20 Aralık 2008 Cumartesi

Stratejik Düşünme ve Düşünmeme

dun kitapligimdaki bir kitabi karistiriyordum. ilginc bir anekdotu aktarmak istedim. ama once biraz kitaptan bahsedeyim. kitabin adi, thinking strategically (turkcesi stratejik dusunme). avinash dixit ve barry nalebuff tarafindan yazilan bu kitap, oyun teorisinin uygulamalari konusunda piyasadaki en iyilerden. kitap, is dunyasi, politika ve gundelik hayattaki rekabetci ortamda, insanlarin stratejik davranislari anlayabilmeleri ve stratejik dusunebilmeyi ogrenmeleri icin yazilmis. cok guzel bir kitaptir. biraz ilginiz varsa, mutlaka alin okuyun.

yalniz bir seye dikkat etmeli. oyun teorisinin asil islevi, oyuncu dedigimiz (bu, insan, firma, ulke ya da biyolojide canlilar olabilir) aktorler arasindaki stratejik etkilesimleri incelemek. onlara bir sey ogretmek ya da bir davranis tarzini onlara dayatmak degil. hatta cogu zaman, biri bir sey ogreniyorsa, bu oyuncu degil, oyunu analiz eden teorisyendir. kitapta bununla ilgili eglenceli bir anekdota rastladim. yazarlardan nalebuff, basindan gecen bir olaydan ders cikartiyor. hikaye soyle:

iki amerikali iktisatci (biri nalebuff) bir konferans icin israil'e giderler. havaalanindan otele gitmek icin bindikleri taksinin soforu, yabanci olduklarini anlayinca bunlari kandirmak ister. "ben amerikalilari cok severim" ayagina yatar. taksimetreyi acmaz, indirimli ucret isteyecegini soyler. yolcular bu numarayi yemezler. ama bu onlarin da islerine gelir. iktisatcilar ya, kafalarini calistiriyorlar. nasil olsa gittigimiz yerde pazarlik yapariz diye dusunuyorlar. hesaplarina gore, bir defa otele ulastiktan sonra pazarlik gucu onlarda olacagi icin, sofor istediklerine yakin bir ucreti kabul edecek.

sonra otele varirlar. pazarlik baslar. bizimkiler pazarlik guclerine guvenip soforun istedigi parayi vermezler. sonra ne mi olur? soforun tepesi atar. kapilari kilitleyip gaza basar. kirmizida bile durmadan, dogru havaalanina geri... bizimkiler, daha sonra baska bir taksiyle, bu sefer taksimetre actirarak, tam da istedikleri fiyata otele donerler. tabii, uc kurus icin onca zaman kaybetmis ve kacirilma heyecani yasamis olarak...

kissadan hisse, gundelik hayatta insanlar (en azindan boyle kitaplar okumayanlar) standart oyun teorisi mantigiyla dusunmuyorlar. gurur, irrasyonel davranis ihtimali gibi faktorleri de goz onunde bulundurmak lazim. ayrica, sunu da bir kez daha goruyoruz ki, bir seyin teorisini iyi bilmek, pratiginde de iyi olmanin ne gerek ne de yeter sarti.

not: dixit ve nalebuff, kitapta bu olaydan ikinci bir sonuc daha cikartiyorlar aslinda. yolcular pazarligi taksiden indikten sonra yapsalar, pazarlik gucleri daha da kuvvetli olur, hem de bu olay yasanmazdi diyorlar. ben de nalebuff, yasadiklarindan ders almamis diyorum:)

ilgilenenler icin kitabin kunyesi su:

"thinking strategically: the competitive edge in business, politics, and everyday life" by avinash k. dixit, barry j. nalebuff, w. w. norton & company (1993).

turkcesi:

"stratejik dusunme: is, politika ve gunluk yasamin rekabetci yani", avinash k. dixit, barry j. nalebuff, sabanci univ. yayinlari, ceviren: nermin arik (2002)

10 Aralık 2008 Çarşamba

Haccın İnsan Üzerindeki Etkileri

hayir, dini icerikli bir blogda degilsiniz. bilgisayarlarinizin ayarlariyla oynamayiniz. ama bugun bahsini edecegim bilimsel calisma, baslikta okudugunuz gibi, haccin insan uzerindeki etkileri uzerine. yine hayir, bu calismayi yapanlar el-ezher universitesinin degil; harvard universitesinin mensuplari. david clingingsmith, asim ijaz khwaja ve michael kremer isimli uc arastirmaci, hacilarin tutum ve davranislarini incelemisler. peki, bunun iktisatla alakasi ne? arastirmayi yapanlar iktisatci; calisma da, yontem itibariyle, standart bir mikroekonometri calismasi.

