26 Temmuz 2020 Pazar

Şans oyunlarında kim kazanır?

Kumarda her zaman kasa kazanır derler. Tecrübeyle oluşmuş bu görüş, iktisadi ve matematiksel olarak da açıklanabilir. Sayısal lotosundan, ruletine her tür şans oyunu oynatana para kazandırmak üzere dizayn edilmiştir. Bahis gibi şansın yanında bir miktar bilgi ve beceri içeren oyunlarda dahi, şirket olasılıkları hesap ederek bahis oranlarını kendisi için avantajlı şekilde belirler. Kar etmeyen bir sektör varlığını sürdüremez. Şans oyununda bir değer üretilmediği için de, bir taraf kazanıyorsa diğer taraf kaybediyordur. Dolayısıyla, oyunların varlığı bile, oynayanların "toplamda" kaybetmeye mahkum olduğunu ispat eder.

Matematiksel olarak açıklarsak, örneğin bir piyango ikramiyesinin beklenen değeri (expected value) bilet bedelinden azdır. Basit olsun, bir kişiye on milyon lira ikramiye verilen, bir milyon biletli bir çekiliş düşünelim. Biletlerin hepsinin satıldığını varsayarsak, ikramiye ödendikten ve işletme masrafları çıktıktan sonra şirketin kar etmesi için bilet fiyatının 10 liranın üstünde olması lazım. Oysa bilet alan için biletin beklenen değeri, kazanma ihtimaliyle ikramiyenin çarpımı, yani 10 liradır. Bu durumda bilet alan her kişi "ortalamada" para kaybedeceği bir işe girmektedir. Hatta piyango şirketlerinin yaymaya çalıştığı algının tersine, çok bilet alan şansını değil "beklenen" kaybını arttırmaktadır.

Yukarıdaki toplamda ve ortalamada ifadeleri önemli. Şans oyunlarını oynayan herkes, her zaman kaybetmez. Oyunu oynayanlar baştan istatistiksel olarak zarar beklenen bir karar alır, ama sonunda içlerinden bir azınlık bir seferliğine veya ara sıra ikramiye kazanır. Yani, her oyunda birileri kasayla beraber kar edebilir. Ancak, kasanınki hesaplı, sistematik bir kazançken; diğeri talihin bir cilvesidir ve tekrarlandığında zararlı çıkmak neredeyse kesindir. O yüzden şans oyununu oynatan bir şirket kurmak rasyonel bir iktisadi kararken, para kazanmak umuduyla oyun oynamak öyle değildir.

Eski Türk filmlerinde zenginleri felakete sürükleyen şeylerin başında kumar gelirdi. Hakikaten de kumar bağımlısı olmak, ara sıra kazanıp çoğu zaman kaybetmeye mahkum olmak demektir ve mali açıdan felaketle eşdeğerdir. Keyif için küçük bahisler oynayan, birkaç piyango bileti alıp çekilişe kadar hayal kuran, tatilde otelin kumarhanesinde takılan çoğu insanın durumu ise daha farklı. Onları eğlence için para harcayan tüketiciler olarak görebiliriz.

Peki profesyonel kumarbaz olur mu? Oyunu oynatan dışında, bir oyuncu sistematik olarak kazanç sağlayabilir mi? Evet olur. Şans oyunları sonuçta insan yapısıdır. Oyunun dizaynı kusurluysa, açıklarını fark eden akıllı biri bundan çıkar sağlayabilir. Oyunu oynatan şirket diğer oyuncuların kaybını umursamayabilir, ama kendi para kaybediyorsa buna engel olmaya çalışır. Filmlerde, blackjack oyununda kart sayanların başlarının belaya girdiğini görürüz mesela. Bloomberg'e haber olan gerçek bir hikaye ise daha da ilginç (bkz. metin, video). Habere göre Bill Benter isimli profesyonel kumarbaz at yarışı bahislerinden bugüne kadar 1 milyar dolar para kazanmış. Tabii, bu abi yarış bültenlerini okuyup tv'de izleyip beğendiği atlara bahis oynayarak bunu yapmamış. Bu işe hayatını adayıp adam akıllı istatistik ve bilgisayar programlaması öğrenmiş ve kurduğu modellerle tahminler yapmış. Bu zeka ve azimle girişimci ya da yatırım fonu yöneticisi olarak da zengin olabilirmiş, lakin nedense at yarışı tahminini seçmiş. At yarışını böyle oynamak heyecanlı ve eğlenceli olmayabilir, fakat daha karlı olduğu kesin. Zaten matematik bize bu işlerde aslında pek heyecan da olmadığını gösteriyor.

