6 Haziran 2008 Cuma

Bağlılık mı, Esneklik mi?

"commitment vs. flexibility"yi turkce'ye boyle cevirdim. bu, iktisadi kurumlarin ve politikalarin dizayni ile ilgilenen iktisat teorisyenleri tarafindan, sikca ele alinan bir soru. ancak, bu sorunun bugun aklima gelmesinin sebebi, cok yakin zamanda bu konuda bir sey okumus olmam falan degil. bu soru, bugun anayasa mahkemesinin verdigi, turbanla ilgili karar hakkindaki haber ve yorumlari okurken aklima geldi.

ona gecmeden once, bir parantez acip, iktisadi soruyu kisaca ozetleyeyim. iktisadi acidan bagliligin da, esnekligin de kendine gore artilari ve eksileri var. ornegin, para politikasinda, enflasyon hedeflemesinin nasil bir kurala bagli olmasi gerektigi, bu baglamda incelenebilir. enflasyon hedefi, inandirici olmak sartiyla, insanlarin beklentilerini etkileyerek enflasyonu dusuk tutmaya yarar. ama, fazla kati bir kural, mesela, cok gerektiginde merkez bankasinin ekonomideki dalgalanmalara mudahalesini zorlastirir. benzer bir durum sosyal guvenlik sisteminde de var. bu alanda zorunlu tasarruflari savunanlar, insanlarin gencliklerinde aska gelip hovardalik yapmaya egilimli olduklarini, ama sonradan buna pisman olacaklarini iddia ederler. bunlara gore, devletin insanlari bir miktar tasarrufa zorlamasi faydalidir. ancak bunun da, gercekten paraya ihtiyaclari oldugunda, insanlarin tasarruflarini ozgurce kullanamamalarina sebep olmasi gibi bir eksisi var tabii. ornekler cogaltilabilir. bunlar ve benzeri ornekler ile, bu soruya iktisatcilarin verdikleri cevaplari, belki baska zaman yazarim. simdi, parantezi kapayip gundeme donelim.

bugun anayasa mahkemesi, kadinlarin turbanla universiteye girmelerine olanak saglayan duzenlemeleri iptal etmis. bir kesimde buna karsi infial var. ornegin, dikkatimi ceken, sabah'taki yazisinda ergun babahan, anayasa mahkemesinin anayasa yaptigini soylemis. babahan, anayasa mahkemesini tepeden inmeci bir tavirla, toplumun bir ihtiyacini karsilamasina engel olmakla ve toplumu sekillendirmeye calismakla sucluyor.

bense duruma soyle bakiyorum. anayasa mahkemesi, adina mahkeme diyoruz ama, aslinda siyasi bir organ. temel islevi, konjonkturel siyasi dalgalanmalarin, rejimde buyuk ve ani degisikler yaratmasini engelleyip istikrar saglamak. zamaninda cumhurbaskanlari, kendi siyasi gorusleri dogrultusunda oraya adam atamislar; atananlarin siyasi goruslerinin bileskesi de mahkemenin siyasi durusunu belirlemis. bugun, bu siyasi durusa ters hareketleri engellemeye calisan mahkeme, sadece yasalarin anayasaya uygunlugunu denetlemekle kalmiyor; gerektiginde anayasa maddelerinin yorumunu da degistirip bazi degisikliklere engel oluyor. yani siz hukumet olarak, ne kadar toplumun ihtiyaclarina cevap verecek duzenlemeler yaptiginizi iddia ederseniz edin, yaptiklariniz mevcut uyelerin cogunlugunun siyasi gorusune ters dusuyorsa, mahkeme size bir sekilde engel oluyor.

bunun faydasi, toplum duzeninin dayandigi temel ilkelerin zor ve yavas degismesi ve bunlara cok aykiri islerin yapilamamasinin saglanmasi. anayasa mahkemesinin siyasi yapisinin degismesi, ancak bosalan koltuklara, farkli ideolojileri olan cumhurbaskanlarinin, kendilerine yakin insanlari atamalariyla mumkun. tabii, boyle bir donusum saglanirsa da, geri donus, donusumun kendisi kadar zor. ote yandan, toplumdaki kimi ihtiyaclar ve degisim talepleriyle, anayasa mahkemesinin korumaya calistigi siyasi duzen arasindaki celiskilerin yol actigi konjonkturel gerilim ise, istikrari korumanin bir maliyeti.

ben olaya bu acidan baktigimda, anayasa mahkemesinin aldigi karari garipsemiyorum. mahkeme, daha onceden programlandigi sekilde, islevini yerine getiriyor. bundan sonra ise, ozellikle cumhurbaskaninin halk tarafindan secilmeye baslanmasiyla, anayasa mahkemesinin yapisinda ve isleyisinde degisiklikler gorecegimizi saniyorum. o zaman, hem uyeler secildikleri donemin siyasi egilimlerini daha cok yansitacaklar, hem de asagidan gelen siyasi isteklere karsi daha esnek olacaklardir, diye tahmin ediyorum. bunu begenip begenmemek ise, baglilik ve esneklik uzerindeki tercihlerinize gore, size kalmis.

