17 Mart 2008 Pazartesi

Şampiyonlar Ligi Kuraları ve Olasılık Hesabı

istatistik bilgisi hem teoride hem de pratikte iktisatcinin cok isine yarar. istatistigin temeli de olasilik hesabi. o zaman gelin guncel bir olay uzerinde, olasilik hesaplarini da kullanarak biraz akil yurutelim.

aksam'in haberinden ogrendim (tiklayin) onceki gunku sampiyonlar ligi kura cekiminden once garip bir sey olmus. internetteki bir ingiliz forumunda, bir kullanici kuradan iki saat once eslesmeleri dogru tahmin etmis. sonrasinda ingiliz tabloidleri olayin uzerine atlamislar. aksam da skandal diye baslik atmis. uefa yetkilileri ise bu olayi sansa baglamislar. uefa hakli olabilir mi? yoksa ortada hakikaten bir skandal mi var? bakalim...

simdi basit bir olasilik hesabi yapalim. ceyrek finale 8 takim kalmis. sorumuz su: 8 takimi 2'serli 4 gruba nasil ayiririz? bu secim 7x5x3x1=105 sekilde yapilabilir. nasil? alternatif cozumler olabilir, ama bir yol su: en sondan baslayarak, bir kural gelistirebiliriz. yani 2 takim 1 sekilde; 4 takim, 3x1 sekilde (bir takimin 3 olasi eslesmesi, o belirlendikten sonra kalan 2 takimin 1 olasi eslesmesi vardir); 6 takim 5x3x1 sekilde; 2n tane takim (2n-1)x(2n-3)x...x1 sekilde eslesir. bu durumda 8 takim 7x5x3x1=105 sekilde eslesir.

105 olasi eslesme olduguna gore, bir insanin eslesmeleri onceden dogru bilme olasiligi 1/105, yani yuzde 1'den az.

peki olasiligin bu kadar dusuk olmasi bize ortada bir skandal oldugunu gosterir mi? gostermeyebilir. sansasyon yaratma pesindeki birini dusunun, her hafta internetteki bir foruma gerceklesme ihtimali yuzde 1 olan bir tahmin yazsin. yuz haftada bu tahminlerin ortalama 1 tanesi gerceklesir, degil mi? ayni sekilde, yuzde 1 ihtimalli bir tahmini iskembesinden sallayan her 100 kisiden ortalama birinin tahmini tutar. tutmayan tahminleri kimse hatirlamaz, ama tutan tahminler dikkat ceker. bence burada da benzer bir durum var.

tabii, yarin biri cikar da sayisal loto'da bu hafta cikacak sayilari bir yere yazar ve tutturursa, durum farkli olur. orada olasilik (6!)x(43!)/(49!)=1/14milyon (yaklasik olarak).

not: bu arada aksam'in haberinde bahis orani 1'e 191 olarak verilmis. burada da bir terslik var. yukarida yaptigimiz hesaba gore, bu oranla bahis sirketi ex ante zarar ediyor. garip.

7 Mart 2008 Cuma

Oyun-Kurgu

bugunku yazimiz biraz fantastik takilacak. sorumuz su:

uc gun sonra dunyaya bir goktasinin carpacagini ve hayatin sona erecegini ogrensek ne olurdu? bu gibi durumlarda bilim-kurgu filmlerinde bir kargasa, kaos ortami olusur. dukkanlar yagma edilir; can, mal, irz, namus guvenligi ortadan kalkar falan. neden?

soyle bir dusunce bunu aciklayabilir: dunyanin sonuna uc gun kalmis. polisi, askeri, savcisi, hakimi herkes kendi derdinde; bir de suclularla mi ugrasacaklar? ise gelmeyen polise disiplin sorusturmasi mi acilacak mesela? bunu bilen insanlar, sokaklarda guvenlik zaafiyeti olusmasini bekleyip buna gore hareket edeceklerdir. yani suclular sokakta kendilerini durduracak kadar polis ya da asker olmadigini gorup sokaklara akarlar. onlari durduramayacak kanun adamlari da, silahlarini alip kendi ailelerini korumanin derdiyle evlerine kosarlar. al sana bir bayesyen nash dengesi.

