ekonomiturk'te editor, havayollarinin bilet fiyatlarini degerledirdigi yazisinda, sektordeki promosyonlara psikoloji temelli bir aciklama getirmis. sirketlerin musteri davranislarini ciddiye alarak fiyatlandirma yapmalarinda dogruluk payi vardir. ama bence, gerek havayollu gerekse karayolu tasimaciligindaki promosyonlar, klasik iktisadi yaklasimla da aciklanabilir.
bu kis turkiye'ye gittigimde, ben de pegasus'la 10 liraya aslanlar gibi uctum. seyahat planim belli oldugu icin bileti yaklasik bir ay onceden internetten satin almistim. nasil oluyor da iki hamburger parasina ucabiliyoruz, ben de merak etmistim. ucakta biraz dusundum ve buna bir aciklama getirdim.
bindigim ucaktaki koltuklarin %30 kadari bostu. demek ki bu havayolu sirketi bazi seferlerinde %100'un altinda doluluk oraniyla yolcu tasiyor. oncelikle, sirket bir ucakta 10 bos koltuk kalacagini biliyor diyelim. bu koltuklari 1 liraya bile satsa, 1 lira 1 liradir. tabii sirket bu koltuklari son dakikada satmaz. oyle olsa yuksek fiyat odemeye razi yolcular da bilet almak icin, fiyatin ucuzlamasini beklemeye baslarlar. ama sirket doluluk oranini onceden tahmin edip belli sayidaki koltugu onceden satabilir.
sirketin dikkat edecegi bir sey de, ucmak icin 150 lira vermeye hazir yolcularin da boyle promosyonlardan yararlanip ucuza ucabilecegi. bu tip yolcularin fiyat ucuzladiginda olusacak talep icindeki payi yuksekse, cok ucuza cok sayida bilet satmak sirketi zarara ugratabilir. ornegin, sirketin 10 liradan bilet sattigi 10 kisiden biri 150 lira vermeye hazir bir tipse, sirket 9x10-140=-50 lirayla zarar etmis olur. (dikkat edin, burada firsat maliyetlerini hesaba katiyor ve iktisadi kar/zarardan bahsediyoruz. yoksa muhasebe kari 10x10=100 lira.) ote yandan, mesela 70 liradan 10 bilet satsa ve bunlari alanlarin 4'u 150 lira vermeye hazir tipler olsa, 6X70-4X80=100 lira kar eder. goruldugu gibi, ucakta cok sayida bos koltuk varsa, sirket biletlerin bir bolumunu ucuza satmaktan kar edebiliyor. sirket elindeki verileri degerlendirip belki bir pazar arastirmasi da yaparak, kendisi icin en karli fiyatlandirma stratejisini bulabilir.
burada onemli nokta, tasimacilik yapan sirketlerin kapasitelerinin kisa vadede sabit olmasi. o yuzden ozellikle talebin dustugu donemlerde boyle promosyonlara rastlamamiz dogal. peki sonuc verimli mi? evet, hem de super verimli. insanlar daha ucuza, cok ve rahat seyahat ediyorlar; ustelik firmalar da bundan karli cikiyor. verimsiz olan, seyahat etmek isteyen onca insan varken o ucaklarin ve otobuslerin bos koltuklarla sefer yapmalari.
Vakti zamanında Ekşi Sözlük'te yazdığım iktisatla ilgili yazıları toplayarak başlattığım bu blogun yayınına, 2007'den bu yana yeni yazılarla devam ediyorum.
30 Ocak 2010 Cumartesi
26 Ocak 2010 Salı
Hayek Keynes'e Karşı
videoyu mankiw'in sitesinde gorunce kayitsiz kalamadim. keynes ve hayek rap muzik formatinda atisiyorlar:
internette arastirinca, videonun kaynagi olarak econstories.tv diye bir internet sitesi karsima cikti. siteyi ve sitedeki bu videoyu, ekonomiye merakli bir yonetmen, george mason universitesinden bir iktisat profesoruyle birlikte hazirlamis. (bilen bilir, bu universite avusturya iktisadinin guclu oldugu okullardandir.)
simdilik sitede videoyla birlikte, bu parcanin sozleri, kaynakca vb. seyler var. siteyi hazirlayanlar, eglendirerek ogretmeye ileride baska videolarla devam edeceklerini belirtmisler. arada bir yoklayip yeni bir sey var mi diye bakmaya deger.
internette arastirinca, videonun kaynagi olarak econstories.tv diye bir internet sitesi karsima cikti. siteyi ve sitedeki bu videoyu, ekonomiye merakli bir yonetmen, george mason universitesinden bir iktisat profesoruyle birlikte hazirlamis. (bilen bilir, bu universite avusturya iktisadinin guclu oldugu okullardandir.)
simdilik sitede videoyla birlikte, bu parcanin sozleri, kaynakca vb. seyler var. siteyi hazirlayanlar, eglendirerek ogretmeye ileride baska videolarla devam edeceklerini belirtmisler. arada bir yoklayip yeni bir sey var mi diye bakmaya deger.
Etiketler:
iktisadi düşünce,
iktisatçılar,
makroiktisat,
sinema/televizyon
4 Ocak 2010 Pazartesi
Twitter Hesabı
bir okuyucumuzdan kisa bir sure once gelen talep uzerine, twitter'da blogla baglantili eksi_iktisat adli bir hesap olusturdum. burada simdilik yeni blog yazilarinin basliklari ve bunlara baglantilar olacak.
14 Aralık 2009 Pazartesi
Paul Samuelson'un Ölümü
gectigimiz yuzyilin en buyuk iktisatcilarindan paul samuelson 94 yasinda hayata veda etti. topragi bol olsun.
ny times, samuelson'un anisina, onun yasamini ve bu dunyaya kattiklarini anlatan, amerikalilarin obituary adini verdigi turden bir yazi yayinladi. linki surada:
http://www.nytimes.com/2009/12/14/business/economy/14samuelson.html
bu da ekonomi bolumune cok buyuk katki yaptigi mit'nin websitesinde yayinlanan hatira yazisi:
http://web.mit.edu/newsoffice/2009/obit-samuelson.html
son olarak, asagidaki linklerde de, 1970 yilinda layik goruldugu nobel odulu sebebiyle nobel vakfinin yayinladigi biyografisi ve samuelson'un verdigi nobel dersi var:
bio: http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/1970/samuelson-bio.html
ders: http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/1970/samuelson-lecture.pdf
ny times, samuelson'un anisina, onun yasamini ve bu dunyaya kattiklarini anlatan, amerikalilarin obituary adini verdigi turden bir yazi yayinladi. linki surada:
http://www.nytimes.com/2009/12/14/business/economy/14samuelson.html
bu da ekonomi bolumune cok buyuk katki yaptigi mit'nin websitesinde yayinlanan hatira yazisi:
http://web.mit.edu/newsoffice/2009/obit-samuelson.html
son olarak, asagidaki linklerde de, 1970 yilinda layik goruldugu nobel odulu sebebiyle nobel vakfinin yayinladigi biyografisi ve samuelson'un verdigi nobel dersi var:
bio: http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/1970/samuelson-bio.html
ders: http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/1970/samuelson-lecture.pdf
3 Kasım 2009 Salı
Cari Açık İyi mi, Kötü mü?
ekonomiturk'teki bir okurumuz, ekonomix'in cari acikla ilgili inan dogan'dan alinti yaptigi yaziya, "cari acik o kadar da hafife alinmamali" diye itirazda bulunmus. hakli oldugu bir nokta var. cari acik bazen ekonomideki bir problemin semptomu olabilir. ancak genel olarak cari acik kotudur diye bir sey yok. okurumuz ulke ekonomisiyle aile ekonomisi arasinda bag kurarak itirazini yaptigi icin, ben de cari acigin iyi ve kotu oldugu durumlara aile butcesinden birkac ornek vererek aciklama yapacagim. iyi oldugu durumlardan baslayalim.
