yapilan anlasmayi degerlendirirken, bazi detaylari gozden kacirmamak lazim. yazida da belirtildigi uzere burada en buyuk maliyet unsuru, santralin insa masrafi. yani sabit maliyetler. aslinda diger enerji santrallarinda da bu onemli olmali. ama nukleer santralin daha yuksek teknoloji ve guvenlik altyapisi gerektirmesi ve yakitin daha ucuz olmasi sebebiyle, burada sabit maliyetlerin toplam maliyet icindeki oraninin daha yuksek olmasi akla yatkin.
sabit maliyetin var olmasi, anlasmadaki almayi taahhut ettigimiz elektrigin fiyatinin neden yuksek oldugunu da, en azindan bir yere kadar, acikliyor. soyle ki, santral insa edildikten sonra, isleten sirket elektrigi piyasa fiyatindan satacak. bu, insa maliyeti dikkate alindiginda, sirketin zarar etmesi demek. ama santralin insa maliyeti batik maliyet oldugu, yani santral calissa da calismasa da yuklenilmek zorunda olundugu icin, santral calismaya devam edecek. dolayisiyla, bugun soz konusu sabit maliyeti cikaracagindan emin olmayan hicbir firma gelip boyle bir yatirim yapmaz. burada bizim devletimiz santralde uretilen elektrige subvansiyon uygulayarak, firma icin yatirimi akilci hale getiriyor. yani, uretilen elektrigin yarisini yuksek fiyattan alacak olmamiz kazik yedigimiz anlamina gelmez. kazik yedigimizi soyleyebilmek icin su soruyu cevaplamak lazim. biz bu santralin sahibi olsaydik ve insa masraflarini biz kendimiz ustlenseydik, bizim cebimizden cikacak para verdigimiz subvansiyondan daha fazla mi, daha az mi olacakti? ben bir enerji uzmani olmadigim icin, bu soruyu yanitlayamam. uzman okuyucularimiz varsa ve bizi bilgilendirirlerse, memnun olurum.
tabii, burada illa nukleer santral yapmamiz gerekli miydi diye de sorulabilir. yine okuyucularimizdan daha cazip enerji yatirimi alternatifleri oldugunu dusunenler varsa, goruslerini paylasabilirler.
Vakti zamanında Ekşi Sözlük'te yazdığım iktisatla ilgili yazıları toplayarak başlattığım bu blogun yayınına, 2007'den bu yana yeni yazılarla devam ediyorum.
18 Mayıs 2010 Salı
Sabit Maliyetler ve Akkuyu Santrali
ekonomiturk'te emin tolga akgoz'un, akkuyu santral'i uzerine yazdigi yazi, iktisada giris dersi ogrencilerinin sabit maliyetlerin etkilerini anlamalarina yardimci olacak guzel bir ornek iceriyor. bu yuzden orada yaptigim yorumun ilgili kisimlarini bir kez de burada yayinliyorum:
2 Mayıs 2010 Pazar
Avrupa Para Birliği, Euroizasyon ve Makroekonomik İstikrar
ekonomiturk blogu yazarlarindan c.onat, paul krugman'in nyt'daki bir yazisindan bahsedip asagidaki soruyu sormus. ben de sorusunu kisaca yanitlamaya calisacagim. soru su:
bir defa, sunu hatirlatalim. para birimi olarak euro kullanmakla, avrupa para birligine girmek farkli seyler. ekvador, panama gibi ulkelerin para birimi olarak amerikan dolarini benimsemeleri gibi, bir ulke tek tarafli olarak euro'yu benimseyebilir. (birincisine dolarizasyon, ikincisine bu terimden hareketle euroizasyon deniyor.) bunun para birligine uye olmaktan farki, birligin ortak merkez bankasinin uyguladigi para politikasinda soz sahibi olunmamasidir. yani, tek tarafli olarak euro'ya gecmek, para politikasindaki soz hakkindan tamamen vazgecmek demektir. bu rejimler icin, sabit (cipali) doviz kuru rejimlerinin ileri boyutu diyebiliriz. doviz kurunu bir cipaya baglamak da, sermaye hareketlerinin serbest oldugu durumda, para politikasini serbest bicimde uygulamaktan vazgecmeyi taahhut etmek demektir. ulusal para birimini birakip bir para birligine girmek ya da baska bir parayi tek tarafli kabul etmek, bundan geri donus cok zor ve maliyetli olacagindan, bu taahhudun cok daha baglayici ve inandirici olmasini saglar.