lafi uzatmadan konuya girelim. soru basit: hacca giden insanlarin bir "y" degiskeni konusundaki tutum ve davranislari nasil degisiyor? bagimli degisken y, inanc, hosgoru, kadin-erkek iliskilerine bakis gibi seyler. etkisi arastirilan (bagimsiz) degisken ise hac. calisma 2006 senesinde pakistan'da yapilan bir anket yoluyla elde edilen verilere dayaniyor.

sonuclara gecmeden biraz yontemden bahsedeyim. zira orada ilginc bir nokta var. normalde insan boyle bir arastirma yapacagi zaman, regresyon denklemini (en basitinden) y= a+b*hac+e gibi bir sekilde yazar; ve en kucuk kareler yontemini (least squares method) kullanarak, denklemdeki a ve b katsayilarini tahmin etmeye calisir. regresyon analizinde, b'nin tahminin yansiz (unbiased) olmasi icin, hac degiskeniyle kalinti (residual) e vektoru arasinda istatistiksel bir iliski olmamasi gerekir. ama hacca giden insanlarin baska bir takim ortak ozellikleri, gitmeyenlerinkinden farkli olacagi ve bunlar da sonuclari etkileyecegi icin, aslinda hac ile diger faktorler (e) arasinda bir iliski olacaktir. o yuzden toplum icinden haci olan ve olmayanlardan olusan rastgele bir grup alip analizi yapmak, burada pek saglikli bir yontem degil. diger faktorler dedigimiz seylerin belirlenmesi ve olculerek analize dahil edilmesi de ayri bir sorun. bu yuzden, arastirmacilar farkli bir yol izliyorlar. bu farkli yolu onlerine acan da suudi arabistan'in hac vizelerine koydugu kotalar. nasil mi? soyle: suudi arabistan, her ulke icin hac mevsiminde vize kotasi koyuyor. hacca gitmek icin basvuranlarin sayisi kotayi asinca da, bunlarin ancak bir kismi hacca gidebiliyor. arastirmanin yapildigi pakistan'da da durum bu. pakistan'da vize alacaklar, bizde de oldugu gibi, kura ile belirleniyor. bundan faydalanan arastirmacilar, orneklemlerini vize basvurusu yapmis insanlar arasindan seciyorlar. basvurup vize alamayanlarla alanlar arasindaki tek fark kuranin cikmamasi olunca, yukari bahsini ettigimiz teknik sorun ortadan kalkiyor. akillica degil mi?

ekonometrik analizin detaylarini merak edenler, calismanin sonuclarinin yer aldigi makaleye bakabilirler. ben, diger okuyucular icin, cikan sonuclari ozetleyeyim. bir defa, bazi sonuclar cok bariz seyler. mesela hacca gidenler gidemeyenlere gore evsensel dini kurallara daha bagli oluyorlar; daha cok namaz kilip oruc tutuyorlar. ayrica yerel bazi adetlerden, tilsim ve saire gibi hurafelerden uzak duruyorlar. farkli mezheplerden, milletlerden muslumanlarla olan baglilik duygulari da gucleniyor falan. bunlari tahmin etmek icin ekonometri gerekmez herhalde.

cevabi pek bariz olmayan sorular da var. bunlardan bazilari, hacca giden muslumanlarin musluman olmayanlara karsi tutumlarinin nasil degistigi ile ilgili. mesela, hacilar diger dinlere karsi cephelesmeye meyilli oluyorlar mi? radikal akimlar hacda yayilma imkani buluyor olabilirler mi? bunlar gibi, kimilerinin aklini kurcalayan sorulara, ampirik bulgular hayir cevabini vermis. hatta tam tersine hacca gidenlerin diger dinlere karsi daha hosgorulu ve barisci olduklari belirtilmis. ancak hacca gidenlerin bati ulkeleri hakkindaki olumsuz dusuncelerinin arttigina iliskin, az da olsa, delil bulunmus.

ilginc bir bulgu da su: hacilar dinin devlet ve politikada daha etkin olmasini istemekle birlikte, dinin devlet tarafindan dayatilmasini daha az istiyorlarmis. makalede tum bunlar genis bicimde aciklanmis. ayrica haccin fiziksel ve duygusal etkileri, hacilarin kadin-erkek iliskilerine bakislarindaki degisimler gibi meseleler hakkinda da bulgular sunulmus.

benden tanitmasi. merak edenler icin makalenin kunyesi su:

d. clingingsmith, a. i. khwaja, m. kremer, "estimating the impact of the hajj: religion and tolerance in islam's global gathering" april 2008, hks working paper no. rwp08-022