30 Mayıs 2008 Cuma

Amerikan Halkının Ekonomi Gündemi

kasim'daki baskanlik secimlerinde kimlerin yarisacagi, hemen hemen kesin olarak belli olduktan sonra, amerika'da gundem ekonomiye dondu. artan benzin ve yiyecek fiyatlari, yavaslayan ekonomik buyume ve buyuk bir ekonomik duraklama korkusu ile ilgili haberler, haber bultenlerinin bas koselerine oturdu. sudan ucuza benzin tuketmeye, benzinin girdi olarak kullanildigi urunleri ucuza satin almaya alismis amerikalilar, degisen kosullara ayak uydurmakta zorlaniyorlar. kemer sikmak ve hayat standardini fiyatlara gore degistirmek insanlara zor geliyor. haber bultenlerine, internet sitelerine yansiyan sizlanmalarda, sanki biri bir sey yapsin, bizi kurtarsin mesaji var. bu beklentiler, onumuzdeki donemde, amerikan ekonomisine daha cok devlet mudahalesinin onunu acabilir; bu yondeki egilimleri daha guclu olan demokratlarin elini guclendirebilir.

asagida iste bu tip sizlanmalari dillendiren bir haber var. bu pazartesi memorial day denilen tatil gunuydu. haber, haftasonuyla birlesip insanlara uc gun tatil imkani veren bu gunu, alisik olduklari sekilde karsilayamayan amerikalilarin yakinmalarini ekrana tasimis:



ne demis vatandas?
- ay basindan ay basina maasimiz ucu ucuna yetiyor. cocuklarimiza tatilde evden disari cikamayacagimizi nasil soyleyecegiz?
- eskiden tatilde, biftek, pirzola yanina da bir suru sey yerdik. simdi evde yapilmis hamburger ve patates kizartmasi vs. yiyoruz.
- uc kizimiz var. artan benzin fiyatlarindan sonra, kendi arabalarini kullanmak yerine, kendilerini evden almalari icin, erkek arkadaslarini cagiriyorlar.

bu arada, amerika'da benzinin fiyati ne? galon basina dort dolarin biraz altinda. yani litresi bir dolar kadar.

20 Mayıs 2008 Salı

Merhametten Maraz...

bir sure once bliyaal'in blogundaki bir yaziyi yorum bolumunde tartisirken, kendisi ilginc bir ornek sundu. o ornegi, (aciklayici olmasi acisindan biraz da kendimce duzeltip) buraya aktarmak ve uzerinde yorum yapmak istedim.

ornek soyle: sehirden uzak, birbirine komsu iki mustakil ev dusunun. birini ozel bir guvenlik sirketi koruyor. digerinin ise korumasi yok. (adamin parasi var, ama koruma tutmaya gerek gormemis diye varsayalim.) sonra, diyelim ki korumasi olmayan eve biri girdi, evdekilere saldirdi, onlar da bagirarak yardim istedi. polis veya jandarmanin hemen yetismesine imkan yok. guvenlikciler kendi istekleriyle mudahale etmek istediler. ancak onlar da guvenlik hizmeti satin alan adama kontratla bagli. bu durumda, olur da komsu guvenlikcilerinin yandaki eve gitmesine izin vermezse, ne olur?

hukuk bilgim kittir. kanunlar bu durumda ne der bilmem. o yuzden bildigim seyi yapip kanunlarin, guvenlikcisi olan adami komsusunun guvenliginden sorumlu tutup tutmamasinin dogurabilecegi, bazi olasi sonuclarin iktisadi bir analizini yapmakla yetinecegim.

kanunlar komsuyu sorumlu tutarsa, komsunun eli mahkum guvenlikcilerini gonderecek. komsunun kendi evini korumak icin kiraladigi insanlar, onun elinden zorla alinmis gibi olacak. ancak zorla da olsa, sonucta iyi bir is yapilacak. belki bir hayat kurtulacak falan... kanunlar komsuyu sorumlu tutmazsa, izin vermek komsunun insafina kalmis. adam guvenlikcilerini gondermezse, yan evdekilerin hayati, belki tehlikeye girecek. tum bunlar dikkate alindiginda, birinci yol daha iyi gorunuyor.

