29 Ekim 2011 Cumartesi

Yahudi İktisat Tarihi ve Meslek Seçimi

yahudiler tarihsel olarak daha çok, ticaret, finans, zanaat, bilim gibi alanlarda faaliyet gösteren bir millet. yahudi denince aklımıza sarraf, tüccar, banker geliyor; ama çiftçi, işçi, asker falan gelmiyor. peki yahudilerin belli mesleklerde yoğunlaşmalarının, onlarla özdeşleşmelerinin sebebi ne? bu postada, bu soruya bir cevap ortaya koymaya çalışan bir makaleden bahsedeceğim. maristella botticini ve zvi eckstein tarafından yazılan makalenin başlığı "jewish occupational selection: education, restrictions, or minorities?". 2005'te journal of economic history'de yayınlanmış. (bu da linki.)

makale öncelikle, bugüne kadar bu soruya cevap olarak ortaya konmuş tezlerin yetersiz olduğunu söylüyor. zira bu tezler, yahudilerin köy yaşamından kent yaşamına geçip topraktan kopmaya başladıkları dönemlerdeki gerçeklerle tutarlı değil. bunlardan en çok kabul göreni, yahudilerin azınlık durumunda oldukları toplumlarda çeşitli kısıtlama ve yasaklara maruz kaldıkları; bu yüzden, toprak satın alıp tarım yapamadıkları tezi. ortaya atılan bir diğer tez ise, azınlık olarak kültürel benliklerini korumaya çalışan yahudilerin; daha yakın olup aralarındaki bağları güçlü tutmak için, şehirlerde bir arada yaşayıp birkaç meslekte toplandıkları yönünde. oysa, yahudiler de sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllara kadar, diğer toplumlar gibi büyük ölçüde tarımla uğraşan bir toplum. değişim bu dönemde, bugünkü ortadoğu'da başlıyor. bu aynı zamanda, islam devletinin fetihlerle genişlediği, yahudilerin yaşadığı bölgeleri topraklarına kattığı dönem. abbasi hanedanının hüküm sürdüğü bu dönemde yahudiler, herhangi bir mesleki zorlama, yasak ya da kısıtlamayla karşılaşmıyorlar. dolayısıyla, meslek değişiminin sebebi, birinci tezdeki gibi, devletin zorlaması olamaz. ikinci tez ise, o tarihe kadar tarımsal bir yapı etrafında birleşmiş yahudilerin yavaş yavaş bundan kopup şehirlerde ayrı bir toplumsal yapı kurmalarını açıklamakta yetersiz. (elbette, makale bu tezlerin tamamen yanlış olduğunu söylemiyor. daha sonraki yüzyıllarda, avrupa'da gerçekten yahudilere yönelik baskı ve kısıtlamalar var. bunların da o dönemlerde önemli etkisi olmuş olmalı.)

peki botticini ve eckstein'ın tezi ne? bu iki yazara göre, değişimi başlatan gelişme, abbasi devletinin altın çağlarını yaşadığı söz konusu dönemde büyüyüp gelişen şehirlerde, ticaret ve zanaatle ilgili mesleklere talebin artması. bunlar, okuma-yazma, sayı sayma, hesap yapma gibi temel bilgi ve becerileri gerektiren meslekler. o dönemde, yahudilerin temel egitim düzeyleri de, diğer tarım toplumlarının üzerinde. bu da yahudilere bu yeni iş fırsatlarından yararlanmada, diğer toplumlara göre avantaj sağlıyor. getirisi artmış olan bu mesleklere yönelen yahudiler, sonuçta tarımı bırakıp şehirlere göç ediyorlar. böylece, tam da klasik iktisat teorisinin tahmin edeceği gibi, mukayeseli üstünlüklerinin olduğu mesleklerde uzmanlaşmaya başlıyorlar. (daha sonraları, ticari faaliyetleri ve ilişkileri dünyaya yayılmalarını da kolaylaştırıyor.)

peki o ana kadar tarımla uğraşan yahudilerin eğitim düzeylerinin diğer tarım toplumlarından daha yüksek olması nasıl açıklanıyor? mesela yahudi gençler, kendilerine bir şey öğretmeye çalışanlara, bunlar gerçek hayatta tarlada çapa yaparken bizim ne işimize yarayacak diye sormamışlar mı? herhalde soramamışlar. çünkü bu onlara dini bir zorunluluk olarak dayatılmış. makalede m.ö. 2. yüzyıldan itibaren yahudi toplumunda yaşanan dini ve toplumsal gelişmeler ve akabinde eğitim seviyesinin yükselmesi, deliller sunularak ayrıntılı biçimde anlatılmış. bunları merak edenleri makaleye yönlendireceğim.