peki, oncelikle avrupali ulkeler icin, ortak para biriminin getirdigi artilar ve eksiler neler? bunun bir faydasi, para birimi ortak olunca doviz kuru dalgalanmalari da olmayacagindan, bunlarin yaratabilecegi belirsizliklerin ortadan kalkmasidir. bu da mal ve hizmet ticareti ile emek ve sermayenin serbest dolasimini olumlu etkileyip verimlilik artisi saglar. eger avrupa ulkeleri arasinda tam bir ekonomik entegrasyon saglanacaksa, bu onemli bir meseledir. bir baska faydasi ise, ulkelerin gevsek para politikasi kullanma egilimlerinin baglayici ve inandiri bir sekilde ortadan kalkmasidir. misal, ortada drahmi diye bir para kalmadigi icin, yunan hukumetinin butce aciklarini para basarak kapatma gibi bir imkani da kalmamistir. bu, parasal istikrara katki saglar; lakin ote yandan, ulkenin kendi ekonomik sartlari birligin para politikasiyla uyusmadiginda, ekonomik dalgalanmalari belirginlestirebilir. ornek verecek olursak, yunanistan avrupa para birliginde olmasaydi sunlar olacakti. bir, diger avrupa ulkeleriyle ekonomik iliskilerinde drahmi-euro kurunun seyri belirleyici olacakti. iki, yunanistan butce aciklarini senyoraj geliriyle kapatmak icin para basabilecekti. uc, kisa vadede fiyatlar ve ucretlerin yeterince esnek olmamasi durumunda ortaya cikacak asiri ekonomik daralmaya karsi, istikrar amacli genislemeci para politikasi uygulayabilecekti. ekonomiye keynesci bir perspektiften bakan krugman, kose yazisinda bu ucuncuyu one cikartip vurguluyor. ayrica, ikinci ihtimalin ortadan kalkmasinin da, mali disiplini garanti etmedigini goruyoruz.
bunlardan yola cikarak, bizi para birligine almayacaklarini da hesaba katarak, tek tarafli olarak euro'ya gecseydik ne olurdu, degerlendirelim. oncelikle, ab ile ticaret hacmimiz turkiye'nin milli gelirine oranla kucuk sayilir. dolayisiyla, ticaretteki verimlilik artisinin cok ciddi bir etkisi olacagini sanmiyorum. ikincisi, gecmisteki deneyimlerimizden, turkiye'nin mali istikrarinin doviz kuru rejimine bagli olmadigini rahatlikla soyleyebiliriz. ucuncusu, zamaninda euro'ya gecseydik, bugun enflasyon problemimiz kalmazdi; ama mali istikrarin bununla dogrudan baglantili olmadigini da hesaba katinca, bunun koca ulkenin para politikasinin kontrolunu tek tarafli olarak avrupa merkez bankasina birakmak icin yeterli bir sebep oldugunu dusunmuyorum. her seyi de ab'ye havale etmeyelim, degil mi? turkiye ekonomisinin makroekonomik istikrarini kendi basimiza saglayabilmeliyiz. hukumetimizden ve burokratlarimizdan bunu beklemeyeceksek, ne bekleyecegiz?
Bir ara TL'den sıfır atacağımıza Euro'ya geçelim diyenler vardı. Öyle bir şey yapma imkanı var mıydı, olsaydı ve tercih etseydik bizim durumumuz ne olurdu merak ediyorum. Ekonomist arkadaşlar fikirlerini paylaşırlarsa sevinirim.
bir defa, sunu hatirlatalim. para birimi olarak euro kullanmakla, avrupa para birligine girmek farkli seyler. ekvador, panama gibi ulkelerin para birimi olarak amerikan dolarini benimsemeleri gibi, bir ulke tek tarafli olarak euro'yu benimseyebilir. (birincisine dolarizasyon, ikincisine bu terimden hareketle euroizasyon deniyor.) bunun para birligine uye olmaktan farki, birligin ortak merkez bankasinin uyguladigi para politikasinda soz sahibi olunmamasidir. yani, tek tarafli olarak euro'ya gecmek, para politikasindaki soz hakkindan tamamen vazgecmek demektir. bu rejimler icin, sabit (cipali) doviz kuru rejimlerinin ileri boyutu diyebiliriz. doviz kurunu bir cipaya baglamak da, sermaye hareketlerinin serbest oldugu durumda, para politikasini serbest bicimde uygulamaktan vazgecmeyi taahhut etmek demektir. ulusal para birimini birakip bir para birligine girmek ya da baska bir parayi tek tarafli kabul etmek, bundan geri donus cok zor ve maliyetli olacagindan, bu taahhudun cok daha baglayici ve inandirici olmasini saglar.