tabii, analizi burada birakmiyoruz. zira, iyi bir sey yapmanin hic maliyetinin olmamasi bizi rahatsiz etmeli. iktisadin meshur kurali der ki: bedava yemek olmaz.

peki komsuyu muhadaleye zorunlu kilmanin maliyeti ne? bunu gormek icin biraz gerilere, komsulardan birinin guvenlik hizmeti almaya karar verdigi zamana gidelim. diger komsu, o guvenlikcilerin kendi ihtiyaci oldugunda yardimina kosacaklarini bilse, ne yapar? komsusuna gidip guvenlik hizmetinin ona sagladigi faydaya karsilik, bir katki yapmayi mi teklif eder? yoksa daha guvenli bir sekilde yasamayi bedavaya getirmeye mi calisir? (konuyu dagitmamak, yaziyi da uzatmamak icin, komsunun boyle bir teklife acik oldugunu varsayalim.)

ahlaki bir davranis bicimi olmasa da, belescilik bazen insana tatli gelir. oysa, ikinci komsu da guvenlik hizmetine katkida bulunsa, hem birincisinin uzerindeki yuk hafiflerdi, hem de belki iki komsu bir araya gelince daha iyi bir hizmet satin alabilirlerdi. boylece iki komsu da daha guvenli yasarlardi.

sozunu ettigimiz sorun, meshur kamu mallari (public goods) ve dissalliklar (externalities) sorunu. birinin kendi faydasina oldugu icin aldigi bir karar, bir baskasini da etkiliyor. bu ornekte fayda sagliyor. baslangic seviyesinde mikroiktisat bilgisine sahip herkesin malumu oldugu uzere, faydali dissallik yaratan mal ve hizmetler, piyasada ideal seviyesinden daha az miktarda ve daha pahali olarak saglanirlar. buna sebep olanlar da, farkinda olarak ya da olmayarak belescilik yapanlar. burada da komsu belescilik yaptiginda, diger komsunun guvenligini azaltip cebinden cikan parayi arttiriyor.

peki kanunlar bir komsuyu gerektiginde guvenlikcilerini digerine gondermeye zorlamasaydi, belescilik problemi ortadan kalkar miydi? o durumda, insanin icinde bir acaba olusabileceginden, komsu eskisi kadar rahat olamazdi. ancak muhtemelen problem de devam ederdi. cunku bir defa guvenlik hizmeti satin alindiktan sonra, guvenlikcileri gerektiginde komsuya gondermenin ekstra bir maliyeti yok. bu durumda insaniyet sahibi biri, lanet olsun deyip yardim edecektir. o yuzden, eger belesci, komsunun merhametine guveniyorsa, guvenligi bedava getirmeye calisacaktir. (oyun teorisi terminolojisiyle konusacak olursak, insaniyet sahibi bir adamin tehdidinin inandiriciligi yok.)

peki ya komsu insaniyetten nasibini almamissa? o zaman diger komsu belescilik yapamaz. kimse belescilik yapmadigindan, ikisi de daha iyi korunur. korumanin maliyeti de daha az olur. ironik degil mi? merhametten maraz doguyor adeta.

not: yasalari hazirlayanlar, bir komsunun musterek hareket etmek istememesi, komsulardan birinin cok fakir olmasi gibi turlu durumlari da hesaba katmak zorundalar. ancak benim buradaki amacim, sadece iyi niyetle konulmus bazi kurallarin, pek bariz olmayan olumsuz sonuclarinin olabilecegine dikkat cekmek. o yuzden, her olasi durumu teker teker ele alip tartismaya gerek gormedim.

27 Nisan 2008 Pazar

İktisat Yüksek Lisans Başvuruları: A, B, C...

bugun aklinin bir kosesinde, gelecekte iktisat alaninda master/doktora yapma ihtimali olan, ama arastirmaya nereden baslayacagini bilemeyenlere internetten birkac link ve ipucu verecegim. gelecekte de yuksek lisans, yurtdisinda egitim, iktisatcilar icin kariyer imkanlari gibi konularda, aklima geldikce bildiklerimi buradan paylasmaya devam edecegim. (bunlarla ilgili daha once yazdigim bir-iki yaziya, egitim etiketinin linkine tiklayarak ulasabilirsiniz.)

her seyden once, iktisatta yuksek lisans yapmak size uygun bir sey mi, ona lisanstan itibaren nasil hazirlanilir gibi sorular icin, sizi oncelikle greg mankiw'in tavsiyelerine yonlendirecegim. ozellikle finans'a egilimi olanlar, ekonomi turk'te ekonomix'in genclere tavsiyeler etiketi altinda yazdiklarindan da faydalanabilirler.