1. ailenin calisan bireylerinden birisi isini kaybetmis olsun. bir sure sonra yeni bir is bulacagi biliniyor, ama o surede ailenin geliri dusecek. onlerinde iki secenek var. birinci secenek, harcamalari (sofra giderlerinin, cocugun harcliginin, okul masrafinin, saglik harcamalarinin, taksitlerin ve sairenin toplamini) gelire denk getirecek sekilde kismak. ikinci secenek, bu sure icerisinde borc bulmak ya da disaridaki tasarruflari kullanip (mesela bir bankadaki mevduat hesabindaki anaparanin bir kismini cekip) harcamalari kismadan bu durumu atlatmak. ikinci secenek, ulke ekonomisinin cari acik vermesine denk dusuyor. hangisi daha iyi?
2. ailenin oglu universiteyi kazandi. cocugun okul masrafi ailenin diger masraflarinin uzerine binince, aylik masraflar geliri asti. aile bireylerinin daha cok calisip gelirlerini arttirmalarina ya da harcamalarini yeterince kismalarina da imkan yok. bu durumda yine iki secenek var. birinci secenek, cocuk universite sevdasindan vazgecer. ikinci secenek, cocuk mezun olduktan sonra odemek uzere kredi alir ya da aile cocuklarinin egitimi icin yine bankadaki paralarinin bir kismini kullanir. ikinci secenek yine (ve bu sefer daha uzunca bir sure) cari acik vermeye denk dusuyor. hangisi daha iyi?
3. aile gelecek ay bir bilgisayar almayi planliyor. ama baba gazetesini okurken, bilgisayar fiyatlarinda ay sonuna kadar gecerli olacak ciddi bir indirim yapildigini duyuran bir ilan goruyor. indirime ragmen, bilgisayari bu ay almalari durumunda aile butcesi acik verecek. aile indirimden yararlanmak icin kredi kullanip bilgisayari simdi aliyor. kotu mu yapiyor?
bu ornekleri ekonomik durumlarla bagdastirirsak; birincisini, ekonomik daralma donemindeki bir ulkenin bunu harcamalari fazla kismadan atlatmasina; ikincisini, gelismekte olan bir ulkenin, uretken sermaye yatirimi yapmak uzere disardan borclanarak yatirim mali ithal etmesine; ucuncusunu de ulkedeki iktisadi aktorlerin tuketim kararlarinin zamanlamasini uluslararasi piyasalarda olusan firsatlara gore ayarlamasina benzetebiliriz.
simdi de cari acigin kotu oldugu durumlari ornekleyelim:
1. ayyas, kumarbaz bir baba var. ailenin ne tasarrufu varsa sonuna kadar harciyor; bittiginde borca girip harcamaya devam ediyor. boyle giderse, ailenin ihtiyac durumunda kullabilecegi tasarrufu kalmayacak; belki borclarin buyumesi yuzunden artik borc da kullanamaz hale gelecekler. bu durumu kamu kaynaklarinin iktidar tarafindan yagma edilmesine benzetebiliriz. (butce aciklarinin cari aciklara sebep olmasi, "ikiz aciklar" olarak biliniyor.)
2. anne ve baba sorumsuz. anne ustbas derdinde, baba yeni araba. bir de cocuklarin ihtiyaclari var ama onlar ebeveynlerin harcamalarina karisamiyorlar. aslinda ailenin geliri yer ay anne ya da babadan birinin istegini yerine getirecek duzeyde, ama ikisininki birden olunca gider geliri asiyor. ailenin tasarrufu azalip borcu arttikca cocuklarin gelecegi tehlikeye giriyor. burada sorun, anne ve babanin aralarinda kisisel harcamalari duzenleyecek iyi bir anlasmaya varamamasi durumunda ortaya cikar. burada anne ve babayi devlet politikalarini etkileyebilecek gucteki iki cikar grubu ya da koalisyon ortagi iki siyasi parti gibi dusunebiliriz.
ornekler cogaltilabilir. bunlardan cikartabilecegimiz sonuc su. odemeler dengesi hesaplarina bakarak, cari acik ya da fazla gorup ekonominin iyiye mi kotuye mi gittigine karar vermek mumkun degil. cari acigin neden verildigini iyi anlamak lazim. o yuzden, cari acik buyuyor diye hemen kaygilanmamali. etraftaki "ekonomi uzmanlari" arasindan acigin sebeplerinin analizini yapabilenlere itibar etmeli. ortada bir sorun varsa, bu muhakkak ya siyasi kurumsal yapinin zayifliklarindan ya da piyasa basarisizligi yaratan malum etmenlerden kaynaklanir. o zaman onu bulup tedavi etmek lazim. yoksa mesela yukaridaki kotu durumlarda, ihracat tesvigi gibi bir politika ne ise yarar ki?
1. ailenin calisan bireylerinden birisi isini kaybetmis olsun. bir sure sonra yeni bir is bulacagi biliniyor, ama o surede ailenin geliri dusecek. onlerinde iki secenek var. birinci secenek, harcamalari (sofra giderlerinin, cocugun harcliginin, okul masrafinin, saglik harcamalarinin, taksitlerin ve sairenin toplamini) gelire denk getirecek sekilde kismak. ikinci secenek, bu sure icerisinde borc bulmak ya da disaridaki tasarruflari kullanip (mesela bir bankadaki mevduat hesabindaki anaparanin bir kismini cekip) harcamalari kismadan bu durumu atlatmak. ikinci secenek, ulke ekonomisinin cari acik vermesine denk dusuyor. hangisi daha iyi?
2. ailenin oglu universiteyi kazandi. cocugun okul masrafi ailenin diger masraflarinin uzerine binince, aylik masraflar geliri asti. aile bireylerinin daha cok calisip gelirlerini arttirmalarina ya da harcamalarini yeterince kismalarina da imkan yok. bu durumda yine iki secenek var. birinci secenek, cocuk universite sevdasindan vazgecer. ikinci secenek, cocuk mezun olduktan sonra odemek uzere kredi alir ya da aile cocuklarinin egitimi icin yine bankadaki paralarinin bir kismini kullanir. ikinci secenek yine (ve bu sefer daha uzunca bir sure) cari acik vermeye denk dusuyor. hangisi daha iyi?
3. aile gelecek ay bir bilgisayar almayi planliyor. ama baba gazetesini okurken, bilgisayar fiyatlarinda ay sonuna kadar gecerli olacak ciddi bir indirim yapildigini duyuran bir ilan goruyor. indirime ragmen, bilgisayari bu ay almalari durumunda aile butcesi acik verecek. aile indirimden yararlanmak icin kredi kullanip bilgisayari simdi aliyor. kotu mu yapiyor?
bu ornekleri ekonomik durumlarla bagdastirirsak; birincisini, ekonomik daralma donemindeki bir ulkenin bunu harcamalari fazla kismadan atlatmasina; ikincisini, gelismekte olan bir ulkenin, uretken sermaye yatirimi yapmak uzere disardan borclanarak yatirim mali ithal etmesine; ucuncusunu de ulkedeki iktisadi aktorlerin tuketim kararlarinin zamanlamasini uluslararasi piyasalarda olusan firsatlara gore ayarlamasina benzetebiliriz.
simdi de cari acigin kotu oldugu durumlari ornekleyelim:
1. ayyas, kumarbaz bir baba var. ailenin ne tasarrufu varsa sonuna kadar harciyor; bittiginde borca girip harcamaya devam ediyor. boyle giderse, ailenin ihtiyac durumunda kullabilecegi tasarrufu kalmayacak; belki borclarin buyumesi yuzunden artik borc da kullanamaz hale gelecekler. bu durumu kamu kaynaklarinin iktidar tarafindan yagma edilmesine benzetebiliriz. (butce aciklarinin cari aciklara sebep olmasi, "ikiz aciklar" olarak biliniyor.)