peki, oncelikle avrupali ulkeler icin, ortak para biriminin getirdigi artilar ve eksiler neler? bunun bir faydasi, para birimi ortak olunca doviz kuru dalgalanmalari da olmayacagindan, bunlarin yaratabilecegi belirsizliklerin ortadan kalkmasidir. bu da mal ve hizmet ticareti ile emek ve sermayenin serbest dolasimini olumlu etkileyip verimlilik artisi saglar. eger avrupa ulkeleri arasinda tam bir ekonomik entegrasyon saglanacaksa, bu onemli bir meseledir. bir baska faydasi ise, ulkelerin gevsek para politikasi kullanma egilimlerinin baglayici ve inandiri bir sekilde ortadan kalkmasidir. misal, ortada drahmi diye bir para kalmadigi icin, yunan hukumetinin butce aciklarini para basarak kapatma gibi bir imkani da kalmamistir. bu, parasal istikrara katki saglar; lakin ote yandan, ulkenin kendi ekonomik sartlari birligin para politikasiyla uyusmadiginda, ekonomik dalgalanmalari belirginlestirebilir. ornek verecek olursak, yunanistan avrupa para birliginde olmasaydi sunlar olacakti. bir, diger avrupa ulkeleriyle ekonomik iliskilerinde drahmi-euro kurunun seyri belirleyici olacakti. iki, yunanistan butce aciklarini senyoraj geliriyle kapatmak icin para basabilecekti. uc, kisa vadede fiyatlar ve ucretlerin yeterince esnek olmamasi durumunda ortaya cikacak asiri ekonomik daralmaya karsi, istikrar amacli genislemeci para politikasi uygulayabilecekti. ekonomiye keynesci bir perspektiften bakan krugman, kose yazisinda bu ucuncuyu one cikartip vurguluyor. ayrica, ikinci ihtimalin ortadan kalkmasinin da, mali disiplini garanti etmedigini goruyoruz.
bunlardan yola cikarak, bizi para birligine almayacaklarini da hesaba katarak, tek tarafli olarak euro'ya gecseydik ne olurdu, degerlendirelim. oncelikle, ab ile ticaret hacmimiz turkiye'nin milli gelirine oranla kucuk sayilir. dolayisiyla, ticaretteki verimlilik artisinin cok ciddi bir etkisi olacagini sanmiyorum. ikincisi, gecmisteki deneyimlerimizden, turkiye'nin mali istikrarinin doviz kuru rejimine bagli olmadigini rahatlikla soyleyebiliriz. ucuncusu, zamaninda euro'ya gecseydik, bugun enflasyon problemimiz kalmazdi; ama mali istikrarin bununla dogrudan baglantili olmadigini da hesaba katinca, bunun koca ulkenin para politikasinin kontrolunu tek tarafli olarak avrupa merkez bankasina birakmak icin yeterli bir sebep oldugunu dusunmuyorum. her seyi de ab'ye havale etmeyelim, degil mi? turkiye ekonomisinin makroekonomik istikrarini kendi basimiza saglayabilmeliyiz. hukumetimizden ve burokratlarimizdan bunu beklemeyeceksek, ne bekleyecegiz?
16 Mart 2010 Salı
İktisat Doktora Programı Seçerken
greg mankiw blogunda doktora basvurusu yapacak ogrencilere tavsiyelerde bulunmus. mankiw'in ogutlerinden birkac tanesini turkce'ye cevirip asagida yayinliyorum:
devamini mankiw'in blogundan okuyabilirsiniz. yazi ingilizce, ama zaten tavsiyeler de daha cok amerika'daki doktora programlari ile ilgili. bunlara basvuracak olanlar herhalde ingilizce biliyorlardir.
mankiw'in blogunda bu konularda cok sayida yazi var. amerika'da iktisat doktorasi yapma niyeti olanlar bunlardan faydalanabilirler.
1. siralamalarla baslayin. en son yapilmis iktisat bolumu siralamalarindan bazilarilari icin, buraya, buraya ve buraya tiklayin. butun siralamalar kusurludur, ama diger hersey sabit kalmak sartiyla, daha yuksek sira muhtemelen daha iyidir.
2. su an basvurmayi dusundugunuz programda olan yuksek lisans ogrencileri ile konusun. mutlular mi?
...
9. son zamanlardaki doktora ogrencileriyle ilgili bilgilere bakin. baslayanlar ne oranda programi bitiriyorlar? bitirdikten sonra ne tip islere giriyorlar? bunlar sizin arzuladiginiz isler mi? yerlestirme bilgileri programa giren ogrencilerin capiyla, programin kendisinin katma-degeriyle, ve bolumun ogrencilerini isgucu piyasasinda ne kadar iyi sattigiyla ilgili bilgi verir.
devamini mankiw'in blogundan okuyabilirsiniz. yazi ingilizce, ama zaten tavsiyeler de daha cok amerika'daki doktora programlari ile ilgili. bunlara basvuracak olanlar herhalde ingilizce biliyorlardir.
mankiw'in blogunda bu konularda cok sayida yazi var. amerika'da iktisat doktorasi yapma niyeti olanlar bunlardan faydalanabilirler.