13 Ekim 2008 Pazartesi

And the winner is...

paul krugman. pazartesi sabahini cogu iktisatci merakla bekliyordu. ve merak son buldu. nobel ekonomi odulu, ticaret ve iktisadi cografya alaninda yaptigi yenilik yaratan calismalari sebebiyle paul krugman'a gitti.

daha sonra, musait bir zamanda, daha detayli bir seyler yazarim insallah. simdilik, sicagi sicagina yazilanlardan birkac tanesine sizi yonlendireyim:

sunu nobel komitesi hazirlamis: tiklayin. marginal revolution'da tyler cowen'in yazisi da gayet kapsamli ve krugman'la ilgili baska yazilara cokca link iceriyor. yine ayni blog'da alex tabarrok, krugman'in en bilinen katkilarindan yeni ticaret teorisi (new trade theory) hakkinda bilgi vermis. ayrica, pek sicak degil ama, surada da krugman'in iktisada yaptigi katkilar uzerine kapsamli bilgi var: tiklayin. avinash dixit, krugman 1991'de john bates clark madalyasi aldiginda bunu yazmis.

21 Eylül 2008 Pazar

Frene Basma Zamanı

en tepede, basligin hemen altinda acikladigim gibi, bu blogu bir zamanlar eksi sozluk'te yazdigim iktisatla ilgili yazilari derlemek uzere kurmustum. baslica amacim, iktisat teorisi basta olmak uzere, temel iktisadi konulara genel ilgi duyan turk okuyuculara kendi dillerinde bir seyler sunmakti. (bir iktisadi kavrami turkce sayfalarda aratip kendini bu blogda bulan okuyucular, ozellikle iktisat teorisi uzerine internette turkce bir seyler bulmanin zorlugunu fark etmislerdir.) daha sonra eski yazilarin uzerine yenilerini ekledim ve blog bugune kadar geldi. bu arada ben de epey eglendim; arastirip ogrendim; akademik dunyada formel olarak incelenmekte olan iktisadi problemleri, yalin bir bicimde akademisyen olmayan kesimlere anlatabilme becerimi ilerlettim. ustelik bugun bildigim, ama bir gun unutacagim cok seyi de bir kenara kaydetmis oldum.

tabii, blog yazarligi hobi olarak, bos zamanlarimda yaptigim bir sey. dolayisiyla bloga yazdigim yazilarin sayisi ve bunlara gosterdigim ozen, diger oncelikli islerimin yogunluguna gore donemden doneme degisiyor. son zamanlarda da gerek tezim, gerek diger arastirma projelerim ve baska islerim dolayisiyla epey mesgulum. o yuzden onumuzdeki donemde bloga daha az zaman ayiracagim. canim cektikce yeni yazilar yazabilirim, ya da zaman zaman ilginc buldugum konularda kisa notlar ekleyebilirim. ancak, belirsiz bir sure boyunca, yazma sikligim azalacak, yazacagim yazilar da kisalip hafifleyecek gibi gorunuyor.

6 Eylül 2008 Cumartesi

Ceza fiyat mıdır?

bu yazida, psikolojiyle iktisadin kesisim noktasi olan, davranissal iktisat alanindaki bir calismadan bahsedecegim. bu yakindan takip ettigim alanlardan degil. ama arada ilgimi ceken seylere de rastliyorum. bugun de daha once deginmedigim bir konuda yazmak istedim. hem boylelikle, okuyuculara da farkli bir alani tanitmis olurum.

davranissal iktisat alaninda calisan arastirmacilar ne yaparlar? deneyler yoluyla, insanlarin iktisadi kararlarini anlamamiza yardimci olacak bulgular elde etmeye calisirlar. mikro modellerin varsayimlarini sorgular, daha isabetli kestirimlerde bulunacak modeller kurmamiza yardimci olacak bulgular sunarlar. yani, bir bakima mikro teorinin ince isciligini yaparlar. ayrica, elde ettikleri bulgularla tutarli teoriler uretmeye calisirlar. bu amacla, ozellikle oyun teorisinden sikca faydalanirlar.

bu kisa giristen sonra, bahsedecegim makaleye geceyim. once makalede ele alinan sorularla baslayalim: ceza uygulamak her zaman caydirici olur mu? ceza davranisin gerceklesmesini her zaman engeller ya da azaltir mi?

uri gneezy ve aldo rustichini'nin buna verdikleri cevap: hayir. bu iki arastirmaci, israil'deki kreslerde, cocuklarini krese birakan ebeveynler uzerinde bir deney yapmislar. deneyde, para cezasi uygulamanin ebeveynleri, cocuklarini kresten zamaninda almaya tesvik edip etmedigini bulmaya calismislar. (ebeveynler gec kalirlarsa, kresteki bakicilar cocuklarin baslarinda beklemek zorunda kalirlar ve evlerine gec giderler.)