2. anne ve baba sorumsuz. anne ustbas derdinde, baba yeni araba. bir de cocuklarin ihtiyaclari var ama onlar ebeveynlerin harcamalarina karisamiyorlar. aslinda ailenin geliri yer ay anne ya da babadan birinin istegini yerine getirecek duzeyde, ama ikisininki birden olunca gider geliri asiyor. ailenin tasarrufu azalip borcu arttikca cocuklarin gelecegi tehlikeye giriyor. burada sorun, anne ve babanin aralarinda kisisel harcamalari duzenleyecek iyi bir anlasmaya varamamasi durumunda ortaya cikar. burada anne ve babayi devlet politikalarini etkileyebilecek gucteki iki cikar grubu ya da koalisyon ortagi iki siyasi parti gibi dusunebiliriz.
ornekler cogaltilabilir. bunlardan cikartabilecegimiz sonuc su. odemeler dengesi hesaplarina bakarak, cari acik ya da fazla gorup ekonominin iyiye mi kotuye mi gittigine karar vermek mumkun degil. cari acigin neden verildigini iyi anlamak lazim. o yuzden, cari acik buyuyor diye hemen kaygilanmamali. etraftaki "ekonomi uzmanlari" arasindan acigin sebeplerinin analizini yapabilenlere itibar etmeli. ortada bir sorun varsa, bu muhakkak ya siyasi kurumsal yapinin zayifliklarindan ya da piyasa basarisizligi yaratan malum etmenlerden kaynaklanir. o zaman onu bulup tedavi etmek lazim. yoksa mesela yukaridaki kotu durumlarda, ihracat tesvigi gibi bir politika ne ise yarar ki?
30 Ekim 2009 Cuma
Bölüşmek ya da Bölüşmemek...
bugun, greg mankiw'in blogunda buldugum, oyun teorisi konusunda temel duzeyde bilgi sahibi okurlarmizin ilgisini cekecek bir videoyu paylasacagim. bu video, yabanci bir yarisma programinin uc dakikalik final bolumunden alinmis. iki yarismaci, gecenin buyuk odulunu paylasmak uzere, tutuklular ikilemi (prisoners' dilemma) oyununa benzeyen bir oyun oynuyorlar.
durum kisaca soyle: ortada 100.000 pound para, oyuncularin onunde de iki top var. bu toplarin birinin icinde "bolusmek", digerinde ise "calmak" secenegi var. oyuncular kisa bir sure konustuktan sonra, diger oyuncuya gostermeden toplardan birini seciyorlar; sonra da sectikleri topun icindeki yaziyi ayni anda birbirlerine gosteriyorlar. para, iki oyuncunun secimlerine gore bolusuluyor. ikisi de bolusmeyi secmisse parayi 50-50 paylasiyorlar. eger bir oyuncu, digeri bolusmeyi secerken, calmayi secerse, o tum parayi kapiyor, digeri ise avcunu yaliyor. ama eger ikisi de calmayi secerse, bu sefer ikisi de kaybediyor ve eve bos donuyorlar.
kurallar boyle. simdi oyunu izleyip yarismacilarin bu durumda ne yaptiklarini gorelim. youtube'a erisim sorununu proxy kullanarak asanlar icin adres su: http://www.youtube.com/watch?v=p3Uos2fzIJ0
sahsen ben adamdan bir pislik bekliyordum, ama goruldugu gibi kadin sag gosterip sol vurdu. adama gecmis olsun deyip sonucu inceleyelim.
oncelikle, tutuklular ikilemine benzer dedik ama bilen okuyucularimiz bunun ondan daha degisik oldugunu fark etmislerdir. burada diger oyuncu calmayi secerse siz ne yaparsaniz yapin sifir aliyorsunuz. ama diger oyuncu paylasmayi secerse, siz calmayi secerek paranin hepsini alabilirsiniz. yani, sirf parasal getirileri dikkate alirsak, calmayi secmek, sadece karsi tarafin paylasmayi sectigi durumda cazip. oyun teorisi terminolojisiyle, "calmak" guclu degil, zayif baskin bir strateji. boyle olmasi oyunu daha da pis hale getirmis.
yine sirf parasal getirileri hesaba katarsak, cikan sonuc bir nash dengesi. hicbir oyuncunun, digerinin stratejisi karsisinda tercihini degistirip kar etmesi soz konusu degil. kadin zaten tum parayi kapmis, adamsa calmayi secseydi bile yine sifir alacakti. benzer sekilde adamin calmayi, kadinin paylasmayi sectigi secenekle; ikisinin de calmayi sectikleri secenekler de nash dengeleri. bir tek, en adil ve iyi sonuc olarak gorunen 50-50 paylasma durumu nash dengesi degil.
ote yandan, bu oyunda insanlarin tek umursadiklarinin parasal sonuc oldugunu dusunmek gercekci degil. oyle olsaydi, adam kadina kanip paylasmayi sectikten sonra kafasini taslara vurmazdi. yani kazik yemenin psikolojik maliyetini de adamin hanesine eksi olarak yazmak lazim. ote taraftan, kadinin yaptigi gibi kazik atip milyonlarca insanin nefretini almanin da bir maliyeti var. bir de herkesin umit ettigi 50-50 sonucunun cikmasi durumunda alinacak alkisin pozitif bir etkisi olabilirdi. ancak sekil 1-a'da goruldugu uzere, bu tip parasal olmayan faktorlerin insanlari nasil etkileyecegini kestirmek guc. tanimadigimiz bir insanin kazik yiyen olup keriz durumuna dusmekten mi, yoksa kazik atan olup nefret edilmekten mi daha cok cekinecegi konusunda en fazla olasiliklari dikkate alan bir tahmin yapabiliriz.
son haliyle, oyunun aslinda eksik bilgiye dayanan bir oyun oldugunu ortaya cikti. bu da bize durumun gorundugunden daha karmasik oldugunu gosteriyor. oyunu ilginc yapan unsur da bu herhalde.
(son olarak bir not: nash dengesi kavraminin yetersiz kaldigi boyle oyunlarda, cozum konsepti john harsanyi'nin buldugu bayesyen (nash) dengesidir.)
durum kisaca soyle: ortada 100.000 pound para, oyuncularin onunde de iki top var. bu toplarin birinin icinde "bolusmek", digerinde ise "calmak" secenegi var. oyuncular kisa bir sure konustuktan sonra, diger oyuncuya gostermeden toplardan birini seciyorlar; sonra da sectikleri topun icindeki yaziyi ayni anda birbirlerine gosteriyorlar. para, iki oyuncunun secimlerine gore bolusuluyor. ikisi de bolusmeyi secmisse parayi 50-50 paylasiyorlar. eger bir oyuncu, digeri bolusmeyi secerken, calmayi secerse, o tum parayi kapiyor, digeri ise avcunu yaliyor. ama eger ikisi de calmayi secerse, bu sefer ikisi de kaybediyor ve eve bos donuyorlar.
kurallar boyle. simdi oyunu izleyip yarismacilarin bu durumda ne yaptiklarini gorelim. youtube'a erisim sorununu proxy kullanarak asanlar icin adres su: http://www.youtube.com/watch?v=p3Uos2fzIJ0
sahsen ben adamdan bir pislik bekliyordum, ama goruldugu gibi kadin sag gosterip sol vurdu. adama gecmis olsun deyip sonucu inceleyelim.
oncelikle, tutuklular ikilemine benzer dedik ama bilen okuyucularimiz bunun ondan daha degisik oldugunu fark etmislerdir. burada diger oyuncu calmayi secerse siz ne yaparsaniz yapin sifir aliyorsunuz. ama diger oyuncu paylasmayi secerse, siz calmayi secerek paranin hepsini alabilirsiniz. yani, sirf parasal getirileri dikkate alirsak, calmayi secmek, sadece karsi tarafin paylasmayi sectigi durumda cazip. oyun teorisi terminolojisiyle, "calmak" guclu degil, zayif baskin bir strateji. boyle olmasi oyunu daha da pis hale getirmis.
yine sirf parasal getirileri hesaba katarsak, cikan sonuc bir nash dengesi. hicbir oyuncunun, digerinin stratejisi karsisinda tercihini degistirip kar etmesi soz konusu degil. kadin zaten tum parayi kapmis, adamsa calmayi secseydi bile yine sifir alacakti. benzer sekilde adamin calmayi, kadinin paylasmayi sectigi secenekle; ikisinin de calmayi sectikleri secenekler de nash dengeleri. bir tek, en adil ve iyi sonuc olarak gorunen 50-50 paylasma durumu nash dengesi degil.
