6 Şubat 2008 Çarşamba

Kontrat Teorisi ve İktisadi Güdüler

begenmezsen okuma adli blogda bir yazi okudum, ve yazi cok hosuma gitti. suraya yazmadan duramadim. yazar t'pol, kardesinin telefonda cok fazla konusmasina annesiyle beraber bulduklari cozumu anlatmis: tiklayin.

ozetle yaptiklari su. kardese her ay harcligina ek olarak bir miktar fazladan sabit bir para veriyorlar, karsiliginda da telefon parasini onun odemesini istiyorlar. baslangicta telefon parasini ailesi odedigi icin telefonu gereksiz yere kullanan kardes, telefonda fazladan konustugu her dakikanin maliyetini kendisi ustlenince telefonu daha dikkatli kullaniyor. bir kontrat yoluyla, iktisadi gudulerin olumlu yonde hizaya gelmesinin daha kanli-canli ve sirin bir ornegi olabilir miydi?

sekil 1a'da gordugunuz turden tesvik problemleri ve cozum yollarinin incelendigi alana kontrat teorisi deniyor. bu konuda daha once yazdigim yazilardan biri icin: tiklayin.

bu arada, kontratin uygulanabilmesi icin icerdigi tehditlerin inandirici olmasi gerektigini belirtmeden gecmeyelim. bu ornekte kardes, ailenin faturanin odenmemesi durumunda telefonun kesilmesini goze aldigina inanmis olmali ki sorun cozulmus. ilgilenenler icin arsivde, inandirici olmayan tehditler, zaman tutarsizligi ve saire uzerine de birkac yazi mevcut.

25 Ocak 2008 Cuma

Verginin Yansıması (Tax Incidence)

linki mankiw'in blogundan aldim: tiklayin. haber kanada'dan. quebec eyaletinin yerel yonetimi, cevreci politikalarini enerji sirketlerine vergi koyarak uygulamak istemis. amac kar hirsiyla uretip cevreyi kirleten sirketlerin karlarindan kesip vatandasa yuk bindirmeden cevre kirliligiyle mucadele etmekmis. ama sirketler vergiyi fiyatlara yansitinca vatandasin tepesi atmis.

simdi su haberi iki sekilde yorumlamak mumkun. birincisi, quebec eyaletini yoneten politikacilar ekonomi cahili. iktisada giris derslerinin ikinci haftasinda okutulan verginin yansimasi (tax incidence) konusundan bihaberler; cehaletlerinin farkinda bile olmadan politika uyguluyorlar. politikacilarin ekonomiden anlamamasi olagan bir sey de, bu adamlarin etrafinda bu islerden anlayan kimse de mi yokmus? tabii yok boyle bir sey. enerji bakani salaga yatsa da, sozcusu bunun olacaginin farkinda olduklarini acikca ifade etmis. yani, ikinci yoruma geciyoruz, politikacilar vatandasa alenen yalan soylemisler. piyasa ekonomisinde, firmalarin maliyetleri vatandasa yansitmaya calisacagi gun gibi ortadayken, insanlara maliyeti sirketler ustlenecek demisler. (benzer yalanlari su siralar amerika'daki baskan adaylari da soyluyorlar. ekonomi bloglarini takip edenler, zaman zaman bunlara rast geleceklerdir.)

buradan cikartmamiz gereken ders su. bizimle ilgisiz gorunen kamu politikalarinin ucu dolayli olarak bize de dokunabilir. bu politikalarin yansimalari konusunda uyanik olmak icin temel iktisadi prensipler konusunda bilgi sahibi olmaliyiz. bilincli bir yurttas olmak icin, mikroekonominin temellerini iyi ogrenmek lazim diye dusunuyorum.

2 Ocak 2008 Çarşamba

Vergide Eşitlik, Adalet ve Verimlilik Üzerine

bir okurumuz, son yazimin yorum bolumunde bir soru sormus. cevap uzayinca, cevabi ayri bir yazi olarak yayinlamak uygun dustu. soru su:

"Vergilendirme gelir yerine tuketim ustunden olursa esitlik/adillik durumu ne olur? (Bunun pratikte zor oldugu asikar ama merak iste)"

bu eskiden beridir uzerinde tartisilan bir soru. ama son yillarda, amerika'da "the fair tax act" (ya da "the FairTax") adli yasa tasarisi gundeme geldikten sonra tartisma yeniden alevleniyor. (fair tax, adil vergi demek.)