diyelim ki iktisat doktorasi icin yeterli ilginiz ve altyapiniz var. sonra? bir defa, yurtdisindaki programlara basvurular, ogrenime baslanilacak tarihten yaklasik bir sene once yapilir. o yuzden hazirliklara cok onceden baslamali. amerika icin, 2009 senesi sonbaharinda ogrenime baslamak isteyenler, yaz bitmeden kesin olarak basvuru yapip yapmama kararini verirler, ve kisisel tercihleri ve hedefleri dogrultusunda basvurulabilecekleri programlari belirlerlerse iyi olur. boylece hem daha saglikli kararlar verebilirler, hem de sonbaharda iki ayaklari bir pabuca girmez. basvurunun burokratik islemleri ise sonbaharda halledilir. 2008 sonu-2009 basinda da, amerika basvurulari icin, basvuru sureci sona erer. avrupa'daki okullara basvuru icin birkac ay daha zaman olabilir.

koc universitesinin web sitesinde, yurtdisindaki yuksek lisans programlarina basvuru sureci ile ilgili kapsamli bir eser var. simdi onun linkini veriyorum: 1. application guide, 2. appendix. bunun disinda, phds.org adli sitede genel olarak doktorayla ilgili her konuda, econphd.net adli sitede de ozel olarak iktisat doktorasi konusunda size yardimci olacak pek cok kaynaga ulasabilirsiniz.

turkiye'de bir yerde yuksek lisans basvurusu yapacaklarin ise daha cok zamani var. yine de karar verme ve arastirma yapma isini cok savsaklamamali. oncelikle lisansustu egitim sinavi (les) almak lazim. o da bir guz bir de bahar doneminde olmak uzere, senede iki defa veriliyor. les'i guz doneminde almak, kotu skor alinirsa baharda yeniden sinava girme imkani olabilmesi acisindan, daha iyi olacaktir. bazi okullar gre, gmat gibi uluslararasi sinavlari da kabul ediyorlar. ama dikkat etmek lazim. les'ten baska, bir de universitelerin basvuru donemlerine ve basvuru sartlarina dikkat etmelisiniz. basvuru donemleri baharda baslayabilir, not ortalamasi sarti yuksek olabilir, ya da okullara ozgu ozel sartlar olabilir; bunlara karsi onceden hazirlikli olmalisiniz.

diyelim ki bugun arastirmaya basliyorsunuz. onunuzde yeterince zaman var. dolayisiyla, universiteler ve programlari hakkinda, bunlarin kendi web sitelerinden ve dis kaynaklardan yeterli bilgi toplayabilirsiniz. turkiye ici basvurularinda isiniz goreceli olarak daha kolay. universiteler, bolumler ve programlari hakkinda zaten bir fikriniz vardir. yapacaginiz hocalarinizdan ve ulasabildiginiz diger insanlardan da bunlari sorusturmak. ama yurtdisina basvurularda, basta hicbir sey bilinmedigi icin, bilgi toplama sureci daha zorlu olacaktir.

o zaman, yurtdisindaki universiteler ve programlar hakkinda arastirma yapmaya nasil baslamali? oncelikle hangi program daha iyi, hangisi daha kotu karar vermeye calismali. bunun icin, cesitli kisi ve kurumlarin yaptiklari siralamalardan (ranking) faydalanilabilir. cesitli puanlama kriterleri sonucunda ortaya cikan bu siralamalar, programlarin kaliteleri hakkinda bir fikir verir. sonra bunlara bakip hedeflenen universiteleri, internet sitelerinden baslayarak, teker teker arastirmak, oradaki ogrencilere ve hocalara e-mail atip bilgi toplamaya calismak gerek. arastirmalariniz sonunda, kendinize ozel bir basvuru siralamasi yakalayacaksiniz.

peki cikis noktasi olarak hangi siralamayi kullanmali? bunlarin en populerlerinden biri, us news dergisininki. bu dergi her sene ekonomi dahil, pek cok alanda amerika'daki lisans ve yuksek lisans programlarini karsilastiran kapsamli bir arastirma yayinlaniyor. bunun icinde, ekonomi doktora programlari siralamasi da birkac senede bir yenileniyor. normalde bu bilgilere ulasmak icin, dergiye abonelik gerekiyor. ama adamin biri, bir internet sitesine us news'un en son (2005)ekonomi siralamasini koymus: tiklayin. econphd.net'te de bir ranking var. asil baba ranking'leri ise national research council yayinliyor. ama onlar on-on bes senede bir guncelleniyor. bunlari iceren son rapor ise 1994 senesinde yayinlanmis. bu sene yenisi cikacak diye bekleniyor. eskisine ise phds.org 'dan ulasmak mumkun.

bu konularda yazmaya devam edecegim...