isin ilginci bu akil yurutmeye dayanilarak uretilen bilimkurgu eserlerinin kendileri de bir meteor dunyaya carptiginda neler olacagini insanlara ogretiyor olabilirler. yani bu eserler, insanlar arasinda bir onceki yazida bahsettigimiz turden bir iletisim sagliyor olabilirler. eger oyleyse, daha once hic dunyanin sonunu gormemis insanlar, diger insanlarin bilim-kurgu eserlerinde anlatildigi gibi davranacaklarini bekleyebilirler. o zaman isareti alan suclular sokaklara akar; kanun adamlari kendi dertlerine dusup evde kalirlar. al sana karsilikli bagimli denge (correlated equilibrium).

tabii oyle bir durumda, kanun adamlari ya da eline silah alip kendini ve cevresindekileri korumaya calisacak insanlar, suclulara karsi siddet kullanmaktan sakinmayacaklardir. tipki gozlerini karartan suclularin bundan cekinmeyecekleri gibi. yani ortama orman kanunu hakim olacaktir. aslinda boyle bir durumda en dogal cozum bu olabilir. yani herkes belinde silahla dolassa ve bir baskasina saldiran saldirdigi insanin kendini koruyacagini bilse, belki bir nebze asayis saglanir.

neyse, kanun duzeni uzerine gereginden cok konustuk. bir de yazili olmayan, kanuni yaptirimi bulunmayan toplumsal kurallar var tabii. toplum duzeninin onemli bolumunu de aslinda bunlar sagliyorlar. bazen soz senetten degerlidir, degil mi? baska bir yazida bu duzenin nasil ayakta durdugundan bahsedecegiz. bunu yaparken tekrarli oyunlarla toplumsal duzen arasinda baglanti kurmaya calisacagiz. yakinda...

5 Mart 2008 Çarşamba

Toplum Düzeni ve Oyun Teorisi

ulkemizde de zaman zaman yasanmistir, dunyada da orneklerini goruruz. bazi olaganustu durumlarda nereden geldigi belli olmayan insanlar sokaklara dokulur; kitleler kontrolden cikar; sokaklarda suclular cirit atar; normal zamanlarda olmayacak yagma, siddet, linc ve saire olaylari yasanir. ustelik bunlari o ana kadar toplum icerisinde siradan bir hayat suruyormus izlenimi veren insanlar gerceklestirirler. bu nasil olur? bugun buna oyun teorisi yardimiyla kendimce bir aciklama getirmeye calisacagim.

toplumsal duzende coklu denge olgusundan bahsedebiliriz. normal zamanlarda insanlar tek baslarina bir suc islediklerinde polis suclularin tepesine rahatlikla biner. bu yuzden insanlarda suc isleme potansiyeli olsa bile, yakalanma ihtimali yeterince yuksekse insanlar suc islememeyi secerler. bu toplumsal duzenin korundugu bir dengedir ve bu dengede duzenin korunmasi icin insanlarin durust, namuslu, ahlakli falan olmasi gerekmez. insanlarin suc islemek icin aralarinda koordinasyon saglayamamalari yeterlidir. bir de suca yatkin herkesin bir anda sokaklara dokuldugunu dusunun, o durumda sayilari cok fazlaysa polis onlari durduramaz. toplumsal acidan digerine gore daha kotu olmakla birlikte, bu da bir dengedir. oyun teorisinin terminolojisiyle konusacak olursak, bu iki durum da birer nash dengesidir.

yalniz burada nash dengesi iki tane olasi sonucu ortaya koyuyor, ama oyuncularin iki tane olasi denge varken neden bir tanesini oynadiklarini soylemiyor. sadece her oyuncunun digerlerinin secimine karsi, kendince en iyi karari verdigini soyluyor. ayrica nash dengesinde, insanlarin ayni anda hamle yaptigi durumlarda, baskalarinin hamlelerini nasil bilip onlara en iyi cevabi verdikleri de acik degil. yani inceledigimiz durumda toplumun zivanadan cikmasiyla kanun duzeninin nasil ortadan kalkabilecegini bize gosteriyor, ama insanlarin aniden nasil esgudumlu bir sekilde hareket edebildigi konusunda bir sey soylemiyor.

oyun teorisinde nash dengesinin yetersiz kaldigi ya da makul, mantikli sonuclar ortaya koymadigi durumlar icin turlu yeni cozum konseptleri, iyilestirmeler onerilmistir. bugunku sorumuza cevap aramak icin kullanacagim cozum konsepti, robert aumann'in karsilikli bagimli dengesi (correlated equilibrium) olacak.