arastirmanin sonuclarina gore, para cezasi uygulanmaya baslandiktan sonra, gec gelen ebeveynlerin sayisinda belirgin bir artis gorulmus. daha sonra para cezasi uygulamasi kaldirilmis, ancak gec kalmalar eski seviyesine donmemis. deneyin sonuclari bunlar.

deneyde para cezasi dusuk tutulmus. cok yuksek bir ceza konsa sonuc boyle cikmazdi. ama burada ilginc olan yuksek cezanin caydirici olmasi degil zaten. dusuk cezanin adeta gec kalmalari tesvik edici olmasi ve ceza kalktiktan sonra gec kalmalarin eski seviyesine donmemesi.

peki bu sonuclarin sebebi ne? makalede deney sonuclariyla tutarli iki teori sunulmus. birincisi, insanlarin hesapli ve bencil davrandiklari varsayimina dayaniyor. yontem oyun kuramsal. buna gore, ortada para cezasi yokken, kresle ebeveynler arasinda, "eksik kontrat" denilen, mueyyideleri tam olarak belirlenmemis bir anlasma oldugu dusunulebilir. mesela, kresteki bakici mulayim bir insan olabilecegi gibi sert biri de olabilir. her iki durumda da, ebeveynler, istisnai ve kisa sureli gec kalmalarin hos gorulebilecegini tahmin edebilirler. ancak asiriya kacildiginda, sert bakici yeter artik deyip cocugu kresten atabilir. boyle bir durumda, para cezasi vermek bakicinin yumusakligini aciga cikartabilir.

nasil mi? bakicilarin aslinda aksam evlerine zamaninda gidip kendi aileleriyle ilgilenmek istediklerini, yani daha fazla parada gozlerinin olmadigini varsayalim. o zaman sert bakici surekli ve uzun sure gec kalan insanlarin cocuklarina bakmak istemeyecektir. ceza verip cocuklara bakmaya devam etmek, ebeveynlerde bakicinin yumusak oldugu izlenimini uyandirip gec kalmalari arttirabilir. o yuzden en iyisi cocugu kresten atmaktir. ancak diger bakici, yumusak olmasi sebebiyle, cocugu atamaz. o yuzden ebeveynler bakicinin yumusak oldugunu anladiklari anda, bu bakicinin yapacagi en iyi sey, hic olmazsa cocuga fazladan baktigi zamanin karsiliginda para kazanmaktir. sonucta ceza sadece mulayim bakici tarafindan uygulanacagi icin, para cezasi uygulanmasi, bakicinin mulayim oldugu gosterecektir.

tabii, bir ebeveynin bakicinin sert mi yumusak mi oldugunu anlamasi icin, gecikmelerinin belirli bir sabir sinirini gecmesi lazim. ancak cocugun kresten atilmasi onu zor duruma sokacagi icin, ebeveyn en bastan bakicinin sabrini test etmek istemeyecektir. ancak kazara ya da baska bir sekilde o sinir asilir ve bakici para cezasi uygularsa, o zaman bakicinin yumusak oldugu anlasilir. yumusak bakicinin bu ozelligi aciga cikinca, bakici ceza uygulasa da uygulamasa da artik gec gelmelerin onune gecemez. (tabii, mazallah kazara bakicinin sert oldugunu anlamak da mumkun.)

ozetle, ilk teoriye gore, ceza uygulamasindan ebeveynler, bakicinin sabir sinirinin asildigini ama onun cocugu kresten atacak kadar guclu olmadigini cikartiyorlar. ondan sonra da gec kalmamak icin eskisi kadar ozen gostermiyorlar. daha sonra ceza kalksa dahi, bakicinin tipi aciga ciktigi icin, ebeveynlerin davranislari degismiyor.

ikinci aciklama, sosyal normlarla ilgili. o da kisaca soyle. baslangicta insanlar gec kaldiklarinda, "bakiciya ayip oluyor, evde ailesi bekler" diye dusunuyor olabilirler. ama ceza konunca, artik bakicinin cocuga fazladan bakmasini onun iyiligine baglamayabilirler. yani, gec kaliriz, parasi neyse veririz havasina girebilirler. bu teoriye gore, soz konusu olan, daha onceden piyasada alinip satilan bir meta olmayan bir seyin, bir meta haline gelmesi. boyle olunca ceza da fazladan alinan bakicilik hizmetinin fiyati gibi oluyor.

sosyal normlar, gunumuz iktisadinda bazi heterodoks ekoller disinda iktisadi analizin disinda tutuluyor. dolayisiyla bunlarin iktisadi analizi cok gelismis degil. ama bu teoriyi, farkli yontemlerle, sosyolojik acidan tartismak mumkun. makalede bu da yapilmis.

ilgilenenler icin makale su:

"A Fine is a Price", Uri Gneezy, Aldo Rustichini, The Journal of Legal Studies, vol. 29 (January 2000).