6 Nisan 2008 Pazar

Yoksulluk, Piyasalar ve Mikro-Kredi

bugun ny times'ta, piyasa mekanizmasinin mikro-kredi sektorundeki gelisimi uzerine ilginc buldugum bir haber vardi. ilgilenecek okurlarimiza linkini vermek ve kavrama yabanci olanlar icin aciklayici kisa bir yazi yazmak istedim. (haber icin tiklayin.)

oncelikle, mikro-kredi ne? mikro-kredi (ya da mikro-finans), banglades'li iktisatci muhammed yunus'un gelistirdigi fakirin fakirine yonelik finans sistemi. sistem, fakirlere kucuk bir is kurmalari icin verilecek cok az bir sermayeyle, onlarin hayatlarinda bir fark yaratilabilecegi dusuncesine dayaniyor. mikro-kredi kuruluslari, normal sartlarda piyasadan borclanamayacak insanlara, ozellikle ailelere ve kadinlara, cok kucuk krediler veriyorlar. insanlar da bunu dikis makinesi, tezgah vs gibi kucuk seylere yatirip ufaktan kendi kendilerine yetecek bir is kurmaya calisiyorlar.

adinda da anlasilacagi gibi, mikro-kredi hibe degil, kredi. yani bir miktar faizle birlikte geri odemesi var. ancak bu sistemde kredi kullananlardan teminat falan istenmiyor. onun yerine, kredi alan insanlarin toplu olarak birbirlerine kefil olduklari bir sosyal denetim mekanizmasi kuruluyor. boylelikle, kendi yagiyla kavrulan bir sistem ortaya cikiyor.

mikro-kredi, bundan birkac yil once ulkemizde de diyarbakir'da baslatilmisti. ondan sonra ne oldu, ne kadar basarili oldu bilmiyorum. ancak dunya genelinde fakirligin etkilerini hafifletmede bir miktar basarili olmus olmali ki, muhammed yunus'a 2006'da nobel baris odulunu verdiler. tabii, sistemi elestirenler de var. bir elestiri, fakirligi kapitalizmin yarattigi ve mikro-kredinin de fakirleri uyutmak icin onlarin agzina bir parmak bal caldigi yonunde. bir baska elestiri de, mikro-kredinin fakirligi ortadan kaldirmaya ya da buyuk olcude azaltmaya yaramadigi; bunun makro olcekte kalkinma projeleriyle saglanabilecegi; mikro-kredinin oneminin fazla abartildigi seklinde.

peki ny times neden bahsediyor? mikro-kredi alaninda faaliyet gosteren ve bu isten oldukca iyi kar eden bir kurumun hikayesinden. yukarida anlattigima benzer bir mantikla, yine teminatsiz krediler veren; ama kar amaci gutmeyen klasik mikro-kredi kurumlarina gore, daha gercekci faiz oranlari uygulayan bu kurum, tartismalara neden olmus. mikro-kredi fikrinin babasi muhammed yunus dahil, sistemi piyasa mantiginin disinda goren bir grup, bunu tefecilik olarak nitelemisler. fakirlere saglanan kredilerden kar elde edilmesini ahlaki bulmuyorlar ve bunun sistemi zedeleyecegini dusunuyorlar anladigim kadariyla. ancak onlarin da kabul ettigi bir gercek de var ki, bagiscilarin destegiyle baslatilan mikro-kredi sistemlerinin mevcut talebin ancak cok azini karsilayacak sermayeleri var.

anlasilan kar olmayinca para da akmiyor. yani, mikro-kredicilerin onunde zor bir karar var. ya piyasa ekonomisinin disinda ve kucuk kalacaklar; ya da sistemin icine girip sektore daha cok sermaye cekecek ve daha cok insanin krediye erisimini saglayacaklar.

ozetle: 1. incentives matter, 2. no free lunch.