karsilikli bagimli denge, oyuncularin herkesce gozlemlenebilen ve anlami bilinen bir sinyale gore kendilerince en iyi stratejiyi belirledikleri bir denge. ortak sinyal oyuncularin kararlarini birbirlerinden bagimsiz almamalarini sagliyor. trafik isiklari gibi yani. bir kavsaga geldiginizde o anda isik kime yesil yaniyorsa yol hakki onundur. kirmizi bir sinyal goren insan, diger yoldaki insana yesil gorundugunu ve bu durumda onun gececegini bilir. o yuzden kirmiziyi gorunce durur, gecmez. aslinda kavsakta bir yoldaki aracin dururken digerinin gecmesi nash dengesidir, ama bu bilgi hangisinin durup hangisinin gececegini soylemez. bunun disinda kimin durup kimin gececegi belli olmadigi ve suruculerin karma strateji oynadiklari bir denge de vardir, ki bu da kazaya davetiye cikarir. bunlara karsi, trafik isigi gibi herkesce gorulebilen bir sinyal, suruculerin hareketlerini koordine ederek kazalari onler.

trafik isiklarinin suruculer arasindaki esgudumu saglamasi gibi, kisilerin suc islemek icin sokaklara aktiklari durumlarda da boyle bir sinyal mekanizmasi islemekte olabilir. ne olabilir bu sinyal? mesela bir saldiri, teror eylemi, toplumsal kargasa ya da belki bir dogal afet. tabii, trafik isiklarinda oldugu gibi sinyalin herkes tarafindan ayni sekilde yorumlanmasi gerek. bunun icin de kisiler onceden, gelen sinyalin herkesi sokaga dokecegini bilmeli. eger boyle olursa, sinyal geldiginde ona tepki veren potansiyel suclular hep birlikte sokaga cikarlar. boylece asayis yok olur.

aslinda karsilikli bagimli denge kavrami, trafik orneginde oldugu gibi, genelde insanlarin onceden uzerinde anlastigi, artik gelenek haline gelmis isaretlerin toplumda duzeni saglamasini aciklamak uzere kullanilir. burada ise ayni kavrami, potansiyel suclular arasi esgudumu saglayan ve toplum duzenini tehdit eden kotu bir normun olusumunu aciklamakta kullandik.

not: karsilikli bagimli denge kavramini ortaya atan robert aumann, oyun teorisine bu katkisiyla nobel ekonomi odulunu almisti. onunla ilgili daha once yazdigim yazi icin tiklayin.

6 Şubat 2008 Çarşamba

Kontrat Teorisi ve İktisadi Güdüler

begenmezsen okuma adli blogda bir yazi okudum, ve yazi cok hosuma gitti. suraya yazmadan duramadim. yazar t'pol, kardesinin telefonda cok fazla konusmasina annesiyle beraber bulduklari cozumu anlatmis: tiklayin.

ozetle yaptiklari su. kardese her ay harcligina ek olarak bir miktar fazladan sabit bir para veriyorlar, karsiliginda da telefon parasini onun odemesini istiyorlar. baslangicta telefon parasini ailesi odedigi icin telefonu gereksiz yere kullanan kardes, telefonda fazladan konustugu her dakikanin maliyetini kendisi ustlenince telefonu daha dikkatli kullaniyor. bir kontrat yoluyla, iktisadi gudulerin olumlu yonde hizaya gelmesinin daha kanli-canli ve sirin bir ornegi olabilir miydi?

sekil 1a'da gordugunuz turden tesvik problemleri ve cozum yollarinin incelendigi alana kontrat teorisi deniyor. bu konuda daha once yazdigim yazilardan biri icin: tiklayin.

bu arada, kontratin uygulanabilmesi icin icerdigi tehditlerin inandirici olmasi gerektigini belirtmeden gecmeyelim. bu ornekte kardes, ailenin faturanin odenmemesi durumunda telefonun kesilmesini goze aldigina inanmis olmali ki sorun cozulmus. ilgilenenler icin arsivde, inandirici olmayan tehditler, zaman tutarsizligi ve saire uzerine de birkac yazi mevcut.