13 Mart 2010 Cumartesi
Vergiler ve Sigara Tüketimi
sigara, alkol gibi sagliga zararlari olan ve bagimlilik yapici tuketim maddelerinin vergilendirilmesinde iki husus uzerinde durulur. birincisi, yetiskin tiryakiler tuketim aliskanliklarini kolay degistiremeyeceklerinden, bu gruptakilerin taleplerinin fiyat esnekligi dusuktur. bu da devlete bu urunlerin uzerine yuksek oranda vergi koyup yetiskinlerden rahat ve verimli vergi toplama imkani verir. ikincisi, sigaraya ve alkole baslama yaslarindaki genclerin taleplerinin fiyat esnekligi daha yuksektir. yani ayni orandaki fiyat artisi, genclerin talebini yetiskinlere oranla daha buyuk oranda dusurur. bu durum, devletin vergi toplamasini guclestirir; lakin eger genclerin talebi yeterince esnekse, vergiler yoluyla genclerin tuketim aliskanliklarini etkileyerek, gelecekte bu maddelerin toplumdaki tuketimini azaltmayi mumkun kilar. sigara ve alkol kullaniminin yayginlasmasi, kamu sagligi acisindan zararli kabul edildiginden, bu urunlerin yuksek oranda vergilendirilmesi bu acidan da savunulmaktadir.
bu bilgileri en temel duzeyde iktisat kitaplarinda bile bulabilirsiniz. lakin burada soyle bir sorun var. ders kitaplarina iktisadi gercekler olarak giren bulgularin cogu gibi, bunlar da basta abd olmak uzere gelismis ulkeler uzerine yapilan calismalardan kaynaklaniyor. dunya nufusunun cogunu olusturan daha fakir ulkelerdeki durum hakkinda ise yeterince dogrudan delil yok. bugun vox'da gordugum bir makale bu acigi kapatmak icin bir adim atmis. dort arastirmaci, gelismekte olan 20 ulkeden topladiklari verilerle, vergi konularak sigara fiyatlarinin arttirilmasinin genclerin sigara taleplerini nasil etkileyecegini arastirmislar. arastirmanin bulgulari, amerika uzerine yapilan calismalarin bulgulariyla ortusuyor. calisma, gelismekte olan ulkelerde, genclerin sigara talebinin esnek oldugunu, dolayisiyla vergilerin genclerin sigara tuketimini belirgin bir bicimde etkiledigini ortaya koymus. sigara uzerindeki vergilerin %10 oraninda arttirilmasinin, ele alinan 20 ulkede genclerin sigara talebini ortalama %18 azaltacagi tahmin edilmis. bunun %6'si sigaraya baslayan genclerin sayisindaki azalmadan, %12'si ise sigara icen genclerin ictikleri miktari azaltmasindan kaynaklanacakmis.
arastirmanin detaylarini ogrenmek isteyen okuyucularimiz, vox'da ozeti yer alan makalenin aslina nber'dan ulasabilirler:
kostova, deliana, hana ross, evan blecher, and sara markowitz (2010), “prices and cigarette demand: evidence from youth tobacco use in developing countries”, nber working papers 15781.
bu bilgileri en temel duzeyde iktisat kitaplarinda bile bulabilirsiniz. lakin burada soyle bir sorun var. ders kitaplarina iktisadi gercekler olarak giren bulgularin cogu gibi, bunlar da basta abd olmak uzere gelismis ulkeler uzerine yapilan calismalardan kaynaklaniyor. dunya nufusunun cogunu olusturan daha fakir ulkelerdeki durum hakkinda ise yeterince dogrudan delil yok. bugun vox'da gordugum bir makale bu acigi kapatmak icin bir adim atmis. dort arastirmaci, gelismekte olan 20 ulkeden topladiklari verilerle, vergi konularak sigara fiyatlarinin arttirilmasinin genclerin sigara taleplerini nasil etkileyecegini arastirmislar. arastirmanin bulgulari, amerika uzerine yapilan calismalarin bulgulariyla ortusuyor. calisma, gelismekte olan ulkelerde, genclerin sigara talebinin esnek oldugunu, dolayisiyla vergilerin genclerin sigara tuketimini belirgin bir bicimde etkiledigini ortaya koymus. sigara uzerindeki vergilerin %10 oraninda arttirilmasinin, ele alinan 20 ulkede genclerin sigara talebini ortalama %18 azaltacagi tahmin edilmis. bunun %6'si sigaraya baslayan genclerin sayisindaki azalmadan, %12'si ise sigara icen genclerin ictikleri miktari azaltmasindan kaynaklanacakmis.
arastirmanin detaylarini ogrenmek isteyen okuyucularimiz, vox'da ozeti yer alan makalenin aslina nber'dan ulasabilirler:
kostova, deliana, hana ross, evan blecher, and sara markowitz (2010), “prices and cigarette demand: evidence from youth tobacco use in developing countries”, nber working papers 15781.