peki tüm bunlardan biz ne sonuç çıkartabiliriz? birincisi, mukayeseli üstünlükler doğrultusunda uzmanlaşmanın bir topluma önemli katkı sağladığını söyleyebiliriz. ikincisi, genel eğitim düzeyinin mukayeseli üstünlükleri belirleyen etmenlerden biri olduğunu görebiliriz. ayrıca, daha yüksek eğitim düzeyi gerektiren ve daha güçlü ekonomik bağlar oluşturan alanlarda uzmanlaşmanın, uzun dönemli ve kalıcı faydalarının olduğuna da dikkat etmek lazım.

yalnız gözden kaçırmamamız gereken bir gerçek daha var. o da yirminci yüzyılda israil devleti kurulana kadar, yahudilerin yüzyıllar boyunca başka milletlerin egemen olduğu ülkelerde azınlık konumunda yaşamaları. bu her ne kadar onlar için siyasi açıdan kötü bir durum da olsa, ekonomik açıdan uzmanlaşmalarına yardımcı olduğu için avantajlı şey. bu açıdan bakınca, yahudileri bir ülkede toplamak için israil gibi bir devlet kurmaları, siyasi bir amaç uğruna ekonomik çıkarlardan feragat etmeleri anlamına geliyor. bir ülke uluslararası ticaret yoluyla da uzmanlaşmadan faydalanabilir; lakin ülkelerarası ticareti mümkün olmayan mal ve hizmetler var olduğundan, bütünüyle uzmanlaşamaz. en basitinden, günümüzde kadın-erkek bütün israilli gençler, uzunca bir süre askerlik yapmak zorundalar. bunun daha çiftçisi var, vasıfsız işçisi var, çöpçüsü var, garsonu var. bir ülkenin bunların hepsine ihtiyacı var. bu da uzmanlaşmayı sınırlayacak bir faktör.

27 Ekim 2011 Perşembe

ABD’de Gelir Eşitsizliği

once abd hukumetinin bir raporu uzun donemde abd’de gelir esitliginin arttigini ortaya koymus. ozellikle en zengin %1’in geliri son 30 yilda almis basini gitmis. the economist’in hazirladigi grafik asagida.

sonra greg mankiw blogunda, “ama 2007’den sonra en zengin %1 ve %0.1’in gelirleri ortancanin gelirine gore cok daha buyuk oranda azaldi” demis. alintilayalim:

According to the most recent IRS data, between 2007 and 2009, the 99th percentile income (AGI, not inflation-adjusted) fell from $410,096 to $343,927.  The 99.9th percentile income fell from $2,155,365  to $1,432,890.  During the same period, median income fell from $32,879 to $32,396.

mankiw’e gore bunun sebebi, zenginlerin gelirlerinin ortalama insana gore daha riskli olmasi. zaten yukaridaki grafikteki mavi cizgideki sert ve buyuk inis cikislar da bu aciklamayla tutarli. grafik 2007’den sonra devam etse, mavi cizgide takriben 300 seviyelerine kadar buyuk bir dusus gorunecek. tabii uzun vadeli trend, hala gelir esitsizliginin uzun yillar boyunca arttigini gosteriyor.

ortaya konulan veriler, birbirini tamamliyor; uzun ve kisa vadeli iki farkli sablon ortaya koyuyor. bu da pek cok iktisadi meselede oldugu gibi, gelir dagiliminda da, uzun ve kisa vadeli degisimleri anlamak icin farkli bakis acilari gerektigini gosteriyor. demek ki neymis? gordugumuzu yorumlarken, secilen zaman periyoduna dikkat etmemiz lazimmis.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Üç Milton Friedman