gelelim soruya. bir defa, tuketim vergileri genel olarak "regressive" ozellik gosterirler. bunun sebebi fakir insanlarin kazanclarinin buyuk bolumunu tuketmesi. zenginler ise kazanclarina oranla daha az tuketip daha cok tasarruf yaptiklari icin tuketim vergisinin onlar uzerindeki yuku (goreceli olarak) daha hafiftir. bu acidan tuketim vergilerinin toplum icerisinde esitsizligi arttirdigi iddia edilir. esitligin/esitsizligin onemli olup olmamasi ya da ne tip esitligin (gelir mi, tuketim mi, servet mi?) onemli olmasi subjektif konular. ama toplumun adalet anlayisi (genel olarak) esitlige deger veriyor ise, kapsamli bir vergi reformu onerisinin bu meseleyi ciddiye almasi gerekir. yukarida sozunu ettigim "the fair tax act" gibi onerileri savunanlar onerilerinin, en azindan tuketim acisindan toplumu daha esit hale getirecek onlemleri barindirdigini iddia ediyorlar. (ayrinti isteyenleri ny times'in su haberine yonlendirecegim: tiklayin)

vergi sisteminin adilligi ise tamamen subjektif bir mevzu. misal, su "adil vergi" kavraminin sozde mi ozde mi adil oldugu tartismalidir. ayrica, adalet illa esitlik anlamina gelmez; hatta kimi bakis acilarina gore esitsizligi gerektirebilir. yani bir insan tuketim vergisinin esitsizligi arttiracagini dusunse bile pek ala onu daha adil bulabilir. nasil mi? mesela soyle dusunur: gelir, bir insanin topluma yaptigi katkinin karsiligidir. uretim, toplumun isgucu, sermaye, isgucunun niteligi, toprak ve saire gibi uretim faktorleri kullanilarak yapilir. cok kazanan insanlar bu uretim faktorlerini digerlerinden daha verimli kullananlar, yani topluma daha cok katki yapanlardir. gelirlerini harcamayip tasarruf yapanlarsa gelecekteki uretime ve hatta verimlilik artisina katkida bulunurlar. tuketiciler ise uretileni kendi istekleri dogrultusunda tuketirler. olaya boyle bakan bir insan icin adil olan, gelir vergisi dahil, isgucu, sermaye ve saire uzerindeki tum vergilerin bir tuketim vergisiyle yer degistirmesi olabilir. oysa ki esitlikci bir bakis acisindan bu sistem adaletsizdir. (bundan mirrlees yaklasimi konusundaki yazimda bahsetmistim.)

ozetle, vergi sisteminin toplumun esitlik/adalet tercihleri yonunde sekillenmesi tamamen siyasi bir surec. bu konuda biz ekonomistlerin soyleyecegi fazla bir sey yok. ama baska bir konuda soylenebilecek cok seyler var; o da iktisadi verimlilik. zaten yukarida sozunu ettigim "adil vergi" tartismalarinda dikkatimi ceken, bunun topluma (olculebilir ve gozlenebilir) maddi katkilarinin ne olacaginin one cikmasi. savunuculari, uretim uzerindeki tum vergilerin kaldirilmasinin cok belirgin bir buyume artisi getirecegini, vergi sistemini basitlestirip burokrasiyi azaltacagini iddia ediyorlar. tabii bu gorusleri elestirenler de var. (detay arayanlari yine google'a havale edecegim.)

pratikte fiyatlari bozup verimsizlik yaratmayan bir vergi sistemi olmaz. ama mevcut sistemlerden daha basit, etkin ve verimli sistemler gelistirilebilir. peki tuketim vergisi bunu saglayabilir mi? amerika'yi bilmem ama turkiye'de su an icin saglayamayacagi kesin. en basta vergi kacaklari alir basini yurur. ayrica, bana boyle bir sisteminin gerek sarti, kamu harcamalarini radikal bir bicimde azaltmaktir gibi geliyor. kisaca, hem iktisadi hem de siyasi yonden su an icin bize cok uzak bir mevzu bu.

ek: greg mankiw de bu onerinin elestirel bir analizine link vermis: tiklayin.