ote yandan, bu oyunda insanlarin tek umursadiklarinin parasal sonuc oldugunu dusunmek gercekci degil. oyle olsaydi, adam kadina kanip paylasmayi sectikten sonra kafasini taslara vurmazdi. yani kazik yemenin psikolojik maliyetini de adamin hanesine eksi olarak yazmak lazim. ote taraftan, kadinin yaptigi gibi kazik atip milyonlarca insanin nefretini almanin da bir maliyeti var. bir de herkesin umit ettigi 50-50 sonucunun cikmasi durumunda alinacak alkisin pozitif bir etkisi olabilirdi. ancak sekil 1-a'da goruldugu uzere, bu tip parasal olmayan faktorlerin insanlari nasil etkileyecegini kestirmek guc. tanimadigimiz bir insanin kazik yiyen olup keriz durumuna dusmekten mi, yoksa kazik atan olup nefret edilmekten mi daha cok cekinecegi konusunda en fazla olasiliklari dikkate alan bir tahmin yapabiliriz.
son haliyle, oyunun aslinda eksik bilgiye dayanan bir oyun oldugunu ortaya cikti. bu da bize durumun gorundugunden daha karmasik oldugunu gosteriyor. oyunu ilginc yapan unsur da bu herhalde.
(son olarak bir not: nash dengesi kavraminin yetersiz kaldigi boyle oyunlarda, cozum konsepti john harsanyi'nin buldugu bayesyen (nash) dengesidir.)
9 Ekim 2009 Cuma
Türkiye yakaladı, yakalayacak.
asagida 1960'dan gunumuze, turkiye'nin ve fransa'nin nufus, dogurganlik ve beklenen yasam surelerini karsilastiran enteresan bir video sunuyorum. video ingilizce. ama gorsel sunum yeterince aciklayici oldugundan bu pek sorun olmamali. youtube'a erisimi de bir sekilde halledersiniz.
url: http://www.youtube.com/watch?v=j4GztlkyedQ
"-turkey is moving faster.
-turkey is catching up..."
vay be. nereden nereye gelmisiz.
url: http://www.youtube.com/watch?v=j4GztlkyedQ
"-turkey is moving faster.
-turkey is catching up..."
vay be. nereden nereye gelmisiz.
30 Eylül 2009 Çarşamba
Kişiye Özgü (Idiosyncratic) Risk ve Girişimcilik
kendimi bildim bileli genclere, girisimci olmanin, yenilik yaratmanin, basari icin risk almanin onemi vaaz edilir. sonra o gencler giderler, acilan ilk memuriyet kadrosuna baliklama atlarlar. milyonlarcasi da sirada bekler. kimisi de ozel sektorde babasinin isinin basina gecip sektorde kim neyde basarili olmussa onu taklit etmeyi secer. bu yazida, buna kafa yorup insanlarin risk almaktan kacinmalarinin sebeplerini anlamaya ve girisimci guduleri harekete gecirip refahi arttirabilecek yollar ortaya koymaya calisacagim.
basit bir soyut ornek uzerinden gidelim. cok sayida uretken insandan olusan bir ekonomide meslekler iki gruba ayrilsin: memurluk ve girisimcilik. her insan bu iki gruptan birini secsin. memuriyeti secenler, risksiz bir uretim teknolojisi kullasinlar, ve 3 birim urun uretsinler. girisimciligi secenler ise, basari oraninin %50 oldugu riskli bir uretim teknolojisi kullasinlar. uretim basarili olursa 10 birim, basarisiz olursa 0 (sifir) birim uretsinler. bir insanin sectigi meslek sadece kendi uretimini etkilesin; bunun baskasi uzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkisi (dissalligi) olmasin. en sonunda, herkes urettigini yesin. (ekonomimizde risksiz uretim yapan herkese memur diyoruz. yani, mesela yenilik uretmekten kacan, atadan dededen gordugu sekilde calisan bir isadami da burada memur sinifinda temsil ediliyor.)
goruldugu gibi bu ekonomide girisimciligi secenlerin ortalama kazanci 5 ve bu memuriyetten kazanilacak garanti paradan buyuk. ama girisimcilerin hicbiri aslinda 5 kazanmiyor. yarisi 10 alip zengin olurken, digerleri ac kaliyor. boyle bir durumda, akilci davranan bir insanin hangi meslegi sececegi, kisisel tercihlerine, yani, riske ne kadar toleransi olduguna bagli. sonucta, riskten daha cok hazzetmeyen insanlar memuriyeti, digerleri ise girisimciligi secer. boylece, bu ekonomideki ortalama gelir de 3 ile 5 arasinda olur.
peki daha iyi bir sonuc nasil elde edilebilir? nasil elde edilemez? ikincisinden baslayalim. diyelim ki, risksiz uretim teknolojisini tumden yasaklamak ve insanlari zorla girisimci yapmak mumkun. herkes mecburen girisimci olursa, insanlarin ortalama geliri de 5'e yukselir. gordugumuz gibi bu durumda ortalama gelir artiyor. lakin onceki durumda memuriyet sececek insanlarin uzerine, fazladan istemedikleri bir risk bindirmis oluruz. bu da yangin sigortasi yaptirmak isteyen insani, paran cebinde kalsin deyip geri gondermek gibi bir sey. bu zoraki risk yuzundendir ki, ortalama gelir artsa bile, toplumsal refahin azaldigini soyleyebiliriz.
ote yandan, insanlarin riskleri paylasmalarinin bir yolu varsa, hem uzerlerindeki riskleri alip hem de ortalama geliri 5 seviyesine cikarmak mumkun. ornekle gosterelim. diyelim ki, ornek ekonomimizde insanlar once mesleklerini secsinler. sonra girisimciligi secmis olanlar, uretim yapilmadan, yani kimin basarili, kimin basarisiz oldugu ortaya cikmadan, bir araya gelsinler. bir havuz kurup herkesin kazancini havuza koymasini ve havuzdaki kazancin daha sonra tum girisimciler arasinda esit olarak bolunmesini kararlastirsinlar; ve bunu kontrata baglasinlar. (pratikte, sozunu ettigimiz havuz, yatirimcilardan hisse satin alan bir banka, risk sermayesi fonu ya da benzeri bir finans kurumu olabilir.) sonucta, girisimci sayisi yeterince buyukse, girisimcilerin yarisi basarili ve yarisi basarisiz olacagindan, girisimci olan herkes sonuclar belli olup kontratin sartlari yerine getirildikten sonra garanti 5 alacaktir. eger girisimciligin getirisi garanti 5 olacaksa, kimsenin getirisi garanti 3 olan memuriyeti secmesi icin bir sebep kalmaz. boylece herkesin girisimciligi sectigi bir dengeye ulasiriz. (iktisat teorisine vakif okuyucalarimiz, burada baska dengeler de olacabilecegini ve bir koordinasyon sorunu olusabilecegini gormuslerdir. lakin bir blog yazisinda detaya girmeyi gereksiz buluyorum. ayrica, ornegi acik ve basit tutmak icin, kontratin baglayici oldugunu, insanlarin hareketlerinin kontratin denetiminde oldugunu, dolayisiyla aylaklik etme, havuzdan mal kacirma gibi sorunlarin olmadigini varsaydim. istenirse problem elbette daha da dallandirilabilir.)
ornek ekonomimizde ele aldigimiz riskler, sistematik olmayan, ekonominin geneline gore kucuk boyuttaki aktorler uzerindeki kisiye ozgu (idiosyncratic) riskler. yani, bir girisimci, yapacagi yatirimin sonucunda basarisiz olabilir; ama bu ekonominin baska yerlerinde, bagimsiz olarak riskli kararlar alan cok sayida yatirimciyi etkilemez. toplamda bu girisimcilerin belli bir orani basarili, belli bir orani basarisiz olacaklardir. aktorlerden kimin basarili ya da basarisiz olacagini bilemesek de, genel basari oranini bilebiliriz. o yuzden, boyle kisiye ozgu riskler, ekonominin geneli icin bir belirsizlik yaratmaz. dolayisiyla, mesela eger ekonomide yeterince zengin finansal araclarin bulundugu gelismis finans piyasalari varsa, bu riskler tamamen ortadan kaldirilabilir. boylelikle, insanlarin ortalama getirisi yuksek, ama sonucu belirsiz yatirimlardan kacmalari icin bir sebep kalmaz. (elbette, ekonominin geneline gore buyuk olcekteki iktisadi aktorlerin aldiklari kararlar, sistemik risk yaratabilir. o baska bir mevzu.)