28 Mart 2008 Cuma

Merkez Bankası Başkanından Ekonomi Üzerine...

ben de orhan karaca'nin blogundan linkini aldim; merkez bankasi baskani durmus yilmaz, kibris'ta uluslararasi ekonominin ve turkiye ekonomisinin durumu uzerine bir sunum vermis. merkez bankasinin web sitesinde turkiye ekonomisi uzerine ziyadesiyle bilgi mevcut. lakin bu tur, profesyonel iktisatci olmayan insanlarin da anlayabilecegi seviyedeki belgeleri, vatandasin ekonomi hakkinda bilgilenmesi acisindan faydali buluyorum. o yuzden, benim de kamuya bir hizmetim olsun, linki bir de ben vereyim: http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/2008/KIBRIS.pdf

yalniz, baskan bizi okumaz ama, burada boyle bir sunum hazirlayacak olanlara nacizane bir tavsiyem olacak. bir sunumda slaytlara koca koca paragraflar yazmak, slaytlari cok "kalabalik" yapmak, bir slaytta cok fazla sey anlatmak dinleyicilerle iletisimin etkinligi acisindan pek etkin yontemler degil diye dusunuyorum. mumkun oldugunca slaytlari bolerek sunumu daha cok slayta yaymakta ve cumleleri basitlestirmekte fayda var.

neyse, zarfa takimayalim. mazrufa bakalim biz...

not: daha once de durmus yilmaz'in ihracatcilara para politikasi rejimini anlattigi bir sunumun linkini vermistim: tiklayin.

17 Mart 2008 Pazartesi

Şampiyonlar Ligi Kuraları ve Olasılık Hesabı

istatistik bilgisi hem teoride hem de pratikte iktisatcinin cok isine yarar. istatistigin temeli de olasilik hesabi. o zaman gelin guncel bir olay uzerinde, olasilik hesaplarini da kullanarak biraz akil yurutelim.

aksam'in haberinden ogrendim (tiklayin) onceki gunku sampiyonlar ligi kura cekiminden once garip bir sey olmus. internetteki bir ingiliz forumunda, bir kullanici kuradan iki saat once eslesmeleri dogru tahmin etmis. sonrasinda ingiliz tabloidleri olayin uzerine atlamislar. aksam da skandal diye baslik atmis. uefa yetkilileri ise bu olayi sansa baglamislar. uefa hakli olabilir mi? yoksa ortada hakikaten bir skandal mi var? bakalim...

simdi basit bir olasilik hesabi yapalim. ceyrek finale 8 takim kalmis. sorumuz su: 8 takimi 2'serli 4 gruba nasil ayiririz? bu secim 7x5x3x1=105 sekilde yapilabilir. nasil? alternatif cozumler olabilir, ama bir yol su: en sondan baslayarak, bir kural gelistirebiliriz. yani 2 takim 1 sekilde; 4 takim, 3x1 sekilde (bir takimin 3 olasi eslesmesi, o belirlendikten sonra kalan 2 takimin 1 olasi eslesmesi vardir); 6 takim 5x3x1 sekilde; 2n tane takim (2n-1)x(2n-3)x...x1 sekilde eslesir. bu durumda 8 takim 7x5x3x1=105 sekilde eslesir.

105 olasi eslesme olduguna gore, bir insanin eslesmeleri onceden dogru bilme olasiligi 1/105, yani yuzde 1'den az.

peki olasiligin bu kadar dusuk olmasi bize ortada bir skandal oldugunu gosterir mi? gostermeyebilir. sansasyon yaratma pesindeki birini dusunun, her hafta internetteki bir foruma gerceklesme ihtimali yuzde 1 olan bir tahmin yazsin. yuz haftada bu tahminlerin ortalama 1 tanesi gerceklesir, degil mi? ayni sekilde, yuzde 1 ihtimalli bir tahmini iskembesinden sallayan her 100 kisiden ortalama birinin tahmini tutar. tutmayan tahminleri kimse hatirlamaz, ama tutan tahminler dikkat ceker. bence burada da benzer bir durum var.

tabii, yarin biri cikar da sayisal loto'da bu hafta cikacak sayilari bir yere yazar ve tutturursa, durum farkli olur. orada olasilik (6!)x(43!)/(49!)=1/14milyon (yaklasik olarak).

not: bu arada aksam'in haberinde bahis orani 1'e 191 olarak verilmis. burada da bir terslik var. yukarida yaptigimiz hesaba gore, bu oranla bahis sirketi ex ante zarar ediyor. garip.