13 Aralık 2007 Perşembe

Mirrlees Yaklaşımına Liberteryen Eleştiri

bugun mankiw'in blogunda su yaziyi okuyunca bende kosup suraya iki satir bir seyler yazma istegi hasil oldu. hemen ozet geceyim. mankiw, ogrencisi matthew weinzierl ile birlikte, mirrlees modeli temelli optimal vergilendirme yaklasimiyla dalga gecen bir makale yazmis. sonra bu makaleyi okuyan blog yazari bir iktisatci (robin hanson), mankiw'i elestirip onun dalgasina yaptigi oneriyi destekleyince, mankiw de ona piskin faydaci (utilitarian) damgasini yapistirmis.

mirrlees modelleri sosyal sigorta problemlerinin incelenmesinde ve cozumunde kullanilan araclar. mirrlees'in tum olayi, dogustan gelen beceriler gibi, insanlarin kendi secimleri disinda sahip olduklari ve disaridan gozlemlenemeyen, ama onlarin uretkenliklerini ve dolayisiyla kazanclarini belirleyen kisisel ozellikleri dikkate almasi. insanlarin kazanc potansiyellerinin disaridan gozlemlenememesi sorununa bu modeller, politikalari (gozlemlenebilen) gelir ve gelirle iliskili baska faktorlere baglayarak cozum bulmaya calisiyorlar. (daha once mirrlees yaklasimini aciklayan uzunca bir yazi yazmistim: tiklayin.)

iste mankiw ve weinzierl'in elestirileri burada devreye giriyor. bu ikili insanlarin gelirlerinin boylarina bagli oldugu bir mirrlees modeli kurmuslar. ustune gelirle insanlarin boylari arasinda bir iliski oldugunu gosteren iki ekonometrik calismayi referans gostermisler. sonra da bu mantiga gore uzun boylular daha fazla kazaniyor, onlardan vergi alip kisalara dagitalim diyorlar. hanson da yok bunda bir sacmalik, eger iliski hakikaten saglamsa ben uzun boy vergisinin arkasindayim demis.

tabii asil tartisma felsefi. mirrlees modeli bizim sosyal devlet diye bildigimiz, devletin vatandasini (kimi zaman besikten mezara) sigortaladigi sistemlerin teorik temeli. zaten 70'lerde bunu bulan james mirrlees o zamanin ingiliz isci partisinin uyesi. obur taraftan mankiw'in dunya gorusu bambaska. ona gore mirrlees tipi vergilendirme esitlikci ama adil degil. burada da boyle bir sosyal sigorta anlayisinin abuk sonuclara yol actigini gostermeye calisarak felsefi elestiriye iktisadi boyut katiyor.

su siralar mirrlees modelleri iktisat aleminde cok revacta. en az mankiw kadar baba adamlar bu konular uzerinde calisiyorlar. buradan da pozitif iktisadi yontemleri benimsemis iktisatcilarin benimsedikleri degerlerin birbirlerinden oldukca farkli olabilecegini goruyoruz.

30 Kasım 2007 Cuma

Makroekonominin Mikro Temelleri ve Lucas Kritiği

ekonomiturk yazarlarindan baris, dun makroekonomiyle ilgili bilinenler ve bilinmeyenler uzerine bir yazi yazmis. ben de yazinin altina makroekonomik sorularin cevaplarinin ekonomilerin mikro sartlarina bagli olduguna iliskin bir yorumda bulundum. aynen aktariyorum:

makroekonomiyle ilgili bilinmesi gereken en onemli sey bence su: makroekonomik olaylarin temelleri mikroekonomiktir. bir ekonomide bireyler, firmalar vb. iktisadi aktorler iktisadi kararlar alirlar. mesela bireyler tuketimlerine, tasarruflarina, ne kadar calisacaklarina vesaireye; firmalar kullanacaklari girdilerin miktarlarina, uretimlerine, yatirimlarina ve saireye karar verirler. makroekonomik degiskenler bu kucuk aktorlerin binlercesinin yaptiklari secimlerin toplami neticesinde ortaya cikarlar. o yuzden mikroekonomik teoriden kopuk makroekonomi teorisi olmaz. baris'in sozunu ettigi efsanelerin tamami bu tip mikro temelleri zayif teoriler.

mesela birisi bize enflasyonu dusurmek icin buyumeden feragat etmek gerekir dedigi zaman, enflasyonu dusurmek icin izlenecek yolun nasil bir mekanizma yoluyla buyumeyi etkileyecegini sorgulamaliyiz. toplam degiskenlerin temellerinde ekonomik aktorlerin secimleri yattigina gore, eger iddia dogruysa enflasyonu dusurmek icin uygulanan politikalarin ekonomik aktorlerin davranislarini etkilemesi ve bu yolla da buyumeyi dusurmesi gerekir. peki bu aktorlerin davranislari soz konusu politikalardan nasil etkilenir? bu konuda belki yuzlerce teori ortaya atilabilir. bu teorilerden, "a, b, c" sartlari saglanirsa falanca iktisadi mekanizma yoluyla firmalarin uretimlerini arttiracagi ve bunun buyumeye pozitif etkisinin olacagi, ama bunlar saglanmaz ya da bir baska "x" sarti ortaya cikarsa filanca mekanizma yoluyla tersi olacagi gibi sonuclar cikar.