biraz eski bir yazi ama, bu blogda guncelle ugrasmak gibi bir derdimiz olmadigi icin problem yok. paul krugman’in friedman oldukten birkac ay sonra onun hakkinda yazdigi bir yazi, bu gece internette yeniden karsima cikti. linkini ilgilenecek olanlarla paylasmak istedim. krugman, “who was milton friedman?” (milton friedman kimdi?) sorusunu, friedman’in uc farkli yonunu ele alarak kendince cevapliyor. once ustun akademik eserler ureten iktisat teorisyeni friedman’i, sonra parasalciligin bayraktari olan daha uygulamaci ve politik friedman’i, ve en son da kitleleri serbest piyasa iktisadinin faziletlerine inandirma misyonu ustlenmis populer friedman’i anlatiyor. krugman, kah ovgu, kah yergi iceren; elestirel ama genel olarak olumlu bir degerlendirme yapmis. yazinin sonunda, anna schwartz’in bu yaziya cevap niteliginde yolladigi kisa bir mektuba link de bulunuyor.

suraya adresi acikca yazayim:

http://www.nybooks.com/articles/archives/2007/feb/15/who-was-milton-friedman/

ek: populer friedman demisken, youtube’da, 1970’lerde yayinlanan “free to choose” adli programin videolarini gordum. on bolumluk bu programin ilk bolumunu numune niyetine ekliyorum:

3 Nisan 2011 Pazar

Kadın-İnek Paradoksu

buna cocuk-buzagi paradoksu da diyebiliriz. iktisadi dusunce tarihinde nasil elmas-su paradoksu varsa, bizim medyamizda da bu var. temcit pilavi gibi isitip isitip veriyorlar haber diye. ben bile, turkiye gundemini internetten takip eden biri olarak, defalarca rast geldim. en son da bu gece twitter’da hurriyet ekonet twit’lemis: “kadina 85, inege 375 lira dogum parasi”.

efendim, mesele su. devlet, cocuk doguran sigortali kadinlara bir miktar para yardimi yapiyor. ayni devlet, yavrulayan inekleri icin ureticilere de yardim yapiyor. buzagi icin verilen para, cocuk icin verilenden fazla. medyamiz, duz mantikla, bunu espri malzemesi yaparak okuru/izleyiciyi gidikliyor. sanki devlet inekleri insanlardan cok seviyormus gibi. geyik inek muhabbeti buradan cikiyor. 

peki bu bilmecenin cozumu ne? bir inek dusunelim. her gun bir sise sut versin. bunu da bir cocuk icsin. buraya ikinci bir cocuk gelse ve cocuklar sutu paylassalar, bu sefer her cocuga yarim sise sut duser. yeni gelen cocuk, diger cocugun basta ictiginden az sut icmekle kalmaz, diger cocuga dusen sut miktarini da azaltir. oysa ikinci cocuktan once ikinci bir inek gelse, iki cocuk da bir sise sut icer. yani once sutun artmasi gerek ki, cocuklarin besini azalmasin.

insan inegin sadece sutunden degil; etinden, derisinden, her seyinden faydalanir. dolayisiyla her inek, kucuk bir fabrika, bir uretici. her buzagi, uretime yapilan yatirim. her insan da tuketici. devletin yatirimi tuketimden cok tesvik etmesi cok mu garip?

2 Nisan 2011 Cumartesi

Merkezi Sınavlar Nereye?

osym bir zamanlar ulkenin guvenilir kurumlarindan biriydi. bu kurumun duzenledigi bir sinava son katildigimdan beri cok zaman gecti. yoksa hafizam beni yaniltiyor mu? 99 yilinda oss'den once sinav sorulari calininca sinav ertelenmek zorunda kalinmisti; ama o adi bir hirsizlik girisimiydi. ara sira universite sinavina, kendi yerine baskasini sokmaya calisanlar olurdu. bu tek tuk hadiseler de, cok buyuk olcekteki bir sinavda olabilecek seylerdi. simdilerde ise durum degismis gorunuyor. gecen sene kpss'de gayet organize bir kopya sebekesinin cikmasi cok buyuk hadiseydi. bugunlerde ise cok daha sofistike ve organize bir kopya iddiasi ortaliga atildi.