7 Mart 2008 Cuma

Oyun-Kurgu

bugunku yazimiz biraz fantastik takilacak. sorumuz su:

uc gun sonra dunyaya bir goktasinin carpacagini ve hayatin sona erecegini ogrensek ne olurdu? bu gibi durumlarda bilim-kurgu filmlerinde bir kargasa, kaos ortami olusur. dukkanlar yagma edilir; can, mal, irz, namus guvenligi ortadan kalkar falan. neden?

soyle bir dusunce bunu aciklayabilir: dunyanin sonuna uc gun kalmis. polisi, askeri, savcisi, hakimi herkes kendi derdinde; bir de suclularla mi ugrasacaklar? ise gelmeyen polise disiplin sorusturmasi mi acilacak mesela? bunu bilen insanlar, sokaklarda guvenlik zaafiyeti olusmasini bekleyip buna gore hareket edeceklerdir. yani suclular sokakta kendilerini durduracak kadar polis ya da asker olmadigini gorup sokaklara akarlar. onlari durduramayacak kanun adamlari da, silahlarini alip kendi ailelerini korumanin derdiyle evlerine kosarlar. al sana bir bayesyen nash dengesi.

isin ilginci bu akil yurutmeye dayanilarak uretilen bilimkurgu eserlerinin kendileri de bir meteor dunyaya carptiginda neler olacagini insanlara ogretiyor olabilirler. yani bu eserler, insanlar arasinda bir onceki yazida bahsettigimiz turden bir iletisim sagliyor olabilirler. eger oyleyse, daha once hic dunyanin sonunu gormemis insanlar, diger insanlarin bilim-kurgu eserlerinde anlatildigi gibi davranacaklarini bekleyebilirler. o zaman isareti alan suclular sokaklara akar; kanun adamlari kendi dertlerine dusup evde kalirlar. al sana karsilikli bagimli denge (correlated equilibrium).

tabii oyle bir durumda, kanun adamlari ya da eline silah alip kendini ve cevresindekileri korumaya calisacak insanlar, suclulara karsi siddet kullanmaktan sakinmayacaklardir. tipki gozlerini karartan suclularin bundan cekinmeyecekleri gibi. yani ortama orman kanunu hakim olacaktir. aslinda boyle bir durumda en dogal cozum bu olabilir. yani herkes belinde silahla dolassa ve bir baskasina saldiran saldirdigi insanin kendini koruyacagini bilse, belki bir nebze asayis saglanir.

neyse, kanun duzeni uzerine gereginden cok konustuk. bir de yazili olmayan, kanuni yaptirimi bulunmayan toplumsal kurallar var tabii. toplum duzeninin onemli bolumunu de aslinda bunlar sagliyorlar. bazen soz senetten degerlidir, degil mi? baska bir yazida bu duzenin nasil ayakta durdugundan bahsedecegiz. bunu yaparken tekrarli oyunlarla toplumsal duzen arasinda baglanti kurmaya calisacagiz. yakinda...

5 Mart 2008 Çarşamba

Toplum Düzeni ve Oyun Teorisi

ulkemizde de zaman zaman yasanmistir, dunyada da orneklerini goruruz. bazi olaganustu durumlarda nereden geldigi belli olmayan insanlar sokaklara dokulur; kitleler kontrolden cikar; sokaklarda suclular cirit atar; normal zamanlarda olmayacak yagma, siddet, linc ve saire olaylari yasanir. ustelik bunlari o ana kadar toplum icerisinde siradan bir hayat suruyormus izlenimi veren insanlar gerceklestirirler. bu nasil olur? bugun buna oyun teorisi yardimiyla kendimce bir aciklama getirmeye calisacagim.

toplumsal duzende coklu denge olgusundan bahsedebiliriz. normal zamanlarda insanlar tek baslarina bir suc islediklerinde polis suclularin tepesine rahatlikla biner. bu yuzden insanlarda suc isleme potansiyeli olsa bile, yakalanma ihtimali yeterince yuksekse insanlar suc islememeyi secerler. bu toplumsal duzenin korundugu bir dengedir ve bu dengede duzenin korunmasi icin insanlarin durust, namuslu, ahlakli falan olmasi gerekmez. insanlarin suc islemek icin aralarinda koordinasyon saglayamamalari yeterlidir. bir de suca yatkin herkesin bir anda sokaklara dokuldugunu dusunun, o durumda sayilari cok fazlaysa polis onlari durduramaz. toplumsal acidan digerine gore daha kotu olmakla birlikte, bu da bir dengedir. oyun teorisinin terminolojisiyle konusacak olursak, bu iki durum da birer nash dengesidir.

yalniz burada nash dengesi iki tane olasi sonucu ortaya koyuyor, ama oyuncularin iki tane olasi denge varken neden bir tanesini oynadiklarini soylemiyor. sadece her oyuncunun digerlerinin secimine karsi, kendince en iyi karari verdigini soyluyor. ayrica nash dengesinde, insanlarin ayni anda hamle yaptigi durumlarda, baskalarinin hamlelerini nasil bilip onlara en iyi cevabi verdikleri de acik degil. yani inceledigimiz durumda toplumun zivanadan cikmasiyla kanun duzeninin nasil ortadan kalkabilecegini bize gosteriyor, ama insanlarin aniden nasil esgudumlu bir sekilde hareket edebildigi konusunda bir sey soylemiyor.