ozetle, diyorum ki, mesele insanlari gonul rizasiyla girisimcilige yoneltmekse, onlara sadece nasihat etmenin, gaz vermenin ise yaramadigi ortada. ekonomik sistemin kurumlarinin ve kurallarinin da, riskleri uygun bicimde dagitilacak, girisimci guduleri harekete gecirecek sekilde duzenlenmesi gerek. somut bir ornek vermek gerekirse, aklima ilk olarak, arge faaliyetleri ve teknoloji yatirimlarinin finansmanini saglayacak bir risk sermayesi piyasasi kurulmasi geliyor. seneleeer once, bir vesileyle, israil'de uygulanan yozma adli devlet destekli bir programdan haberdar olmustum. bildigime gore, bu programla devletin ortakligiyla bir risk sermayesi fonu kuruluyor, birkac sene sonra da devletin elindeki fonlar ozellestirilince bir piyasa ortaya cikiyordu. (google'da aratinca businessweek turkiye'de gecen sene cikmis, israil orneginden dersler cikaran su yaziyla karsilastim: tiklayin.) muhataplari bizi okumazlar ama, sizin de akliniza bununla ilgili bir politika onerisi geliyorsa, yorum bolumunde paylasabilirsiniz.
basit bir soyut ornek uzerinden gidelim. cok sayida uretken insandan olusan bir ekonomide meslekler iki gruba ayrilsin: memurluk ve girisimcilik. her insan bu iki gruptan birini secsin. memuriyeti secenler, risksiz bir uretim teknolojisi kullasinlar, ve 3 birim urun uretsinler. girisimciligi secenler ise, basari oraninin %50 oldugu riskli bir uretim teknolojisi kullasinlar. uretim basarili olursa 10 birim, basarisiz olursa 0 (sifir) birim uretsinler. bir insanin sectigi meslek sadece kendi uretimini etkilesin; bunun baskasi uzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkisi (dissalligi) olmasin. en sonunda, herkes urettigini yesin. (ekonomimizde risksiz uretim yapan herkese memur diyoruz. yani, mesela yenilik uretmekten kacan, atadan dededen gordugu sekilde calisan bir isadami da burada memur sinifinda temsil ediliyor.)
goruldugu gibi bu ekonomide girisimciligi secenlerin ortalama kazanci 5 ve bu memuriyetten kazanilacak garanti paradan buyuk. ama girisimcilerin hicbiri aslinda 5 kazanmiyor. yarisi 10 alip zengin olurken, digerleri ac kaliyor. boyle bir durumda, akilci davranan bir insanin hangi meslegi sececegi, kisisel tercihlerine, yani, riske ne kadar toleransi olduguna bagli. sonucta, riskten daha cok hazzetmeyen insanlar memuriyeti, digerleri ise girisimciligi secer. boylece, bu ekonomideki ortalama gelir de 3 ile 5 arasinda olur.
peki daha iyi bir sonuc nasil elde edilebilir? nasil elde edilemez? ikincisinden baslayalim. diyelim ki, risksiz uretim teknolojisini tumden yasaklamak ve insanlari zorla girisimci yapmak mumkun. herkes mecburen girisimci olursa, insanlarin ortalama geliri de 5'e yukselir. gordugumuz gibi bu durumda ortalama gelir artiyor. lakin onceki durumda memuriyet sececek insanlarin uzerine, fazladan istemedikleri bir risk bindirmis oluruz. bu da yangin sigortasi yaptirmak isteyen insani, paran cebinde kalsin deyip geri gondermek gibi bir sey. bu zoraki risk yuzundendir ki, ortalama gelir artsa bile, toplumsal refahin azaldigini soyleyebiliriz.
ote yandan, insanlarin riskleri paylasmalarinin bir yolu varsa, hem uzerlerindeki riskleri alip hem de ortalama geliri 5 seviyesine cikarmak mumkun. ornekle gosterelim. diyelim ki, ornek ekonomimizde insanlar once mesleklerini secsinler. sonra girisimciligi secmis olanlar, uretim yapilmadan, yani kimin basarili, kimin basarisiz oldugu ortaya cikmadan, bir araya gelsinler. bir havuz kurup herkesin kazancini havuza koymasini ve havuzdaki kazancin daha sonra tum girisimciler arasinda esit olarak bolunmesini kararlastirsinlar; ve bunu kontrata baglasinlar. (pratikte, sozunu ettigimiz havuz, yatirimcilardan hisse satin alan bir banka, risk sermayesi fonu ya da benzeri bir finans kurumu olabilir.) sonucta, girisimci sayisi yeterince buyukse, girisimcilerin yarisi basarili ve yarisi basarisiz olacagindan, girisimci olan herkes sonuclar belli olup kontratin sartlari yerine getirildikten sonra garanti 5 alacaktir. eger girisimciligin getirisi garanti 5 olacaksa, kimsenin getirisi garanti 3 olan memuriyeti secmesi icin bir sebep kalmaz. boylece herkesin girisimciligi sectigi bir dengeye ulasiriz. (iktisat teorisine vakif okuyucalarimiz, burada baska dengeler de olacabilecegini ve bir koordinasyon sorunu olusabilecegini gormuslerdir. lakin bir blog yazisinda detaya girmeyi gereksiz buluyorum. ayrica, ornegi acik ve basit tutmak icin, kontratin baglayici oldugunu, insanlarin hareketlerinin kontratin denetiminde oldugunu, dolayisiyla aylaklik etme, havuzdan mal kacirma gibi sorunlarin olmadigini varsaydim. istenirse problem elbette daha da dallandirilabilir.)
ornek ekonomimizde ele aldigimiz riskler, sistematik olmayan, ekonominin geneline gore kucuk boyuttaki aktorler uzerindeki kisiye ozgu (idiosyncratic) riskler. yani, bir girisimci, yapacagi yatirimin sonucunda basarisiz olabilir; ama bu ekonominin baska yerlerinde, bagimsiz olarak riskli kararlar alan cok sayida yatirimciyi etkilemez. toplamda bu girisimcilerin belli bir orani basarili, belli bir orani basarisiz olacaklardir. aktorlerden kimin basarili ya da basarisiz olacagini bilemesek de, genel basari oranini bilebiliriz. o yuzden, boyle kisiye ozgu riskler, ekonominin geneli icin bir belirsizlik yaratmaz. dolayisiyla, mesela eger ekonomide yeterince zengin finansal araclarin bulundugu gelismis finans piyasalari varsa, bu riskler tamamen ortadan kaldirilabilir. boylelikle, insanlarin ortalama getirisi yuksek, ama sonucu belirsiz yatirimlardan kacmalari icin bir sebep kalmaz. (elbette, ekonominin geneline gore buyuk olcekteki iktisadi aktorlerin aldiklari kararlar, sistemik risk yaratabilir. o baska bir mevzu.)
ozetle, diyorum ki, mesele insanlari gonul rizasiyla girisimcilige yoneltmekse, onlara sadece nasihat etmenin, gaz vermenin ise yaramadigi ortada. ekonomik sistemin kurumlarinin ve kurallarinin da, riskleri uygun bicimde dagitilacak, girisimci guduleri harekete gecirecek sekilde duzenlenmesi gerek. somut bir ornek vermek gerekirse, aklima ilk olarak, arge faaliyetleri ve teknoloji yatirimlarinin finansmanini saglayacak bir risk sermayesi piyasasi kurulmasi geliyor. seneleeer once, bir vesileyle, israil'de uygulanan yozma adli devlet destekli bir programdan haberdar olmustum. bildigime gore, bu programla devletin ortakligiyla bir risk sermayesi fonu kuruluyor, birkac sene sonra da devletin elindeki fonlar ozellestirilince bir piyasa ortaya cikiyordu. (google'da aratinca businessweek turkiye'de gecen sene cikmis, israil orneginden dersler cikaran su yaziyla karsilastim: tiklayin.) muhataplari bizi okumazlar ama, sizin de akliniza bununla ilgili bir politika onerisi geliyorsa, yorum bolumunde paylasabilirsiniz.