tabii, enflasyonu dusurursek buyume artabilir de azalabilir de gibi bir sonuc kimseyi kesmez, kesmemeli. o yuzden elimizdeki teorilerden gecerli olamayacaklari eleyip ise yarar olanlari ortaya cikarmaliyiz. bu da nasil olur? ulkedeki iktisadi aktorlerin davranislarini, sektorlerin yapilarini, piyasa iliskilerini iyi bilir ve anlayabilirsek olur. bunun yolu da daha cok mikro odakli ampirik calisma yapmak ve makroiktisatcilara ekonominin temellerine iliskin modellerini kurarken kullanabilecekleri bilgiler saglamak. mikroekonomik gerceklerle tutarli makroekonomik modeller, makroekonomik sorunlarin cevaplanmasinda daha etkili olacaklardir. ilginc degil mi? iyi makro model kurabilmenin yolu, oncelikle uygulamali mikroekonomicilerin islerini iyi yapmasindan geciyor. tabii onun icin de yeterince ve kaliteli mikro veri olmasi, yani istatistikcilerin isini iyi yapmasi lazim.

ozetle, Lucas kritigi iste. mikro temelleri olmayan, hele hele beklentileri dikkate almayan modeller eninde sonunda cuvallar. ozellikle iktisat politikalarinin uygulanmasinda bunlardan zinhar uzak durmak lazim.

ek: ekonomide kanunlara rastlanamamasinin sebebi mikro sartlarin degiskenlik gostermesi olmali. mesela baris'in sozunu ettigi "giffen good" ornegi 19. yuzyil irlandasindaki patates kitliginin incelenmesiyle ortaya cikmis. daha incelersek kimbilir ne istisnalar buluruz. tabii, iktisadin insan davranislarini inceleyen davranissal iktisat ve bunlarin altinda yatan biyolojik temelleri inceleyen noroiktisat gibi yeni yeni gelisen mikronun da mikrosu alanlari var. belki temellere indikce, iktisatta da bir takim temel kanunlar bulunabilir.

ek2: mankiw'in "a quick refresher course in macroeconomics" adli kisa makalesi bu konularda guzel ve bize gore daha kapsamli bir ozet sunuyor. google'da aratirsaniz cikar.

20 Kasım 2007 Salı

Büyümenin Sosyal Boyutu

bugun dani rodrik blogunda buyumenin sosyal boyutu uzerine guzel bir yazi yayinlamis. ben de linkini buradan paylasmak istedim: tiklayin.

konuyu ozetleyelim. bir dunya bankasi toplantisinda buyume stratejileri tartisilirken, bazi katilimcilar bu stratejilerin onceliginin fakirlerin yasam standardini iyilestirmek, sosyal esitsizlikleri azaltmak gibi seyler olmasi gerektigini savunmuslar. rodrik de buna karsi, ozetle, sosyal politikalarla buyume stratejilerini karistirmamak lazim diyor.

buyumeye yonelik politikalar, buyumenin onundeki baslica engelleri kaldirmaya odaklanirlar. bu yuzden yoksullukla mucadele, esitlik gibi hedefler buyume stratejilerinin oncelikleri arasinda yer almazlar. ama bu, buyumeyle ilgilenenlerin baska sosyal meselelerle ilgilenmedikleri anlamina gelmez. sadece kalkinmaya dair tum hedeflere ayni anda erisemezsiniz. rodrik bunlari soyluyor. ayrica, rodrik basta fakirler olmak uzere insanlarin hayat standartlarinda belirgin ve kalici bir iyilesmenin gerceklesmesi icin buyumenin gerek sart oldugunu da vurgulamis. bununla beraber orta ve kisa vadede iktisadi buyumenin bazi sosyal sorunlarin ustesinden gelmekte yetersiz kalabilecegini de kabul etmis.

kisa vadede buyumenin ustesinden gelemedigi sorunlari hafifletmeye calismak, sosyal politikalarin islevi. ama uzun vadeli cozum surekli buyumeden geciyor. o yuzden biri buyumeden soz ederken, hani bunun sosyal boyutu diye atilmakta acele etmeyiniz. birakin adam derdini rahat rahat anlatsin, di mi?

