarda doğrudan sermaye girişi oldu. Elde edilen kârların da eklenmesiyle bankaların sermayesi ekonomiden daha hızlı büyüdü. 2010-2020 arası dönemde taze sermaye girişinin azalması ve devlet müdahalesiyle büyütülen kredilerin eskisi kadar kâr yaratmaması sonucu, özkaynakların GSYH'ye oranının sabit kaldığı görülüyor. 2020 sonrası dönemde, bankaların nominal olarak kâr etmeyi sürdürmesi ve bankacılık düzenlemelerinin kâr dağıtımını kısıtlaması sebebiyle özkaynaklar artmaya devam etti. Ancak bu artış, kabaca enflasyon artı reel büyümeden oluşan nominal GSYH büyümesinden çok düşük kaldığı için, özkaynakların GSYH'ye oranı grafikteki gibi azaldı.

Özkaynak neden önemli? Dünyanın bin türlü hali var. Makroekonomik bir şokla beraber (fonlama maliyetleri yükselebilir, ekonomi daraldığında krediler dönmeyebilir) bankalar beklenmedik zararlar yazabilir. Böyle durumlarda özkaynak azalır, bankaya borç verenler etkilenmez. Özkaynaklar yüksekse, bankalar şoklara dirençli olur. Mevduat sahipleri ve yatırımcılar, banka tasviye olsa bile varlıkların yükümlülüklerinin tamamını rahatlıkla karşılayacağını görür; bankaya güvenle borç verir. O zaman, bankalar daha fazla kredi kullandırabilir ve bunu yaparken (küçük işletmelere kolay kredi vermek gibi) daha fazla risk alabilir. Özkaynaklar yetersizse ve banka sahipleri daha fazla sermaye de koymuyorsa, o zaman zarar etmemek adına bankalar daha ihtiyatlı davranırlar. Kredi vereceklerse, daha fazla teminat isterler, büyük firmaları tercih ederler veya hiç kredi vermezler. O zaman ekonomi de büyüyemez. Tabii devlet bankaları, icabında zararına da kredi verebilir ama o da bir yere kadar. Büyük bir şokun arından, mevduat sahipleri ve yatırımcılar banka sermayelerinin zararı karşılayacağından endişe duymaya başlarsa, mesele daha ciddi bir boyut alır. Bankaların fonlama bulamayıp kredi veremediği ve bu yüzden reel ekonominin daraldığı bir kriz durumu ortaya çıkar. 

Türkiye bankacılık sistemi son yıllarda büyük bir şok yaşadı ve henüz bunu atlatmış değil. Firmalar işlerini yürütmek, bireyler ihtiyaçlarını gidermek için, bir zamanlar olduğu gibi bol ve ucuz kredi istiyorlar. Ama o şartlar artık ortada yok. Bununla beraber ne mevduat sahiplerinde ne de borç veren diğer yatırımcılarda bankaların sağlamlığı konusunda bir endişe var. 2000'li yılların başında kurumsal yapının güçlenmesi ve banka sermayelerinin büyümesi, sonrasında gelen şokların bir bankacılık krizine yol açmasını engelledi. Ancak gelinen noktada eskisi kadar dirençli de görünmüyoruz. 

30 Ocak 2026 Cuma

Ex Ante, Ex Post

Ex ante (Latincede olaydan önce) ve ex post (olaydan sonra) terimleri, belirsizlik içeren iktisadi problemlerde karar anında var olan ve sonuçta gerçekleşen durumları ayırt ederken kullanılır. İktisadi aktörler kararlarını ex ante bilgilere göre verir, sonuçlarını ex post koşullara göre alır. Bu ayrım, özellikle tasarruf ve yatırım konularında önemlidir.

Geleceği için tasarruf eden birini düşünelim. Bu kişi hesap yaparken bugünkü geliri ve tüketim isteğinin yanı sıra, gelecekteki gelir ve ihtiyaçları ile tasarruf araçlarının beklenen reel getiri ve risklerini hesaba katmalıdır. Ancak karar anında gelecekteki durum belirsizdir. Günü geldiğinde yatırımlarından belki çok kazanır belki kazanamaz. Beklenmedik bir politika değişikliği, enflasyon dalgası, teknolojik atılım, doğal afet, savaş gibi olaylar kazançlarını azaltıp artırabilir. Üstelik kişinin kazandıklarını harcayacak kadar uzun yaşayacağının garantisi olmadığı gibi, çok uzun yaşayarak veya hesap etmediği harcamalar yaparak servetini tüketmesi de mümkündür.

Sağlıklı tasarruf ve yatırım kararları almak, kişinin refahı için önemlidir. Ancak belirsizliklerle dolu bir dünyada son sözü şans faktörü söyler. Aynı miktarda birikim yapan iki kişi düşünelim. Biri bununla gayrimenkul yatırımı yapsın, diğeri altın alıp kenara koysun. İkisi de o andaki bilgisine ve değerlendirmesine göre, kendince en iyi seçimi yapmaktadır. Zaman geçince, aralarında nispeten çok kazanan doğru, az kazanan yanlış tercih yaptığını düşünebilir. Ancak bunun bir anlamı yok. Çünkü kimsenin ex post daha kazançlı çıkan yatırım kararını ex ante bilmesi mümkün değil. 

Şans faktörü bazen ex ante kötü kararların ex post kazançlı çıkmasını da sağlayabilir. Örneğin, kişinin kendisi için önemli bir miktar birikimi, kazanma ihtimali düşük ama gerçekleşirse getirisi yüksek olacak şeylere yatırması pek akılcı değildir. Gelgelelim kimisine piyango vurur. Bilmediği şeylere yatırım yapıp kazançlı çıkmış birileri hep vardır. Tesadüfi başarıları görüp yanlışlardan ders almayanlar, şans döndüğünde ektiklerini biçerler.