Etiketler:
makroiktisat,
yenilik ve fikri mülkiyet
6 Haziran 2009 Cumartesi
Gençler Neden Mühendislik Seçiyor?
ben ezelden beridir iktisatciyim. muhendislik gecmisim yok. ama ekonomiturk'te ekonomix'in issiz kalan elektronik muhendisi uzerine yazdiklari, benim kafami da zamaninda kurcalamisti. ekonomix, turkiye'de genclerin muhendisliklere cok ragbet etmelerini irrasyonel sebeplere, suru psikolojisine falan baglamis. ben bunun rasyonel gerekceleri oldugunu dusunuyorum. kisa kisa yazayim:
tanidigim, meslegini yapan muhendislerin bir cogu turkiye disinda calisiyor. tabii bir yerlede master falan yaptiktan sonra. genclerin universite ve bolum tercihi yaparken, yurtdisinda calisma ihtimalini de goz onunde bulundurduklarini dikkate almak lazim. (mesela tip okuyanlar, mevcut yasal duzenlemelerin de etkisiyle, turkiye'de calismak zorunda gibi.)
meslegini yapmayan muhendisler ise baska bir alanda calisabiliyor. 2001 krizinden once boyle epey bankaci vardi. (simdi neci var bilmiyorum.) turkiye dereceleri ve zor bir bolumu bitirmis olmalari, spence'in meshur modelindeki gibi, isgucu piyasasinda sinyal gorevi goruyor zannedersem.
muhendislik okumak, gelecekteki kariyer planlarinda daha cok esneklik imkani veriyor. bir isletme mezununun sonradan muhendis olmasi imkansiz, ama muhendislik mezunu bir mba yapip isletmecinin yapacagi her isi yapabilir. sadece mba degil, muhendislik mezunlari master ve doktora yapip cok farkli alanlarda calisiyorlar. boyle cok sayida iktisatci da var.
bu sebeplerden, 18 yasinda kaderini baglamak istemeyen gencler icin, muhendislik fena bir tercih degil. yalniz, tanidigim muhendislerden bildigim kadariyla, iyi bilmeden bir muhendislige girenler icin, elektronik kotu bir tercih. bir muhendis bu konuda daha iyi tavsiye verecektir tabii.
bu arada, esneklik demisken, yok'un sabanci universitesindeki, ogrencilerin universiteye girdikten sonra alanlara ayrildiklari sistemi ortadan kaldirmaya calistigini okudum. demek ki bazi sorunlar, yuksek ogrenim sistemindeki fazla regulasyondan da kaynaklaniyor olabilir.
tanidigim, meslegini yapan muhendislerin bir cogu turkiye disinda calisiyor. tabii bir yerlede master falan yaptiktan sonra. genclerin universite ve bolum tercihi yaparken, yurtdisinda calisma ihtimalini de goz onunde bulundurduklarini dikkate almak lazim. (mesela tip okuyanlar, mevcut yasal duzenlemelerin de etkisiyle, turkiye'de calismak zorunda gibi.)
meslegini yapmayan muhendisler ise baska bir alanda calisabiliyor. 2001 krizinden once boyle epey bankaci vardi. (simdi neci var bilmiyorum.) turkiye dereceleri ve zor bir bolumu bitirmis olmalari, spence'in meshur modelindeki gibi, isgucu piyasasinda sinyal gorevi goruyor zannedersem.
muhendislik okumak, gelecekteki kariyer planlarinda daha cok esneklik imkani veriyor. bir isletme mezununun sonradan muhendis olmasi imkansiz, ama muhendislik mezunu bir mba yapip isletmecinin yapacagi her isi yapabilir. sadece mba degil, muhendislik mezunlari master ve doktora yapip cok farkli alanlarda calisiyorlar. boyle cok sayida iktisatci da var.
bu sebeplerden, 18 yasinda kaderini baglamak istemeyen gencler icin, muhendislik fena bir tercih degil. yalniz, tanidigim muhendislerden bildigim kadariyla, iyi bilmeden bir muhendislige girenler icin, elektronik kotu bir tercih. bir muhendis bu konuda daha iyi tavsiye verecektir tabii.
bu arada, esneklik demisken, yok'un sabanci universitesindeki, ogrencilerin universiteye girdikten sonra alanlara ayrildiklari sistemi ortadan kaldirmaya calistigini okudum. demek ki bazi sorunlar, yuksek ogrenim sistemindeki fazla regulasyondan da kaynaklaniyor olabilir.
4 Haziran 2009 Perşembe
Kriz ve Maliye Politikaları
son kriz gelene kadar, iktisat dunyasinda, maliye politikalarinin ekonominin uzun vadeli hedefleri dogrultusunda belirlenmesi ve kisa vadede ekonomiyi canlandirma amaciyla kullanilmamasi konusunda genel bir uzlasi oldugunu dusunuyordum. ama sonra kriz cikti, ne olduysa, ulkeler birer birer istikrar paketleri acikladilar. buna karsi siddetli bir tepki gormedikleri gibi, epey destek de buldular. bizde de disaridaki gelismeleri gorup bir paket de neden bizim hukumetimiz aciklamiyor diye basbakana yuklenenler oldu; halen de yukleniyorlar. basbakanimiz da, "ne paketi, paket maket yok" demeyip "kriz yok" demeyi sectigine gore, demek ki o da kesenin agzini gonlunce acamadigindan direniyor.
soz konusu canlandirici maliye politikalarinin keynesci ekonomi anlayisi icerisinde bir mantigi var. ama 1970'lerden sonra bunlar buyuk olcude gozden dusmuslerdi. onun yerine, para politikasi revactaydi. ama simdi amerika'da faizler sifira yaklasip para politikasinin etkinligi azalinca, eski fikirlere ragbet artti. gunumuzde, yeni keynesci olarak adlandirilan akim, modern iktisadi yontemlerle eski fikirleri bir olcude bagdastiriyor. yani aktivist bir maliye politikasini mesru kilacak ekonomik modeller var. bunlar kabaca soyle bir mekanizmaya dayaniyor: ucretler ve diger fiyatlar (bazi yapisal faktorler sebebiyle) ekonominin degisen kosullarina cabuk uyum saglayamiyor. bu yuzden kendi haline birakilan ekonomi dengesini bulamiyor. bu da devletin istikrar politikasi uygulamasinin yolunu aciyor. devlet, daralma doneminde harcamalari arttirip ya da vergileri azaltip, toplam talebi arttirmaya calisiyor. carpanin (multiplier) buyuklugune de bagli olarak, tuketimin yeterince artmasi ekonomik daralmayi tersine cevrilip tam istihdama yaklasilmasini sagliyor.
teori guzel. peki isliyor mu? ya da soyle sormak lazim, teoriyi destekleyen ampirik delil var mi? devlet vatandasin hesabina politika belirleyecekse, insan mantikli bir iktisadi tez ve bunu destekleyecek saglam deliller gormek istiyor. diyelim ki bu yapildi. ondan sonra o paketler neye gore hazirlanir; hangi vergiyi ne kadar azaltacaklarina, hangi harcamayi ne kadar arttiracaklarina, neyi tesvik edeceklerine neye gore karar verirler, onlar ayri mesele.
the american economic review'un son sayisinda ekonomik kriz ve uygulanabilecek politikalar konusunda cok sayida makale oldugu dikkatimi cekti. derginin bu sayisi, american economic association'in ocak'taki toplantisinda sunulan makaleleri topladigi ve kriz konusu da son derece guncel oldugu icin, bu cok anlasilir bir sey. tabii makalelerin cogu amerikan ekonomisi uzerine. bu makalelerin maliye politikalariyla ilgili olanlarindan, onumuzdeki donemde bunlarin revacta olup olmayacagi (en azindan, akademik dunyadan destek bulup bulmayacagi) hakkinda fikir vermesi acisindan, bazi sonuclari burada paylasmak istiyorum.