oyun teorisinde nash dengesinin yetersiz kaldigi ya da makul, mantikli sonuclar ortaya koymadigi durumlar icin turlu yeni cozum konseptleri, iyilestirmeler onerilmistir. bugunku sorumuza cevap aramak icin kullanacagim cozum konsepti, robert aumann'in karsilikli bagimli dengesi (correlated equilibrium) olacak.

karsilikli bagimli denge, oyuncularin herkesce gozlemlenebilen ve anlami bilinen bir sinyale gore kendilerince en iyi stratejiyi belirledikleri bir denge. ortak sinyal oyuncularin kararlarini birbirlerinden bagimsiz almamalarini sagliyor. trafik isiklari gibi yani. bir kavsaga geldiginizde o anda isik kime yesil yaniyorsa yol hakki onundur. kirmizi bir sinyal goren insan, diger yoldaki insana yesil gorundugunu ve bu durumda onun gececegini bilir. o yuzden kirmiziyi gorunce durur, gecmez. aslinda kavsakta bir yoldaki aracin dururken digerinin gecmesi nash dengesidir, ama bu bilgi hangisinin durup hangisinin gececegini soylemez. bunun disinda kimin durup kimin gececegi belli olmadigi ve suruculerin karma strateji oynadiklari bir denge de vardir, ki bu da kazaya davetiye cikarir. bunlara karsi, trafik isigi gibi herkesce gorulebilen bir sinyal, suruculerin hareketlerini koordine ederek kazalari onler.

trafik isiklarinin suruculer arasindaki esgudumu saglamasi gibi, kisilerin suc islemek icin sokaklara aktiklari durumlarda da boyle bir sinyal mekanizmasi islemekte olabilir. ne olabilir bu sinyal? mesela bir saldiri, teror eylemi, toplumsal kargasa ya da belki bir dogal afet. tabii, trafik isiklarinda oldugu gibi sinyalin herkes tarafindan ayni sekilde yorumlanmasi gerek. bunun icin de kisiler onceden, gelen sinyalin herkesi sokaga dokecegini bilmeli. eger boyle olursa, sinyal geldiginde ona tepki veren potansiyel suclular hep birlikte sokaga cikarlar. boylece asayis yok olur.

aslinda karsilikli bagimli denge kavrami, trafik orneginde oldugu gibi, genelde insanlarin onceden uzerinde anlastigi, artik gelenek haline gelmis isaretlerin toplumda duzeni saglamasini aciklamak uzere kullanilir. burada ise ayni kavrami, potansiyel suclular arasi esgudumu saglayan ve toplum duzenini tehdit eden kotu bir normun olusumunu aciklamakta kullandik.

not: karsilikli bagimli denge kavramini ortaya atan robert aumann, oyun teorisine bu katkisiyla nobel ekonomi odulunu almisti. onunla ilgili daha once yazdigim yazi icin tiklayin.

6 Şubat 2008 Çarşamba

Kontrat Teorisi ve İktisadi Güdüler

begenmezsen okuma adli blogda bir yazi okudum, ve yazi cok hosuma gitti. suraya yazmadan duramadim. yazar t'pol, kardesinin telefonda cok fazla konusmasina annesiyle beraber bulduklari cozumu anlatmis: tiklayin.

ozetle yaptiklari su. kardese her ay harcligina ek olarak bir miktar fazladan sabit bir para veriyorlar, karsiliginda da telefon parasini onun odemesini istiyorlar. baslangicta telefon parasini ailesi odedigi icin telefonu gereksiz yere kullanan kardes, telefonda fazladan konustugu her dakikanin maliyetini kendisi ustlenince telefonu daha dikkatli kullaniyor. bir kontrat yoluyla, iktisadi gudulerin olumlu yonde hizaya gelmesinin daha kanli-canli ve sirin bir ornegi olabilir miydi?

sekil 1a'da gordugunuz turden tesvik problemleri ve cozum yollarinin incelendigi alana kontrat teorisi deniyor. bu konuda daha once yazdigim yazilardan biri icin: tiklayin.

bu arada, kontratin uygulanabilmesi icin icerdigi tehditlerin inandirici olmasi gerektigini belirtmeden gecmeyelim. bu ornekte kardes, ailenin faturanin odenmemesi durumunda telefonun kesilmesini goze aldigina inanmis olmali ki sorun cozulmus. ilgilenenler icin arsivde, inandirici olmayan tehditler, zaman tutarsizligi ve saire uzerine de birkac yazi mevcut.