25 Ocak 2008 Cuma

Verginin Yansıması (Tax Incidence)

linki mankiw'in blogundan aldim: tiklayin. haber kanada'dan. quebec eyaletinin yerel yonetimi, cevreci politikalarini enerji sirketlerine vergi koyarak uygulamak istemis. amac kar hirsiyla uretip cevreyi kirleten sirketlerin karlarindan kesip vatandasa yuk bindirmeden cevre kirliligiyle mucadele etmekmis. ama sirketler vergiyi fiyatlara yansitinca vatandasin tepesi atmis.

simdi su haberi iki sekilde yorumlamak mumkun. birincisi, quebec eyaletini yoneten politikacilar ekonomi cahili. iktisada giris derslerinin ikinci haftasinda okutulan verginin yansimasi (tax incidence) konusundan bihaberler; cehaletlerinin farkinda bile olmadan politika uyguluyorlar. politikacilarin ekonomiden anlamamasi olagan bir sey de, bu adamlarin etrafinda bu islerden anlayan kimse de mi yokmus? tabii yok boyle bir sey. enerji bakani salaga yatsa da, sozcusu bunun olacaginin farkinda olduklarini acikca ifade etmis. yani, ikinci yoruma geciyoruz, politikacilar vatandasa alenen yalan soylemisler. piyasa ekonomisinde, firmalarin maliyetleri vatandasa yansitmaya calisacagi gun gibi ortadayken, insanlara maliyeti sirketler ustlenecek demisler. (benzer yalanlari su siralar amerika'daki baskan adaylari da soyluyorlar. ekonomi bloglarini takip edenler, zaman zaman bunlara rast geleceklerdir.)

buradan cikartmamiz gereken ders su. bizimle ilgisiz gorunen kamu politikalarinin ucu dolayli olarak bize de dokunabilir. bu politikalarin yansimalari konusunda uyanik olmak icin temel iktisadi prensipler konusunda bilgi sahibi olmaliyiz. bilincli bir yurttas olmak icin, mikroekonominin temellerini iyi ogrenmek lazim diye dusunuyorum.

2 Ocak 2008 Çarşamba

Vergide Eşitlik, Adalet ve Verimlilik Üzerine

bir okurumuz, son yazimin yorum bolumunde bir soru sormus. cevap uzayinca, cevabi ayri bir yazi olarak yayinlamak uygun dustu. soru su:

"Vergilendirme gelir yerine tuketim ustunden olursa esitlik/adillik durumu ne olur? (Bunun pratikte zor oldugu asikar ama merak iste)"

bu eskiden beridir uzerinde tartisilan bir soru. ama son yillarda, amerika'da "the fair tax act" (ya da "the FairTax") adli yasa tasarisi gundeme geldikten sonra tartisma yeniden alevleniyor. (fair tax, adil vergi demek.)

gelelim soruya. bir defa, tuketim vergileri genel olarak "regressive" ozellik gosterirler. bunun sebebi fakir insanlarin kazanclarinin buyuk bolumunu tuketmesi. zenginler ise kazanclarina oranla daha az tuketip daha cok tasarruf yaptiklari icin tuketim vergisinin onlar uzerindeki yuku (goreceli olarak) daha hafiftir. bu acidan tuketim vergilerinin toplum icerisinde esitsizligi arttirdigi iddia edilir. esitligin/esitsizligin onemli olup olmamasi ya da ne tip esitligin (gelir mi, tuketim mi, servet mi?) onemli olmasi subjektif konular. ama toplumun adalet anlayisi (genel olarak) esitlige deger veriyor ise, kapsamli bir vergi reformu onerisinin bu meseleyi ciddiye almasi gerekir. yukarida sozunu ettigim "the fair tax act" gibi onerileri savunanlar onerilerinin, en azindan tuketim acisindan toplumu daha esit hale getirecek onlemleri barindirdigini iddia ediyorlar. (ayrinti isteyenleri ny times'in su haberine yonlendirecegim: tiklayin)