2 Ağustos 2008 Cumartesi

Rekabetçi Adalet

asagidaki yaziyi aylar once deneme 1,2,3'e yazmisim. niye buraya yazmamisim bilmiyorum. ama bir vesileyle yaziyi fark ettim. hosuma gidince buraya almaya karar verdim.

haber ny times'tan. konu amerikan yargi sisteminin orijinalliklerinden biri. daha once bu ulkedeki hukuk anlayisinin farkli bir yonunu gosteren bir haberi bu bloga tasimistim. bu seferki haber ise amerikadaki kefalet sistemi uzerinden kar eden firmalarla ilgili. bu firmalar guvenilir bulduklari saniklarin kefaletlerini, kefalet bedelinin yuzde onu gibi bir bedel karsiliginda mahkemeye oduyorlarmis. yani diyelim, mahkemeye dustunuz ve tutuksuz yargilanmak icin kefalet yatirmaniz lazim, ama paraniz yok. gidiyorsunuz bu adamlara, onlar ucret karsiligi size kefil oluyorlar. tabii, kefalet ciddi bir is. durusmalara katilmazsaniz, mahkeme parayi sirketten catir catir alir. o yuzden sirket saniklarin her daim ensesinde. onlarin mahkemelere katilmalari icin elinden geleni yapiyor. arada sivismaya calisanlari da ensesinden tutup mahkemeye getiriyor.

aslinda bu sirketler, sigorta sirketi mantigiyla calisiyorlar. riskleri iyi degerlendirmek isin puf noktasi. tabii, burada ahlaki tehlike (moral hazard) sorunu daha ciddi oldugu icin, bu sirketler bir yandan dedektiflik de yapmak zorundalar.

sistem devlete ek bir yuk getirmeden, insanlarin mahkemelere duzenli katilimini sagladigi icin oldukca etkinmis. habere gore, her seye ragmen ortadan kaybolmayi basaran insanlarin orani yuzde birin altindaymis. tabii, bir yandan da tahmin edebileceginiz gibi cokca elestiriliyormus. en ciddi elestiri, her sanik bundan yararlanamadigi icin sistemin esitsizlik yaratmasi.

dunyanin baska ulkelerinde suc olan bu faaliyetler, amerika'da uretken ve karli bir sektor yaratmis. bu da amerikan toplumunun kendi ihtiyaclari neticesinde ortaya cikmis orijinal bir kurumsal yapi iste.

1 Ağustos 2008 Cuma

Leonid Hurwicz ve Mekanizma Dizayninin Temelleri

2007'de nobel ekonomi odulunu alan uc iktisatcidan leonid hurwicz, 24 haziran'da 90 yasinda oldu. nobel odulunu hurwicz'le paylasmis olan calisma arkadasi eric maskin, hurwicz'in ardindan, ecnebilerin obituary dedigi, onun yasamini ve yaptiklarini ozetleyen bir ani yazisi yazmis. ingiliz the guardian gazetesinde yayinlanmis olan yazinin linki surada: tiklayin. ben de burada maskin'in yazisindan faydalanip iki kelam edecegim.

hurwicz, iktisat teorisine onemli katkilar yapti. ona nobel'i getiren katkisi ise mekanizma dizayni teorisini yaratmasiydi. maskin, mekanizma dizaynindan, iktisadin "tersine muhendislik" tarafi olarak bahsetmis. normalde iktisatcilar serbest piyasanin, cesitli devlet politikalarinin, reformlarin ve sairenin etkilerini incelerler. yani mesela, her sey ayni kalirken, gumruk vergilerini azaltiyoruz diyelim. bu durumda, ic piyasalarda fiyatlar, uretim ve tuketim ne olur; tuketiciler bundan ne fayda saglar; ureticiler arasinda kimlerin geliri ne kadar azalir, kimlerinki ne kadar artar; gelir dagilimi ne olur gibi sorulara yanit ararlar. kimileri de bunlardan normatif cikarimlarda bulunurlar. mekanizma dizayni teorisyenleri ise, ise tersten baslarlar. dikkate aldiklari refah kriterine gore ulasilmasi arzu edilen sonuclara, ekonomik ve politik kurumlarin uygun sekilde tasarlanmasi yoluyla, ulasilabilinir mi, bulmaya calisirlar.