en cok ilgimi ceken stanford'dan john taylor'un makalesi oldu. (taylor kurali dersem, isim cok kisiye bir sey ifade edecektir.) taylor, son on senede amerika'da uygulanan istikrar politikalarinin etkilerini inceleyip maliye politikasinin ekonomiyi canlandiracagina dair bir delil bulunup bulunmadigini arastirmis; ve delil bulamamis. bu donemdeki en belirgin aktivist maliye politikalari, bush doneminde, 2001 ve 2008'de verilen vergi indirimleri/iadeleri. yukarida ozetledigimiz teorinin islemesi, vergi indirimi sonucu harcanabilir gelirin artmasinin tuketimi canlandirmasina bagli. oysa taylor'un ekonometrik analizi, toplam tuketimle vergi iadeleri arasinda istatistiksel olarak anlamli bir iliski olmadigini ortaya koyuyor. aslinda, 2001'de bir canlanma var. ama analiz, bunun gecici vergi indirimlerinden degil, ayni donemde yapilan vergi oranlarindaki uzun donemli kesintilerden kaynaklandigi sonucunu veriyor. bu da gecici vergi indirimleriyle kisa vadeli istikrar hedefinin kovalanmasini degil, maliye politikasinin uzun vadeli hedefler dogrultusunda belirlenmesini destekler nitelikte.
gecici ve uzun sureli vergi indirimlerinin farkli sonuclar dogurmasinin sebebi ne? bunun en cok kabul goren aciklamasi, surekli gelir hipotezidir (permanent income hypothesis). buna gore, insanlar tuketim kararlarini, sadece bugunku gelirlerine bakarak degil, gelecekte sahip olmayi bekledikleri gelirlerine de bakarak verirler. gelirlerinde sadece bugun icin bir artis oldugunda, insanlar bu artisin sadece bir bolumunu harcayip geri kalanini biriktirmeyi secerler. buna bir de rikardiyen denklik (ricardian equivalence) gorusunu katarsaniz daha guclu bir sonuc cikar. yani, insanlar bugunku vergi indirimlerinin sebep oldugu butce aciklarinin, yarin ceplerinden daha cok vergi cikmasina yol acacagini goruyorlarsa, bugun artan parayi harcamayip yarin icin biriktireceklerdir. kalici vergi indirimleri ise, insanlarin surekli gelirlerini arttiracagindan, hem bugunku hem de gelecekteki tuketimlerini arttiracaktir. ama vergiler kamu harcamalarini finanse etmek icin gerekli olduklarindan, kalici indirim ancak uzun vadede kamu harcamalarinda kesintiye gitmekle mumkun. dolayisiyla bu, kisa vadeli hedefler dogrultusunda yapilacak bir sey degil.
tabii mikro duzeyde incelenirse, vergi iadelerini harcama egiliminin toplumun farkli kesimlerinde farkli olmasi beklenir. bu da kredi piyasalarindaki puruzler gibi sebeplerle aciklanir. dergide university of michigan'dan iki iktisatcinin yaptigi boyle mikro bazli bir arastirma da var. burada 2008'deki vergi iadesinden hemen once yapilan bir anketin sonuclari kullanilmis; toplumun hangi kesimlerinin, vergi iadesini nasil degerlendirecegi incelenmis; mikro bulgular makro verilerle bagdastirilmaya calisilmis. buradaki bulgulara gore de, halkin genelinin sadece yuzde 20'si vergi iadesinin cogunu harcayacagini soylemis. geri kalanlar parayi biriktireceklerini ya da borclarini odeyeceklerini soylemisler. gelirlere gore bakildiginda, ozellikle fakirlerin parayi harcamaktan cok borc odemekte kullanacaklari bulunmus.
vergi kesintilerinde durum boyle. peki kamu harcamalarinin canlandirma amacli kullanilmasi nasil bir secenek? taylor, bu konuda da, "durun bir saniye" demis. kamu harcamalarinin ve vergi indirimlerinin ekonomiyi canlandirma amaciyla kullanilmasi ayni modellerle mesrulastiriliyor. dolayisiyla bunlarin vergi indirimleri konusunda neden cuvalladiklarini anlamadan, kamu harcamalari konusundaki tahminlerine guvenemeyiz. peki o zaman ne yapmak lazim? taylor'a gore, para politikasinin araclari tukenmedi, onlara yuklenmek lazim.
peki dergide aktivist maliye politikasini savunan makale yok mu? berkeley'den alan auerbach'in ve harvard'dan martin feldstein'in maliye politikasinin iyi dizayn edilmesi durumunda ise yarayabilecegini savunan makaleleri var. feldstein'inki, herhalde ismi yeterince agir cektiginden kabul edilmis olacak, akademik dille yazilmis bir kose yazisi gibi. auerbach'in calismasi ise ilginc bulgular ortaya koyan guzel bir analiz. iki makalede de dikkatimi ceken bir tez, uygun sekilde dizayn edilecek bir tesvik mekanizmasinin, yatirimlardaki dalgalanmalara istikrar getirip ekonomik istikrara katki saglayabilecegi. tabii, is geliyor, ekonomi politikalarinin tasarimina dayaniyor. bu da, ucu acik teorik bir arastirma konusu.
yaziyi cok uzatmamak icin, daha fazla detaya girmeyecegim. bir universite kutuphanesine erisimi olan, merakli okurlarimiz, sozunu ettigim tum bu makaleleri ve daha fazlasini the american economic review'un mayis 2009 sayisinda bulabilirler.
bitirmeden once, sunu da bir not olarak belirtmeliyim. taylor'unki dahil, bu yazida bahsini ettigim tum calismalar, yeni keynesci cercevedeler. maliye politikalarinin, gelen soklarin ertesinde ekonominin kendi kendine dengeye gelememesi sorununa care olup olamayacagina yanit ariyorlar. iktisat dunyasinda, bir de, fiyatlarin yeterince esnek oldugunu kabul edip ekonominin kolayca dengeye ulastigini savunan guclu bir akim da var, ki onlar kisa vadeli istikrar politikalarina bastan karsilar. ondan da belki bir baska zaman bahsederiz.
su yayinlari gorunce, gonul istiyor ki turkiye'de de american economic association benzeri, turk iktisatcilari biraraya getiren bir kurum olsun. bu kurum konferanslar duzenlesin, akademik ekonomi dergileri cikartsin. buralarda ulkenin onde gelen iktisatcilari, turkiye'nin iktisadi meseleleriyle ilgili calismalarini ortaya koysunlar. orijinal fikirler uretilsin. toplumun tum kesimlerinin ve politika uygulayicilarinin da beslenebilecekleri bilimsel bir tartisma ve paylasim ortami olussun. guzel olmaz miydi?
soz konusu canlandirici maliye politikalarinin keynesci ekonomi anlayisi icerisinde bir mantigi var. ama 1970'lerden sonra bunlar buyuk olcude gozden dusmuslerdi. onun yerine, para politikasi revactaydi. ama simdi amerika'da faizler sifira yaklasip para politikasinin etkinligi azalinca, eski fikirlere ragbet artti. gunumuzde, yeni keynesci olarak adlandirilan akim, modern iktisadi yontemlerle eski fikirleri bir olcude bagdastiriyor. yani aktivist bir maliye politikasini mesru kilacak ekonomik modeller var. bunlar kabaca soyle bir mekanizmaya dayaniyor: ucretler ve diger fiyatlar (bazi yapisal faktorler sebebiyle) ekonominin degisen kosullarina cabuk uyum saglayamiyor. bu yuzden kendi haline birakilan ekonomi dengesini bulamiyor. bu da devletin istikrar politikasi uygulamasinin yolunu aciyor. devlet, daralma doneminde harcamalari arttirip ya da vergileri azaltip, toplam talebi arttirmaya calisiyor. carpanin (multiplier) buyuklugune de bagli olarak, tuketimin yeterince artmasi ekonomik daralmayi tersine cevrilip tam istihdama yaklasilmasini sagliyor.