vergi sisteminin adilligi ise tamamen subjektif bir mevzu. misal, su "adil vergi" kavraminin sozde mi ozde mi adil oldugu tartismalidir. ayrica, adalet illa esitlik anlamina gelmez; hatta kimi bakis acilarina gore esitsizligi gerektirebilir. yani bir insan tuketim vergisinin esitsizligi arttiracagini dusunse bile pek ala onu daha adil bulabilir. nasil mi? mesela soyle dusunur: gelir, bir insanin topluma yaptigi katkinin karsiligidir. uretim, toplumun isgucu, sermaye, isgucunun niteligi, toprak ve saire gibi uretim faktorleri kullanilarak yapilir. cok kazanan insanlar bu uretim faktorlerini digerlerinden daha verimli kullananlar, yani topluma daha cok katki yapanlardir. gelirlerini harcamayip tasarruf yapanlarsa gelecekteki uretime ve hatta verimlilik artisina katkida bulunurlar. tuketiciler ise uretileni kendi istekleri dogrultusunda tuketirler. olaya boyle bakan bir insan icin adil olan, gelir vergisi dahil, isgucu, sermaye ve saire uzerindeki tum vergilerin bir tuketim vergisiyle yer degistirmesi olabilir. oysa ki esitlikci bir bakis acisindan bu sistem adaletsizdir. (bundan mirrlees yaklasimi konusundaki yazimda bahsetmistim.)

ozetle, vergi sisteminin toplumun esitlik/adalet tercihleri yonunde sekillenmesi tamamen siyasi bir surec. bu konuda biz ekonomistlerin soyleyecegi fazla bir sey yok. ama baska bir konuda soylenebilecek cok seyler var; o da iktisadi verimlilik. zaten yukarida sozunu ettigim "adil vergi" tartismalarinda dikkatimi ceken, bunun topluma (olculebilir ve gozlenebilir) maddi katkilarinin ne olacaginin one cikmasi. savunuculari, uretim uzerindeki tum vergilerin kaldirilmasinin cok belirgin bir buyume artisi getirecegini, vergi sistemini basitlestirip burokrasiyi azaltacagini iddia ediyorlar. tabii bu gorusleri elestirenler de var. (detay arayanlari yine google'a havale edecegim.)

pratikte fiyatlari bozup verimsizlik yaratmayan bir vergi sistemi olmaz. ama mevcut sistemlerden daha basit, etkin ve verimli sistemler gelistirilebilir. peki tuketim vergisi bunu saglayabilir mi? amerika'yi bilmem ama turkiye'de su an icin saglayamayacagi kesin. en basta vergi kacaklari alir basini yurur. ayrica, bana boyle bir sisteminin gerek sarti, kamu harcamalarini radikal bir bicimde azaltmaktir gibi geliyor. kisaca, hem iktisadi hem de siyasi yonden su an icin bize cok uzak bir mevzu bu.

ek: greg mankiw de bu onerinin elestirel bir analizine link vermis: tiklayin.

13 Aralık 2007 Perşembe

Mirrlees Yaklaşımına Liberteryen Eleştiri

bugun mankiw'in blogunda su yaziyi okuyunca bende kosup suraya iki satir bir seyler yazma istegi hasil oldu. hemen ozet geceyim. mankiw, ogrencisi matthew weinzierl ile birlikte, mirrlees modeli temelli optimal vergilendirme yaklasimiyla dalga gecen bir makale yazmis. sonra bu makaleyi okuyan blog yazari bir iktisatci (robin hanson), mankiw'i elestirip onun dalgasina yaptigi oneriyi destekleyince, mankiw de ona piskin faydaci (utilitarian) damgasini yapistirmis.

mirrlees modelleri sosyal sigorta problemlerinin incelenmesinde ve cozumunde kullanilan araclar. mirrlees'in tum olayi, dogustan gelen beceriler gibi, insanlarin kendi secimleri disinda sahip olduklari ve disaridan gozlemlenemeyen, ama onlarin uretkenliklerini ve dolayisiyla kazanclarini belirleyen kisisel ozellikleri dikkate almasi. insanlarin kazanc potansiyellerinin disaridan gozlemlenememesi sorununa bu modeller, politikalari (gozlemlenebilen) gelir ve gelirle iliskili baska faktorlere baglayarak cozum bulmaya calisiyorlar. (daha once mirrlees yaklasimini aciklayan uzunca bir yazi yazmistim: tiklayin.)