maskin'in verdigi ev hayatina dair basit bir ornek, mekanizma dizayninin mantigini anlamamiza yardimci olacaktir. ufak degisiklikler yaparak ve biraz renklendirerek ele alalim: bir anne ve iki cocugunu dusunelim. anne bir kek yapiyor ve bunu iki cocugu arasinda paylastirmak istiyor. cocuklarin ikisi de ayni olcude kek seviyor ve yiyebildigi kadar yemek istiyor. anne icin onemli olan ise, cocuklarin birbirleri kiskanmamalari olsun. yani burada dikkate alinan refah kriteri, iki cocugun da diger kardesin aldigi parcayi kendi parcasina tercih etmemesi. kek geometrik bir sekle sahip ve homojen yapida ise, annenin probleminin cozumun basit. tek yapacagi keki ortadan ikiye bolmek, her cocuga bir parca vermek.

problem, ne yazik ki, her zaman bu kadar basit degil. diyelim ki, annenin kullandigi kek kalibinin sekli, bir kaza eseri bozulmus olsun. o yuzden kekin sekli bicimsiz ve keki esit olarak bolmek guc. (kekin malzemesi, mesela icindeki kuru uzumler, orantisiz dagilmis da olabilir.) bu durumda, anne keki bolmek istediginde, cocuklar kendi dilimlerini diger kardesinkinden kucuk gorup mizmizlanabilirler. dahasi, cocuga sorsan, dilimi buyuk de olsa, bana kucuk dilim dustu der. boylelikle hem elindeki keki korur, hem de biraz daha kek kopartma imkani olabilir. bu yuzden anne, cocuklarinin sozlerinden, onlarin dilimleri gercekten kucuk gorup gormediklerini anlayamaz. cocuklarini dinlemese, keki kafasina gore kesse, bu sefer belki bir cocuk gercekten kendine kucuk dilim dustugunu dusunur, gonlu olmaz. isin icinden nasil cikmali?

soyle bir yol, annenin derdine derman olabilir: anne cocuklardan birinin eline bicagi verir ve keki kestirir. iki dilim arasindan birini secme hakkini ise diger cocuga verir. bu durumda, keki kesen cocuk icin, keki esit kesmekten baska care yoktur. bir parca digerinden daha buyuk olursa, o parcayi kardesi alir ve kendisine kucuk parca kalir. bu yuzden cocuk keki esit keser, iki parcadan hangisi ona kalirsa kalsin onun icin farketmez. diger kardes de iki parcadan istedigini alir. kardesinin payinda gozu kalmaz. herkesin gonlu olur.

bu basit problemde ne goruyoruz? mekanizma tasarimcisi (burada anne) hedefine (cocuklarin birbirini kiskanmamasina) ulasmak icin gerekli onemli bir bilgiyi (cocuklarin kek dilimlerini nasil gordugunu) bilmiyor. oyuncular (burada cocuklar), islerine gelmedigi icin bu bilgiyi durustce aciklamiyorlar. buna karsi, tasarimci bir yol (mekanizma) buluyor ve bu yol amacina ulasmasi icin gerekli bilgiyi aciga cikartiyor. kendi cikarlari dogrultusunda hareket eden oyuncularin, sonucta tasarimcinin istedigi yere tipis tipis gelmelerine ingilizce'de incentive compatibility, turkce'de tesvik uyumluluk, deniyor.

iste bu mantigi olusturan ve temel kavramlari ortaya koyan insan leonid hurwicz. hurwicz bu teoriyi, zamaninda von hayek'in, merkezi planlama yoluyla kaynaklarin verimli dagilimina ulasilabilecegini one suren lange'ye yonelttigi elestirileri dikkate alarak yaratmis.

yazi uzadi. mekanizma dizayninin iktisadi uygulamalari uzerine yazmayi bir baska yaziya birakiyorum. hurwicz'in mesleki kariyeri uzerine bilgilenmek isteyenleri de maskin'in yazisina havale ediyorum.

