Düzenli bir işi olmayan, geçimini yevmiyeyle veya bulduğu geçici işlerle sağlayan birini düşünelim. Bazı aylarda yeterince iş bulup iyi bir gelir elde ederken diğer aylarda neredeyse hiç kazanamıyor. Böyle bir kişinin gelirindeki dalgalanmaları azaltmak için devletin sosyal yardım sağladığını varsayalım. Gelirinin düşük olduğu dönemlerde kendisine destek verilmesi, buna karşılık iyi kazandığı dönemlerde desteğin kesilip kendisinden vergi toplanması, hayat standardına istikrar kazandırıp refahını artıracaktır. Bu şekilde, o dönem geliri yüksek olan bireylerden katkı toplayıp ihtiyaç sahiplerine dağıtan sosyal sigorta, bireysel gelirlerde öngörülemeyen dalgalanmalar yaratan riskleri paylaşmayı sağlar.
Burada önemli bir sorun, devletin kişinin gerçek gelirini tam olarak bilememesidir. Bilginin asimetrik olduğu böyle bir durumda, gelirini belgeleyen düzenli bir işi olmayanların ne kadar kazandığının büyük ölçüde kendi beyanlarına göre değerlendirilmesi gerekebilir. Ancak sosyal yardımlar düşük gelir beyan edenlere veriliyorsa, gerçekte yüksek gelir elde edenler de yardımdan faydalanmak için gelirlerini düşük göstermek isteyebilir. Elbette bu herkesin yanlış beyanda bulunacağı anlamına gelmez. Fakat bir sistem tasarlarken insanların kendi menfaatlerini gözeterek yanlış beyanda bulunabileceğini hesaba katmak ve onları bundan caydıracak teşvik mekanizmaları kurmak gerekir.
Peki devlet insanların gerçek gelirlerini bilmeden, doğru beyanda bulunmalarını sağlayacak bir sosyal yardım sistemini nasıl tasarlayabilir? Bu tür problemler iktisatta sözleşme teorisi (contract theory) ve mekanizma tasarımı (mechanism design) çerçevesinde incelenir. Burada sözleşmeden kastedilen yalnızca hukuken bağlayıcı bir anlaşma değil, tarafların farklı durumlarda nasıl davranacaklarını belirleyen kurallardır. Sosyal yardım ve vergilerin kişilerin beyanlarına ve geçmişteki durumlarına göre nasıl belirleneceği de bu çerçevede değerlendirilebilir. Örneğin Townsend (1982), tek dönemlik sözleşmelerle sağlanamayan risk paylaşımının uzun vadeli sözleşmelerle kısmen mümkün olabileceğini göstermiştir. Böyle bir sistemde, bugün düşük gelir beyan ederek daha fazla yardım alan bir kişinin gelecekteki haklarından bir miktar vazgeçmesi istenebilir. Gerçekten düşük gelir elde eden kişi için bugünkü tüketim daha değerli olduğundan, böyle bir seçeneği kabul edebilir. Yüksek gelirli bir kişi de bugünkü ilave tüketiminin değeri yeterince düşük ve yarınki olası bir kötü günde feragat edeceği tüketiminin değeri yeterince yüksekse, kendi rızasıyla doğru beyanda bulunmayı seçebilir. Tasarlanan mekanizmaların bu şekilde, kişilerin kendi menfaatlerine uygun davranırken özel bilgilerini doğru açıklamalarını sağlamasına "teşvik uyumluluğu" (incentive compatibility) denir. Elbette doğru beyanı sağlamak için bugünkü ve gelecekteki ödemelerin belirli koşullara bağlanması, tam bilgi altında sağlanabileceğinden daha sınırlı risk paylaşımına yol açar. Bu da bilgi eksikliğinin sosyal maliyetidir.
Bu noktada bir probleme daha dikkat çekmek istiyorum. Sistemin işlemesi için, devletin gelecekte yapacağı ödemelere veya uygulayacağı kesintilere ilişkin taahhütlerine bağlı kalması gerekir. Ancak gelecekteki siyasi yönetimlerin, hatta seçmenlerin, bugün kararlaştırılan politikaları uygulamak istemeleri garanti değildir. Başlangıçta toplumsal refaha hizmet eden bir mekanizma, zamanı geldiğinde değiştirilmek istenebilir. Bu, bu blogda defalarca ele aldığımız zaman tutarsızlığı (time inconsistency) sorununun bir yansıması. Taahhütlere bağlı kalınmazsa ne olur? Diyelim ki bugün fazla yardım alan bir kişinin gelecekte daha az yardım alacağı kararlaştırılmış ve buna göre bir transfer sistemi kurulmuş olsun. Ancak gelecekte bu kişi yeniden geçim sıkıntısına düştüğünde, devlet sistemi değiştirip aynı şekilde yardım sağlamayı sürdürüyorsa, doğru gelir beyanını sağlamak için gerekli olan teşvik mekanizması işlemeyecektir. Üstelik insanlar daha en baştan böyle olacağının farkındaysa konulan kurallar onları doğru beyanda bulunmaya teşvik edemeyecektir. Bu da sosyal sigorta sisteminin etkinliğini zedeleyecektir. Sleet ve Yeltekin (2008), sosyal sigorta politikalarının zaman içinde siyasi kararlara bağlı olarak yeniden değerlendirildiği bir modelde, politikaların güvenilirliğinin getirdiği kısıtları inceliyor. Başlangıçta optimal olan bir dağılımın gelecekte siyasi bakımdan kabul edilebilir olmayabileceğini gösteriyor.
Peki benzer bir sigorta sistemini devlet yerine piyasa sağlayabilir mi? Örneğin bir sigorta şirketi insanlardan prim toplayıp gelirlerinin düştüğü dönemlerde ödeme yapabilir mi? Gerçek hayatta gelir kaybına karşı özel sigortalar bulunmakla birlikte, bunlar genellikle hastalık, kaza veya işten çıkarılma gibi belirli ve doğrulanabilir durumları kapsar. Geliri düzensiz olan kişilerin gelir kayıplarını bu şekilde sigortalamak çok daha güçtür. Öte yandan özel risk paylaşımı yalnızca ticari sigorta şirketlerinden ibaret değildir. Aileler, akrabalar veya birbirini tanıyan kişiler de aralarında karşılıklı yardımlaşma düzenlemeleri kurabilirler. Böyle küçük topluluklarda kişiler birbirlerinin durumunu devletten daha iyi bilebilir, ancak yaptıkları anlaşmalara uymalarını sağlamakta zorlanabilirler. Thomas ve Worrall (2007) bu ayrımdan hareketle kamu işsizlik sigortasındaki bilgi ve teşvik sorunlarıyla gönüllü özel risk paylaşımındaki taahhüt kısıtlarını birlikte ele alıyor. Kamu sigortasının özel sigortayı dışlayarak bazı koşullarda refahı azaltabileceğini, başka koşullarda ise iki sistemin birlikte kullanılmasının en iyi sonucu sağlayabileceğini gösteriyor.
Sonuç olarak, sosyal sigorta sisteminin etkinliğinin insanlara doğru teşviklerin sağlanmasına ve bu teşvikleri sürdürebilecek bir kurumsal düzenin varlığına bağlı olduğu söylenebilir.
Vakti zamanında Ekşi Sözlük'te yazdığım iktisatla ilgili yazıları toplayarak başlattığım bu blogun yayınına, 2007'den bu yana yeni yazılarla devam ediyorum.
6 Kasım 2026 Cuma
Sözleşme teorisi ve sosyal sigorta
Etiketler:
kamu iktisadi,
matematiksel iktisat,
piyasa başarısızlığı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)