10 Kasım 2007 Cumartesi

Para Politikası, Faizler, Kur, Büyüme vs.

bugun ekonomiturk'te ekodok "yilmaz'dan satici'ya ders" diye bir yazi yayinlamis. yilmaz, merkez bankasi baskani durmus yilmaz. satici, turkiye ihracatcilar meclisi baskani oguz satici. ders de fiyat istikrarinin onemi ve mb'nin para politikasi uzerine. ekodok yilmaz'in sunumunun linkini vermis. baktim ve hosuma gitti. orta duzeyde makroiktisat bilgisi olan herkesin anlayabilecegi duzeyde, kisa ve ozlu bir ders olmus. sadece yazici'ya degil tabii, hepimize. bu yuzden sunumun linkini ben de buraya eklemek istedim: tiklayin.

16 Ekim 2007 Salı

Nobel goes to...

leonid hurwicz, eric maskin and roger myerson.

bugun iktisat dunyasi icin yilin onemli gunlerinden biriydi. bu sene nobel ekonomi odulu, oyun teorisinin ekonomideki onemli kullanim alanlarindan biri olan mekanizma dizayni teorisinin babasi leo hurwicz'e ve onun iki onemli takipcisi eric maskin ve roger myerson'a gitti.

mekanizma dizayni, arzu edilen bir iktisadi sonucu elde etmek icin sosyal ve iktisadi mekanizmalar yaratma sanati olarak tarif edilebilir. bu isle ugrasanlar, iktisadi aktorlerin tercihlerini istenilen sonucu elde edecek sekilde yonlendirecek mekanizmalari incelemeye ve boyle mekanizmalar kurmaya calisirlar. bu teorinin muzayedelerin (auction) dizayni, optimal vergilendirme, kamu mallari sorunu gibi turlu alanlarda iktisadi uygulamalari vardir.

zaman zaman benim de yazdigim bu konulari modern iktisada sokan ve bunlarin analitik olarak incelenmesinin yolunu acan insan leo hurwicz'dir. hurwicz, coktandir hak ettigi odulu bugun doksan kusur yasindayken aldi. ilgili alanlarda yaptiklari calismalarla daha once de joseph stiglitz, george akerlof ve james mirrlees gibi iktisatcilar nobel odulunu almislardi.

ek:
ekonominin oduller kapsamina dahil edilisinin hikayesi icin tiklayin.
odul sahibi iktisatcilar icin tiklayin.
mekanizma dizayni teorisinin ekonomideki yeri uzerine nobel komitesinin hazirladigi yazi icin tiklayin.
daha kisa ve basit bir yazi icin tiklayin.
adam smith isimli sahsin (evet, saka gibi) hurwicz'le sicagi sicagina yapmaya calistigi telefon roportaji icin tiklayin.

28 Eylül 2007 Cuma

İslam ve İktisat

ekonomiturk'teki yazimin tipkisinin aynisidir:

is-guc derken blogdan uzak kaldim. bir de baktim ki ekonomik meselelere islam'in bakisi tartisiliyor. din adamlarinin iktisat konusundaki bilgisizliklerine aldirmadan fetvalar vermeleri eskiden beri beni rahatsiz ettigi icin, ben de surada iki kelam etme geregi hissettim.

ekonomix son yazisini bir yerlerde bir seyler ters diye bitirmis. ters olan sey 7. yuzyilda var olmayan, var olmasi hayal bile edilemeyecek olan iktisadi iliskileri ve kurumsal yapiyi, o zamanin basit iktisadi iliskilerini kistas alarak degerlendirmeye calismak. yani bugday ticaretinden opsiyon piyasasi uzerine sonuclar cikartmaya calismak abes; ve abes oldugu kadar (aslinda tam da abes oldugu icin) benim anladigim sekliyle islamin ozune ters. din adamlari islam dinini cok iyi biliyor olabilirler ama iktisattan anlamiyorlar. bu yuzden de insanlari muhtemelen yanlis yonlendiriyorlar. (muhtemelen diyorum, zira benim islam bilgim, onlarin iktisat bilgisinden fazla degil.)

islam bilgisi kuvvetli olmasa da, iktisat bilgisi kuvvetli olan bir insan olarak, ben islamin yasakladigi faizin iktisatcilarin "rant" diye isimlendirdigi sey oldugunu dusunuyorum. yani uretimden kaynaklanmayan, uretilmis olanin el degistirmesiyle elde edilen deger.