son ortaya atilan kopya iddiasi simdilik bir komplo teorisi gorunumunde. osym'nin basina dagittigi sinav kitapciginda, dogru cevaplarin seceneklere sistematik bir bicimde yerlestirildigi fark edilmis. osym de bunu dogrulamis; lakin sinavda her adayin kendine ozel bir soru kitapcigi oldugu icin, ana kitapciga ozgu bu sistematigin adaylarin kitapciklarinda bulunmadigini aciklamis. (bunu okuyunca bir "wow!" dedim, teknoloji ne gelismis.) bahsi gecen komplo cok buyuk ve sofistike bir organizasyonla aciklanabilecekken, osym cok daha basit bir aciklama sunmus. aksini gosteren somut bir kanit, bilgi, belge, sahit vs. ortaya cikmazsa, bu aciklama beni tatmin eder. beni eder de cok kisiyi etmez; hele ki toplumun fazlasiyla politize oldugu ve kutuplastigi, devlet icine sizmis cemaat orgutlenmelerinin gundemin bas kosesinde oldugu su gunlerde. (misal, kilicdaroglu'nu da tatmin etmemis.)

ortada bir guven problemi oldugu bir gercek. merkezi sinav ve yerlestirme sistemlerinin sonu yavas yavas geliyor sanki. alternatifler dusunmek zamanidir.

22 Ocak 2011 Cumartesi

Evrimsel Biyolojide Oyun Teorisi

oyun teorisinin sosyal bilimler disindaki onemli kullanim alanlarindan biri evrimsel biyoloji. asagida bununla ilgili, gecenlerde youtube’da rastladigim bir videoyu paylasiyorum. bu video, nice guys finish first adli belgeselden bir kesit. bu, ayni zamanda, ingiliz biyolog richard dawkins’in kitabi the selfish gene’nin (turkce’de, gen bencildir) bir bolumunun adi. zaten, belgeseli de dawkins sunuyor ve kitapta anlatilan seyleri ekrana yansitiyor.

belgeselde, karsilikli fedakarligin (ingilizce, reciprocal altruizm) bencillik temelli bir davranis olarak evrim yoluyla ortaya cikisi anlatiliyor. bunun icin, oyun teorisindeki mahkumlar ikilemi (prisoners’ dilemma) oyunu ve bu oyunun belirsiz sayida tekrarlanmasindan faydalaniliyor. yalniz, uyarayim; videoyu anlamak icin, bunlara asina olmak gerekebilir. asina olmayan okurlarimiza, sayet konuyla ilgililerse, belgeselin tamamini izlemelerini ya da, daha iyisi, kitabin ilgili bolumunu okumalarini tavsiye ederim.

belgeselin tamamina google video’dan erismek mumkun. linki surada: http://video.google.com/videoplay?docid=-3494530275568693212#

kitabi merak edenlerse, the selfish gene’nin ingilizce e-book versiyonuna su siteden ulasabilirler: http://elektronik-kitap.blogspot.com/2008/05/selfish-gene-30th-anniversary-ed.html

18 Aralık 2010 Cumartesi

İktisat Oyunları

ugur gurses twitter’dan, avrupa merkez bankasinin websitesindeki para politikasi oyununun linkini paylasmis. eglenerek ogrenmeye meraklilar icin birkac link de ben vereyim. ne yazik ki oyunlarda turkce dil secenegi yok.

economia: soz konusu para politikasi oyunu. ekonomideki gelismelere gore para politikasi faiz oranini belirleyip enflasyon, buyume ve saireyi kontrol ediyorsunuz. politikayi keyfinize gore belirleyebilirsiniz, ama puan toplamak ve aferin almak icin enflasyonu %2 seviyesinde sabit tutmaya calismaniz gerekiyor. (ayni sitede enflasyon adasi diye bir oyun daha var, ama ben bir turlu acamadim.)

presidential game: mankiw’in orta duzey makroekonomi kitabini kullanmis olanlar bunu bilecekler. lisans ogrencisiyken bunu oynamisligimiz vardi. baskan (aslinda daha cok diktatore benzer bir sey) oluyorsunuz; para ve maliye politikalarini ayarlayarak ekonomiyi yonetiyorsunuz. ekonomiyi batirirsaniz sizi alasagi ediyorlar.

the economy, stupid: ingiltere kaynakli bir oyun. icinde kdv (vat, value added tax) falan var. basbakan olarak, vergiler, kamu harcamalari ve transferleri kontrol ediyorsunuz. para politikasi sizin isiniz degil. hayret, ingiltere merkez bankasini cok bagimsiz degil diye bilirdik.