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Kurtlar Vadisinde Bir Koyun

yahoo answers diye bir yahoo hizmeti var. meraklilar kafalarina takilan sorulari soruyor; bir bilen (ya da bilmeyen) birileri de bunlari yanitliyor. bir sure once google'da bir sey arastirirken dikkatimi cekmisti. sonra baktim, ekonomiyle ilgili bir bolum de var. meraklilar kadar, tembel ogrenciler de takiliyorlar buraya. odev sorularini yaziyorlar, biri cevabi hazir versin diye. en iyi cevabi verene de on puan veriyorlar. tabii puanlama laf olsun diye, gercek bir getirisi yok. orada bir oyun teorisi sorusuna denk geldim. soru hosuma gitti, cevapladim. puanlarimi da aldim, basim goge erdi.

soru bir masalla basliyor: bir vadide bir koyun ve N tane kurt yasarmis (N>1). kurtlar kurt gibi acmis ve her biri bir koyunu yutabilirmis. yani koyunun vaziyeti vahimmis. ama bir umut da varmis. masal bu ya, bu vadide koyun yiyen bir kurt lanetlenir, kendisi de koyuna donusurmus. hicbir kurdun koyun olmaktan gocundugu falan yokmus. ama koyun olduktan sonra, diger kurtlarin insafina kalirmis ya kaderleri, ondan hoslanmazlarmis. kisacasi, her bir kurdun gozu koyunu yutmaktaymis. ancak sonucta av olacaklarsa da ac kalmayi tercih ederlermis. soru da su: bu vadide koyunun akibeti ne olur?

cozume gecmeden once, kurtlari n=1,2,...,N diye siralayip sirayla koyunu yemek isteyip istemediklerini sordugumuzu varsayalim. siradaki kurt koyunu yemek istemezse, sira bir sonrakine gecsin. kurt koyunu yerse, kendi koyuna donussun; siradaki kurt 1 numara olacak sekilde diger tum kurtlar yeniden siralansin ve oyun devam etsin. oyun, vadide tek bir kurt kalana kadar devam etsin. bir de unutmadan, standart oyun teorisi varsayimlari burada da gecerli. oyuncularimiz olan kurtlar acayip akilli ve bencil hayvanlar. bunu herkes biliyor. falan filan iste... (bu varsayimlari daha once bir korsan sorusu uzerinde tartismistik: tiklayin.)

cozume sondan baslayalim. diyelim ki, N=2. yani iki kurt bir koyun var vadide. bu durumda, hicbir kurt koyunu yemek istemez. cunku, o zaman kendi koyuna donusur ve diger kurt onu afiyetle yer. bu durumda koyun kurtulur.

N=3 ise durum degisir. zira, kurtlardan biri koyunu yeyip kendi koyuna donusse bile, kalan 2 kurt birbirlerinin korkusundan ona dokunamazlar. dolayisiyla, bu durumda uc kurttan siradaki, koyunu yer.

N=4 iken, tahmin etmissinizdir, kimse koyunu yemek istemez; cunku o durumda, bir sonraki kurt onun yemek icin hazir bekliyor olacaktir.

bu, N=5,6, 7... icin boyle devam eder. dolayisiyla vadideki kurt sayisi cift ise koyun mutlu mesut yasar gider; tek ise de hakkin rahmetine kavusur. evet, cevabimiz bu. bu oyunun varyasyonlarini dusunmeyi ve alternatif cozumler uretmeyi de siz okurlara birakiyorum.

10 Temmuz 2008 Perşembe

Çok Eşliliğin Fizibilitesi Ve Sairesi

ekonomiturk'te ekonomix zaman yoklugundan yazamamis, ben yazayim. murat cokgezen, inancla ilgili konulara mantiksal aciklamalar getirmenin anlamsiz olduguna iliskin bir yazi yazmis. orada, ilginc bir soru ortaya atmis: "...birisi de çıkıp ‘İslam 4 eşle evliliğe izin veriyor. Kadınlar ve erkeklerin sayısı da yaklaşık olarak eşit olduğuna göre bu her 4 erkekten üçünün evlenecek bir kadın bulamaması anlamına geliyor. Yani, İslam homoseksüelliği teşvik ediyor’ dese ne olacak?".

beni inanc-mantik iliskisinden cok, cok eslilik uygulamasinin insanlarin tercihlerini nasil yonlendirecegi sorusu cezbetti. bir defa sunu soyleyeyim. toplumda kadin ve erkek sayisi esit, o yuzden bir erkek iki kadinla evlenirse, baska bir erkek essiz kalir mantigi hatali. bu, insanlarin ayni yastaki eslerle evlenecekleri varsayimina dayaniyor. oysa ki erkekler kendilerinden yasca kucuk kadinlarla evlenirlerse ve nufus da artiyorsa, hicbir erkegi acikta birakmadan cok esli bir toplumsal duzeni surdurmek mumkun. bir ornekle gosterelim:

bir ulkede nufus artis hizi, yillik %5 olsun ve her sene esit sayida kadin ve erkek dunyaya gelsin. 1980 yilinda 100.000 erkek ve 100.000 kadin dogmus olsun. nufus artis hizi sabit olduguna gore, basit bir excel hesabi gosterecektir ki, 1964 yilinda 45.811 erkek ve bir o kadar kadin; 1988 yilinda da 147.746 erkek ve ayni sayida kadin dunyaya gelmis olmalidir. bu hesap gosteriyor ki, 1988 yilinda dogan kadinlar, 1980 yilinda dogan erkeklerle evlenirlerse; 1964 yilinda dogan erkeklerin hepsi 1988 dogumlu kadinlarla ikinci (ve hatta kimisi ucuncu) evliliklerini yapabilirler.