iste mankiw ve weinzierl'in elestirileri burada devreye giriyor. bu ikili insanlarin gelirlerinin boylarina bagli oldugu bir mirrlees modeli kurmuslar. ustune gelirle insanlarin boylari arasinda bir iliski oldugunu gosteren iki ekonometrik calismayi referans gostermisler. sonra da bu mantiga gore uzun boylular daha fazla kazaniyor, onlardan vergi alip kisalara dagitalim diyorlar. hanson da yok bunda bir sacmalik, eger iliski hakikaten saglamsa ben uzun boy vergisinin arkasindayim demis.

tabii asil tartisma felsefi. mirrlees modeli bizim sosyal devlet diye bildigimiz, devletin vatandasini (kimi zaman besikten mezara) sigortaladigi sistemlerin teorik temeli. zaten 70'lerde bunu bulan james mirrlees o zamanin ingiliz isci partisinin uyesi. obur taraftan mankiw'in dunya gorusu bambaska. ona gore mirrlees tipi vergilendirme esitlikci ama adil degil. burada da boyle bir sosyal sigorta anlayisinin abuk sonuclara yol actigini gostermeye calisarak felsefi elestiriye iktisadi boyut katiyor.

su siralar mirrlees modelleri iktisat aleminde cok revacta. en az mankiw kadar baba adamlar bu konular uzerinde calisiyorlar. buradan da pozitif iktisadi yontemleri benimsemis iktisatcilarin benimsedikleri degerlerin birbirlerinden oldukca farkli olabilecegini goruyoruz.

30 Kasım 2007 Cuma

Makroekonominin Mikro Temelleri ve Lucas Kritiği

ekonomiturk yazarlarindan baris, dun makroekonomiyle ilgili bilinenler ve bilinmeyenler uzerine bir yazi yazmis. ben de yazinin altina makroekonomik sorularin cevaplarinin ekonomilerin mikro sartlarina bagli olduguna iliskin bir yorumda bulundum. aynen aktariyorum:

makroekonomiyle ilgili bilinmesi gereken en onemli sey bence su: makroekonomik olaylarin temelleri mikroekonomiktir. bir ekonomide bireyler, firmalar vb. iktisadi aktorler iktisadi kararlar alirlar. mesela bireyler tuketimlerine, tasarruflarina, ne kadar calisacaklarina vesaireye; firmalar kullanacaklari girdilerin miktarlarina, uretimlerine, yatirimlarina ve saireye karar verirler. makroekonomik degiskenler bu kucuk aktorlerin binlercesinin yaptiklari secimlerin toplami neticesinde ortaya cikarlar. o yuzden mikroekonomik teoriden kopuk makroekonomi teorisi olmaz. baris'in sozunu ettigi efsanelerin tamami bu tip mikro temelleri zayif teoriler.

mesela birisi bize enflasyonu dusurmek icin buyumeden feragat etmek gerekir dedigi zaman, enflasyonu dusurmek icin izlenecek yolun nasil bir mekanizma yoluyla buyumeyi etkileyecegini sorgulamaliyiz. toplam degiskenlerin temellerinde ekonomik aktorlerin secimleri yattigina gore, eger iddia dogruysa enflasyonu dusurmek icin uygulanan politikalarin ekonomik aktorlerin davranislarini etkilemesi ve bu yolla da buyumeyi dusurmesi gerekir. peki bu aktorlerin davranislari soz konusu politikalardan nasil etkilenir? bu konuda belki yuzlerce teori ortaya atilabilir. bu teorilerden, "a, b, c" sartlari saglanirsa falanca iktisadi mekanizma yoluyla firmalarin uretimlerini arttiracagi ve bunun buyumeye pozitif etkisinin olacagi, ama bunlar saglanmaz ya da bir baska "x" sarti ortaya cikarsa filanca mekanizma yoluyla tersi olacagi gibi sonuclar cikar.

tabii, enflasyonu dusurursek buyume artabilir de azalabilir de gibi bir sonuc kimseyi kesmez, kesmemeli. o yuzden elimizdeki teorilerden gecerli olamayacaklari eleyip ise yarar olanlari ortaya cikarmaliyiz. bu da nasil olur? ulkedeki iktisadi aktorlerin davranislarini, sektorlerin yapilarini, piyasa iliskilerini iyi bilir ve anlayabilirsek olur. bunun yolu da daha cok mikro odakli ampirik calisma yapmak ve makroiktisatcilara ekonominin temellerine iliskin modellerini kurarken kullanabilecekleri bilgiler saglamak. mikroekonomik gerceklerle tutarli makroekonomik modeller, makroekonomik sorunlarin cevaplanmasinda daha etkili olacaklardir. ilginc degil mi? iyi makro model kurabilmenin yolu, oncelikle uygulamali mikroekonomicilerin islerini iyi yapmasindan geciyor. tabii onun icin de yeterince ve kaliteli mikro veri olmasi, yani istatistikcilerin isini iyi yapmasi lazim.