14 Şubat 2010 Pazar
Tanrı'nın İnsanlığa Karşı Tutumunda Duanın Etkisi
bir iktisatci arkadasim facebook'ta, "the effect of prayer on god's attitude toward mankind" diye bir makalenin linkini paylasmis. (goruyorsunuz, nelerle egleniyoruz.) nobel ekonomi odullu baba ekonometrici james heckman'in otuz sene kadar once yazip muhtemelen sonra unuttugu ve yillar sonra bir sekilde hatirlayip gecenlerde economic inquiry adli dergide yayinladigi bir makale bu. ciddi bir sey mi diye baktim. (siz de bakin, linki burada.) gordum ki hem ciddi, hem degil.
heckman, bu makalesinde, bir istatistik dergisinde yayinlanan bilimsel bir makalede anlatilan istatistiksel bir yontemi hicvediyor. diyor ki, bu "guclu yontem", insanlarin ne kadar dua ettikleri gibi gozlemlenebilen ve bir sekilde olculebilen bir seyin, gozlemleneyemen bir sey uzerindeki etkisini "bile" tahmin edebiliyor. nasil? ikisi arasindaki iliskiyi varsayarak. heckman da suna iman edin diye bir varsayimla analize baslayip sonunda az dua etmenin insanliga faydasi olmadigini, cok dua edince dualarin daha cok karsilik buldugunu "ortaya koymus".
demek ki neymis? ampirik metotlari kullanirken (aslinda ayni sey teoride de gecerli) onlarin matematiksel temelini, dayandiklari varsayimlari ve saireyi ogrenmeyi ihmal etmemeliymisiz. zira cok sofistike gorunen bir yontemin verdigi sonuclar, dogrudan derinlerde gizli bazi varsayimlardan kaynaklaniyor olabilirmis.
heckman, bu makalesinde, bir istatistik dergisinde yayinlanan bilimsel bir makalede anlatilan istatistiksel bir yontemi hicvediyor. diyor ki, bu "guclu yontem", insanlarin ne kadar dua ettikleri gibi gozlemlenebilen ve bir sekilde olculebilen bir seyin, gozlemleneyemen bir sey uzerindeki etkisini "bile" tahmin edebiliyor. nasil? ikisi arasindaki iliskiyi varsayarak. heckman da suna iman edin diye bir varsayimla analize baslayip sonunda az dua etmenin insanliga faydasi olmadigini, cok dua edince dualarin daha cok karsilik buldugunu "ortaya koymus".
demek ki neymis? ampirik metotlari kullanirken (aslinda ayni sey teoride de gecerli) onlarin matematiksel temelini, dayandiklari varsayimlari ve saireyi ogrenmeyi ihmal etmemeliymisiz. zira cok sofistike gorunen bir yontemin verdigi sonuclar, dogrudan derinlerde gizli bazi varsayimlardan kaynaklaniyor olabilirmis.
7 Şubat 2010 Pazar
Çinliler neden çok tasarruf yapıyor?
vox'da gozume carpti; yakin zamanda yapilan bir arastirma, cin'de tasarruf oranlarinin cok yuksek olmasinin bir sebebinin de, ulkedeki erkek/kadin nufus oraninin dengesizligi olduguna iliskin deliller ortaya koymus.
devletin ailelerin sahip olabilecegi cocuk sayisina sinirlama getirmesi ve erkek cocuk isteyen ailelerin kiz cocuklarini kurtajla aldirmalari yuzunden cin'de anormal bir kadin-erkek dengesizligi olusmakta. bugun ulkede her dogan 100 kiz cocuguna karsi, 122 erkek cocuk doguyor; ve bunun bazi sosyal sonuclari da muhakkak olacak. iste, bu calismayi yapan arastirmacilar da bu dengesizligin tasarruf oranlarini arttirdigini savunuyor.
bu iliskinin aciklamasi ise soyle: cin'de kadin/erkek dengesizligi bozuldukca, evlilik cagina gelen erkeklerin es bulmasi zorlasiyor. erkekler arasi rekabetin bir boyutu da maddi. dolayisiyla ogullarini evlendirmek isteyen aileler, onlar icin daha cok para biriktiriyorlar.