demek ki kadin-erkek arasindaki yas farki ve nufus artis orani yeterince yuksekse, ortada bir fizibilite sorunu olmuyor. bu hesaba daha, kadinlarin ortalamada erkeklerden daha uzun yasamasini da katabilirsiniz. kadin, kocasi oldukten sonra ikinci evliligini de pek ala yapabilir. yasli bir adamla evlenip genc yasta dul kalan kadinlari da katinca, erkekler icin secenekler cogaliyor. (gecen gun feminist egilimleri olan iki arkadasimla konusuyordum. kadinlarin nufus artisinin, erkeklerinkinden daha yuksek oldugunu soyleyip yakiniyorlardi. gelecekte olusacak bir nufus dengesizliginin, kadinlar arasindaki rekabeti arttirip erkeklere avantaj saglayacagindan dem vurdular. ben lafa fazla girmemeyi tercih ettim. neyse, konumuza donelim...)

yukaridaki basit ornekte, yas farkini ve nufus artis hizini sabit aldik. oysa ki bunlar, kadin ve erkeklerin evlilik taleplerinden ve daha pek cok seyden etkilenecektir. en basitinden, belirli bir maddi birikimi olan erkeklerin evlenmeleri daha kolay olacagindan, genc erkeklerin para biriktirene kadar beklemeleri ya da yasca daha kucuk kadinlarla evlenmek istemeleri soz konusu olabilir. bu yuzden orta yasli erkeklerin ikinci ese olan talebindeki artis, kari-koca arasindaki yas farkini arttirir. ayrica kizlarin erken yasta evlenmelerine yol acabilir.

dahasi baslik parasi gibi bir gelenek de varsa, cok esliligin yarattigi talep baslik parasini arttiracagindan, kiz cocuklarindan maddi gelir elde eden aileler, daha cok cocuk yapmaya tesvik edilirler. peki bu nufus artisini belirgin bicimde etkiler mi? insanlar cok cesitli sebeplerden cocuk sahibi olurlar. maddiyat onemliyse neden olmasin? mesela, sahra-alti afrikasinda cok esliligin kalkinmayi olumsuz etkiledigine iliskin bilimsel bir makaleden daha once bahsetmistim: tiklayin.

peki nufus artis orani sabitse, kari-koca arasindaki yas farkinin buyumesinin onunde (evlilikte yuksek yas siniri, gelenek ve gorenekler gibi) engeller varsa, evlenmek genc erkekler icin (yine gelenekler sebebiyle olabilir) cok masrafliysa? o zaman, birikimi olmayan genclerin ne yapacagini tahmin etmek guc.

7 Haziran 2008 Cumartesi

Bir Olasılık Sorusu

ortaokul ucuncu siniftaydim sanirim. olasilik hesabini ilk ogrendigimiz zamanlar. arka siramda, simdilerde stanford'da muhendislik doktorasi yapan, matematige cok merakli bir arkadasim otururdu. kiz bos zamanlarinda tubitak'in bilim kitaplarini falan okurdu. bir gun, bir yerde okudugu, ilginc bir olasilik sorusunu bize sormustu. bugun internette bir yerde, soruya yine rast geldim.

soru soyle: bir yarisma programinda (ki galiba boyle bir program bir zamanlar gercekten varmis) yarismacilar uc kapidan birini seciyorlarmis. bir kapinin ardinda araba, digerlerinin ardinda ise iki keci varmis. yarismaci secimini yaptiktan sonra, diyelim ki yarismaci a kapisini secsin, hangi kapinin ardinda araba oldugunu bilen sunucu ona bir sans daha veriyormus. ardinda keci olan kapilardan birini, diyelim ki b kapisini, acip iceride araba olmadigini gosteriyormus. sonra da yarismaciya tercihini degistirmek, yani c'yi secmek, isteyip istemedigini soruyormus. bu durumda, yarismaci tercihini degistirirse, yani c'yi secerse, arabayi kazanma olasiligi nedir? degistirmezse, yani a'yi secerse kazanma olasiligi nedir?

cevabi yorum bolumune yazacagim ki, dusunup cevabi kendi bulmak isteyen okurlarimizin gozu kaymasin.