ozetle, Lucas kritigi iste. mikro temelleri olmayan, hele hele beklentileri dikkate almayan modeller eninde sonunda cuvallar. ozellikle iktisat politikalarinin uygulanmasinda bunlardan zinhar uzak durmak lazim.

ek: ekonomide kanunlara rastlanamamasinin sebebi mikro sartlarin degiskenlik gostermesi olmali. mesela baris'in sozunu ettigi "giffen good" ornegi 19. yuzyil irlandasindaki patates kitliginin incelenmesiyle ortaya cikmis. daha incelersek kimbilir ne istisnalar buluruz. tabii, iktisadin insan davranislarini inceleyen davranissal iktisat ve bunlarin altinda yatan biyolojik temelleri inceleyen noroiktisat gibi yeni yeni gelisen mikronun da mikrosu alanlari var. belki temellere indikce, iktisatta da bir takim temel kanunlar bulunabilir.

ek2: mankiw'in "a quick refresher course in macroeconomics" adli kisa makalesi bu konularda guzel ve bize gore daha kapsamli bir ozet sunuyor. google'da aratirsaniz cikar.

20 Kasım 2007 Salı

Büyümenin Sosyal Boyutu

bugun dani rodrik blogunda buyumenin sosyal boyutu uzerine guzel bir yazi yayinlamis. ben de linkini buradan paylasmak istedim: tiklayin.

konuyu ozetleyelim. bir dunya bankasi toplantisinda buyume stratejileri tartisilirken, bazi katilimcilar bu stratejilerin onceliginin fakirlerin yasam standardini iyilestirmek, sosyal esitsizlikleri azaltmak gibi seyler olmasi gerektigini savunmuslar. rodrik de buna karsi, ozetle, sosyal politikalarla buyume stratejilerini karistirmamak lazim diyor.

buyumeye yonelik politikalar, buyumenin onundeki baslica engelleri kaldirmaya odaklanirlar. bu yuzden yoksullukla mucadele, esitlik gibi hedefler buyume stratejilerinin oncelikleri arasinda yer almazlar. ama bu, buyumeyle ilgilenenlerin baska sosyal meselelerle ilgilenmedikleri anlamina gelmez. sadece kalkinmaya dair tum hedeflere ayni anda erisemezsiniz. rodrik bunlari soyluyor. ayrica, rodrik basta fakirler olmak uzere insanlarin hayat standartlarinda belirgin ve kalici bir iyilesmenin gerceklesmesi icin buyumenin gerek sart oldugunu da vurgulamis. bununla beraber orta ve kisa vadede iktisadi buyumenin bazi sosyal sorunlarin ustesinden gelmekte yetersiz kalabilecegini de kabul etmis.

kisa vadede buyumenin ustesinden gelemedigi sorunlari hafifletmeye calismak, sosyal politikalarin islevi. ama uzun vadeli cozum surekli buyumeden geciyor. o yuzden biri buyumeden soz ederken, hani bunun sosyal boyutu diye atilmakta acele etmeyiniz. birakin adam derdini rahat rahat anlatsin, di mi?

10 Kasım 2007 Cumartesi

Para Politikası, Faizler, Kur, Büyüme vs.

bugun ekonomiturk'te ekodok "yilmaz'dan satici'ya ders" diye bir yazi yayinlamis. yilmaz, merkez bankasi baskani durmus yilmaz. satici, turkiye ihracatcilar meclisi baskani oguz satici. ders de fiyat istikrarinin onemi ve mb'nin para politikasi uzerine. ekodok yilmaz'in sunumunun linkini vermis. baktim ve hosuma gitti. orta duzeyde makroiktisat bilgisi olan herkesin anlayabilecegi duzeyde, kisa ve ozlu bir ders olmus. sadece yazici'ya degil tabii, hepimize. bu yuzden sunumun linkini ben de buraya eklemek istedim: tiklayin.