iktisatcilarin reel faiz dedigi sey, rekabetci piyasa ekonomisinde sermayenin getirisine esittir. yani paraniz varsa ve bununla bir is kurarsaniz, tum masraflari dustukten sonra, elde edeceginiz kar rekabetci piyasa ekonomisinde reel faizin getirisine esittir. bu sasirtici bir sonuc degil. zira siz o yatirimi yapmasaniz ve parayi bir bankaya yatirsaniz, banka o parayi baska bir girisimciye kaynak olarak verecek. neticede, piyasa mekanizmasi reel faizi sermayenin getirisine esitleyecek. bu su demek, bankaya para koyan bir insan, dolayli olarak baska birinin kuracagi bir ise yatirim yapiyor ve bu yatirimin getirisini kazanc olarak elde ediyor. bankanin burada islevi bir araci olarak cebinde para olanla paraya ihtiyaci olani bulusturmak.

tabii bankalar tum islemlerini islami kurallara gore yapmadiklari (mesela yeri geldiginde icki ureticisine de kaynak sagladiklari) ve de faaliyetlerinin bir bolumu rant saglama faaliyetleri oldugu icin, bir musluman bankalarla iliski kurmaktan kacinabilir. o durumda dogrudan yatirimi finanse eden yatirim araclarina yonelebilir. (ofk'lar hakkinda fazla bir bilgim yok. ama bir alternatif olabilirler tabii.)

faizin icerisinde risk primi de olabilir. bu da borc alanin ustlendigi riskin bedelidir. yani haksiz bir kazanc degildir. moral hazard (ahlaki tehlike), incentives vs. gibi iktisadi kavramlar uzerinden bu risk priminin var olmasinin olmamasindan daha "dogru" olacaginin tartismasini yapabiliriz. ama o kadar zamanim yok.

bu arada riskli yatirimlari kumar olarak adlandirmak da abes. neyin kumar olup neyin olmadigina karar vermek icin, o yatirimin uretkenligine bakmaliyiz riske degil. zira risk her seyde var. yani bir is kurmak da riskli bir aktivite, buna karsilik parayi faize yatirmak risksiz. o zaman reel bir yatirim yapmak mi kumar, faize yatirmak mi? goruluyor ki riskli olan her sey kumardir, kumar da kotudur demek abes. bunlarin uzerine bir de soyle dusunun. cebinizde paraniz var ama isletme tecrubeniz yok. paranizla bir is kurmaniz mi daha iyidir, yoksa is kuracak birine "rekabetci piyasa faizi" uzerinden borc vermeniz mi? kim o parayi daha uretken bir sekilde kullanir; istihdam yaratabilir? bir insanin bilmedigi bir ise girmesi riskli degil midir? bir de o parayi baskasinin iyi kullanabilecegini dusununce, bilmedigi ise giren kisinin toplum kaynaklarini gereksiz riskler alarak carcur etmekte oldugu soyleyemez miyiz? sorular, sorular... cevaplari hepimiz dusunelim.

ozetle, rant olarak tabir ettigimiz, kaynagini uretimden almayan kazanclar disinda ben haram olabilecek bir sey gormuyorum. tabii rant illa ki kotu bir sey mi olmak zorunda? faydasi olamaz mi? ya da turkiye'de piyasalar ne kadar iyi isliyor? faizler dahil fiyat mekanizmasi uretime mi, yoksa uretmeden bolusume mi yonelik isliyor? bunlar uzun mevzular. daha da cok mevzu var tartisilabilecek ama ben uzatamayacagim.

sozun ozu, ben 7. yuzyildaki bugday vs. ticaretini kistas alarak din adamlarinin verdigi dini ogutleri dikkate almiyorum. benim tercihim iktisat bilgimi, islamin ozune iliskin bilgilerimle karsilastirip vicdanimin hakemliginde kararlarimi almak. tabii ekonomix'in dedigi gibi. her koyun kendi bacagindan asilir. siz istediginizi yapabilirsiniz.

not: bu arada yukaridaki tartismadan, islam esaslariyla yonetilen bir ulkede, mali ve parasal istikrarin tam olmasi ve piyasalarda tam rekabetin tesis edilmesi gerektigi sonucu da cikabilir.

not 2: su siralar epey bir yogunum. eger yorumlara cevap veremezsem kusuruma bakmayin.