teori guzel. peki isliyor mu? ya da soyle sormak lazim, teoriyi destekleyen ampirik delil var mi? devlet vatandasin hesabina politika belirleyecekse, insan mantikli bir iktisadi tez ve bunu destekleyecek saglam deliller gormek istiyor. diyelim ki bu yapildi. ondan sonra o paketler neye gore hazirlanir; hangi vergiyi ne kadar azaltacaklarina, hangi harcamayi ne kadar arttiracaklarina, neyi tesvik edeceklerine neye gore karar verirler, onlar ayri mesele.
the american economic review'un son sayisinda ekonomik kriz ve uygulanabilecek politikalar konusunda cok sayida makale oldugu dikkatimi cekti. derginin bu sayisi, american economic association'in ocak'taki toplantisinda sunulan makaleleri topladigi ve kriz konusu da son derece guncel oldugu icin, bu cok anlasilir bir sey. tabii makalelerin cogu amerikan ekonomisi uzerine. bu makalelerin maliye politikalariyla ilgili olanlarindan, onumuzdeki donemde bunlarin revacta olup olmayacagi (en azindan, akademik dunyadan destek bulup bulmayacagi) hakkinda fikir vermesi acisindan, bazi sonuclari burada paylasmak istiyorum.
en cok ilgimi ceken stanford'dan john taylor'un makalesi oldu. (taylor kurali dersem, isim cok kisiye bir sey ifade edecektir.) taylor, son on senede amerika'da uygulanan istikrar politikalarinin etkilerini inceleyip maliye politikasinin ekonomiyi canlandiracagina dair bir delil bulunup bulunmadigini arastirmis; ve delil bulamamis. bu donemdeki en belirgin aktivist maliye politikalari, bush doneminde, 2001 ve 2008'de verilen vergi indirimleri/iadeleri. yukarida ozetledigimiz teorinin islemesi, vergi indirimi sonucu harcanabilir gelirin artmasinin tuketimi canlandirmasina bagli. oysa taylor'un ekonometrik analizi, toplam tuketimle vergi iadeleri arasinda istatistiksel olarak anlamli bir iliski olmadigini ortaya koyuyor. aslinda, 2001'de bir canlanma var. ama analiz, bunun gecici vergi indirimlerinden degil, ayni donemde yapilan vergi oranlarindaki uzun donemli kesintilerden kaynaklandigi sonucunu veriyor. bu da gecici vergi indirimleriyle kisa vadeli istikrar hedefinin kovalanmasini degil, maliye politikasinin uzun vadeli hedefler dogrultusunda belirlenmesini destekler nitelikte.
gecici ve uzun sureli vergi indirimlerinin farkli sonuclar dogurmasinin sebebi ne? bunun en cok kabul goren aciklamasi, surekli gelir hipotezidir (permanent income hypothesis). buna gore, insanlar tuketim kararlarini, sadece bugunku gelirlerine bakarak degil, gelecekte sahip olmayi bekledikleri gelirlerine de bakarak verirler. gelirlerinde sadece bugun icin bir artis oldugunda, insanlar bu artisin sadece bir bolumunu harcayip geri kalanini biriktirmeyi secerler. buna bir de rikardiyen denklik (ricardian equivalence) gorusunu katarsaniz daha guclu bir sonuc cikar. yani, insanlar bugunku vergi indirimlerinin sebep oldugu butce aciklarinin, yarin ceplerinden daha cok vergi cikmasina yol acacagini goruyorlarsa, bugun artan parayi harcamayip yarin icin biriktireceklerdir. kalici vergi indirimleri ise, insanlarin surekli gelirlerini arttiracagindan, hem bugunku hem de gelecekteki tuketimlerini arttiracaktir. ama vergiler kamu harcamalarini finanse etmek icin gerekli olduklarindan, kalici indirim ancak uzun vadede kamu harcamalarinda kesintiye gitmekle mumkun. dolayisiyla bu, kisa vadeli hedefler dogrultusunda yapilacak bir sey degil.
tabii mikro duzeyde incelenirse, vergi iadelerini harcama egiliminin toplumun farkli kesimlerinde farkli olmasi beklenir. bu da kredi piyasalarindaki puruzler gibi sebeplerle aciklanir. dergide university of michigan'dan iki iktisatcinin yaptigi boyle mikro bazli bir arastirma da var. burada 2008'deki vergi iadesinden hemen once yapilan bir anketin sonuclari kullanilmis; toplumun hangi kesimlerinin, vergi iadesini nasil degerlendirecegi incelenmis; mikro bulgular makro verilerle bagdastirilmaya calisilmis. buradaki bulgulara gore de, halkin genelinin sadece yuzde 20'si vergi iadesinin cogunu harcayacagini soylemis. geri kalanlar parayi biriktireceklerini ya da borclarini odeyeceklerini soylemisler. gelirlere gore bakildiginda, ozellikle fakirlerin parayi harcamaktan cok borc odemekte kullanacaklari bulunmus.
vergi kesintilerinde durum boyle. peki kamu harcamalarinin canlandirma amacli kullanilmasi nasil bir secenek? taylor, bu konuda da, "durun bir saniye" demis. kamu harcamalarinin ve vergi indirimlerinin ekonomiyi canlandirma amaciyla kullanilmasi ayni modellerle mesrulastiriliyor. dolayisiyla bunlarin vergi indirimleri konusunda neden cuvalladiklarini anlamadan, kamu harcamalari konusundaki tahminlerine guvenemeyiz. peki o zaman ne yapmak lazim? taylor'a gore, para politikasinin araclari tukenmedi, onlara yuklenmek lazim.
peki dergide aktivist maliye politikasini savunan makale yok mu? berkeley'den alan auerbach'in ve harvard'dan martin feldstein'in maliye politikasinin iyi dizayn edilmesi durumunda ise yarayabilecegini savunan makaleleri var. feldstein'inki, herhalde ismi yeterince agir cektiginden kabul edilmis olacak, akademik dille yazilmis bir kose yazisi gibi. auerbach'in calismasi ise ilginc bulgular ortaya koyan guzel bir analiz. iki makalede de dikkatimi ceken bir tez, uygun sekilde dizayn edilecek bir tesvik mekanizmasinin, yatirimlardaki dalgalanmalara istikrar getirip ekonomik istikrara katki saglayabilecegi. tabii, is geliyor, ekonomi politikalarinin tasarimina dayaniyor. bu da, ucu acik teorik bir arastirma konusu.
yaziyi cok uzatmamak icin, daha fazla detaya girmeyecegim. bir universite kutuphanesine erisimi olan, merakli okurlarimiz, sozunu ettigim tum bu makaleleri ve daha fazlasini the american economic review'un mayis 2009 sayisinda bulabilirler.
bitirmeden once, sunu da bir not olarak belirtmeliyim. taylor'unki dahil, bu yazida bahsini ettigim tum calismalar, yeni keynesci cercevedeler. maliye politikalarinin, gelen soklarin ertesinde ekonominin kendi kendine dengeye gelememesi sorununa care olup olamayacagina yanit ariyorlar. iktisat dunyasinda, bir de, fiyatlarin yeterince esnek oldugunu kabul edip ekonominin kolayca dengeye ulastigini savunan guclu bir akim da var, ki onlar kisa vadeli istikrar politikalarina bastan karsilar. ondan da belki bir baska zaman bahsederiz.
su yayinlari gorunce, gonul istiyor ki turkiye'de de american economic association benzeri, turk iktisatcilari biraraya getiren bir kurum olsun. bu kurum konferanslar duzenlesin, akademik ekonomi dergileri cikartsin. buralarda ulkenin onde gelen iktisatcilari, turkiye'nin iktisadi meseleleriyle ilgili calismalarini ortaya koysunlar. orijinal fikirler uretilsin. toplumun tum kesimlerinin ve politika uygulayicilarinin da beslenebilecekleri bilimsel bir tartisma ve paylasim ortami olussun. guzel olmaz miydi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)