18 Temmuz 2020 Cumartesi

Risk primi - CDS

Risk primi, finansal yatırımcıların riskten kaçınmak için ödedikleri ya da (tersine) risk almak için talep ettikleri bedeldir. Örneğin, iki ülkenin dolar cinsi devlet tahvillerinden birini satın alacak bir yatırımcı, daha riskli gördüğü ülke için daha yüksek getiri talep eder. Finansal piyasalardaki çeşit çeşit risk arasında belki de ilk akla gelen, kredi alanın borcunu ödememesidir. Bununla ilgili, şirket ve devletlerin riskliliğini CDS primi denen gösterge yansıtır.

CDS, İngilizce "credit default swap" ifadesinin kısaltmasıdır. Bunun Türkçe'deki birebir karşılığı ise "kredi temerrüt takası"dır. Yine bir tahvil yatırımcısı düşünelim. Sahip olduğu tahvilin temerrüt riskinden rahatsız olup bundan kurtulmak isterse, bir yatırım bankasıyla CDS anlaşması yapabilir. Bu bir nevi sigortadır. Tahvili çıkaran devlet veya şirket borcunu ödemezse, yatırım bankası CDS satın alan müşterisine anlaştıkları tutarı ödeyip zararını karşılar. Bu güvenceye karşılık da yatırımcı, bankaya anlaşma süresince bir prim öder. Yani elde edeceği getirinin bir kısmından güvence karşılığı feragat etmiş olur. (CDS'i bildiğimiz sigortadan ayıran en önemli husus ise, anlaşma yapmak için illa o borç senedine sahip olmanın gerekmemesidir. Yani mesela, güvence aramak için değil, tam tersine risk alıp borçlunun temerrüde düşmesi üzerine bahis oynamak için de CDS alınabilir.)

Elbette borçlunun riski arttıkça, borç senedine dair CDS primi de artar. Prim arttıkça, yatırımcılar yeni borçlanmalarda daha yüksek getiri bekler. Dolayısıyla, borçlunun borçlanma maliyeti de yükselir.

Bu kısa açıklamadan sonra, Türkiye başlıca gelişen ülkeler arasında temerrüt riski bakımından ne durumda ona bakalım. Aşağıdaki grafik, Cuma günü itibarı ile dolar cinsi devlet tahvillerinin (en yaygın vade olan) 5 yıllık CDS primlerini gösteriyor. 100 baz puan yüzde 1 demek. Bu, tahvil değerinin yüzde 1'i kadar prim ödemek gerektiği anlamına gelir. Türkiye için bu primin 500 baz puanın üzerinde olduğu görülüyor. Bu da, (biz katılalım ya da katılmayalım) Türkiye'nin benzerleri arasında en yüksek temerrüt riskine sahip ülke olarak algılandığını gösteriyor. Türkiye'nin CDS'ini satın alan bir yatırımcı, yaklaşık olarak Güney Afrika'dan 200, Brezilya'dan 300, Rusya'dan 400, Çin'den 500 baz puan fazla prim ödüyor.

Aşağıdaki grafik ise, Türkiye ve ona yakın ülkeler için CDS primini zaman boyutunda gösteriyor. Kopmayı görmek için son senelere odaklandım. Öncesinde Türkiye'nin CDS primi nispeten yüksek olsa da arada bu kadar fark yoktu. 2013'te 110 baz puan civarına kadar da gerilemişti. Yani Türkiye riskinin bu derece yükselmesi nispeten yeni bir olgu. 2018 başından beri Türkiye'nin CDS primi akranlarından kopmuş. Rahip Brunson krizi (2018 ortası), İstanbul belediye seçiminin tekrarı (2019) ve son pandemi dönemlerinde ayrışmanın belirginleştiği görülüyor.

Türkiye'nin ağırlaşan makroekonomik ve kurumsal sorunları ve son dönemde pandeminin etkileri üzerine bu blogda çokça yazı yazdım. Aynı şeyleri tekrarlayıp lafı uzatmak istemiyorum. Bu ortamda yatırımcıların risk algılarının bozulmuş olması da şaşırtıcı olmamalı. Yine de yatırımcı gözünde bir Brezilya veya Rusya'dan bu kadar farklılaşmış olmamız hayret verici ve üzücü.