9 Eylül 2007 Pazar

Sosyal Politikalar Niçin Gerekli?

bu soruya cevap aramadan once su soruyu soralim: sosyal politikalarin amaci nedir? bu soruya kimileri, toplumun sansli ve sanssiz bireyleri arasindaki esitsizligi devlet eliyle gidermek diye cevap verecektir. bu goruste olanlara gore devletin gorevi, piyasalarin saglayamadigi "sosyal adalet"i saglamaktir.

piyasalar uretkenligi odullendirir. haliyle de daha zeki, becerili, deneyimli ve caliskan insanlar piyasa icerisinde bu meziyetlerinden kaynaklanan uretkenlikle orantili olarak odullendirilirler. ancak bu ozelliklerin kimisi insanlarin tercihlerinin disinda belirlendigi icin, kisinin zengin ya da fakir olmasi bir olcude sans faktorune baglidir. ne de olsa, kimse dogustan genlerini, ailesini, cevresini ve saireyi secemiyor, degil mi? benzer sekilde, insanin hayatta basina ne gelecegi de belli degil. belli bir olcude varlikli olanlar, kendilerini birikimleri ya da ozel sigorta policeleri yoluyla bir olcude guvence altina alabiliyorlar. buna imkani olmayan insanlar ise gerek bireysel gerekse toplumsal risklere karsi daha savunmasiz durumdalar. iste bu durumu adaletsiz bulanlar, sosyal devlet mekanizmalari yoluyla tum toplumun sosyal guvence altina alinmasini ve esitligin saglanmasini savunuyorlar. yani burada yapilmak istenen her yeni dogacak cocugu, yukarida saygidim tum risklere karsi besikten mezara kadar guvence altina almak. (bu amaca yonelik mekanizmalari daha once tartismistik. tiklayin)

ote yandan devletin iyi gorunen bir sebep icin bile olsa gucunu kullanmasini bireysel ozgurluklere tehdit goren; devletin insanlar icin en iyisini bilemeyecegini, bilse bile onu uygulayamayacagini savunan; insanlar arasindaki, dogustan gelen ya da sonradan ortaya cikan esitsizliklerin sadece gelirle sinirli olmadigini ve devletin asla insanlari gercekten esit kilamayacagini savunan bir kesim de vardir. (oyle ya hicbir sosyal mekanizma angelina jolie'nin gonlunu brad pitt'e degil de bana kaptirmasini saglayamaz.) olaya bu acidan bakanlara gore, devletin uygulayacagi her tur sosyal politika keyfidir; piyasanin sonucundan daha istenilir ve adil degildir.

bu yazinin amaci yukarida kisaca ozetledigim iki yaklasimdan birini savunmak degil. orasi derin felsefi meselere dogru uzaniyor ve ben oralara girmeyecegim. bu yazinin amaci, sosyal politikalarin esitlik-adalet eksini disinda da tartisilmasi gerektigini; bu politikalar olmadan saglikli bir sosyal ve iktisadi duzenin tesis edilmesinin zor oldugunu dile getirmek. oyle ya ikinci gorusun en guclu isimlerinden milton friedman bile, fakirlere sosyal destekte bulunulmasina tumuyle karsi cikamamisti.

o zaman felsefi tartismalari bir kenara birakip konuyu salt iktisadi acidan ele alalim. once sosyal politikalarin topluma maliyetlerine bakalim. sonra da tum bu maliyetlere ragmen, neden onlardan vazgecemiyoruz bunlari tartisalim.

her seyden once devletin ekonomideki varligiyla iliskili tum sorunlar sosyal politika alaninda da aynen mevcuttur. insanlar genellikle baskasinin parasini, kendi paralarini kullandiklari kadar dikkatli kullanmazlar. bu yuzden, kamusal politikalarda, vergi verenlerin paralarinin kotu kullanilmasi, yardimlarin ihtiyac sahiplerine ulasmamasi, kaynaklarin ozel ya da siyasi cikarlar dogrultusunda carcur edilmesi siklikla karsilastigimiz durumlardir. daha kotusu, kaynaklarin yoneticiler tarafindan iyi kullanilmaya calisildigi durumlarda bile sosyal programlara harcanan paranin ciddi bir bolumunun cope gitmesidir. tum sosyal politikalar, gizli ya da acik suistimallerin yol actigi verimsizlikleri en alt duzeyde tutacak sekilde dizayn edilmeye calisilirlar. buna ragmen hemen hicbir sosyal politika suistimallere karsi tumuyle korunakli degildir. bu yuzden bu politikalar devletin alenen soyulmasina sebep olabildikleri gibi, devletten beslenen, ona bagimli kesimlerin olusmasina da yol acabilirler. sosyal programlari finanse etmek icin koyulan vergilerin ekonomiye getirdigi yuk ve yarattiklari verimsizlikler de cabasi tabii. (bunlarla ilgili olarak, bundan bir sure once ahmet cavusoglu ekonomiturk'te , sosyal politikalarin toplumun alt kesimlerini uretmeye degil, toplumun cebinden tuketmeye tesvik ettigini dile getiren bir yazi yazmisti. altinda ben de birkac yorumda bulunmustum. o yazi icin tiklayin.)