yapilan ekonometrik analizler, hanehalki duzeyinde erkek cocuk sahibi ailelerin diger ailelere gore, belirgin olarak daha cok tasarruf yaptigini ortaya koymus. dahasi ailenin yasadigi bolgede kadin/erkek dengesizligi arttikca, erkek cocuk sahiplerinin tasarruflarini arttirdiklari bulunmus.
vox'da ozeti verilen calismanin yer aldigi makalenin tamamina nber'dan ulasilabilir:
wei, shang-jin, and xiaobo zhang, 2009, the competitive saving motive: evidence from rising sex ratios and savings rates in china, nber working paper no. 15093.
devletin ailelerin sahip olabilecegi cocuk sayisina sinirlama getirmesi ve erkek cocuk isteyen ailelerin kiz cocuklarini kurtajla aldirmalari yuzunden cin'de anormal bir kadin-erkek dengesizligi olusmakta. bugun ulkede her dogan 100 kiz cocuguna karsi, 122 erkek cocuk doguyor; ve bunun bazi sosyal sonuclari da muhakkak olacak. iste, bu calismayi yapan arastirmacilar da bu dengesizligin tasarruf oranlarini arttirdigini savunuyor.
bu iliskinin aciklamasi ise soyle: cin'de kadin/erkek dengesizligi bozuldukca, evlilik cagina gelen erkeklerin es bulmasi zorlasiyor. erkekler arasi rekabetin bir boyutu da maddi. dolayisiyla ogullarini evlendirmek isteyen aileler, onlar icin daha cok para biriktiriyorlar.
yapilan ekonometrik analizler, hanehalki duzeyinde erkek cocuk sahibi ailelerin diger ailelere gore, belirgin olarak daha cok tasarruf yaptigini ortaya koymus. dahasi ailenin yasadigi bolgede kadin/erkek dengesizligi arttikca, erkek cocuk sahiplerinin tasarruflarini arttirdiklari bulunmus.
vox'da ozeti verilen calismanin yer aldigi makalenin tamamina nber'dan ulasilabilir:
wei, shang-jin, and xiaobo zhang, 2009, the competitive saving motive: evidence from rising sex ratios and savings rates in china, nber working paper no. 15093.
3 Şubat 2010 Çarşamba
Verginin Toplumsal Maliyeti: Fahiş Maliyet ya da Dara Kaybı
en azindan temel duzeyde iktisat bilgisine sahip okurlarimiz, verginin toplumsal maliyetini bilirler. buna fahis maliyet (excess burden) ya da dara kaybi (deadweight loss) deniyor. ekonomiturk blogunda yeni yazarlardan caylak ekonomist, bunu anlatan guzel bir yazi yazmis. iktisadin en temel konularindan biri olmasina ragmen, bunu bilmeyen veya bilip de anlamayan cok var. ben bilgi sahibi insanlarin saglikli yorum yapabilecegine inandigimdan, boyle bilgilendirici yazilari cok onemsiyorum. o yuzden yaziya buradan link vermeyi uygun gordum:
http://ekonomiturk.blogspot.com/2010/02/vergilerin-gercek-maliyeti.html
bu yaziya tek bir sey ekleyecegim. ornekte sosyal fayda nedir, niye azalir gayet guzel aciklanmis. yalniz fahis maliyetin somut olarak neye karsilik geldigi vurgulanirsa, ilk kez ogrenen okurlarin aklina kevram daha iyi yatar diye dusunuyorum. ben onu soyle anlatacagim:
(yazidaki ornekten hareketle) 2 liralik vergi konmadan once, (en fazla) 40.50 liraya kadar otobus bileti almaya hazir bir alici ve (en dusuk) 39.50 liraya kadar bilet satmaya hazir bir satici dusunelim. vergiden sonra alicilarin odeyecegi fiyat 41 liraya ciktiginda, bu musteri mali satin almaktan vazgecer. eline vergiden sonra 39 lira gececeginden, bu satici da mali satmaktan vazgecer. dahasi alim-satim gerceklesmediginden, devlet bu insanlardan vergi de toplayamaz. herkes kaybeder. kayip, konan verginin gerceklesmesini engelledigi ticaretin yaratamadigi degerdir. burada kayip deger, 40.50-39.50=1 lira. bu sadece bir alim-satim. vergi yuzunden gerceklesmeyen tum alim-satimlarin degeri de ikinci grafikteki kucuk gri ucgene tekabul ediyor.