heckscher-ohlin game: nobel odullerinin websitesindeki bu oyun, oncekilerden farkli olarak, makroekonomi degil, uluslararasi ticaret uzerine. oyunda bir adanin hukumdari, ayni zamanda merkezi planlamacisi oluyorsunuz. adanizdaki emek ve sermaye varligini emek-yogun ve sermaye-yogun sektorler arasinda pay edip uretim yapiyor; sonra da baska adalarla ticaret anlasmalari yapiyorsunuz. ekonomi, heckscher-ohlin teorisinin standart varsayimlarina gore duzenlenmis.

bunlar bildigim iktisat oyunlari. isletme, finans, borsa vs. oyunlari ise cok sayida. bunlara merakliysaniz, google’da aratarak birkac tane bulabilirsiniz.

15 Aralık 2010 Çarşamba

Vatandaşlık Bilgisi Niyetine

devlet tesvikleriyle ilgili bir haber okurken, aklima her vatandasin uzerinde dusunmesinin faydali olacagi cok temel bir iktisat problemi geldi. iktisat egitimi almis olan okurlarimiza tanidik gelecektir. ozellikle fazla detay vermiyorum ki, herkes kendi varsayimlariyla senaryolar dusunup problemi farkli acilardan ele alabilsin.

problem soyle: is kurup isci istihdam edenlere verilen, geri odemesiz bir devlet destegi dusunelim. biri bu destekten faydalandi ve devletten 100 lira aldi. sonra bir kahvehaneden 20 adam buldu. onlari bos bir araziye goturdu. once bir cukur kazdirdi. sonra o cukuru doldurttu. bu is icin herbirine 5 lira odeyip devletten aldigi tum parayi dagitti. ona da araci olmanin sevabi kaldi. isciler, yevmiyelerini aldilar; esnaftan alisveris yaptilar; evlerine erzak goturduler; ailelerini mutlu ettiler. alisveris yaptiklari esnaf da para kazandi. parayi ihtiyaci icin harcadi. bu boyle devam edip gitti. (devlet adami aradan cikartip cukur kazdirip doldurtma isini kendi de yaptirabilirdi. fark etmez.)

sorumuz da su: istihdam yaratan ve icine yolsuzluk karismamis boyle bir tesvik politikasi “iyi” bir politika midir? (soruyu vatandaslik bilgisi niyetine sordugumuza gore, “iyi”nin ne oldugunu ben dayatmayayim. siz karar verin.)

9 Aralık 2010 Perşembe

Dünya Nereden Gelip Nereye Gidiyor?

oncelikle hans rosling’in su videosuyla baslayalim. (hans rosling kim mi? wikipedia’dan ogrenelim.)


evvelsi gun, mankiw’in blogunda videoyu gorup twitter’dan linkini vermistim. simdi sunun uzerine, iki satir yorum yapasim da geldi.

ne yapiyor rosling videoda? dunyada son 200 yilda hem gelir, hem de yasam beklentisi acisindan onemli iyilesmelerin oldugunu; bazi yerler digerlerine gore geride kalsa ve buyuk esitsizlikler olsa da, iyilesmenin dunya geneline yayildigini gosteriyor. hakikaten, acligin, kitligin, salgin hastaliklarin, cocuk ve bebek olumlerinin, sirandan olmaktan cikip insanlik ayibi kabul edildigi bir caga geldik. cicek hastaligi gibi, tarihte insanlari kirip gecirmis hastaliklar, asilar sayesinde ortadan kalkti. artik vebadan, kuduzdan, apendisitten falan da pek olmuyoruz. temel saglik ve temizlik hizmetleri, temiz icme suyuna erisim, yeterli beslenme ve daha pek cok sey en yoksullar icin bile olmazsa olmaz haline geldi. bunlar sayesinde, yasam beklentisinin kirk sene bile olmadigi gunler cok gerilerde kaldi. artik kanser, parkinson, alzheimer gibi hastaliklara yakalanabilecek kadar uzun yasiyoruz. acliktan degil obeziteden, damarlarimizi tikayan kollestrolden muzdarip oluyoruz.