peki tum bu maliyetlere ragmen sosyal politikalar neden faydali ve hatta gerekli?

diyelim ki tum sosyal politikalari tumden biraktik. o zaman, yukarida belirttigimiz sorunlar kokten cozulur. ama baska sorunlar ortaya cikar. en basta, sosyal destegi ortadan kaldirmak, ihtiyac sahiplerinin toplumsal duzen icerisinde kendi ayaklari uzerinde durabilmelerini saglamaz. onlarin egitime, gidaya, sagliga erisimini kisarsak, rekabetci bir toplumda kendi ayaklari uzerinde durabilmelerini nasil bekleyebiliriz ki? bu onlari daha da fakirlestirip marjinallestirmez mi? oysa ki iyi dizayn edilmis sosyal programlar, bu insanlara bir deger uretecek becerileri kazandirabilir. dahasi, bunlari tamamen goz ardi ederek sosyal programlari kesersek, toplum olarak ciddi bedeller odeyebiliriz. en basitinden, en fakirin bile bir oy hakki var. yani biz mesela fakir cocuklarin egitimi icin para harcamak istemesek bile, onlara kalitesiniz komur vermek icin para harcayacak birileri mutlaka cikacak. sosyal patlama, asayis vb. sorunlar da cabasi tabii.

peki ne yapalim? oncelikle sosyal politikayi populizmden ayirmakla; ikincisine karsi cikip birincisini etkin bicimde uygulamanin yollarini aramakla ise baslayabiliriz. sosyal politika makrodan cok mikro olcekli bir sorun. yani sosyal politikalar icin kac para harcadiginizdan cok, parayi nasil harcadiginiz onemli. uretken guduleri mumkun oldugunca koreltmeyen, ahlaki istismar riskini en aza indiren programlar makbul va hatta zaruridir.

sosyal harcamalarda, egitim ve saglik gibi iktisadi kalkinmanin da temel taslarindan olan alanlara oncelik verilebilir. mesela ben kadin emeginin ev isleri disinda da uretken olmasina yardimci olacak politikalarin cok onemli oldugunu dusunuyorum. kadinlarin egitimi, onlarin piyasada degerlenecek beceriler kazanmalari; hem onlarin toplum icerisindeki statusunu yukseltecek, hem onlara bir gelecek guvencesi saglayacak, hem de ailelerin yasam standardini iyilestirecektir; ustelik de bunlari ailelerin sosyal destege ihtiyaclarini giderek azaltarak gerceklestirecektir.

ozetle, fakirlere komur dagitmakla onlarin egitimine sagligina destek olmak ayni sey degildir. sosyal politikayi populizmle karistirmayalim. dogru guduleri tesvik eden programlari destekleyelim. hem ihtiyac sahipleri icin, hem de toplumun geri kalani icin.

not: kalkinmanin gerek sartlarindan birisi egitim ve saglik gibi alanlara gerekli yatirimin yapilmasi. bunu insanimiz yapamiyorsa bu alana devletin destek olmasindan baska caremiz yok gibi gorunuyor. bu ozellikle egitime para harcamayan/harcayamayan, toplumun alt kesimleri icin gecerli. aslinda devlet bir sey yapacaksa, oncelikle bunlari yapmali diye dusunuyorum. beseri altyapiya yatirim yapmanin fiziksel altyapiya yatirim yapmaktan fazla bir farki yok. gerekli altyapi tesis edildikten sonra piyasalarin gerektigi gibi islemesini bekleyebiliriz.

not 2: peki fakirlerin hayat standardini iyilestirmeye yonelik dogrudan komur, gida vs. yardimi yapmanin nesi kotu? birincisi bu tip yardimlar cogunlukla goz boyama amacli yapiliyor. yani faydasi tartisilir. ikincisi, boyle bir yardim gerekiyorsa bile, bunu ayni olarak degil, nakdi olarak yapmakta fayda var. yani komure ve saireye harcanan para fakirlere nakit olarak verilse, muhtemelen onlarin isine daha cok yarar. bunu tartismistik tiklayin.