http://ekonomiturk.blogspot.com/2010/02/vergilerin-gercek-maliyeti.html
bu yaziya tek bir sey ekleyecegim. ornekte sosyal fayda nedir, niye azalir gayet guzel aciklanmis. yalniz fahis maliyetin somut olarak neye karsilik geldigi vurgulanirsa, ilk kez ogrenen okurlarin aklina kevram daha iyi yatar diye dusunuyorum. ben onu soyle anlatacagim:
(yazidaki ornekten hareketle) 2 liralik vergi konmadan once, (en fazla) 40.50 liraya kadar otobus bileti almaya hazir bir alici ve (en dusuk) 39.50 liraya kadar bilet satmaya hazir bir satici dusunelim. vergiden sonra alicilarin odeyecegi fiyat 41 liraya ciktiginda, bu musteri mali satin almaktan vazgecer. eline vergiden sonra 39 lira gececeginden, bu satici da mali satmaktan vazgecer. dahasi alim-satim gerceklesmediginden, devlet bu insanlardan vergi de toplayamaz. herkes kaybeder. kayip, konan verginin gerceklesmesini engelledigi ticaretin yaratamadigi degerdir. burada kayip deger, 40.50-39.50=1 lira. bu sadece bir alim-satim. vergi yuzunden gerceklesmeyen tum alim-satimlarin degeri de ikinci grafikteki kucuk gri ucgene tekabul ediyor.
30 Ocak 2010 Cumartesi
Taşımacılık Sektörü ve Promosyonlar
ekonomiturk'te editor, havayollarinin bilet fiyatlarini degerledirdigi yazisinda, sektordeki promosyonlara psikoloji temelli bir aciklama getirmis. sirketlerin musteri davranislarini ciddiye alarak fiyatlandirma yapmalarinda dogruluk payi vardir. ama bence, gerek havayollu gerekse karayolu tasimaciligindaki promosyonlar, klasik iktisadi yaklasimla da aciklanabilir.
bu kis turkiye'ye gittigimde, ben de pegasus'la 10 liraya aslanlar gibi uctum. seyahat planim belli oldugu icin bileti yaklasik bir ay onceden internetten satin almistim. nasil oluyor da iki hamburger parasina ucabiliyoruz, ben de merak etmistim. ucakta biraz dusundum ve buna bir aciklama getirdim.
bindigim ucaktaki koltuklarin %30 kadari bostu. demek ki bu havayolu sirketi bazi seferlerinde %100'un altinda doluluk oraniyla yolcu tasiyor. oncelikle, sirket bir ucakta 10 bos koltuk kalacagini biliyor diyelim. bu koltuklari 1 liraya bile satsa, 1 lira 1 liradir. tabii sirket bu koltuklari son dakikada satmaz. oyle olsa yuksek fiyat odemeye razi yolcular da bilet almak icin, fiyatin ucuzlamasini beklemeye baslarlar. ama sirket doluluk oranini onceden tahmin edip belli sayidaki koltugu onceden satabilir.
sirketin dikkat edecegi bir sey de, ucmak icin 150 lira vermeye hazir yolcularin da boyle promosyonlardan yararlanip ucuza ucabilecegi. bu tip yolcularin fiyat ucuzladiginda olusacak talep icindeki payi yuksekse, cok ucuza cok sayida bilet satmak sirketi zarara ugratabilir. ornegin, sirketin 10 liradan bilet sattigi 10 kisiden biri 150 lira vermeye hazir bir tipse, sirket 9x10-140=-50 lirayla zarar etmis olur. (dikkat edin, burada firsat maliyetlerini hesaba katiyor ve iktisadi kar/zarardan bahsediyoruz. yoksa muhasebe kari 10x10=100 lira.) ote yandan, mesela 70 liradan 10 bilet satsa ve bunlari alanlarin 4'u 150 lira vermeye hazir tipler olsa, 6X70-4X80=100 lira kar eder. goruldugu gibi, ucakta cok sayida bos koltuk varsa, sirket biletlerin bir bolumunu ucuza satmaktan kar edebiliyor. sirket elindeki verileri degerlendirip belki bir pazar arastirmasi da yaparak, kendisi icin en karli fiyatlandirma stratejisini bulabilir.
burada onemli nokta, tasimacilik yapan sirketlerin kapasitelerinin kisa vadede sabit olmasi. o yuzden ozellikle talebin dustugu donemlerde boyle promosyonlara rastlamamiz dogal. peki sonuc verimli mi? evet, hem de super verimli. insanlar daha ucuza, cok ve rahat seyahat ediyorlar; ustelik firmalar da bundan karli cikiyor. verimsiz olan, seyahat etmek isteyen onca insan varken o ucaklarin ve otobuslerin bos koltuklarla sefer yapmalari.