ote yandan, kafaya takacak ciddi seyler azaldikca, omrumuz uzayip bos zamanimiz cogaldikca, kendimize yeni dertler yaratma ihtiyaci duyuyoruz. bir domuz gribi cikiyor mesela. gecen yuzyilin basindaki ispanyol gribiyle karsilastirinca, neredeyse zarar gormeden atlatiyoruz bunu. ama heralde zenginlestikce canimiz da tatlandigindan, panik olmaktan kendimizi alamiyoruz. dahasi, komplo teorilerine meylediyor, asilanmaktan imtina ediyoruz. sanki asilardan bugune kadar zarar gormusuz gibi. sanki saglik alaninda tum o olumlu gelismeler yasanirken, komplo  teorilerinin bas aktorleri, batili devletler ve ilac sirketleri, piyasada yoklarmis gibi.

sonra bir genetigi degistirilmis organizmalar meselesi cikiyor mesela. yine ayni guvensizlik... bilip de soyleyecek sozu olanlar baska. lakin o konuda da ekseriyetle bilmeyenlerin birbirlerine korku pompaladigini goruyoruz. oysa, yakin gecmise kadar, yiyeceklerinin genetigiyle oynanmadigi ya da iclerine katki maddesi katilmadigi icin, insanlar saglikli mi besleniyorlardi? ya da besinleri ihtiyaclarini rahatlikla karsiliyor muydu ki, bugun uretkenlik arttirici teknolojik gelismelere onyargiyla yaklasiyoruz?

velhasil, ortalama bir dunyali bugun gecmise gore cok daha zengin ve cok daha uzun yasiyor; bir de kafamiz rahat olsa tam olacak.

28 Kasım 2010 Pazar

Luther ve Süleyman

martin luther’i hiristiyanligin protestan mezhebinin kurucusu ve reform hareketinin baslaticisi; kanuni sultan suleyman’i ise, osmanli imparatorluguna buyuk askeri zaferler ve topraklar kazandirmis onemli bir padisah olarak biliyoruz. peki bu iki tarihi sahsiyet, ve de genel olarak, protestanligin yukselisi ve osmanli’nin avrupa’da yayilisi arasinda bir iliski var mi? bu yazida, bu konuda yazilmis iktisadi bir calismayi, merakli okurlarimizin dikkatine sunacagim.

2008 yilinda, iktisat dunyasinin baba dergilerinden quarterly journal of economics’de yayinlanan makale, kalkinma iktisatcisi murat iyigun tarafindan yazilmis. kendisi, university of colorado’da iktisat profesoru olarak gorev yapiyor. iyigun’un calismasi, lutherciligin ve onun devami olan mezheplerin gelisimini osmanli’nin avrupa’da yayilmasina baglayan gorusleri, ampirik delillerle destekliyor. bu goruslere gore, kendilerinden daha buyuk bir guc olan osmanli’nin tehdidi altinda kalan avrupali gucler, kendi aralarindaki mucadelelerden sakinmak zorunda kalmislar. bu dini catismalara da etki etmis. 14. ve 15. yuzyillarda, kendisine rakip olarak cikan mezhepleri yasatmamayi basaran katolik kilisesi, buyuyen turk tehdidi yuzunden, luthercilik ve onun devami olan akimlar karsisinda ayni etkinlikte direnc gosterememis. iyigun calismasinda, 1400-1700 seneleri arasindaki doneme iliskin veriler kullanarak, bu goruslerin gecerliligini ekonometrik metotlarla test ediyor. calisma, anektotlara dayanan delillerin otesinde, sistemli istatistiki analize dayanan deliller sunmasiyla one cikiyor.

ekonometrik analizden belli basli ne sonuclar cikmis? protestan reformcu ve karsi-reformcu hareketler arasindaki savaslar, osmanli’nin avrupa’ya sefer duzenledigi senelerde azalis gostermis. dahasi, bu azalis dini olmayan sebeplerle cikan catismalara da yansimis.16. yuzyilin baslarinda, osmanli’nin seferleri sebebiyle, avrupali gucler arasinda cikan yeni catisma sayisi %25, eskiden beri devam eden catisma sayisi %15, catismalarin suresi de %50 oraninda azalmis.

sonuclarin gerisini, tarihsel arka planini veya ekonometrik analizin detaylarini merak edenler icin makalenin kunyesi asagida:

“luther and suleyman,” quarterly journal of economics, 2008, 123 (4), november, 1465-94.

bu da ucretsiz ulasabileceginiz, makalenin onceki versiyonlarindan birinin baglanti adresi:

http://www.colorado.edu/Economics/courses/iyigun/ottoman081506.pdf