bu kis turkiye'ye gittigimde, ben de pegasus'la 10 liraya aslanlar gibi uctum. seyahat planim belli oldugu icin bileti yaklasik bir ay onceden internetten satin almistim. nasil oluyor da iki hamburger parasina ucabiliyoruz, ben de merak etmistim. ucakta biraz dusundum ve buna bir aciklama getirdim.
bindigim ucaktaki koltuklarin %30 kadari bostu. demek ki bu havayolu sirketi bazi seferlerinde %100'un altinda doluluk oraniyla yolcu tasiyor. oncelikle, sirket bir ucakta 10 bos koltuk kalacagini biliyor diyelim. bu koltuklari 1 liraya bile satsa, 1 lira 1 liradir. tabii sirket bu koltuklari son dakikada satmaz. oyle olsa yuksek fiyat odemeye razi yolcular da bilet almak icin, fiyatin ucuzlamasini beklemeye baslarlar. ama sirket doluluk oranini onceden tahmin edip belli sayidaki koltugu onceden satabilir.
sirketin dikkat edecegi bir sey de, ucmak icin 150 lira vermeye hazir yolcularin da boyle promosyonlardan yararlanip ucuza ucabilecegi. bu tip yolcularin fiyat ucuzladiginda olusacak talep icindeki payi yuksekse, cok ucuza cok sayida bilet satmak sirketi zarara ugratabilir. ornegin, sirketin 10 liradan bilet sattigi 10 kisiden biri 150 lira vermeye hazir bir tipse, sirket 9x10-140=-50 lirayla zarar etmis olur. (dikkat edin, burada firsat maliyetlerini hesaba katiyor ve iktisadi kar/zarardan bahsediyoruz. yoksa muhasebe kari 10x10=100 lira.) ote yandan, mesela 70 liradan 10 bilet satsa ve bunlari alanlarin 4'u 150 lira vermeye hazir tipler olsa, 6X70-4X80=100 lira kar eder. goruldugu gibi, ucakta cok sayida bos koltuk varsa, sirket biletlerin bir bolumunu ucuza satmaktan kar edebiliyor. sirket elindeki verileri degerlendirip belki bir pazar arastirmasi da yaparak, kendisi icin en karli fiyatlandirma stratejisini bulabilir.
burada onemli nokta, tasimacilik yapan sirketlerin kapasitelerinin kisa vadede sabit olmasi. o yuzden ozellikle talebin dustugu donemlerde boyle promosyonlara rastlamamiz dogal. peki sonuc verimli mi? evet, hem de super verimli. insanlar daha ucuza, cok ve rahat seyahat ediyorlar; ustelik firmalar da bundan karli cikiyor. verimsiz olan, seyahat etmek isteyen onca insan varken o ucaklarin ve otobuslerin bos koltuklarla sefer yapmalari.
Etiketler:
endüstriyel organizasyon,
hayatın içindeki iktisat
26 Ocak 2010 Salı
Hayek Keynes'e Karşı
videoyu mankiw'in sitesinde gorunce kayitsiz kalamadim. keynes ve hayek rap muzik formatinda atisiyorlar:
internette arastirinca, videonun kaynagi olarak econstories.tv diye bir internet sitesi karsima cikti. siteyi ve sitedeki bu videoyu, ekonomiye merakli bir yonetmen, george mason universitesinden bir iktisat profesoruyle birlikte hazirlamis. (bilen bilir, bu universite avusturya iktisadinin guclu oldugu okullardandir.)
simdilik sitede videoyla birlikte, bu parcanin sozleri, kaynakca vb. seyler var. siteyi hazirlayanlar, eglendirerek ogretmeye ileride baska videolarla devam edeceklerini belirtmisler. arada bir yoklayip yeni bir sey var mi diye bakmaya deger.
internette arastirinca, videonun kaynagi olarak econstories.tv diye bir internet sitesi karsima cikti. siteyi ve sitedeki bu videoyu, ekonomiye merakli bir yonetmen, george mason universitesinden bir iktisat profesoruyle birlikte hazirlamis. (bilen bilir, bu universite avusturya iktisadinin guclu oldugu okullardandir.)
simdilik sitede videoyla birlikte, bu parcanin sozleri, kaynakca vb. seyler var. siteyi hazirlayanlar, eglendirerek ogretmeye ileride baska videolarla devam edeceklerini belirtmisler. arada bir yoklayip yeni bir sey var mi diye bakmaya deger.
Etiketler:
iktisadi düşünce,
iktisatçılar,
makroiktisat,
sinema/televizyon
4 Ocak 2010 Pazartesi
Twitter Hesabı
bir okuyucumuzdan kisa bir sure once gelen talep uzerine, twitter'da blogla baglantili eksi_iktisat adli bir hesap olusturdum. burada simdilik yeni blog yazilarinin basliklari ve bunlara baglantilar olacak.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)